Çalışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çalışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2022 Cumartesi

Hayal, Hedef Ve Çaba - Network'e Dair #2


Nisan 2022'de "Network Nedir ve Neden Network Marketing?" alt başlıkları ile "Network Benim İşim" diyerek yazmaya başladığım yazı dizime; bugün "Hayal, Hedef Ve Çaba" Kelimeleri ile devam ediyorum. Zira bu üçlünün yapmak istediklerimizin yolunda çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. =) 

Yazımın devamında sizleri Dr. Clinic Altınbaşak Ekibi ve de Gül Ekibi ile tanıştıracağım. İyi okumalar dilerim... :)


Son 2 senede çok net bir olgu gördüm; 

Network Marketing sektöründe başarıya ulaşanların "hayalleri için hedefleri ve hedeflerine ulaşabilmeleri için de çabaları var". 

Eksiksiz her bir iş için böyle aslında. Hayaller için çalışıyoruz bu dünyada ve başarıya ulaşmanın bir denklemi varsa eğer, benim gözümde o denklem budur. Başarının kendi emeğiniz ve planlarınıza bağlı kılındığı bu sektörde ise üstte bahsettiğim üç etmene daha fazla ihtiyacımız var...

Şansa kadere başarıya ulaşmak derseniz, çok nadir yaşanan ve uzun süre o başarıda kalınamayacağını da net olarak gördüğümüz bir durum derim. Çünkü şans ve kaderinizin de düzgün ilerleyebilmesi için gayret olmalıdır. Şu söz unutulmasın; 

"Kader gayrete aşıktır!" :)


Evden iş dediğimizde, bize hep "az çalışıp çok kazandığımız" düşünülerek bakılıyor. Oysa daha rahat şartlarda, çalışma düzenimizi hayatımıza göre şekillendirerek çalışmak bizimkisi... İşimiz her yerde, hayatımız daha keyifli ve esasında daha da düzenli. Ama bazen de yoğun çalışma dönemlerinde de tatlı bir düzensizlik içinde... :) Bu iş sayesinde işimiz hem satış, hem insanlarla ilişki kurmak. Zamanımız hem her an eğitim hem de her an kutlama tadında geçebiliyor. 

İşte tüm bunlar, içinde bulunduğum sektörde, benim doğru ekipte ve doğru şirkette olmam sayesinde parmaklarımdan yazı olarak dökülüyor... (: Şükürler olsun dedirtmeye Dr. Clinic son 7 aydır devam ediyor... :)


Konumuzun bu noktasında başarı konusunu da konuşmak istiyorum sizinle;

Yorumlarda bana kendi başarı tanımınızı yazabilir misiniz? Bu yazımızın fikirleşme konusu "başarı nedir?" üzerine olsun...


Hedef, Hayal Ve Çaba Var; Peki Başarı Nedir?


Benim için başarı konusuna gelirsek, tek bir tanımlamadan ibaret değil. Ben 2 sene içinde gördüm ki, benim için bile başarı değişkenmiş... 

İki sene önce ilk bu işe başladığımda, başarı benim için satış yapabilmekti mesela; satışı öğrenebilmek ve onun için kendimi geliştirmeyi başarmaktı... 1 sene önce başarı tanımım, bir ekip kurup liderimin olabilmesi oldu. Ekibime de kendime de değer katmak da başarıydı, kendi ayaklarım üzerinde durabilmek de... Şimdi ekibimde liderlerim var ve başarı kavramım ise bambaşka. Başarı demek benim için çok satmaktan öteye, değer katmak ve de özgüvenimi arttırmak da oldu; sadece işten öte hayata karıştığım her an benim için bir başarı simgesi artık...

Düşünün ki hep kendinizi "ben satış yapamam" diye düşünüyorsunuz. Ki ben öyle yapıyordum. Benim için başarı "satış yapmayı öğrenmek ve de satış yapmaktı" o andan itibaren işte. Denemeden tam anlamıyla, son 1 seneye kadar, bana ne hissettirdiğini bilemedim. Para kazanabilmek başarı idi, şu son 2 senedir bu başarıyı gerek aktif gerekse de kısa molalarla sürdürebiliyorum şükür ki... 


