21 Haziran 2022 Salı

Kendimle Gurur Duyuyorum - Haziran 2022

 

Başkalarıyla gurur duyduğumuzu ne kolay söylüyoruz değil mi?

Peki kendimizle gurur duyduğumuzda, onu çarçabuk söyleyebiliyor muyuz?

Kendi kendime çok konuştum aslında bu yazının içeriğini ama buraya yazması bir haftayı buldu bakın mesela... :)

Ben geçen hafta kendimle çok gurur duydum. Çünkü son zamanlarda çok net şekilde hayatımdaki sorunlarıma karşı "çözüm üretici" konumunda bulunabildiğimi farkediverdim. Daha net şekilde olduğundan bahsediyorum, çünkü bu sadece son zamanların konusu değil aslında. Gelişerek bugünlere ulaştı ve de netleşti...



Yeni işimdeki durumlar net duruma kavuşana kadar "nasıl olacak?" soruları benim de ailemin de kafasını karıştırıyordu. Sorun olan birçok konuyu çözmek ise esas sorunla yüzleşince ortaya çıktı...


--> Şimdilik sadece iki gün gittiğim yeni işimde, ilk sorun gibi gördüğümüz tuvalet sorunu idi. Bunu nasıl çözeriz bilemedik açıkçası. Evdeki gibi olmayacaktı birçok şey, ben herkes gibi ayakta değilim çünkü. Birilerine bağlı olma konusu sorun gibi görülebilir, zamanında ben de görüyordum. Ama şimdiki esas sorunum şu ki, birilerine bağlı olmak değil; birilerini zor durumda bırakmak asıl mesele. 

Ben öncelikle bu durumun annem babam ve ablamı çok zora sokabileceğinden yana endişe duydum. Ama diğer yandan, bu iş mevzuunun beni ciddi anlamda mutlu ettiği ve aktif ettikçe de bana her anlamda iyi gelebildiğini farkettiğimiz için böyle bir şeyin altına elimizi koyduk... Bu en baş problemdi ki, geçen hafta bu duruma "çözüm bularak" sorun olmaktan çıkardık çok şükür. Ben sadece kendimle değil, ailemle de gurur duyuyorum bu konuda. Benim mutluluğum için çok şeye katlanabildikleri için kendimi çok şanslı hissediyorum. Çok şükür ailemin varlığına... :)


--> Sonra bir diğer sorun vücut direncim idi. En korktuğum belli bir yerde oturup kalmak ve hareketsizliğime kapılmaktı ki; bunu yaşarken farkettim, evde oturduğumdan tek farkı işle uğraşmamdı, yani kendi işlerimle uğraşmıyor olmamdı... 

İki gün boyunca bile işe gitmek yıllardır evde geç kalkmalara alışmış benim için sorun idi mesela sonra. Şimdi fizik tedavime kalktığım gün dahil, haftada 3 gün erken kalkmam gerekiyor. Hele hele 2 gün de ek fizik tedavilerimi almaya hastaneye gidiyorum diye, rahat hazırlanabilmek için olabildiğince erken kalkıyorum. Yani uyku düzenim hayli bozuk olduğu için o günler de geç uyuyor ve geç kalkıyorum. Esas sorun erken kalkmam da değil, vücudum bu durumlara dayanır mı idi? 

== Sonuç olarak; Hiç sorun yaşamadık çok şükür... Basit kramplarım oldu, işe gittiğim günler fizik tedavime de gittiğim için onların tetikliyor olmasının mümkün olduğunu farkettim. Yani en korktuğum konu belki de buydu; evdeki koltuk veya döner sandalyemde oturmam başka, akülü sandalyemde veya tekerlekli sandalyemde gün boyu oturmam çok başka geliyordu. Bunu Ramazan Şenliklerinde sandalyemde tüm akşam boyunca oturduğumda farketmiştim. Akülü sandalyede ağırlık başka şekilde dengeleniyor çünkü. Ama bu konuda da hiçbir sorun olmadı şükür. :)


--> Dedim ya sadece iki gün gidiyorum işe diye mesela. Bir de daha bu kadar gitmezken bile "değer verip kendi işim olarak gördüğüm -network marketing üzerine" ve yazılarım ile onların paylaşımları üzerine zaman zaman aksattığım planlarım mevcut. İki gün der geçeriz, yeni maraton beni hayallerimden düşlerimden ayırır mı? Diye düşündürüyordu. Sanırım bu konuda da kendimle çok gurur duydum! =) Düzenli olunca, yapmam gerekenleri yapıp emeğinin karşılığını alınca da kendimi ayrı mutlu hissettim zira... =))


İşe başladım başlayalı daha aktif paylaşımlar yapar oldum. instagram.com/didolatte_ profilimde, bu durumu iyi bir düzene koyar da oldum... :) İşe gideceğim gece uyuyamadığım için iki haftadır önceden ayarlıyorum yazımı, fotoğraflarımı veya videolarımı. Sonra bana hikayede onu duyurması, beklemesi ve zamanı gelince paylaşması kalıyor. 

Evde olduğumda da, paylaşmak üzere gönderi fotoğraflarını ve yazısını ayarlamak çok zor benim için. O gün içinde yaparsam bu dediklerimi; hiçbir saate yetişemiyorum. Ben bu kadar kolay yazan toparlayan ve de ona ikna olan biri değilim. Biraz böyle konularda düşünmesini ve plan yaparken de yavaş takılmasını seviyorum. Güzel olduğuna inanana kadar, birçok kez düzenliyorum yazımı. Bu kusursuz olsun diye de değil üstelik; özen verere, içime sinerek olsun istediğimden. Yani beğenmediğiniz bir şeyi onaylamak içinizden gelir mi? Bu da aynı öyle bir şey işte... :)


Bu videomu iki hafta öncesinde çekmiştim mesela, önceki hafta başına uyanmadan öncesinde düzenlemesini yaptım. Yazısını da geceden yazdım. Ama seslendirmesi hiç istediğim gibi olmadığı için, sabah kahvaltımı yaparken yaptım tekrar. Azmime bakar mısınız!! :))


Bu gönderimin içerdiği fotoğraflarını da geçen hafta işe gitmeden önce kahvaltı hazırlarken çekip düzenledim. Ustte göründüğü uzere, o fotograflar sabahın erken saatinde çekildi ve o kolaj düzenlendi... Önceki gecede de yazısını düzenleyip, gün içerisinde iş esnasında mola verdiğim saat diliminde paylaştım. =) 

İş yerinde paylaştığım bu gönderiler daha çok ilgi topladı, ki bunda daha değişik ortamlara uyum sağladığım şekilde hayallerimin üzerinde hala uğraşmaya devam ediyor olmam vardı. Buna çok inanıyorum... :) Bir de o enerjim illa ki yansımış olmalı bu paylaşımlara. Sizce?? :>)



Velhasıl; ben kendimle gurur duyduğum noktalarda, biraz kendimi de küçümsemişim kabul ediyorum. Ama bu bahsettiğim noktaları bir hafta içerisinde farkettiğimdeki hissiyatım şükür oldu. Zamanı gelince açan bir çiçek gibi, bu yanım açıldı ve sanki rahatladım. 

