Yıllar Geçerken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yıllar Geçerken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2020 Perşembe

Biraz Zor Biraz Kolay - Egzersiz Günlüğüm #7


Benim bir zamanlar daha sık yazabildiğimi düşündüğüm "Egzersiz Günlüğüm" yazılarım vardı. Bu yazıyı yazmak üzere karar verdiğimde, "o yazı dizimin bir parçası" diyebildiğim için baktım da; Gördüm ki çok da sık yazamıyormuşum, yine bir sene dolmak üzereymiş yazmayalı bu seriye. :)

Bu bahsettiklerime rağmen, egzersiz düzenlerimden ve kendimce sağlığım için yaptıklarımdan bahsettiğim yazılarım da oldu; pandemi döneminde zorlandığımdan ve de garip hissiyatlar içinde dolup taştığım yazılarım da... Bu yazım öncesinde o konuların yoğun olduğu yazılarımı burada ve de burada bulabileceğinizi bildirmek isterim... :))

Normalleşmeyle beraber gidişatlar biraz zor ilerler olmuştu hayatımızda, ama şu sıra hayatımıza biraz da kolaylıklarla dolu gelişmeler eklenmeye başladı. O yüzden zorlanıyorum ama ödüllendiriliyorum da gibi hissediyorum şimdi. Başlığımı kötü ruh hali gibi düşünmeyin, siyah beyaz bütün halde ilerliyoruz bu ara; griye doğru... ;) İyi okumalar...



Fizik tedaviyi yıllar geçerken ve ben büyümeyi anlamlandırabilirken sevmeye başladım. Bu sevmeye başlayış 2007'den itibaren başladı... Bu sevmeye başladığım sıralarda, hareket kabiliyetim hat safhada iyi iken tek başıma hareket yapmayı sevemiyordum da aslında. Düşünün o zaman diliminde üstelik.. Şimdi o günlere kıyasla daha az hareket kabiliyetim var, ama ben kendi başıma hareket etmeyi ve bu durumlarda netlikle uğraşlar verirken kendimi keşfetmeyi çok seviyorum. Üstteki selfilerim, fizyoterapistimi beklerken evdeki yer yatağımızda kendi hareketlerimi yaptıktan ve de halihazırda kas hareketliliğimi sınadıktan sonra çektiğim fotoğraflar. Bu şu demek, yapmakta zorunlu olduğumuzu farkettiğimiz şeyleri sevmenin yollarını bulmamız gerek; ama zor ama kolay yoldan... :)

Salı günü fizyoterapistim bana "geliyorum" yazdıktan sonra lavabo ihtiyacımı karşılayıp babamın beni yer yatağımıza yatırmasıyla beraber fizik tedavi öncesi neler yapabiliyorum diye bakmak için fırsat buldum. O gün fizyoterapistim biraz geç kalmıştı ve bana bir kez daha fırsat doğmuştu... 

Pandemi döneminin sonrasında yeni normalleşme kapsamında başladığımız fizik tedavilere başladık başlayalı mutluyum aslında ama şu kasılmalar (diz arkası kas kasılmalarım sebepli gerdirmelerimde zorlanmalarımız), haftalardır kafamı kurcalamaya devam ediyordu. Üstteki bahsettiğim yazılarda da dediğim gibi; birçok şeyi takmamaya uğraşıyorsam bile, son 6 ayda, bir o kadar da zaman zaman takıyordum istemsiz işte. Şu sıra bazı kas gruplarımın hareketliliğini arttırabildiğim ölçüde, daha mutlu oluyorum yine... 

Alt fotoğraftan itibaren neler yapabilmeye başladığımdan da bahsedeceğim ama üstteki bulunduğum durumla mutlu olabiliyor olmamdan bahsedelim önce; hareket kabiliyetini geliştirebilmek büyük tatmin benim için çünkü... 

Düşünün ki size en başında, "yapacağınız her şey çok zor olacak ve de çoğu zaman imkansız" dedikleri şeyleri yaparsınız ya; benimki de öyle bir his. Bir Kas Erimesi hastası olarak, bizim gelişme katedebildiğimiz noktalar mucizelerin yeryüzüne inip görünür olması gibi bir şey. Ciddiyim abartmıyorum; Kas Erimesi hastalığına sahipseniz, sağlıklı kasları oluşturan iç mekanizmanız yok demektir çünkü. Bir araba düşünün, içinde motor aksamı yok, öyle! Böyle bir bedende sürekli hareket etmek zorundasınız ama kasları yorup da onlara zarar vermemeyi de unutmamanız şartıyla. Yani yorgunluk yasak, hareket gerekli; kaslar çok az acımalı, ki hareketin o kası geliştirdiği anlaşılsın. Ama bir o kadar da acıları tutarlı şekilde hayatınızda tutabilmek için aşırıya kaçmamayı düşünerek "sabrınız var olmalı içinizde"... Evet, beni yeni normalleşme ile başladığımız egzersizlerle düşündüren olgu tam da buydu. "Bir an önce olsun istiyorum, sabredemiyorum, bu acılar ağrılar bana çok geliyor, alacağımız daha çok yol var ama benim canım çok yanıyor." 


İşte Kas Erimesi böyle bir hastalık, kontrollü olmalı ve kaybettiğimiz her kas grubunun kabiliyeti için bir öncekinden de sabırlı olmalıyız... :)

Üstteki fotoğraflarımdaki mutluluklarım, fizik tedavilerimi sevmeyi öğrendiğimden ve bana olan faydalarını kavradığımdan ötürü işte. İyi ki farkındalık diye bir olgu var şu hayatta. Şayet bana nasıl iyi geldiğini kavrayamasa idim, işim daha zor olurdu. Şu şartlar altında da, fizik tedavinin beni rahatlattığı halleri hareketsiz hallerime tercih etmem yani... (:



Bu sıra zorlandığım hareketler mevcut, en zoru da "ayakta durmak". En köklü kazandığımı düşündüğüm bu beceriyi, pandemi sürecinde 3 ay fizik tedavisiz kaldığımda kaybettim. Şu son 1 haftaya gelene kadar, bir duruyor bir duramıyor halde ve moralimi bozmamaya gayret ediyordum ki; çok şükür daha iyi gibiyim bu sıra. Bunun sebebine gelince, pasif gerdirmelerim* yapılmadığı zaman, aktif gerdirme halinde istediğim kadar durayım; hareketsizliğim gerekçesiyle bir yere kadar faydasını görebilmiştim. 