Zamanla gördüm ki "para kazanmak sandığımız başarının arkasında" da gizli nedenler var, başlıcaları en duygusal ihtiyaçlarımız haline gelen konulardan oluşuyor. Mesela kimi için evine veya çocuğuna kendi emeğiyle kazandığı parayla küçük bir eşya almak oluyor. Arkasında çalışma gerekliliği var. Kimi için ailesinden eşinden beklemeden istediği bir şeyi kendine alabilme düşüncesi oluyor. Bunun da arkasında, benim eksikliğini hissettiğim cinste bir öz değer eksikliği var... Hepsi zaman içerisinde "Hedef, Hayal ve Çaba" üçlüsü sayesinde gerçek olabiliyormuş aslında, öğrendim ben de zamanla... :)

Kısacası bu konuda; Başarı kıstasınız hangisi olursa olsun, kendinizi geliştirmek üzerine yaptığınız yatırımlarınız hep hayatınızda olsun dilerim ki. Kendiniz adına verdiğiniz değerle kazanmanın tadı çok başka, onun tadı hiçbir şeye benzemiyor zira... :) 


Gelelim Dr. Clinic'e ve Dr. Clinic İle Network Marketing mevzusuna...



"Ailenin Olduğu Her Yerde Sevgi Vardır." 
Dr. Clinic'imizin sloganı...

Dr. Clinic "Kadına İstihdam" başlığı ve amacıyla, Kasım 2021'de Network Marketing'e adımını atmış 35 senelik bir firma... Esnaflıktan gelen, ürünleri eczanelerde ve nice e-ticaret sitelerinde satılan bu markanın, Kasım 2021'den beri girişimcileri için elinden gelen korumayı ve emeği verdiğini bizzat yaşadık yaşıyoruz şükür ki.

Bu ay tam 8. ayımıza başladık. 7 ayda çok şey öğretti, çok kişi kazandırdı ve bir o kadar da temizlik yaptırdı hayatımıza... Başarı kavramım da, emek kavramım da, hayal kavramım da çok başka anlamda değişti. Dr. Clinic ile oldu bunlar, her yeni kapı yeniliklerle dolu zira. Firmamızın yeniliklerine beraber başlamış olmak benim ve birçoğumuz için apayrı hala. Ama hiçbir zaman geç değil ki, yenilikler ve gelişmeler tüm gaz devam ediyor bu arada...

Kadına istihdam denilen bir firmada, kadını erkeği ayrılmadan emek vererek çalışıyoruz. Ne zaman başvurulursa başvurulsun, size değer veren bir marka ile çalışıyor olmak büyük şans resmen. Bizler Dr. Clinic sisteminde satarak kazanıyoruz, alarak kazanıyoruz ve sistem üzerinden ekip kurarak primler alarak kazanıyoruz. Bir de kazanma biçimimiz var ki, ekibimize kalbimizi vererek "abla, kardeş ve arkadaşlıklar" kurarak kazanıyoruz... :) 

Bizi eşsiz kılan daha çok kazandırıp adil kazancı sağlayan firmamız ve Altınbaşak ekibimizde daha deneyimli bir şekilde planlarımızı işletiyor konumunda bu firmada yer alıyor olmamız. Herkese kendi ekibi ve firması güzel gelecektir, yeter ki orayla gönül bağınızı kurun. Ancak biz gerçek anlamda önceki bir sene boyunca diğer firmamızda yer aldığımız dönemde "doğrularımız ve yanlışlarımızı hesaplayarak" bu firmaya geçtik. 

Bugünümüzde önceki firmadaki bağı bilerek gelen veya ekibimize bu firma sayesinde katılan herkesle bağımız hala aynı. Gerçek anlamda bir "güç ve sevgi var" aramızda. Sevgisi artarak katlanıyor ve saygıyı, sabrı, bağlılığı ve anlayışı barındırıyor. Bir de düzeni... Ben "Altınbaşak ekibi" içerisinde en çok düzenli ve planlı oluşumuzu seviyorum. Eğitimlerimiz ve kampanyalarımız da eşsiz, bilgilendirme ve bize değer katan takdir edişleri de... Sevdiğiniz yerde seviliyor ve değerli hissettirildiğinizi de biliyorsanız eğer, ötesi aslında çalışma seviyenize ve emek verme hevesinize kalıyor. 


Bu arada, umarım buraya kadar anlatmak istediklerim kalbinize dokunmuştur ve sizlere de değer katabilecek ekibimizi tercih edebilmenize vesile olabilirim. Hayalleriniz için ertelemeden yola çıkmayı düşünürseniz, bana ve bize yan taraftaki hesaplarımdan ulaşabilirsiniz...