Biraz cesarete baktı, sonunun hüsran olma ihtimali de olsa... Tabii ki bu kadar iyi anlattığım şeyleri, çok kolay geçirmedim. Hani derler ya, "Hayatım alt üst olacak diye düşünme. Ne biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını?" Bu çerçeveden bakarsanız, keyfim bozuldu ve tüm konfor alanlarımdan çıktım. Bir ben de değil üstelik, annem, babam ve ablamı da bu alanlardan çıkardım. Her birini tedirgin ettim ve belki de hala ediyorum. Sonucu ne olacak bilmediğimiz bir yola girdik, emek verip sonucunda mutlu olduk ama ilk zamanları yorucu idi. Şimdisi biraz netleşmiş durumda. :) 

Normal birinin konfor alanından çıkması gibi değil benimki. Son 3 aydır hayatımda çok şey değişti ve değişmeye devam ediyor. Biraz sıkıştığım alandan cesaretimi kuşanmak, biraz umut etmek ve biraz zorlanmayı göze almak. Bir kas hastası için çok zorlu, engelliler ve engelli aileleri anlar beni. İyi ki diyebiliyorum çok şükür ki. Kendimle bu sebeplerle gurur duyuyorum. 

Bir de şu an kendime çok şaşırıyorum; herkese yıllardır "normal bireyler gibiyim" derken, şu an tüm farklarımı açıklıkla yazabiliyorum ve bunlarla yüzleşebiliyorum. Sanırım ben iyi anlamda çok güzel değişiyorum... =)

Sevgiler...

11 Haziran 2022 Cumartesi

15 Yıllık Hayalim Gerçek Oldu - Haziran 2022

 

Bu hafta başında bir hayali daha gerçek halinde yaşamanın mutluluğunu yaşadım. Örgün öğretim üniversitemi bitirdikten sonra yaşadığım son atağımın üzerinden, hastalığım sebebiyle gerçek zamanlı bir işe giremememin hayal kırıklığını yaşadım seneler boyunca...

Zamanla alışıyor insan, buna da alıştım ama çalışmak benim için bambaşka bir hayaldi. Taa lisede son senemiz boyunca yaptığımız 1 senelik staj boyunca, gerçekten okul bitince kendi işimde olmanın hayalini daha derinden kurar olmuştum çünkü. :)


Ben hafta başında yarı zamanlı bir işe başladım, ablamın yanında yardımcı muhasebe elemanı olarak işi öğrenmeye başladım... (: Aslına bakarsanız bu kadar çabuk olması beklediğimiz bir şey değildi, en azından ben artık her konuşmalarımızı "inşallah olur ama bu zamana kadar olmadı, çok da büyük beklentilere girmeyeyim" modunda dinlemeye çalışıyordum. Sonunda oldu! Hem hayalimdeki gibi yarı zamanlı bir işim var, hem de şartlara koşullara nihayetinde uydu ve uydurulabildi... =)

6 Haziran 2022 Pazartesi günü ilk iş günümdü, 7 Haziran 2022 Salı günü de ikinci günümdü... :) 


Yeri ve zamanını kendimin belirlediği ve kazanabilir raddeye gelene kadar çok öğrenmeyi ve bu süreci planla sürdürdüğüm şekilde başarı yollarında ve hayallerim için sürekli devam edebileceğimi farkettiğim çizgide ilerlediğim Network Marketing işimi artık esaslı işim görmeye başlamıştım ki; hayata daha çok atılıp, rutin şeklinde sosyalleşip ek kazanç da sağlayabileceğim bir işim de oldu şimdi... 

Hayat çok garip. Zamanında "benim herkes gibi bir işim olacak, beni o mutlu edecek." derken, Network Marketing'in de gerçek bir iş alanı olduğunu ve de hayatımda beni mutlu edip çok önemli bir yere sahip olabileceğini sonradan farkettim. 

Şimdi gerçek zamanlı şekilde, iş mesaisi saatlerinde çalışıp eve döndüğüm bir işim de varken; NM işimde de güzel bir ekibim ve devam edebildiğim hayallerim iş saham varken, hayat çok da tam zamanında işliyormuş gibi geliyor. Belki NM ile tanışmadan önce olsa idi gerçek zamanlı işim de, kaldıramayabilirdim. Belki dayanamaz, belki de o ihtiyaç hali ile doğru dürüst karşılayamazdım.

Evet, birçok seferinde "ama olmuyor" dediğim ve üzüldüğüm halde; çok sonra olunca da kıymeti ve anlamı daha derin. Allahım belki de bu zamana kadar olan dersleri çıkarmam için bekletti beni bu kadar. Buna yürekten inanıyorum...


Hafta başında iki iş günü çalışıp bana düşen görevleri yerine getirdikten sonra, haftaya görüşürüz diyerek gerçek zamanlı işim adına haftayı bitirdiğim üzere yaşadıklarımı düşündüm durdum. Yıllar sonra beni en zorlayan tek nokta, yine erken vakitte uyanıp kahvaltı yapmak zorunda olmaktı. :) Haftanın ilk gününü tost yiyerek geçirdim, fakat hiç de önemli değil; bu kadarına da dayanabilirim. Sonrasında buna da alışacak mıyım göreceğiz.. =) 

Pazartesi günü erken kalkmak zorlamadı, Salı günü de öyle. Ama beni en çok şaşırtan Çarşamba günü "alarmım kurulu olmadığı halde 07:00'da gözlerimi açmamdı!" İnsan sadece iki günde yeni rutinine bir tek sebeple ayak uydurabilir değil mi? - Bunu çok istiyor ve senelerdir de bekliyorsa... :)

Pazartesi günü iş yerimden fizik tedavime Engelsiz Taksiyle gittim, hastanedeki saat 1 randevuma yetiştim. Tek başıma gidip tek başıma dönmek ayrı bir özgüven kazandırdı bu sefer bana. 

Sonra Salı günü iş yerinde sanki çok daha rahat ve de iyi hissettim, çabuk alışmış olduğumu garipsedim. Ama tam anlamıyla yaşadıklarımı, zamanı gelmiş de yaşıyormuşum diye hissettim. Bu hissiyatın yeri derin ve bulunduğum iş alanı itibariyle eve dönene kadar kendi içimde yaşamam gereken bir durumda. Bunu da tek başıma başardım... :))


2 günün sonunda, bu hafta için yapacağım işlerin bittiğini, haftaya görüşeceğimizi söylediklerinde mwmnuniyetle "tamam" Dedim. Hayalini kurduğum yıllardır beklediğim, sağlığıma ve hayatıma en uygun iş hayatı olduğunu düşünüyorum şu an "yarı zamanlı gerçek iş saatlerindeki işimi"... 


Ablama iki günün sonunda söyle dedim; "Cidden iyiyim ben. İki günün sonunda hem yıllardır istediğim gibi iş koşullarında  çalışıyor hem de kendimi yine işe yarar hissediyorum hayatın içinde. Bu çok iyi hissettiriyor." 

İşte tam da bu sebeplerle; belki de şimdi olması, en güzeli olmuş. Hayat bize sunulabilir doğrultusunda bazen geç gelen güzellikler yaşatıyor. Oysa ki kime ve neye göre geç bilmiyoruz... Sanırım bu zaman diliminde olması, önce NM alanında kendimi ispatlamak ve de buradaki mutluluğumu ve kabullendiklerimi yaşamak benim için en gereklisi imiş. Daha öncesinde girsem böyle bir işe buradaki yaşanmışlıklarımı ve de öğrendiklerimi bilemezdim. 