*Pasif gerdirme dediğim, fizyoterapist eşliğinde bilinçli halde bana yapılan gerdirmeler oluyor. Aktif gerdirme nedir dersek, pilates topu üzerine koyarak gerdirme pozisyonunda tuttuğum üzere gerdirme* ve de gerdirmeyi sağlayan diğer hareketlerimi gün içinde de yaparak gerdirmeye uğraştığım durumlar.

* Pilates topu üzerinde gerdirme durumu mevcut olabilsin diye, ayaklarımı birbirine bitişik bağlıyor ve pilates topu üzerine dümdüz uzatıyoruz...


Evde kaldığımız süreçlerin sonunda fizik tedavilerimi almaya başladım başlayalı, gerdirmelerim acılı şekilde sürdü ve sürmeye de devam ediyor. Sıfırdan başlamış gibiyiz bu süreçte, kabullenmesi zor ya da kolay nasıl olursa... Kabullendim ama bu kasılmalar ayaklarımı dümdüz yatarken karnıma çekmemi bile engellemiş durumda idi şu bir buçuk haftaya kadar. İki gün önce ilk olarak yer yatağına yattığımda bacaklarımdan birini karnıma çekmeyi denedim, bu sefer ağrısız gerçekleştirebildim! Baktım ki her iki bacağımı da karnıma çekebiliyorum. :) Yani 2 ayın sonunda, yeniden bacak kaslarımı kasarak hükmedebilir hale gelmişim. Öncelikle bu mutlu etti... Bacağınızı dümdüz pozisyondan karnınıza doğru çekmek için hareket ettiğinizde, bir deneyin de görün "kaç kas grubu, nasıl bir güçle çalışıyor!" =)

Sonrasında yatağımda bile deniyor olsam da iki üç günde bir, bacak içi kaslarımı çalıştırmak da zorluydu. O gün bacak içi kaslarımı çalıştırabildiğimi, o izometrik egzersiz dediğimiz yöntem ile bacaklarımı birbirine yaklaştırabildiğimi gördüm yeniden. 2,5 ayın sonunda, yeniden! :) Bacaklarımı hala kendi başıma yatarken tamamiyle kapatıp birbirine birleştiremiyorum, ama yeniden birbirine doğru yönlendirebiliyorum. Bu da demek oluyor ki, o kaslar da yeniden aktifleşmeye başlıyor. Bahsettiğim, düz yatarken bacaklarımı birbirine birleştiremiyor olmam; bu durum, kalça kaslarımın ve de yan bacak kaslarımın güçsüz olması sebepten bende eksik durumda... 

Son olarak da, yeniden yapabildiğimi keşfettiğim hareketime gelecek olursak; iki bacağımı da yan taraflarıma kaykılarak da olsa, üst fotoğrafta da görüldüğü üzere yatak üzerine ayak tabanımı basarak dikebiliyorum. Düz yatar halde iken yine... :) Bu hareketi ikili bacak şeklinde yapamıyorum; bir dönem yapabiliyorduysam da, şu dönem benim için çok zorlu hareketlerden biri durumunda... 


Bu üç hareketi yapabilmemin yanı sıra, zorlandığım kas grupları büyük ölçüde kafamı kurcalamakta bu ara. Bunlardan biri dizlerimdeki kasılmalarsa, diğeri de bel çukurum arttıkça oluşan güçsüz bel kaslarım... Ama şükür ki fizyoterapistimle birkaç günlük rutin içerikli hareketler ekledik "egzersiz düzenime". Bunlardan biri, iki gün öncesindeki bu fotoğrafların çekildiği gün yaptığımız hareketleri kolaylaştıran bir gerdirme yöntemi idi. ;) Şöyle ki;


Az biraz üstte bahsettiğim güçsüz durumlarım dolayısıyla sıkıntılı bir yöntem olsa da, kendimi zorlamadan yüz üstü yatıp dizlerimi gerdirmeye başladım mesela. Yatağımın ucundan ayaklarımı sarkıtıyoruz, iki sabahtır uyandığımda sadece 5 dakika ve dizlerimin altına da ince bir battaniyeyi katlayıp koyuyoruz. Burada amacımız, pasif gerdirmeler esnasında gerdirilen kas gruplarını olması gereken düzlükte gerdirebilmek... İki gündür canımı olabildiğince az acıttım, ama bugünkü duruma bakınca fizyoterapistim İsmail "Didem korkma, azıcık olsun gerildiğini ve acıdığını hisset bundan sonra." dedi. Önümüzdeki birkaç gün ağırlık yapabilecek bir torba da asmayı düşünüyoruz. Çok eskiden birer kiloluk torbalarla yapıyordum, bu şimdi mümkün olamaz hemen tabii ki. Ama amacımız, şimdilik süreyi biraz daha uzatmak ve ağırlıkla esas gerginliği sağlayabilmek. Onca acımın olduğu günler geçirmeme rağmen, bugünkü gördüğümüz "dayanıklılık sınırım ve kaslarımdaki gerginliğin yumuşaması" iyiye doğru gidiyor olduğumu gösteriyormuş... =)