Ekibimiz Altınbaşak, Bizler Gül Kızları... :)

Sıra geldi, size Altınbaşak ekibinde yer aldığımız ismimizle içinde bulunduğum alt ekibimizi de anlatmaya; bizler Gül Kızları...  (: Altınbaşak Ekibi Dr. Clinic'in kurucu ortağı olan Kadriye Altınbaşak'ın ekibi. Ekipler arasında bile inanılmaz bir birlik ve bağı olan güzel kurucu bir Dr. Clinic Ekibiyiz biz. :) Planı programı, çalışma ve de bir arada olma anlayışı kim geldiyse şu ana kadar bozulmamış ve de herkese kucak açabilmiş bir ekibiz. 

Gül Kızları ise adını duyurmaya, emin adımlarla çalışıp yerini sağlamlaştırmaya devam ediyor bu ekip içerisinde... Bir ekipte olması gereken ne varsa bizim birlikteliğimizde var, ne olmaması gerekiyorsa da "çok şükür dualı ve de sevgi dolu ekibiz ki" yerini alamıyor içimizde... Bize Kadriye Başkanımız "Gül Kızları" dedi önce, ekip müdürümüz ve "iyi ki"miz <3 Gülşah Ülkü'nün kızları olarak birbirimize tutunduğumuz için... :) Sonra ekip içerisinde "onun bunun üyesi" lafı etmeden, herkes birbirine güvenerek ve de destek halde olduğundan bu isme çok çabuk alıştık. Ekip olmanın da gerektirdiği ilk önemli kural, birlik içerisinde olabilmekse; bizim ekibimizde var şükür ki... Her birimizi bir arada tutan ve kavuşturan da, Altınbaşak Ekibi kurucusu Kadriye hanım. Ah bir diğer iyi ki'miz... <3

Bir ekipte olmaması gereken konuya gelecek olursak, bana göre bu "abartılı ast-üst ilişkisidir." Ne sen üstünden korkacak veya çalışma anlayışlarınız uymuyorsa ona tahammül edeceksin, ne de o seni önce para olarak görecek veya seni herhangi bir şey için zorlayacak ve elinde tutacak. Bir işyerinde nasıl sevgi ve anlayışla yaklaşmak var ise, orada çalışmak o kadar keyifli olur. Aynı şey bu ekiplerde olabilmeli. Bizde en çok sevdiğim özellik o ki, "kimse kimseye gereksiz stok çektirmez" ve de "işi öğretmeden boş yere hava basmalarla iş beklemez!" Çünkü biliriz ki bu sistemde bağ dediğimiz şey ve üstüne düşen kadarıyla emek veriyor olmak çok kıymetli. Üstüne güveneceksin, altının da iyi niyetle ve çabayla yaklaşımına yanıt vereceğine inanacak ve bileceksin...

İşte bu noktada doğru iletişim en önemli konum olmaya başlıyor. Karşılıklı iletişimi saygı ve de sevgi çerçevesinde kurar, kimse bir diğerine üstünlük kurmaz kimse bir diğerini yok saymaya çalışmaz ise; ekip bal şeklinde çalışır gider. (Size bu işin en büyük sırlarından birini daha verdim bu arada böylece)


Biz Gül Kızları olarak Mayıs ayından itibaren Gülşah müdürümüz ve Ayşen müdürümüzün öncülük ederek kurduğu, hep beraber geliştirmeye çalıştığımız bir web sitemiz de var artık. 

Bu Web sitemize ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. :)

Bu web sitesi hem bizim hem de sizlerin çok net bir şekilde faydalanabilmesi amacıyla kuruldu ve her bir ekip arkadaşımızın elinden geleni yaparak aktif tutulması hedeflendi. 

Sizlerden isteğim odur ki; sitemizi ziyaret edip inceleyerek, elinizden geliyorsa bizi çevrenize de tanıtabilirseniz bizler emeklerimizin karşılığını almaya devam edebiliriz. Aramıza katılmak isterseniz ücretsiz üyelik formunu doldurabilir ve dilerseniz beğeni ve önerilerinizi mail adreslerim aracılığıyla bizlere ulaştırabilirsiniz. Bu bizim sizler açısından da nasıl göründüğünü ve hangi konularda geliştirmemiz gerektiğini görmemizi sağlayabilir. =)


Bu yazıma "Hedef, Hayal Ve Çaba" diyerek başladım, ama içeriğinde "sevgi, umut ve görünür görünmez düşlerimiz" de vardı. Ben "Network'e Dair" adlı yazılarımı yazmaya burada devam edeceğim. :) Çünkü mutlu olduğum her şeyi yazmak beni daha çok motive ediyor ve paylaştıkça birilerine ilham olmak da bana mutluluğumu arttırmak olarak geri dönüyor...