Allahim işini iyi biliyor. Ben daha fazla uzatmadan Rabbime ve bu işe vesile olan ablama ve de herkese teşekkür ederim.. :) 


İyi ki yer yer sabredemeyişlerime rağmen, sabretmeyi ve zamanını beklemeyi öğrenmişim... Hayat, her şeyi yaşamak ve onlardan ders çıkarmak için çok kısa derler. O sebepten Çevrendeki kişilerin yaşadıklarından ve de öğrendiklerinden de dersler çıkarmalı... Ben bu öğreti sebepli de buralarda olmamı değerli buluyorum.  


Dilerim ki birilerine motivasyon kaynağı oluyor ve de yıllar da geçse neler için hala istemeye devam ediyor diyenler oluyordur... Bu kıymetli, çünkü ben de okuduğum beğendiğim başarıları kendime motivasyon kaynağı görüyorum çoğu zaman...


İşte bilin istedim ki; bu hafta bir engelli daha sosyal hayata ve gerçek iş saatleri altında yarı zamanlı çalışmaya adım attı. İnanın 10 yıl geçse de geç değil. Hiç yapmaz ve çabalamaz isek geç, isteklerimizi görmez ve yeteri kadar ciddiye almaz isek geç...


Hayatta isek her şey için zaman var. Çok şükür bin şükür... :)


Not: bu yazıyı iki iş sahibi ve ikiden de fazla kendi uğraşı olan bir iş kadını yazdı. Adı Didem. Sizlere çok selamı varmış, kendinize çok iyi davranacakmışsınız... 🤗

Sevgiler...



4 Haziran 2022 Cumartesi

Hayal, Hedef Ve Çaba - Network'e Dair #2


Nisan 2022'de "Network Nedir ve Neden Network Marketing?" alt başlıkları ile "Network Benim İşim" diyerek yazmaya başladığım yazı dizime; bugün "Hayal, Hedef Ve Çaba" Kelimeleri ile devam ediyorum. Zira bu üçlünün yapmak istediklerimizin yolunda çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. =) 

Yazımın devamında sizleri Dr. Clinic Altınbaşak Ekibi ve de Gül Ekibi ile tanıştıracağım. İyi okumalar dilerim... :)


Son 2 senede çok net bir olgu gördüm; 

Network Marketing sektöründe başarıya ulaşanların "hayalleri için hedefleri ve hedeflerine ulaşabilmeleri için de çabaları var". 

Eksiksiz her bir iş için böyle aslında. Hayaller için çalışıyoruz bu dünyada ve başarıya ulaşmanın bir denklemi varsa eğer, benim gözümde o denklem budur. Başarının kendi emeğiniz ve planlarınıza bağlı kılındığı bu sektörde ise üstte bahsettiğim üç etmene daha fazla ihtiyacımız var...

Şansa kadere başarıya ulaşmak derseniz, çok nadir yaşanan ve uzun süre o başarıda kalınamayacağını da net olarak gördüğümüz bir durum derim. Çünkü şans ve kaderinizin de düzgün ilerleyebilmesi için gayret olmalıdır. Şu söz unutulmasın; 

"Kader gayrete aşıktır!" :)


Evden iş dediğimizde, bize hep "az çalışıp çok kazandığımız" düşünülerek bakılıyor. Oysa daha rahat şartlarda, çalışma düzenimizi hayatımıza göre şekillendirerek çalışmak bizimkisi... İşimiz her yerde, hayatımız daha keyifli ve esasında daha da düzenli. Ama bazen de yoğun çalışma dönemlerinde de tatlı bir düzensizlik içinde... :) Bu iş sayesinde işimiz hem satış, hem insanlarla ilişki kurmak. Zamanımız hem her an eğitim hem de her an kutlama tadında geçebiliyor. 

İşte tüm bunlar, içinde bulunduğum sektörde, benim doğru ekipte ve doğru şirkette olmam sayesinde parmaklarımdan yazı olarak dökülüyor... (: Şükürler olsun dedirtmeye Dr. Clinic son 7 aydır devam ediyor... :)


Konumuzun bu noktasında başarı konusunu da konuşmak istiyorum sizinle;

Yorumlarda bana kendi başarı tanımınızı yazabilir misiniz? Bu yazımızın fikirleşme konusu "başarı nedir?" üzerine olsun...


Hedef, Hayal Ve Çaba Var; Peki Başarı Nedir?


Benim için başarı konusuna gelirsek, tek bir tanımlamadan ibaret değil. Ben 2 sene içinde gördüm ki, benim için bile başarı değişkenmiş... 

İki sene önce ilk bu işe başladığımda, başarı benim için satış yapabilmekti mesela; satışı öğrenebilmek ve onun için kendimi geliştirmeyi başarmaktı... 1 sene önce başarı tanımım, bir ekip kurup liderimin olabilmesi oldu. Ekibime de kendime de değer katmak da başarıydı, kendi ayaklarım üzerinde durabilmek de... Şimdi ekibimde liderlerim var ve başarı kavramım ise bambaşka. Başarı demek benim için çok satmaktan öteye, değer katmak ve de özgüvenimi arttırmak da oldu; sadece işten öte hayata karıştığım her an benim için bir başarı simgesi artık...

Düşünün ki hep kendinizi "ben satış yapamam" diye düşünüyorsunuz. Ki ben öyle yapıyordum. Benim için başarı "satış yapmayı öğrenmek ve de satış yapmaktı" o andan itibaren işte. Denemeden tam anlamıyla, son 1 seneye kadar, bana ne hissettirdiğini bilemedim. Para kazanabilmek başarı idi, şu son 2 senedir bu başarıyı gerek aktif gerekse de kısa molalarla sürdürebiliyorum şükür ki... 


Zamanla gördüm ki "para kazanmak sandığımız başarının arkasında" da gizli nedenler var, başlıcaları en duygusal ihtiyaçlarımız haline gelen konulardan oluşuyor. Mesela kimi için evine veya çocuğuna kendi emeğiyle kazandığı parayla küçük bir eşya almak oluyor. Arkasında çalışma gerekliliği var. Kimi için ailesinden eşinden beklemeden istediği bir şeyi kendine alabilme düşüncesi oluyor. Bunun da arkasında, benim eksikliğini hissettiğim cinste bir öz değer eksikliği var... Hepsi zaman içerisinde "Hedef, Hayal ve Çaba" üçlüsü sayesinde gerçek olabiliyormuş aslında, öğrendim ben de zamanla... :)

Kısacası bu konuda; Başarı kıstasınız hangisi olursa olsun, kendinizi geliştirmek üzerine yaptığınız yatırımlarınız hep hayatınızda olsun dilerim ki. Kendiniz adına verdiğiniz değerle kazanmanın tadı çok başka, onun tadı hiçbir şeye benzemiyor zira... :) 


Gelelim Dr. Clinic'e ve Dr. Clinic İle Network Marketing mevzusuna...



"Ailenin Olduğu Her Yerde Sevgi Vardır." 
Dr. Clinic'imizin sloganı...