Atkıyla ayaklarımı gerdiriyoruz sonra, ayağımın tabağına atkıyı geçirip 10 kez öne doğru çekiyorum ve 11.'de düz pozisyonda tutup 30'a dek sayıyorumve sonrasında serbest bırakıyorum... Bu hareket de günlük hayatımın içine girmiş bir rutin egzersiz artık. İlk olarak 3 hafta önce yapmaya başladım, egzersizlere yeniden başladığımızdan beri! İlk hafta, 10 saniye sayıp düz gerdirdiğimde bile yeterli geliyordu o acı. Şimdi o ilk acının etkisi yok üzerimde. Artık 30'a kadar sayabiliyorum ve günde sadece 2 kez değil, toplamda 4 kez yapmaya uğraşıyorum. Kendimi iyi hissedersem 1 veya 2 saatte bir de tekrarlayabiliyor haldeyim... =)

Hala kötüye gittiğini düşündüğüm ise tek bir unsur vardı, bel çukurum. Kas Erimesi hastalarının hareketsizlik içeren durumları, solunum, bel ve kalça kaslarında gözle görülebilir ölçüde güçsüzlük olarak yansıyor vücutlarına. Benimki de o misal, nefes durumumla bel çukurumun sıkıntısı sürüyor bu sıra. Sabahları bel çukurumun nefesimi kesen ağrısıyla uyanıyorum sıklıkla. Bir gün bu durum gerçek olmuyorsa, öbür gün mutlaka gerçekleşiyor. Bu duruma da fizyoterapistimin önerdiği üzere, ağrının üzerine dozunu ayarlamayı ihmal etmeden giderek çözmeye veya o ağrıyı yok saymaya doğru önlem almaya başladık. 

Bel kaslarımı geliştirmek, her 6 ayda bir değişen mevzu aslında. Vücudumda bir sıkıntı var ise, o en güçsüz olan bölgeye ağrı-acı olarak yansıyor aslında. Midem rahatsız ise nefesime etki ediyor, bacaklarım ağrıyorsa ağrısı belime vuruyor, sırtım ağrıyorsa boynum da kasılıyor, bileklerim ağrıyorsa uzun vadede kollarım kasılıyor... Gibi gibi... =) 

Yüzüstü dönüp de dirsek üzerinde kalktığımda bile belimi çalıştırdığımı düşünmüyordum. "O acıya aldırma, o da beline fayda." dedi fizyoterapistim. "Oturduğun yerde öne eğilerek, yatakta dizlerini yan pozisyonda da olsa karnına çekmeye devam ederek ve yüzüstü yattığında geriye kalkmaya uğraşarak devam et." diye de ekledi. =) 

Ben bu sıra yine  hareketler konusunda bana ne söyleniyorsa her sözü dinlemekle uğraşıyorum! Son 10 yılda korkularımdan sebep bana verilen öğütlerin 3'te ikisini duyardım, şimdi 3 sözün 3ünü de dinliyorum! Korkularımdan arınmaya, acılarımı en azıyla kabullenmeye ve de "başarmak için bazı şeyleri göze alabildiğime" şahit oluyorum... 


Biraz Zor Biraz Kolay dediğim bu yazım çok uzun oldu ama benim de epeydir yine böyle uzun uzun anlatasım vardı... Okuyanlar bana yorum yaparsa, "yalnız değilsin" diyenler olmasa da, "anlıyoruz seni, çabanı görüyoruz" deseler bile yeter bana. Bu sıra takdir edilmeye ihtiyacım var zira, ama öncelikle kendi takdirime muhtaç durumdayım ve kendimle gurur duyuyorum da; bunu da farkındalık olarak yazmış olayım buraya... =) 


Okuduğunuz için teşekkürlerimle, Egzersiz Günlüğüm #7 burada bitti. 
Sevgilerimle, güzel haberlerde yine görüşmek üzere. Hayatınızda yolunda giden, zorluk da barındırsa sizin için değeri büyük olan iyi haberlerinizi benimle paylaşır mısınız? Bence paylaşmaya bu sıra hepimizin ihtiyacı var aslında... (:

23 Ekim 2019 Çarşamba

En Sevdiğim 10 Film - Yıllar Geçerken


2 senedir her ay 8 film, böylece sene boyunca da toplamda 96 film izlemeye çalışıyorum. Yani birkaç ay da fazladan izlesem, 100'e tamamlarım diyordum ama genelde benimkiler bu sene 8'den eksik oluyor hep ya! Neyse, daha tam olduramadım ne yazık ki yani bu planımı... :) Ama yazıyorum, not ediyorum ya; geçen sene toplamda 75 film izlemişim, bu sene de Allah kerim diyelim. 75'e çıkabilirsem bile yine iyidir ama o derece şu aylarda...

İzlediğim okuduğum, gördüğüm, beğendiğim beğenmediğim konularda yazmak beni motive ediyor ve iyi hissettiriyor biliyorsunuz... Dedim ki, şu sıra çok film izleyemiyor iken yine; sevdiğim filmleri not edeyim kendi adıma, ki sevdiğim filmler arşivi yapma hayalim vardı ve bunu yapmak istediklerime yazmıştım hatırlarsanız. Ama oradaki istediğim gibi durumu, sürekli izleyebileceğim biri de olacak ki gerçekleştireyim diye düşündüm. Yoksa izlemedikçe DVD arşivi yapmanın da bir mantığı yok bence...

Yani giriş olarak kısaltmak gerekiyorsa, DVD'leri alıp saklamaktansa, önce bir sevdiğim filmler üzerine konuşalım. Bir film arşivi oluştursa idim, ilk 10'a hangi filmler girerdi bir listeleyim dedim... İyi demişim ama değil mi? =) Ortak filmlerimiz varsa da, benim listemden izleyip hiç beğenmediğiniz olduysa da sebepleriyle yorumlara bekliyorum! İyi okumalar...