Başlangıç tamam, gelişme niteliğinde bu yazımız da tamam... Bir sonraki yazımda da "Network Marketing hikayelerimizi" konuşabiliriz diye düşünüyorum. Çünkü hikayeler hayallerin alt sebeplerini oluşturuyor ve kaçıncı yazı olursa olsun, eminim ki biz hayalleri konuşmaktan ve gerçekleştirme çabamızdan vazgeçmeyeceğiz.

Hayalleriniz varsa, hedeflerinizi kendinize yol bilmeyi unutmayın. Bir yerden başlamak istiyorsanız eğer, ister web sitemizden isterseniz de sosyal medya adreslerimden bana ulaşabilirsiniz. 

Hayallerinizi alın gelin, sizlere yol olalım; hikayenizi beraber yazalım... :)

Sevgilerimle...


21 Şubat 2022 Pazartesi

Olanı Sevmek - Byron Katie #Okudum


Aylar sonra ilk okudum içerikli yazım "Olanı Sevmek" adlı kitap için. Çünkü öğretisi derin ve aslında içimize dönelim dediğimiz noktada çok mantıklı idi... Kitabı okuduğum zamanların en başında "anlayamıyorum, bunun mantık neresinde?" demiştim. Sonrasında hala birkaç küçük nokta mantıklı gelmiyor da olsa, "bu işin mantığı sadece kendine odaklanmakta" dedirtti... :)


Byron Katie sorular sorup kendimize döndürerek "sorun gördüklerimizi çözme meselesine" Çalışma adını vermiş... Çalışmayı yapan herkes kendini tanımaya girişiyor aslında. Buna öncelik verilmesini istiyor Byron Katie... Basitçe diyor ki, dışarıda neye takılıyorsan aslında o senin kendinde takıldığın bir mevzu. "Her şey başkalarıyla ilgili sanırken, ya her şeyin senden ibaret olduğunu öğrensen? Ne yapardın?"

"Sizin dışınızdaki bir şeyin size aradığınızı vermesi olanaksızdır." (Sayfa 272)

Bana bunu kavratması güç oldu işte. "Nasıl yani, o kişi beni üzdü misal; bu benim mi suçumdu?" dedim misal. Byron Katie'nin Çalışması diyor ki; "Bu kimin sorunu?" Yani beni o üzdü evet, ama benim buna takılıp kalmam onun mu sorunu. Bu benim sorunum...

Böyle düşünmeyi öğretmeye çalışıyor işte Byron Katie. Tamam üzüldüm, ama bu üzülmenin sonucunda düşüncelerimle ben onun beni üzdüğünden daha beter kendime eziyet etmiyor muyum? Olay fi tarihinde yaşandı belki, beynimde sürekli döndürüp durduğum o hikaye var ya; beni bir ömür tüketmeye bedel hale geliyor. Her birimiz durumların bundan ibaret olduğunu keşfetsek, düşünsenize nasıl olurdu dünya? Evet, bu basit tabirle halledilebilir bir durum oluyor aslında...

İtiraf etmeliyim ki, kitabın birçok yerinde çok zorlandım anlamakta. Kişiler boşuna üzülmüyor diye düşündüm. Kiminin eşi ona anlayış göstermiyor, kiminin kızı veya oğlu annesine hakettiği şekilde davranmıyor ve hayatını yokuş aşağı sürüyor. Byron Katie diyor ki, tamam ama bunu o yapıyor. Sen ona böyle davransan da değişmiyor. Haklı. Dedim. Her defasında haklı olmasa da, hep karşıdakini yargılarken aslında hiç kendi tavırlarımızı görmüyoruz değil mi?

Misal karşımdaki evet bir hata yapıyor, ben ona öfkeleniyorum ve elimden geldiğince o konuya odaklanıyorum. Onun hayatı kendince görse de görmese de zehir, peki ya ben; ben neden hayatımı zehir ederek hayatımın yükünü ağırlaştırıyorum. Kendi işimde kalmam gerektiğini bilmem gerekiyor. (Benim buna çok ihtiyacım olduğunu farkettiğim esnada, çalışmanın mantığını kavradım işte!)