Dr. Clinic "Kadına İstihdam" başlığı ve amacıyla, Kasım 2021'de Network Marketing'e adımını atmış 35 senelik bir firma... Esnaflıktan gelen, ürünleri eczanelerde ve nice e-ticaret sitelerinde satılan bu markanın, Kasım 2021'den beri girişimcileri için elinden gelen korumayı ve emeği verdiğini bizzat yaşadık yaşıyoruz şükür ki.

Bu ay tam 8. ayımıza başladık. 7 ayda çok şey öğretti, çok kişi kazandırdı ve bir o kadar da temizlik yaptırdı hayatımıza... Başarı kavramım da, emek kavramım da, hayal kavramım da çok başka anlamda değişti. Dr. Clinic ile oldu bunlar, her yeni kapı yeniliklerle dolu zira. Firmamızın yeniliklerine beraber başlamış olmak benim ve birçoğumuz için apayrı hala. Ama hiçbir zaman geç değil ki, yenilikler ve gelişmeler tüm gaz devam ediyor bu arada...

Kadına istihdam denilen bir firmada, kadını erkeği ayrılmadan emek vererek çalışıyoruz. Ne zaman başvurulursa başvurulsun, size değer veren bir marka ile çalışıyor olmak büyük şans resmen. Bizler Dr. Clinic sisteminde satarak kazanıyoruz, alarak kazanıyoruz ve sistem üzerinden ekip kurarak primler alarak kazanıyoruz. Bir de kazanma biçimimiz var ki, ekibimize kalbimizi vererek "abla, kardeş ve arkadaşlıklar" kurarak kazanıyoruz... :) 

Bizi eşsiz kılan daha çok kazandırıp adil kazancı sağlayan firmamız ve Altınbaşak ekibimizde daha deneyimli bir şekilde planlarımızı işletiyor konumunda bu firmada yer alıyor olmamız. Herkese kendi ekibi ve firması güzel gelecektir, yeter ki orayla gönül bağınızı kurun. Ancak biz gerçek anlamda önceki bir sene boyunca diğer firmamızda yer aldığımız dönemde "doğrularımız ve yanlışlarımızı hesaplayarak" bu firmaya geçtik. 

Bugünümüzde önceki firmadaki bağı bilerek gelen veya ekibimize bu firma sayesinde katılan herkesle bağımız hala aynı. Gerçek anlamda bir "güç ve sevgi var" aramızda. Sevgisi artarak katlanıyor ve saygıyı, sabrı, bağlılığı ve anlayışı barındırıyor. Bir de düzeni... Ben "Altınbaşak ekibi" içerisinde en çok düzenli ve planlı oluşumuzu seviyorum. Eğitimlerimiz ve kampanyalarımız da eşsiz, bilgilendirme ve bize değer katan takdir edişleri de... Sevdiğiniz yerde seviliyor ve değerli hissettirildiğinizi de biliyorsanız eğer, ötesi aslında çalışma seviyenize ve emek verme hevesinize kalıyor. 


Bu arada, umarım buraya kadar anlatmak istediklerim kalbinize dokunmuştur ve sizlere de değer katabilecek ekibimizi tercih edebilmenize vesile olabilirim. Hayalleriniz için ertelemeden yola çıkmayı düşünürseniz, bana ve bize yan taraftaki hesaplarımdan ulaşabilirsiniz...



Ekibimiz Altınbaşak, Bizler Gül Kızları... :)

Sıra geldi, size Altınbaşak ekibinde yer aldığımız ismimizle içinde bulunduğum alt ekibimizi de anlatmaya; bizler Gül Kızları...  (: Altınbaşak Ekibi Dr. Clinic'in kurucu ortağı olan Kadriye Altınbaşak'ın ekibi. Ekipler arasında bile inanılmaz bir birlik ve bağı olan güzel kurucu bir Dr. Clinic Ekibiyiz biz. :) Planı programı, çalışma ve de bir arada olma anlayışı kim geldiyse şu ana kadar bozulmamış ve de herkese kucak açabilmiş bir ekibiz. 

Gül Kızları ise adını duyurmaya, emin adımlarla çalışıp yerini sağlamlaştırmaya devam ediyor bu ekip içerisinde... Bir ekipte olması gereken ne varsa bizim birlikteliğimizde var, ne olmaması gerekiyorsa da "çok şükür dualı ve de sevgi dolu ekibiz ki" yerini alamıyor içimizde... Bize Kadriye Başkanımız "Gül Kızları" dedi önce, ekip müdürümüz ve "iyi ki"miz <3 Gülşah Ülkü'nün kızları olarak birbirimize tutunduğumuz için... :) Sonra ekip içerisinde "onun bunun üyesi" lafı etmeden, herkes birbirine güvenerek ve de destek halde olduğundan bu isme çok çabuk alıştık. Ekip olmanın da gerektirdiği ilk önemli kural, birlik içerisinde olabilmekse; bizim ekibimizde var şükür ki... Her birimizi bir arada tutan ve kavuşturan da, Altınbaşak Ekibi kurucusu Kadriye hanım. Ah bir diğer iyi ki'miz... <3

Bir ekipte olmaması gereken konuya gelecek olursak, bana göre bu "abartılı ast-üst ilişkisidir." Ne sen üstünden korkacak veya çalışma anlayışlarınız uymuyorsa ona tahammül edeceksin, ne de o seni önce para olarak görecek veya seni herhangi bir şey için zorlayacak ve elinde tutacak. Bir işyerinde nasıl sevgi ve anlayışla yaklaşmak var ise, orada çalışmak o kadar keyifli olur. Aynı şey bu ekiplerde olabilmeli. Bizde en çok sevdiğim özellik o ki, "kimse kimseye gereksiz stok çektirmez" ve de "işi öğretmeden boş yere hava basmalarla iş beklemez!" Çünkü biliriz ki bu sistemde bağ dediğimiz şey ve üstüne düşen kadarıyla emek veriyor olmak çok kıymetli. Üstüne güveneceksin, altının da iyi niyetle ve çabayla yaklaşımına yanıt vereceğine inanacak ve bileceksin...

İşte bu noktada doğru iletişim en önemli konum olmaya başlıyor. Karşılıklı iletişimi saygı ve de sevgi çerçevesinde kurar, kimse bir diğerine üstünlük kurmaz kimse bir diğerini yok saymaya çalışmaz ise; ekip bal şeklinde çalışır gider. (Size bu işin en büyük sırlarından birini daha verdim bu arada böylece)


Biz Gül Kızları olarak Mayıs ayından itibaren Gülşah müdürümüz ve Ayşen müdürümüzün öncülük ederek kurduğu, hep beraber geliştirmeye çalıştığımız bir web sitemiz de var artık. 

Bu Web sitemize ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. :)

Bu web sitesi hem bizim hem de sizlerin çok net bir şekilde faydalanabilmesi amacıyla kuruldu ve her bir ekip arkadaşımızın elinden geleni yaparak aktif tutulması hedeflendi. 