City Of Angels - Melekler Şehri (1998)


İlk "başucu filmim olur" dediğim filmle başlayalım isterim. Bu filmden önce de çok film izledim ama 18 yaşımın deminde, en romantik hissettiğim anlarımda izleyip de en sevdiğim film oldu "City Of Angels". Senelerden 2010'du (Zaten bu 2010 senesinin bende yeri çok ayrı, hem en iyi hem en kötü senemdir kendisi. Neyse, bunu ara ara konuşmaya devam ederiz sonra!);

City Of Angels çoğu listede konuşulmaya devam ediyor, bunun yanı sıra ismi Türkçe'ye "Kasım'da Aşk Başkadır" diye çevirilen "Sweet November" da konuşulanlar arasında var; ki ismini büyütmeleri ve de bu kadar övmeleri benim o filmden soğumama sebep olmuştu, hala izlemedim! Neyse bir haftasonuna giriş günü akşamı (Cuma); ertesi gün okul yok, tam moda girmelik dedim ve filmi odama geçip karanlıkta bilgisayar başında izliyorum. Hikayeyi öyle sevdim ki, nasıl bir his biliyor musunuz; sanki o filmin içindeyim ve bundan başka yerde o an mutlu olamaz gibiyim. İlk defa bir filmi izlerken böyle hissettiğim gerekçesiyle yeri bende ayrıdır bu filmin işte... :) Meg Ryan'ı ilk kez izlediğim film ve o gün bugündür bir ayrı severim kendisini de...

Konusu gereğince birkaç konuştuğum kişi çok eleştirmişti, dini duygularımıza ters falan diye. Ama zaten film Türk filmi değil ki! İçeriğinde ölüm meleklerinden birinin, dünyalı birine aşık olmasıyla yaşadığı hayatı anlatıyor. Evet, tamamiyle de bir yerde hayal ürünü bir konu... Bir doktora aşık olmak da, ikilinin zıtlıklarını ortaya döküyor zaten. Biri hastalarının hayatlarını kurtarmaya çalışıyor, diğeri de onun kurtaramadıklarına öteki dünyaya giderken eşlik ediyor işte... İnanın bana o yaşımda doktor olasım ve ölüm meleğimi bekleyesim geliyordu benim, bu aşkı öyle çok sevmiştim ve sanırım hep de seveceğim! :) Bu filmi kaç kere izledim hatırlayamıyorum ama 5-6'yı geçti. Uzun zaman da oldu izlemedim, 3-4 sene kadar...

Hayat Güzeldir - La Vita E Bella - (1997)


Madem eskilerden bir film ile başladım, 2000 öncesi sevdiğim diğer filmle devam edeyim dedim. 

Bunu izlediğim tarih aralığını da hatırlayabiliyorum, sene 2003 ya da 2004... Şimdilerde hala oturduğumuz bu evimize taşındığımızın ilk seneleri daha. Kuzenimiz Beyhan abla da ablam da daha lisedeler. Beyhan ablamlar bize oturmaya geliyorlar bir akşam ve televizyonda bu film var. Büyükler balkonda oturmuş çay içerken, o akşam Kanal D veya Star'da bu film oynuyordu. Televizyonda çok ama çok güzel filmlerin yer bulduğu yıllardı o zaman. Şimdilerde güzel filmler yer bulacak da, izlemeye doyamayacağız; çok sık başımıza gelen bir şey değil! Trt-1'de Sinema kuşağı olduğu zamanlardan bahsediyorum... (Neyse, daha üstelemeyeyim. Üsteledikçe yaşlanıyorum! :))

Filmi üçümüz oturduk izledik, filmdeki anne ve babanın fedakarlıkları bizi aldı götürdü. Filmin sonunda üçümüz de hıçkıra hıçkıra ağlıyorduk ki, o filmin içeriğine dair "çok iyi ve çok duygusal" olduğunu gazeteden okuduğumuzda "Yok canım!" demiştik ablamla... Hala bu filmin hatırası, o akşamda kaldı benim için. Bir daha baştan oturup izlemedim misal ama hala hatırlarım.

Filmde 2. Dünya Savaşı zamanında Yahudi kamplara götürülen ailelerin çektiği zulümler anlatılırken, Yahudi bir babanın oğlu ve İtalyan karısı için o ortamı yumuşatma çabası anlatılıyor. Bir çocuğa o ortamda, bizi ayrıştırıyorlar ve zulmediyorlar denilemeyeceği gibi; onu asla anlamayacak askerlerden çocuğunun canını bağışlamasını da isteyemeyen bir babadan bahsediyor film... Aslında nice baba var orada, biz birinden yola çıkıp o zamanı izliyoruz işte. Çok duygusaldı, yalnız izlemeye cesaretim yok sanırım. Belki izleyecek birini bulursam daha sonra yanıma, sevgili Merom gibi; yeniden izleyebilirim bu filmi de... =))

When İn Rome - Aşk Çeşmesi (2010)

2012 civarı bir tarihte ilk defa izlediğimi hatırlıyorum bu filmi de, örgün öğretim üniversite okuduğum Sındırgı'dan döndükten hemen sonrası idi. Evden tam anlamıyla çıkabileceğim ortam yoktu, benim ardımdan üniversitelerine giden arkadaşlarımla beraber buralar sessiz sakin olmuştu. Derken İtalyanca merakımın başladığı senelerin ardından, izleyecek filmler aradığım bir gün bu film çıktı karşıma.

O ilk izleyişimden sonra, biri kuzenim biri komşumuz olmak üzere iki kişiyle tekrar seyrettim. Bir ara da canım sıkıldıkça bu filmi açar izler oldum sonra... Aslında hala sıkıldığımda açıp izleyebilirim ama izleme listeleri tutmaya başladım başlayalı, fırsat buldukça o listeleri bitirmeye çabalamak işime geliyor daha çoğunlukla. Ama buraya not olsun, yine izleyeyim ben bu filmi. 7. izleyişimde bir film benim olmuş demektir zaten, City Of Angels gibi. :) Ama ikisi arasında fark var tabi, bu film daha çok romantik komedi; City Of Angels, bildiğimiz romantiktir...