Sayfa 40; KENDİ İŞİMİZDE KALMAK

" Ben evrende üç çeşit iş bulabiliyorum; benimki, sizinki ve Tanrı'nınki. (Benim için, Tanrı sözcüğü "gerçeklik" anlamına geliyor. Gerçeklik Tanrı'dır, çünkü egemen olan odur. Benim, sizin ve diğer herkesin kontrolü dışında olan her şey - ben buna Tanrı'nın işi diyorum.)

Stresimizin çoğu zihinsel olarak kendi işimize bakmamaktan kaynaklanıyor. "Senin bir işe girmen gerekiyor, ben senin mutlu olmanı istiyorum, sen dakik olmalısın, kendine daha iyi bakmalısın," diye düşündüğümde sizin işinize karışmış oluyorum. Deprem, sel, savaş gibi konularda ve ne zaman öleceğim konusunda endişe duyunca, Tanrı'nın işine burnumu sokmuş oluyorum. Zihinsel olarak sizin veya Tanrı'nın işine karışınca, bunun etkisi kopuk oluyor. Ben bunun farkına 1986'nın başlarında vardım. Örneğin "Annem beni anlamalı," şeklinde bir düşünceyle zihinsel olarak annemin işine karıştığımda, anında yalnızlık hissine kapılıyordum. Böylelikle anladım ki yaşamımda kendimi ne zaman incinmiş ya da yalnız hissetsem, başkalarının işine burnumu sokmuştum."



Sayfa 68; Herkes, sizin kendinizin-kendi düşüncelerinizin, size geri dönen ayna yansımasıdır.


Çok sarsıcı ve kabullenmesi çok güç geldi bana. Nasıl yani, ben birini çok öfkeli buluyor ve onun öfkesini sonlandırmasını istiyorsam; "aslında kendi öfkemi mi bitirmek istiyorum?" dedirtmeliymiş bu durum bana.

Evet, Byron Katie tam olarak bunun olmasını istiyor. Komşunu Yargıla diyor bu konuya, sonra da tersine çevir... Ben benim için ne doğru veya değil bunu kabullenmek için uğraş vermeliymişim. Bundan ötesine karıştıkça hayatımı hikayelere ve düşüncelere teslim ederek karmaşık hale sokuyormuşum! 


Düşününce hiç de mantıksız gelmiyor. Peki neden, diye sorarsanız; size bir örnek vereceğim hayatımdan...


Sene 2022. 10 senedir es geçmeden her hafta, her ay ve her yıl düşündüğüm bir mevzu var. Ben hayatım boyunca birine, sadece birine çoook kırıldım. Yaptığını bugün olmuş sorguluyorum, çünkü yaptığım her şeyi çok haklı sebeplere dayandırarak pişman olduğumu hissediyorum.. Kitabı okuyana kadar hala "o beni kırdı." diye bakıyordum olaya. 

- Çünkü; "O beni kırdı" ve "O bana yalan söyledi." 

- Çünkü, "O bana güven verdi." 

- Ben onun tüm bunları kabul etmesini istiyorum.

- Ben onun bir daha kimseyi ben kadar hayal kırıklığına uğratmamasını istiyorum. 


Ama şimdi bu yazı içerisinde bu verilerin tersine çevirmelerini yaparak Çalışmayı uygulamaya çalışacağım...


O Beni Kırdı, O Bana Yalan Söyledi...

= İlk Soru şuydu: Bu Doğru Mu? = 

"Ben kendimi kırdım.", "Ben kendime yalan söyledim!" Bu doğru mu? Bilemiyorum. Belki ben ona izin verdim ve o da kendine biçilen rolü oynadı, olay bitti gitti. Şimdi doğruya doğru, onun bu durumlardan haberi olmadığını tahmin edebiliyorum. Onun yalan söylemesi kimin sorunuydu? Benim olmadığı kesin değil mi? O zaman ben önce bunu kabullenmeliyim. Suç değildi, herkes yapabilirdi ama ben bu rolü ona biçtim. Aslında yaşanan olay bundan tam 11-12 sene önceydi ama ben hala yaşatmaya devam ediyorum bu durumu, döndürüp duruyorum zihnimde...


"O Bana Güven Verdi."