Sizlerden isteğim odur ki; sitemizi ziyaret edip inceleyerek, elinizden geliyorsa bizi çevrenize de tanıtabilirseniz bizler emeklerimizin karşılığını almaya devam edebiliriz. Aramıza katılmak isterseniz ücretsiz üyelik formunu doldurabilir ve dilerseniz beğeni ve önerilerinizi mail adreslerim aracılığıyla bizlere ulaştırabilirsiniz. Bu bizim sizler açısından da nasıl göründüğünü ve hangi konularda geliştirmemiz gerektiğini görmemizi sağlayabilir. =)


Bu yazıma "Hedef, Hayal Ve Çaba" diyerek başladım, ama içeriğinde "sevgi, umut ve görünür görünmez düşlerimiz" de vardı. Ben "Network'e Dair" adlı yazılarımı yazmaya burada devam edeceğim. :) Çünkü mutlu olduğum her şeyi yazmak beni daha çok motive ediyor ve paylaştıkça birilerine ilham olmak da bana mutluluğumu arttırmak olarak geri dönüyor...

Başlangıç tamam, gelişme niteliğinde bu yazımız da tamam... Bir sonraki yazımda da "Network Marketing hikayelerimizi" konuşabiliriz diye düşünüyorum. Çünkü hikayeler hayallerin alt sebeplerini oluşturuyor ve kaçıncı yazı olursa olsun, eminim ki biz hayalleri konuşmaktan ve gerçekleştirme çabamızdan vazgeçmeyeceğiz.

Hayalleriniz varsa, hedeflerinizi kendinize yol bilmeyi unutmayın. Bir yerden başlamak istiyorsanız eğer, ister web sitemizden isterseniz de sosyal medya adreslerimden bana ulaşabilirsiniz. 

Hayallerinizi alın gelin, sizlere yol olalım; hikayenizi beraber yazalım... :)

Sevgilerimle...


20 Mayıs 2022 Cuma

Kabul Ediyorum - 20.05.2022


Çook seneler öncesinde "Korkularım Var" içerikli bir yazı yazdığımda, "dişçi korkumu, böcek korkumu, evde kimse yokken karanlıktan korktuğumu ve sevdiklerimi kaybetme korkumu" burada yazmıştım yine. O zamandan bu zamana çok zaman geçti ve ben büyük ölçüde bu korkularımla yüzleştim... 

Şimdilerde ise ben kendi düşüncelerimde rüyalarımda hep geriye attığım çok başka korkularımla yüzleşiyorum. Bu korkulardan biri "Düşme korkusu", bir diğeri de her ne olursa olsun "Yapamama korkusu"... Bu korkularım öyle derecede imiş ki meğer, geçen haftadan beri bir rüyamda çok etkilendiğimden beri aklımdan çıkmıyorlar. O rüyamdan bahsettiğim yazım da burada... 


Kendi kendime terapi niteliğimde bir yazımı daha yazmaya geldim yani. Üstelik bu korkularıma dün çok net bir korkumun daha farkına vararak kombo haline getirdim korkularımı... Anlaması benim açımdan çok kolay ama anlatması biraz zor. O yüzden karşılıklı düşünce hali içerisindeymişiz gibi anlatacağım olur mu? Başlıyoruz, iyi okumalar... :)



Korkularım benim için kendimi koruma içgüdüsü halini almış ama bir diğer yandan da bu koruma beni yoruyormuş. Bu yazıyı yazmadan önce ben kendi kendime yazıp kabullenecektim tüm farkına vardıklarımı, ama başaramadım. Erteledi zihnim, zaman geçtikçe yüzleşmekten korkan halim beni sardı yine. (Bu bahsettiğim de bir haftada oldu işte) Bir hafta boyunca, zaman zaman benzer rüyalari görmeye ve nefesimin sıkışmasını farkederek uyanmaya başladım...


Bütün hafta bundan önceki yazımda bahsettiğim ve kendime not aldığım gibi nefesime odaklanmaya çalıştım. Nefesi çok dikkate aldım, sonucunda iki üç gündür boğazım rahatsızlandı. Acaba buna bağlı mıdır diye bugün düşünmeye başladım ve sonucunda da bu yazıyı yazabilmeyi başardım. Neticede içimde sakladığım her korkuların esiri konumunda olduğumun bilincindeyim. 

Ben düşmekten korktuğumu, sırf o korkumdan dolayı gücümü belki de yeterince geliştiremediğimi de düşünüyorum. Ben başaramamaktan da korkuyorum, bazı şeyleri kaslarımın da elvermediği şekilde bu sebepten deneyemediğimi de düşünüyorum...

Misal korkum beni şöyle dengeliyor; şayet korkmazsam belimi gerdirmek uğruna bir hareketi yapmam gerekenin üstüne çıkmaya kalkarım. Ki bunu zamanında yaptım. Üzerine 2 hafta ağrı ve de hareketlerden yana kendimi geri çekmek durumunda kaldım. Düşmekten korkmamı, başaramamaktan korkmamı da anlıyorum; ama beni bu kadar yıprattığını düşünmüyordum. Geçen haftaki rüyamdan sonra düşüncelerim aldı başını gitti, korkmam olağan ama korkmamalıyım! Peki ya ben bu ikilemden çıkıp yüzleşmeyi bu sefer nasıl başaracağım?

İşte bunları düşünürken ne yapabilirimi düşündüm ve nefes almaya odaklanmanın dışında sadece günde 5-10 dakika olsun sessiz kalmayı da alışkanlık edinmeyi düşündüm. Sadece uyku öncesinde bunu başarabildim. Sessiz kalmaktan kastım konuşmamak değil, her anlamda dış etkene ve de iç etkene takılmadan odaklı halde kalmak. Neye odaklı peki? Sessizliğime ve konuşan iç sesime... 


Bir gece çok daha açık konuştu durdu iç sesim, müdahale etmeden izledim onu. 

Diyordu ki; 

"Sorumluluk almak istemiyorum." 

Kendi kendine de devam ediyordu; 

"Düşme eyleminden ve başarısız olma eyleminden bile ben sorumlu olmak istemiyorum. Çünkü yorgunum, deneyip başaramamaktan yana çok korkmuş ve bunu içselleştirmiş haldeyim. Bana yüzleşmekten bahsediyorsun, kabul etmek istiyorsan böyle kabul et. Sonra da iptal et bu korkuları edebilirsen. Ama bu kışın daha zorlu geçti bunu da unutma..." 


Bu konuşan benim iç sesim, sansürsüz iç sesim... İnanın bana bile saçma geliyor bazı noktalar ama gerçek bu. Ben nefesime odaklanmalıyım diyorum, ben planlayıp çalışmalıyım diyorum, ben çabalamalıyım diyorum. O ise, Korkuyorum beni mesul tutma hiçbir şeyden diyor. Oysa ben onu çok fazla mesul tutuyorum doğrusu. Birçok şeyi içimde biriktirdim ve de çok haklıydım. Kış çok çetin geçti, 1 kış boyunca üstte gördüğünüz yataktan bacaklarımı sarkıtmayı bile sadece bir kez denedim 17 Mayıs 2022 gününün sabahına kadar...

Sıcaklar biraz rahatlattı da, o sabah da erken uyanmamı fırsat bilip üstümü açtım biraz emekle. Sonra eskisinden daha uzun sürede kendimi kaydırdım yatak içerisinde. Sonra da üst pozisyondaki gibi, yatağımın kenarından ayaklarımı sarkıtabildim. Bir sonraki aşama kalkmak için kendimi ayaklarımı yukarı aşağı indirip kaldırarak doğrulmaya çalışmaktı. Denedim ama başaramadım...