Serendipity - Tesadüf (2001)

Serendipity benim City Of Angels'dan sonraki sırada tuttuğum en sevdiğim aşk filmi aslında. İçeriğinde çok eğlenceli bir hikayeyi anlatıyor ama hiç klasik holywood filmleri gibi değil! Bu film hakkında bir "İzledim" yazısı yazmıştım, ki kendisini okumak isterseniz de buraya tıklayabilirsiniz... Direkt onu da okuyabilirsiniz ama bir küçük not geçeceğim yine de;

Aşkı bir anda bulduğunuzu düşündüğünüzde, işini kadere bırakacak kadar düşüncelere dalmış esas kızımızla bulduğunuzu düşünün. Aslında bu bahsettiğimiz kızımız, yeni tanıştığı biri için "doğru kişi olup olmadığına emin olmak istiyor!"

"En sevdiğim kelime "Serendipity." Beklenmeyen Tesadüf demek. Ama aslında ben tesadüflere inanmam. Bence her şey kaderin arkasında." diyor. Bunu da şöyle destekliyor; "Kader bize seçenekler sunuyor, biz mutlu onları okuyup mutlu olup olmadığımıza bakıyoruz." Sonra işaretlere kalıyor hayatları. "Benim için doğru insan isen, bir şekilde zaten buluşur kavuşuruz" diyorlar. Bir gün tamamen tesadüfe bırakıyor aralarındaki ilişkiyi. İzlemek istemezseniz dediğim gibi yazıma alabilirim sizi, ama bana bu filmdeki aşk hala çok saf geliyor! :)

En son geçen sene dostum Meroma izletirken izlemiştim, dün gece tekrar izlemeyi düşünene dek. Dün izlediğimde aynı hisleri daha yoğun yaşadığımı gördüm; her seferinde daha da yoğunlaştığı gibi. Aslında şu sıralar cidden o moda girmemek ve kendimi üzmemek için izleyemiyordum; ama dün gece izledim... Demek ihtiyacım vardı ama beni çok da zorladı yoğunlaşan ama bugüne uyarlanan duygularımla. Neden biliyor musunuz; çok severek izlediğiniz ve bunu bilerek izlediğiniz bir film, sizin için gitgide daha zorlu olabiliyor bazen. Hele ki yalnız izliyorsanız! Bu ara ben çok duygusalım, kusuruma bakmayın... (:


Krrish 3 - (2013)

İzleyip de konusu itibariyle "böyle bir şey olsa ya dünyada" dediğim bir hikayeye sahip "Krrish", hint sinemasının süper kahramanı... Bana göre Spider Man ve Batman'den daha gerçek inanılası bir hikayeye sahip, üstelik her birinden daha fantastik başlangıç hikayesi olmasına rağmen! :) Bir uzaylı tarafından babasına verilen dünyaötesi gücün "Krrish"e gen yoluyla geçmiş olması, sanırım bana daha inandırıcı bir kahramanlık gibi geliyor...

Neyse, üçüncü filmi beğenmemin sebebine gelirsek; Krrish dünyaya kötü kardeşi tarafından yayılan bir hastalık virüsünü yok etmeye uğraşıyor ve bu hikaye gerçekten güzel anlatılıyor. O filmdeki gibi durumlar yaşansın isterdim demiyorum ama Krrish'in birçok açıdan iyi gelen güçleri gibi bir şeyler yaşamak isterdim diye hissettirdi film. Kucaklayıcı bir film, izlemek isterseniz veya devam filmi olarak izlememişler varsa diye anlatamıyorum. Ama fikirlerimi okumak isteyen var ise, izlemiş ya da izlememiş olarak, buradaki yazıma da uğrayabilirler tabi...

Bundan iki sene önce keşfettiğim Hritik Roshan benim için Hint sineması oyuncularında efsanelerdendir yani... :)

Moana - (2016)

Gelelim animasyon ve fantastik yapımlara, bu filmden önce sayılması gereken birçok animasyon filmi elbet var önceki izlediğimiz zamanlardan ama bu film de şimdi bir başka benim için! Yeğenim Kağan'ımla izlediğimiz ilk animasyon filmlerinden biri. Bundan önce çok çizgi film izledik ama Kağan uzun film izleyemeyenlerdendir genelde, bizim en uzun oturup izlediğimiz ve beğendiğimiz ilk animasyon filmi bu oldu... Ardından birçok film daha izledik ama ilk olması ve beğenilen olması, bende ayrı yerini bulmasına haktır bence! :)

Neyse Antalya'da idik, geçen sene izledik beraber Kağanımla. Oturup bir filmi baştan sona izlemek tabii yorucu idi onun için, hala yoruluyor. Bu sebeple iki günde izledik, yarısını bir akşam ve diğer yarısını da ertesi gün. Ama ikimiz de "Hei Hei"e bayıldık film boyunca. Herkes Moana'ya hayran kalmış olabilir, biz oradaki tavuğa öyle çok güldük ki; bazen hala açıp izliyoruz, o derece! :)

Şarkılarından tutun, görüntü içeriğine kadar kaliteli bulduğum Disney Channel'ın bir filmidir kendisi. Hala "hadi izleyelim" deseniz, oturur izlerim her defasında. Başarmak için, korkmamayı ve çabalamanın önemini kavramak gerektiğini çok güzel anlatıyor...



Güzel Ve Çirkin (2017)

En sevdiğim animasyon fantastik filmler arasına giren Güzel ve Çirkin, masalın en güzel haliyle anlatıldığı 2017 yapımı Disney Channel filmi olarak sunuldu... Esas hikayesi bambaşka diyorlar bu Güzel Ve Çirkin için aslında, duydunuz mu? Ben okudum ama büyüsünü bozmayayım en iyisi! :) Ama sözüm olsun, bir kez daha izlediğimden sonra bunun da "İzledim" yazısını yazayım ve size o hikayeleri de öğrendiğim kadarıyla yazayım bloğumdan...