= İkinci Soru şuydu: Bunun Doğru Olduğunu Bilebilir Misin? =

"O bana güven verdi." Tersine çevirelim, "Ben ona güven verdim." Bunu yorumlaması çok zor, bunun doğru olduğunu bilebilir miyim? = Hayır. Peki neden bende suç duygusu yaratıyor bu durum? Kitapta "Acı duymak iyidir. Acı aklının karıştığının, bir yalanı yaşadığının işareti.." diyordu... Olanı Sevmek kitabındaki kişiler açısından bakınca çok saçmaydı, bu durum da. Ama şimdi anlayabiliyorum. Ben ona o kadar güven verdim ki, bunu yapsa da sorun olmayacağını mı düşündü acaba? Yani yalan söylesem de, o bana inanır mı dedi. Yargılamadan sonra kendimize odaklanıyorduk değil mi? Ben ona güven verdim, güvenmeliydim ya da güven vermemeliydim değil mesele. Bunun gerçeği, yaşandı bitti.


Üçüncü Soru şuydu; "Bunu düşündüğünde sen nasıl tepki veriyorsun?" 

-- Öfkeleniyorum, kendime küsüyorum ve tavırlarımı çok ama çok saçma buluyorum! Ben bu değilim ve bu olmak istemiyorum diyorum. Kendimle savaşıyor gibi hissediyorum...

"Ben onun tüm bunları kabul etmesini istiyorum." cümlesine gelince. "Ben tüm bunları kabul etmek istiyorum." 

Bu söylem yanlış değil, içten içe kabullenmek istiyorum. Tevekkül diyorlar hani, bu da öyle bir mevzu... Ben kabul edip bu durumları bitirmek istiyorum. Kabul edene kadar döne döne yazabilirim aslında. Cidden, neden kabul edemiyorum bilmiyorum. Ama şimdi bizzat hiçbir yerde değil, çalışmayı kendi üzerimden bloğumda yapıyorum; bu da gayet istekli olduğumun göstergesi değil mi... 

Dördüncü soru şuydu; "Bu düşünce olmasa sen kim olurdun?" 

-- Bence bu düşünce olmasa ben daha az alıngan ve güven problemi olmayan biri olurdum. Kafamda birilerini tartmak zorunda kalmadan düşüncelerime saplanıp üzgün hissetmezdim... Kendime bu kadar kızmazdım, kendimi yer yer bu kadar üzmezdim de!


"Ben onun bir daha kimseyi ben kadar hayal kırıklığına uğratmamasını istiyorum." tersine çevirirsek, "Bir daha kimseyi hayal kırıklığına uğratmayı istemiyorum." Sanırım doğru, artık o bir şey yapamaz ama ben bir şeyler yapıp bu korkuyu büyütmekten vazgeçebilirim...


Bu doğru mu? -Doğru. Bunun Doğru olduğunu bilebilir miyim? - Hayır. Bunu düşündüğümde nasıl tepki veriyorum? -Kaygılı oluyorum. Bu düşünce ve düşünceler olmasa ben kim olurdun? -Ben ben olurdum. Aslında tüm bunlar evet onun sorumluluğunda idi ama ben odaklanıyor gibiyim hala...


Sayfa 155; Beni kimse incitemez – bu benim kendi işim.

Sayfa 172; Gerçekle kavga edersen kaybedersin.


Yani Çalışma diyor ki, sorun gördüğün her şeyi tersine çevir ve sorularını sor. Soruları her yargılamana sormayı ihmal etme diyor aslında. Ben bloğumda düzgün şekilde yer vermek istediğim için uzatmamak adına birer birer sordum ama kendi adıma daha derin çalışmasını yapacağım bu yargılamalarımın... 

Çalışma ile Byron Katie şöyle diyor, kendi anlatımım ve anladığımla anlatıyorum; Sen kendinden sorumlusun bu hayatta, başkalarının işine karışma. Başarı yolunda da, ailen ve arkadaşların ile ilişkilerinde de, üzüldüğün dert ettiğin düşüncelerin ve hikayelerinde de tek sorumlu ve sorunlu sensin. Kendindeki sorunları düşünmeli ve ötesine karışmamalısın. Misal "Ortada bir hikâye yoksa nerede olursak olalım başarılı oluruz." diyor kitapta. Başarıyı da başarısızlığı da biz oluşturuyoruz diyor... Neye odaklanırsak onu büyütüyoruz aslında. Kendimize odaklanır sorunlarımızı çözer isek de, mutluluğumuzu büyütebiliriz mesela...