İçimde hiçbir şeyden mesul olmak istemeyen sese meydan okumuş oldum yani ertesi sabah! Bu da büyük bir şeydir bence... :) Ki bilirim, herkesin yolu yolculuğu ve de hayat planı birbirinden ayrı ve yer yer anlamsızdır işte. Benimki de böyle... 


İçimdeki iç ses bana diyordu ki tüm hafta boyunca yani; Birden gelip yüzleşeceksin benimle, bu sefer o kadar kolay olmayacak yüzleşmen. Başkalarının hatalarıyla değil, kendi gerçeklerinle yüzleşeceksin bu sefer; bunu hep hatırla! Tüm hafta boyunca bir gerçekle yüzleşirken aklımdan geçen anıları da anlatayım sizlere; henüz çalışamadım ama hepsini kabul etmek istiyorum. Tek başıma yüzleşmeye ise cesaretim yok sanırım. 

=) Başlık neden kabul ediyorum anladınız değil mi şu an? Aklımdan geçirdiğim kadarıyla değil, buraya yazıp kabul ediyorum diyeceğim. Sonra da yatağıma geçtiğimde umuyorum ki bol bol okuyup "zorlu da olsa" kabul edeceğim!


Düşmekten korkmama sebep olduğuma inandığım ilk düşme anım şu;

Ortaokuldaydım ve de daha hala çok iyi yürüyebiliyor durumdaydım. Kas Erimesi hastalığı tanım çoktan konulmuştu ama yıllar boyunca kendi kendime de ailemle de birçok durumla başa çıkmayı öğrenmiştik..  

Misal düştüğümde evde isem işim daha kolaydı, kendi kendime kalkacağım yerler geliştirmiştim kendime. Misal odamdaki kanepe, salondaki ikili ve üçlü koltuklar gibi. Üzerlerine önce ayaklarımdan birini sonra gövdemi ve sonra diğer ayağımı atıyordum. Yüz üstü yatmış olduğum kanepe ve koltuklarda sırtüstü dönüyordum sonra. Oturma pozisyonuma geçiyordum ve ayağa kalkmaya hazırlanıyordum... Tüm bunlar o zamanki kas gücümün gerektirdiği yavaşlıkta ama olabilmekteydi..

Ama düştüğümde evde değilsem işim zordu; çevremden mutlaka birinin yardım etmesi gerekiyordu, çünkü yakında tırabzanı bulunan birkaç basamaklı merdiven yok ise eğer kalkamıyordum tek başıma... 

İşte bu şartlar altında en utanç duyup kendimi çaresiz hissettiğim düşme anlarımdan biri sitemizde arkadaşlarımla oynarken oldu. Annem taneleri bitmiş turşu bidonumuzu kapıcı dairesinin balkonu konumunda olan apartman önüne bırakmıştı. Öyle istemişlerdi, içerisine turşu kuracaklardı galiba yeniden. Ama neden bilmiyorum o turşu bidonu kenarda da olsa ayak altında duruyor ve kimse onu birkaç gündür içeriye bir yere almıyordu. Olacağı vardı belki de, biz o gün oyun oynarken orada birbirimizi kovalarken köşeye kovalanan ve turşu bidonunu çarpıp düşüren ben oldum. Üstüne ıslak zeminde o suyun üzerine düşüp ıslanan da tabi bendim...

Sonrasında beni kaldıran kişinin de kim olduğu önemli idi bir an için, benden birkaç yaş büyük ve benim ondan çocukça hoşlandığım çocuktu kaldıran. Her şeyi gülerek hallettik o gün. Ciddiyim her şeyi, üzerine hiç ağlamadım. Ağlanacak bir durum yoktu, canım bile acımadı ama düştüğüm için kendimi çok kötü hissettim. Utançtan öte, o kişi beni kaldırdı diye de değil; düştüğüm ve kendim kalkamadığım için içerlendim işte. Abartısız bu olayı ne zaman hatırlasak gülerek hatırladık ve gülerek de hatırlarız hala! 

Ama içimdeki kıza sorun; o düşmekten korkmayı kendine bir misyon edindi bu olaydan sonra, bir daha düşmeyi hiç istemedi. Oysa öncesinde okulda da kaç kez düşmüş ve kaldırılmıştı. Ama bu hafızasında çok başka yer etti. Gülerek hatırlanması onu üzmüyor da, üstüne bu kadar üzülmüş de olsa kendi içinde bile ağlamamış olması gerçeği de ortada... Şimdi şimdi kabul ediyorum, bu bir dönüm noktasıydı ve de o kızın elinde değildi. Hala elinde değil; düşmeyi hiç istemiyor ve de sevmiyor. Ama kabul etmeli ki insanlar düşebiliyor. Üstelik böyle bir hastalığa sahip biri, düşebilir de düştüğü yerden kalkamayabilir de. Çok olağan bir durum. Aksini düşündüğüm sürece kendimi kötü hissediyorum. Bu bana zarar veriyor ve ben bunu görebiliyorum. Bu korku kalbimi çarptırıyor, nefesimi kesiyor ve rüyalarıma kadar giriyor. Ben bu hissi serbest bırakmak istiyorum ve serbest bırakıyorum, korktuğumu kabul ediyorum ve artık korkmamayı seçiyorum...


Düşmekten korkmama sebep olduğuna inandığım ikinci düşme hikayem yine ortaokulda iken idi; Bu sefer kar yağmıştı ve kar topu savaşı oynarken düştüm!

Kar yağmıştı, yine sitemizin önünde komşu arkadaşlarımla oynamaya indik. O gün annem bana "İnme sen Didem!" demişti, bense anneme ısrar edip "Lütfen anne, çok istiyorum." demiştim. Bugün olsa yine o çocuk aklım inmek isterdi yani. Ama geçmiş zamanların dize kadar yağan karlarından bahsediyorum! Sitemizin önünde yol açmışlardı ama o yol sürekli yağan karla da kapanıyordu, o derece işte... Apartman girişlerini temizliyordu her çıkan ama orası yine de mermer zemindi ve rüzgarla beraber yağan kar orada da mutlaka tutuyordu! 

Biz de temizledik o gün kaç kez. Karın içinde de oynadık ve bir süre sonra kar topu savaşı oynamaya başladık o kaygan zeminde.. Biz orada iken çok bir şey tutamadı, kayganlık hep hakimdi. Ben çok katılamasam da korkumdan, bir süre sonra cazip geldi o oyun mutluluğu. Sonra kar topları bulunduğum sığındığım kapı girişine yığıldı! Benim ve arkadaşlarımın üzerine atılan karlar, mermer zeminde bana tuzak oldu. Ayakta durmaya çok çabaladım ama oyunun heyecanı ile arkadaşlarımın da beni bombardımana tutması sonucunda ben mermer zeminde köşeme çekilmeye çalışırken sırtüstü düştüm. En büyük düşmekten korkma sebebim bu olabilir! Çünkü o düşüşün ardından 10 seneden fazla kafa ağrısı ve sırt ağrısı çektim ben! Doktora göründüm, hafif zedeleme dedi. Ama ben o düşmenin acısını korkusunu okulda her saç topladığımda hissettim.