Kendi güzelliği ve zenginliğinin şatafatına kapılmış bir prensin, bir gün bir balo sırasında lanetlenmesiyle başlıyor hikayemiz. Yakışıklı prens bir çirkin krala dönüşüyor ve onunla beraber kraliyet sarayı da, kendi alanına sığınmış yaşayan ölüler halini alıyor. Her şey yaşıyor oysa o krallıkta, çay fincanından duvar saatine kadar! Ama kendini inzivaya çeken kralla beraber, her biri sessiz sakin evin kuytularına çekiyorlar...

Yaşamayan o eve, bir gün Güzel geliyor; babasının o evin yolundan geçerken, geceyi konaklamak için yer aradığı sırada bahçesinden bir gül koparması sebebiyle... Çirkinimiz canı karşılığında kızını istiyor adamdan. Bakın ben bile unutmuşum böyle olduğunu, açıp biraz okudum da "sahi yaa" dedim. Neyse, bunun sonucunda o ev yaşamaya başlıyor işte. Güzel gelir ve ev yaşar! Laneti bozmak için zamanla beraber uğraşacaklardır ama önce aşılması gereken Çirkin'in kendini hapsettiği duvarları vardır... Birbirine bir şeyler öğreterek aşk yaşayan film karakterlerini hep sevmişimdir, muhtemelen bu hikayeyi de bu sebeple bu kadar çok sevdim! :)

Ayrıca bu film, o senenin en iyi film oscarını da almaya hak kazanmıştı. Gerçekten güzel bir filmdi... 2017 senesinde izledim diye hatırlıyorum ben de... Üstüne bir kez daha izledim ve ilk izlediğimin üzerine üçüncü senem için bir kez daha izlemeliyim bence!

The Host - Göçebe (2013)



Filmi Olan Kitaplar yazı dizimi okudunuz mu hiç? Muhtemelen okuyanlar var ise bilecektir, o serimde filmi olan kitaplarda filmini de kitabını da nadiren sevdiğim hikayelerden birine sahiptir Göçebe!

Başka ruhlara ruhlar aktararak, dünyayı insanların zulmünden kurtarmayı hedefleyen bir tür uzaylı ırkı dünyayı ele geçiriyor filmde. Öyle ki, insanları yerlerinde yakalıyor ve bir şekilde bedenlerini alıp sakin yaradılışlı ruhları içine aktarıyorlar. Direnen ruhlar hayatta kalıyor, direnemeyenler de ölüyor. Başta düşünemiyorsunuz, "E hani bunlar dünyayı güzelleştirecekti? İnsanları içten öldürüyorlar ya yine de!" diye. Hikayenin o noktası kitabın başında çok güzel anlatılıyor zira...

Sonra bu direnen beden sahibi ruhlardan biri, o aktarım yapılan hastanelerden birinden kaçıyor içine aktarılan göçebe ruhun yardımıyla. Sonrası başlıyor macera... Hastanede verilmemesi gereken ailesinin yerini, ancak kaçarak saklayabilirler zira. Göçebe'yle beraber gidiyorlar da, kabul ediliyorlar mı derseniz; elbette hayır, içinde esas ruhun olduğuna inanıp inanmayanlar bir güzel saklıyorlar ama saklandıkları yerin en alt katmanında. Hikaye sizi içine çok güzel çekiyor, bana göre öyle en azından... En az 3-4 kişiye izlettiğim bu filmle de gurur duyuyorum, şu ana dek beğenmeyene rastlamadım onlardan. :) Bu filmin ve kitabının hikayesinin "Filmi Olan Kitaplar" yazısı buradan da bulunsun madem!

Anadolu Kartalları - (2011)


Şimdi farkettim, ben sevdiğim filmlerin çoğunu mutlaka film izleyebildiğim kişilere izletmişim ya (Yazının sonuna doğru mu farkettin Didem, aferin sana!). Bu filmi aile üyelerim dahil birçok kişiye izlettim, çünkü çok güzel... :)

Oyuncu kadrosu ve konusunun işleniş biçimiyle, en güzel 2000 sonrası Türk Filmlerimizden biri olmaya aday bence. Uçaklara az biraz merakı olanlar çok sevmiş gördüm ki, bana da bu kadarı yetti doğrusu. O eğitim süreçleri ve içindeki hikayeleri işleyişleri bana hep güzel zaman geçirttirdi... Özge Özpirinçci, Çağatay Ulusoy, Engin Altan Düzyatan, Alper Saldıran, Ekin Türkmen gibi oyunculardan bahsediyorum bu arada! İyi dizi ve filmlerde oynamış ve oyunculuklarının hakkını hep vermiş olduklarını gözlemlediğim için bu oyuncuları belirttim tabi ki.

Pilot olma yolculuklarını izlediğimiz öğrencilerin, yaşadıkları zorlukları, hayattaki acıları ve mutluluklarını izletiyor film. Güzel zaman geçirtiyor bu arada da... Bu yazımda bir müzik eksikliği var gibi geldi, bu filmin müziklerinden en sevdiğim şarkıyı buradaki linkten dinleyin isterseniz olur mu? :)

Me Before You - Senden Önce Ben (2016)


Sonu en duygusal şekilde yapıyoruz ama planım dahilinde değildi! 2018 senesinde, bir gece vakti izleyip hüngür hüngür beni ağlatan filmdir "Senden Önce Ben". Hani hep diyorum, beklentiyi ne kadar yüksek tutarsan o kadar büyük hayal kırıklığı yaratıyor çoğu film ve kitap. Ama tersine hiç değinmemişim meğer. Benim beklentimi çok düşük tuttuğum halde bir filmin güzel olabilmesi de ihtimal dahilindeymiş meğer!