Benim kitaptan anladıklarım işte bunlar... Aslında dünya üzerindeki şiddet, savaş, taciz ve tecavüz konularına da değiniyor. Kendi içinde çözümleri belki bir nebze doğrudur. Şiddet ve taciz konusundaki çözümleme mevzularına doğru açıdan bakamadım ben mesela. Çünkü kişilere "düşün bakalım, sen taciz edilmedin taciz ettin" denilmesi ne kadar doğru? Şiddet ve taciz meselesini elbette içimde büyütmeden bitireyim, ama karşıdaki mağduriyeti oluşturan kötü kişiliği anlamaya çalışmak travmayı yaşayan biri için daha zor değil mi? Tamam anlıyorum: Çalışma aslında diyor ki, bak burada da anlaman gereken bu. O bir kötülük yaptı sen de onun gibi olma, kendin için bitir bundan sonrasını aklında ve de kalbinde. Hikayelerine bir son ver, diyor. Ama bence çok acılı. Acı yaşanıyorsa iyi ve de etkili dese bile, o bölümleri okurken çok zorlandım ben açıkçası!! :( 

Taciz şiddet ve tecavüz olaylarında ve de savaş tarzındaki sıkıntıları çözmekte Neuroformat'ın çözümleme terapilerini daha doğru buluyorum doğrusu. O acı yaşanmalı, o acıyla yüzleşilmeli, yapılan durumun yaşandığı, acı çekildiği ve bünyemize zarar verdiği kabullenilmeli. Ama artık onun geçip gittiğini anlamalı zihin ve beden... Çalışma bunu bana kalırsa çok acılı yönden yapıyor. Her ne kadar bu acı çekmenin çözümlenme olduğunu söylese de kendince... 

Neuroformat ile ilgili yazdığım buradaki yazımı da okumanızı çok isterim, ben kendimi çok ciddi anlamda çözümlediğim bir dönem yaşamıştım pandemide. Barış Muslu'nun instagram canlı yayın ve youtube videolarından sebeple... :) Hala instagram canlı yayınlarına aktif şekilde devam ediyor Barış Muslu... İnstagram sayfasına buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.



Ben düşünüyorum ki, benim bu şekil içimde biriktirdiğim düşüncelerimi silmek için çok büyük yardımcım olabilir. Ben kabul ediyorum, şu üstte yaptığım çalışma bile üstte cevapladığım kadarını bana kavrattı. 

 
Son olarak şu iki alıntıyı paylaşacağım, bu kitabı okumak ve de çalışmayı denemek isterseniz (hayatınızdaki her türlü sorun, problem ve sıkıntı için) bu cümleler de Çalışmanın mantığını anlatacaktır sizlere..

1.) "Adalet ile huzur aynı şey değil. Ben adalete aldırmıyorum. Ben senin özgürlüğün ile ilgileniyorum, seni serbest kılacak olan içindeki gerçekle. Esas adalet odur." (Sayfa 173)


2.) "Huzurun aktif bir hal olmadığı fikrini her kim yaydıysa o kişi huzurlu olmayı benim anladığım anlamıyla yaşamamıştır. Ben hiç öfke duymadan harekete geçebiliyorum. Gerçek bizi özgür kılar, özgürlük ise harekete geçirir.

Bir hikaye, bir düşman olmayınca eylem kendiliğinden oluşur, üstelik açıkseçik ve sonsuz merhametli olur." (Sayfa 190)


Kişisel Gelişim alanında okuduğum iyileştirici kitaplar listeme aldığım bir kitap artık Olanı Sevmek... Çok sevdiğim radyo programcısı Onur Yar abim Youtube kanalında bir akşam programında bahsetmişti bu kitaptan ve yaklaşık 5 yıldır okuma listemde idi... Okundu ve başucu kitaplar listeme alındı kendisi. Listemde bulunan diğer kitaplara gelince; Barış Muslu'nun Beynine Format At, Can Aydoğmuş'un Düşle İnan Yaşa kitapları var. =)


Şimdilik benden bu yazıda bu kadar. Çalışmayı ben sevdim, isterim ki siz de açın okuyun ve kendinize dönün. Zira "beni kimse incitemez - bu benim kendi işim." (;


Okuduğunuz için teşekkürlerimle, yorumlarda görüşebilmeyi çok isterim... :) 

Sevgilerimle...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...