Saçlarımı toplamadığımda öğretmenlerimden azar işittim, "öğretmenim cidden kafam çok acıyor!" dediysem de toplamak durumunda kaldım. Saçlarımı kestirdim kimi zaman ve de bir zaman sonra hiç toplamam gerekecek kadar uzatmamaya da başladım. Rahatlığına alışmıştım ama bunun etkisi de vardı esasında!

Oradan beni kaldırmaya tüm arkadaşlarım yardım etmişti, eve gittiğimde de anneme babama anlatmıştım. İkisi de çok kızmış ve üzülmüştü. Canımın yandığından sebepti tabi. Ama sonuç olarak bu acıyı atlattım, artık kafamın o bölgesi acımıyor ama o acı sanki kalbime işlemiş gibi hatırımda hala... 

Kabul ediyorum, karda oynamak benim de hakkım olmasına rağmen biraz daha kendimi koruyabilirdim. Ama olan oldu düştüm, bugün olmuş hala düşebilirim. Düşme korkumu bu zihnimdeki acı sebebiyle bile bir yana bırakmam gerekiyor, onun da farkındayım. Kendimi artık sonucunu olanını bitenini değiştiremeyeceğim konuları anılarımda tutarak yormamın bir anlamı yok! Korktuğumu kabul ediyorum, bu yazıyı her okuduğumda unutup silebilene kadar kabullenmişliklerime; "kabul ediyorum ve bu korkumu da serbest bırakıyorum" diyeceğim. Benimle kalmasının hiçbir manası olmadığını ve de bana çok zarar verdiğini görebiliyorum... :)


Üçüncü ve Son düşme korkumu bu seviyeye getiren anıma gelince; bu düşmeyi yaşadığım sırada da Lisede idim. Bel ağrımın sebebinin de hala bu düşme hikayesi olduğuna inanıyorum...

Okul gezisi olarak huzur evi ziyareti yapmaya gitmiştik, oranın çıkışında da avm gezisi yaptırdı öğretmenlerimiz. Okul gezimiz böyle planlanmıştı... Mağazaları gezdik, oyun alanında oyunlar oynadık, birkaç küçük takı toka aldık ve iki kolumda iki arkadaşımla yorulmuş halde yürüyen merdivenlerden inmeye geçtim. 

Arkadaşlarım tedirginliğimi biliyordu ama beraber hallederiz diye düşündük. Ben bir adımı atıp diğerini de onun yanına atma refleksini annemlerle bile iken gerçekleştirmekte zorlanıyordum o sıra. Annem her yürüyen merdivene binişimizde kolumda iken beni desteklerdi, bir nevi vücuduma destek olurdu o merdivene ikinci adımımı atmamda... 

Arkadaşlarımla iken bu olamadı ne yazık ki... Birinci adımı attım, ikinci adımımda zamanlı atamadım. Aslında her ikisini de atabilmiştim ama içim uçmuş bir şekilde korkumla beraber dengemi yitirdim ve popo üstü düştüm. Yetmedi oturma dengesini de sağlayamadım, sırtım tüm merdivenlere sürttü; çalışanlardan biri farkedip gelene kadar ve beni kaldırana kadar alt kata 3-4 basamak kalmıştı ve ben belimi fazlasıyla incitmiş, pantolonumu yırtmış ve de sırtımı çizmiştim orada...

O gün okul hırkamı çıkartıp kalçama sarıp önden bağladık ve servisle evlerimize döndük. Ama bu sırt ve bel ağrısını da uzun yıllar boyunca çektim. Belki bir nevi hala içimde sızısı ile yaşamayı sürdürüyorum. :) Ben kendi durumuma rağmen çok vukuatlı bir insanım; bunu da kabul ediyorum...

Farkındayım bunu da kabul etmeliyim; düştüm ve canım çok yandı, refleks becerim yoktu ve korkmakta da haklıydım. Ama korksam da korkmasam da düşmem gerekiyorsa düşeceğim, eninde sonunda da kaldırılacaktım ve kaldırılacağım! Gerek hastaneye gerekse de dimdik ayağa. Bunu da kabul etmeliyim, bu anının da kötü hatırası beni hala sarsıyor. Ama ben bunu da kabul ediyorum, etmek zorundayım!




Tüm bunlar çok saçma ve de anlamsız öyle değil mi? Yıllar önce çok düşmüşüm ama üçünün hatırasıyla hala rüyalarımda gördüklerimle nefesim kesilecek derecede düşmekten korkuyorum ve belki de bu sebeple bile kaslarım bir nebze bazı şeylerde bana izin vermiyor diyebiliyorum... 

Aslında bana bir noktada çok mantıklı geliyor. O korkuya sımsıkı sarılma gereği duyuyorum, bir daha canımı acıtacak düşmeler olmasın diye. Ama bana bağımlı veya benden bağımsız hala düşebiliyorum, güç kesilmelerim hala anne ve babamın sırtında iken olabiliyor. Olmaya da devam edecek. Nefes egzersizlerimi yaparken aklımdan geçen düşme odaklı her hikayeye odaklanıp, varlıklarını yaşandıklarını ve geçip gittiklerini kabul etmeliyim...

Düştüm, düşmeye devam edebilirim. Başaramadığım çok şey var hayatımda ama başardıklarıma da odaklanmaya devam ederek bu korkumun da üstesinden gelebilirim... Bundan sonraki hayatım boyunca "düşmek ve korkmak üzerine" hatırlamam gereken tüm bilgiler bu yazdığım yazıdaymış gibi bana referans olsun... Daha fazlasını da yazmaya çalışacağım.

Karda düştüm, turşu suyuna düştüm, yürüyen merdivende düştüm ve beni bunlardan daha az etkileyen ama bazen aklıma gelen her şekilde düştüm! Düşmek değil, devam etmekle olsun derdim; şimdiki aklım olsaydı böyle düşünmem gerekirdi... Ben tüm bu yazıda yazdıklarımı kabul ediyorum. Beni rahatsız eden bütün düşme hikayelerimin etkilerini serbest bırakıyorum. :) Zira buna derinden ihtiyacım olduğunu biliyor ve farkediyorum... 

Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin demeyi tercih ediyorum...



Bu yazı başka şekilde devam edecekti ama hiç beklemediğim şekilde devam etti. Vardır bir hayır deyip bırakacağım şimdilik. Ama devam yazısı gelir gibi hissediyorum...

Okuduğunuz için sevgilerimle, benimle fikirlerinizi paylaşırsanız memnun olurum. 
Yorumlarda görüşmek üzere... =)

9 Mayıs 2022 Pazartesi

Anlamlandırdığım Gerçeklerim - 09.05.2022

 

Haftaya tam motive haliyle başladım ve bu yazıyı aslında öğleden sonra yazmayı çok istiyordum ama yetiştiremedim. Günüme video çekimleri ayarladım, hala çok kolay çekebildiğim söylenemez. Acemi oyuncu gibiyim, dilim dilime dolanıyor kamera karşısında! :) Oysa sadece kendi kendime konuşuyorum değil mi? Tam alıştım derken, ara vermeler de beni acemi ediyor doğrusu. Dilerim bu sefer yeniden alışmam çok uzun sürmez... :))


Öncelikle iyi haftalar olsun, bu motivasyonumu bağladığım günün konusuna bağlıyorum sizleri; planla iş yapmak ve de kendini anlamak dedim ben buna... Kendimi anlamaya ve anlaşılmaya çok bağlıyım, bunu bloğumda çok sık dile de getiriyorum. Bugün bu konuları açmama yeniden bir rüya ve sonrasındaki sabah farkındalık dolu motive halim sebep oldu. Sonra bloğumda, hayat günlüğüm dediğim yerde bu da bulunmalı dedim...