2018 Mayıs ayı, bir gece yatağımda açtım bu nicedir ertelediğim ama merak da etmeyi bırakamadığım filmi. Biliyorum ki, engellilil konusunun işlendiği filmler ya çok abartılıyor ya da tam anlamıyla içeriğine doğru açılardan değinilebilen içerikler olamıyor... Me Before You'ya kadar böyle düşünüyordum diyebilirim, çünkü çok değinilmesi gerektiğini düşündüğüm konulara senaryosunda yer vermiş. Ama ben hikayeyi de, bu konuda yaşadığım anları ve hissettiğim karmaşayı da tümüyle anlatmayacağım yeniden. Bu hikayenin filmini izledikten sonra da kitabını okuduktan sonra da tüm düşüncelerimi paylaşmaya çalıştığım yazılarım var, onları burada ve burada bulabilirsiniz... 


Korkularınızı, ama kendinize dahi hiç açık etmemek için uğraş verdiğiniz korkularınızı bir filmde izlediğiniz oldu mu hiç? Me Before You filmi bana onu hissettirdi işte... Gecenin bir yarısı önce boğazıma bir yumru oturdu, sonra gözlerimden yaşlar istemsiz boşaldı ve ağlayan ben değildim yüreğimden boşalıyordu sanki yaşlar. O gece öyle rahat uyudum ki, gördüğüm rüyalar beni kendimi anlamam yönünde yol gösterici olmaya başladı. Yeniden! Uyumadan önce sabaha kadar hislerimi telefonumun mail kısmını açarak yazdım önce, ki üstte de bağlantısını verdiğim "İzledim" yazısıyla yayınladım sonra...

Acı hissettim, dehşete düştüm, korkularımı gördüm, kendimi anladım. Kitabı olan filmlerden, ilk defa filmini izleyip de kitabını okuduğum bir film oldu kendisi. Tabii merakım sayesinde. Ama iyi ki izlemişim dedirtendi aynı zamanda... Bu film en sevdiklerim arasına girdiyse de, bir daha izlemeye de cesaret edemediklerimden mesela. Bir daha beni o kadar savunmasız yakalayabilir mi bilmiyorum ama yine de cesaret edemiyorum işte. :) Bu filmi izlediğim zamanlarda ve sonrasında çok şey keşfettim kalbime hapsettiğim, en sevdiğim filmler arasında son sıraya oturduğuna bakmayın; öyle denk geldi...



Böylece benim en sevdiğim 10 filmde sona gelmiş bulunuyoruz. Elbette yaşadıkça en sevdiğimiz filmlere ekleme bitmez. Aslında bu listeye eklenmemiş eksik kalmış daha epey film de var. Ama ben hayatımda epey yer edinmiş ve beni dürten filmleri sıralamak istedim. Bilim kurgular eksik mesela burada, 4 film daha eklemem lazım onlar için de aslında. Ama şimdilik kalıversin burası böyle, beni hayrete düşüren ve hayran eden bilim kurgu filmlerine de başka bir yazımda yer veririm belki sonra... 


Lütfen yorumlarınızı benden esirgemeyin, sizler de orada okuyor ve yazılarımı beğeniyorsanız eşlik edin ki yorumlarda da sohbet ortamı oluşturalım. Hem motivasyonum artar da, daha sık yazı yazarım belki yeniden. Eskiden haftada 4-5 yazıyordum, bu sıra haftada 2 yazı yazarsam "işte bu!" diyorum kendime. :) Yani, yorumlarınızı da bekliyorum. Sevgilerimi sunuyorum ve bir sonraki yazıma dek kendinize iyi bakın diyorum...

Sevgilerimle. (:

31 Aralık 2018 Pazartesi

2019'a Dair 19 Hedefim - #2


2019 için 19 Hedefim var demiştim ve ilk 9 hedefimi buradaki yazımda yazmıştım, üç gün önce... :)

Geldik son 10 maddeye... Her bir hedefimi içeren 19 maddeme de saygılarımla, her biri için daha çok heyecanlıyım bu sefer. 2018'de başarabildiklerimi görmemden olsa gerek. İlk 4 maddemden, son 5 maddeme kadar; başaracağıma inancımı kaybetmeyeceğim bir yıl olsun diliyorum 2019... Cümlemize mutluluk, sağlık ve başarı dolu gelsin inşallah. :)



10.) Daha çok film ve belgesel izleyeceğim.

2018'de izlediğim film sayısı, bugün itibariyle 74... Bence iyi bir sayı. Ben ki geçen seneye kadar bu kadar sık film izlemeyen kişi, ayda 8 film izleme uğraşıma ama az ama çok devam edebilir hale geldim şükür. :)

Ayda 8 film izlemeye bu sene de devam ama onun yarısı kadar da belgesel izleme hedefi koyuyorum kendime. (:

11.) İngilizce ve İtalyanca çalışmalarıma geri döneceğim.

İngilizcem, bundan 3-4 sene öncesine kadar daha iyiydi ama bir süredir altyazılı dizi dahi izlemez oldum. İngilizce altyazılı dizi izleyecektim sözde ama o da olmadı... Diyorum ki, hazır bu sene Sosyoloji bölümünü de bitirmişken; dil çalışmalarıma geri döneyim. Duolingo, VoScreen ve Memrise; kullandığım dil çalışma uygulamaları... İngilizce altyazılı izlemek istediğim yabancı dizi de, en sevdiğim yabancı dizilerinden biri "Friends". Bakalım inşallah! :)


İtalyancam ise, çok ama çok hafif düzeyde ne yazık ki. Bıraktım bırakalı, öğrendiklerimi unutmadım ve de üstüne eklemeyi ihmal etmedim ama yine de düzenli bir çalışmayla konuşabilir seviyeye gelmem de mümkün aslında! Çalışmam lazım, İtalyanca'ya ve İtalya'ya duyduğum hayranlık sebebiyle de daha çok bilmek ve öğrenmek istiyorum zira...

Bir defterim var, dil defterim... Uygulamalarım var, ihmal etmesem başarılı olacağım dediğim... Bildiğim ve bilmeye devam ettiğim çalıştığım kelimeler de var üstelik... 2019 bilmek ve konuşmak istediğim dilleri daha çok kavradığım bir sene olur umarım. :)

12.) Bu sene en az iki, en çok beş olmak üzere; konser ve sinemaya gitmek de istiyorum.

Konsere, sinemaya ve tiyatroya gitmeyeli seneler oldu. Sanırım en son şu üçünden birine gideli, en az 5 sene olmuştur... Ama en çok konsere gitmeyi özledim! Bir halk konserine dahi gitmedim yıllardır. Eskiden bizim buralarda, senede 3'den fazla konser verilirdi. Ama birkaç senedir, senede bir kez konser olursa öpüp başımıza koyuyoruz. Hiç denk gelemiyorum resmen. Ama 2019'da başaracağım, Bursa merkezdeki halk konserlerine bile olsa ayarlayıp gitmeye çalışacağım...

13.) 2019'da yoga ve meditasyon yapacağım.

2018'de anladığım bir diğer olgu şuydu; Ruh Beden Zihin, Bir Arada Olmalı İmiş. Zihnin gücünü ve bu üçünün bütünlüğünü daha çok kavradığım bir sene oldu. Bu sene, yoga felsefesini öğrenmeye ve de meditasyon yapmaya daha çok odaklanmak istiyorum. Bu alanlarda merak ettiğim ve öğrenip denemek istediğim daha çok olgu var mesela... Theta Healing mesela, bilinçaltı meditasyonu, zihni geliştirmek, bütünlüğü sağlamak gibi... Öğrenmek istiyorum işte..

14.) Daha çok öğreneceğim.

Gerek üstte de bahsettiğim mevzular gerekse de kendimi daha iyi hayallerim konusunda geliştirebilmek için daha çok öğrenmeye devam etmem lazım. Bu klasik hedeflerimden biri aslında... =)



15.) Şartlar el verirse part time bile olsa çalışmak istiyorum.

2019'da şartlar el verir ve imkânlarımız düzelir ise (misal girişten asansörlü bir eve çıktıktan sonra inşallah), uzun süreli çalışamayacak durumda bile olsam part time çalışmak istiyorum...

Koşullar oluşsun ben kendimi hayallerimle gerçekleştireyim, o zaman da bu hedefim gerçekleşmiş olacak yine... :)

16.) İyi bir uyku düzenine sahip olmak istiyorum.

2018 benim için uyku düzeninden yoksun olduğum bir yıl oldu. Çoğu zaman geç yattım geç kalktım, çoğu zaman da geç yatıp erken kalkmak durumunda kaldım. Ama bir düzene oturtabilsem, kas ve de vücut bütünlüğüme de katkısı olacak ama 2018'de sürekli bir biçimde bunu başaramadım... :/

Erken yatmak erken kalkmak, bana her anlamda fayda sağlayacaksa bile bu kış tam kendimde değilim ciddi anlamda. Evet diğer kışlardan daha iyi konumdayım, ne ağrım ne de sızım var öncesi gibi (çok şükür ki!). Ama gel gelelim vücudumda sanki eksik birçok şey var, uykuya ya zor akıyorum ya da kapıldığım gibi çıkamıyorum!

2019'da bana ve ihtiyaç duyan herkese uyku düzeni diliyorum... :)

17.) Minimalist yaşama daha fazla ayak uyduracağım ve sosyal medyadan ara ara uzak durmayı ihmal etmeyeceğim.

2018'de sosyal medyaya kapıldım doğrusu zaman zaman ama bu hedefimi gerçekleştirmekte de zorlanmayacağıma inanıyorum.

Minimalizm ile birleştirmemin sebebi, bağlandığımız sosyal medya dünyası ile gerçek düzeni karıştırır haldeyiz bu sıralar bence. 2019'da; yeteri kadar eşya, düzen ve zamanı iyi kullanmak en yerinde hedeflerimden olacak bence! :)

18.) Yapacağım dediğim ve tamamlayamadığım listelerimi tamamlamak istiyorum.

Okumak istediğim kitap listelerimi, izlemek istediğim filmler listelerimi ve yapmak istediğim işlerin listesini tekrar düzenledim iki gün önce; "hala izlemek, okumak ve gerçekleştirmek istiyor muyum?" diye kendime sorarak...

Gerçekleştirmek istemediğim maddelerin her birini sildim, okumak istemediğim kitaplar ve izlemek istemediğim filmlere de yer yok hayatımda... Yeni yıl, verimli bir yıl daha olacak hayatımda.

19.) Öyle sağlıklı olmak istiyorum ki; ailem ve sevdiklerim ile daha çok yan yana bulunup daha çok gezebilmek istiyorum...

Bu bir hedeften öte, hayatımda kendimi gerçekleştirmek istediğim şu andan gelecekte hayatımızı düzene oturtacağımızı hissettiğim nokta aslında! Ama çok şey istedim malum, başka da istediğim hedefim kalmadı. 2019'da gerçek olsun tüm hayaller isterim ki...

2019 ailem ve sevdiklerimle sağlık, mutluluk ve huzur içerisinde geçsin ve bu çerçevelerde gelsin isterim benim ve bizim için...

Gönlümüzden geçen ve iyiliğe hizmet eden tüm dileklerimizin gerçek olduğu, 
mutlu bir yıl olsun hepimize... (:


Herşeyin en çok olduğu değil, 
sağlık ve mutluluğun en çok olduğu bir yıl olsun en çok da... 
Az çoktur derlermiş ya minimalizmde, öyle öz olsun işte; çok'a gösterdiğimiz ilgi, özde bulabildiğimiz mutluluk kadar olamıyor malum bazen... 

Mutluluklarımız böyle çoğalsın işte, 
2019 öyle bir hoş gelsin ki; oh be dedirtsin bize... :)

Mutlu yıllar, sevgilerimle...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...