Sabah nefesim daralmış şekilde uyandım, aklımda sıkıntılı olduğum bir rüyam vardı; sabah hayrına anlatıyor olayım, siz de öyle okuyun olur mu? =) (Anneciğim hep "sabah hayrına" dedirtir de, alışkanlık işte :) ) ;


               Rüyamda bir sosyal medya fenomeni benim fizik tedavi aldığım bir rehabilitasyonda çalışıyor idi; fizyoterapist imiş sözde. Ben fizik tedavimi almış kasıla kasıla merdivenlerden iniyorum önce, onun bulunduğu kata. Ama merdivenler o kadar dar ki, ayağım aslında birçok basamağın sadece çok küçük kısmına basıyor. Nefesim yok derecesinde "düşeceğim ve bu sefer hiç kalkamayacağım" korkusuyla merdivenleri iniyorum. O korku içimi tüketiyor. Bir yerden sonra da epey zaman geçmiş halde "Ne olacaksa olsun, hızlıca ineyim ve birçok basamağı atlayayım. En fazla bir kez düşer, ondan sonra da biri beni kaldırır ve buradan götürür." diyorum. Ama o kasılma, o nefes sıkışması ve o darda kalma hali gerçek hayatımda yaşanmışcasına gerçek. Geçmiş zamanlarda yaşadım da, ben çok küçükken ayakta iken benzerlerini ve çeşitli nicesini yaşadım... (Düşmekten ve kalkamamaktan korkmak, unutmayalım)

Rüyamın bu kısmında merdiveni inerken birçok kez uyandım. Öyle hissediyorum, bilinçli uyuyor ve uyanık halde gibi hissettim. Ya da uyanmaya çalıştım uyanamadım da diyebiliriz. O rüya sanki uyandım uyudum ama odamda olduğumu bildiğim halde bitmedi bir süre boyunca. Başladı durdu hep yeniden, var mı böyle bir his? 

Sonra bir şekilde indim. Nefesim genişe çıktı, hiç daralmamışcasına güçlü. Ama merdivenlere yönelmeden hemen önce "yüksekten düşeceğim" korkusunu da bir balkonun tepesinden yangın merdiveninden inmeye çalışırken yaşadığımı hatırladım. Merdivene yönelirken annemle beraber, ayağımız bir an boşluğa düştü. Annem tuttu beni, "Tamam, buradayım." dedi, ama o da çok korkmuştu. İçim boşaldı bir an, nefesim tükendi sanki tamamıyla... 

Tüm bu korkuların ardından indiğim katta, bahsettiğim sosyal medya fenomeni adam bir danışma masasının önünde duruyordu. Ben hala ayakta idim, bir trabzana tutunup belimden yukarısını havaya kaldırdım tamamıyla; uzun zaman sonra dehşet şekilde rahatlamış gibi olup yeniden nefes doldum resmen.. (Nefes, unutmayın!)

Ayaklarımı yere indirdiğim anda hemen dibimde o bahsettiğim adam bitti, "Seni ben dersime almak istiyorum Didem." dedi. "Ama siz benim fizyoterapistim değilsiniz hocam," dedim. "İzin ver bana, bir ders yapalım. Bunu sonra konuşuruz." dedi. Derse girdik, beni inceledi. Onun dersine girmek için akülü sandalyeme bindim. Bir yandan telefonum çalıyor, ablam beni almaya geliyor olduğunu söylüyordu. Ona durumu anlatıp adamın odasına geçtik, birkaç muayene yaptı ve durumumda çok büyük bir sıkıntı görmüyor göründü... 

Babam odasında belirdi sonra, "Peki ne yapmalı," dedi; "Çalışacağız, düzenli ve planlı olarak." cevabını aldık. Gözlerinden ben ne demek istediğini anlamıştım. Merdivenler geldi gözümün önüne, onun bana gösterdiği merdivenleri gözledim sonra. - Basamakları çıkmak aşırı zor geliyor, inmesi daha kolay. diyordum kendi kendime... Sonra ablam aradı bizi, babamla arabaya kadar yarı yolu akülü sandalye ile gerisini de yürüyerek gittik. Uyandığımda içimde hem sıkıntı hem de aydınlanma vardı. Sabah yaptığım ilk iş, Allahıma şükretmek oldu... (Düzenli çalışmak, hem planlı hem de her anlamda.)


Bu rüyayı siz nasıl yorumluyorsunuz? Fikri olan yorumlayabilir mi kendince? Ben kendi yorumuma geçeceğim ama fikrini söylemek isteyenlere, hayırlara vesile olmasını temenni ederek yorum yapmasını rica ediyorum... :) 


Benim yorumum çok net olarak, içimdeki korkuları derinden yaşamam oldu. Şu an kafamda o merdiveni inme ve boşluğa düşme hissini getirdikçe, sanki hemen o rüyanın içerisine giriyormuşum gibi korku düşüyor. Sabahtan beri bu farkındalığı yaşıyorum. İçimde ciddiyetini farketmediğim korkularım varmış, bence bana bu rüyayla Rabbim istediğim cevabı verdi. Ben cevabımı aldım, şükürler olsun Rabbim! 

Bu bloğumda yazmak benim için çok doğru diye düşünüyorum, siz ne düşünürsünüz bilmiyorum ama bu rüya bence haberci rüya idi... Allahıma "Daha neleri çözmem gerekiyor Rabbim, çalıştığım halde neden güçten düşüyorum? Korkularımla da gücümle de yüzleşmeye çaba gösteriyorum!" demiştim. :) (Bunu yazdım ya, içim gülüyor hala düşündükçe, "Neuroformat" bilincini öğrendikten sonra içimdeki nice duyguyla yüzleştiğimi bu bloğumu okuyan ve beni dinleyenler bilir. Bu yazımın altına o yazılarımın linklerini bırakırım yeniden...) 

Şimdi ciddi anlamda yeniden korkularımla yüzleşip, planlı ve rutin bir çalışmaya daha başlamam lazım geldiğinin bilincindeyim. Ne yazık ki bugün başlayamadım, ama yarın bu mevzuuda net bir başlangıç daha yapacağım. "Ciddi bir hastalığım var, vücudumdaki kaslarım için yeterince protein ve mineraller üretilemiyor. Bunları da biliyorum. Ama içimde biriktirdiğim korkularla yüzleştikçe, onları uzun çalışmalar sonucunda da olsa serbest bıraktığımda; ciddi anlamda hayat kalitemin düzeldiğine tanık olduğumu bildiğim için, bilinçaltımla ortaya çıkan bu korkulara bugün uyandığımdan beri minnet borçluyum!"

Son zamanlarda bel kasılmalarım ve de sırt ağrılarımın sebebi bile olabileceğini düşünüyorum bahsettiklerimin. Anlamlandırdığım yeni gerçeklerim bunlar! Bunca zamandır bu korkularını bilmiyor muydun derseniz, bu kadar ciddi olduğunu hiç düşünmemiştim... Daha ayakta iken hatırladığım bir anım var; merdivenlerden çıkmak eziyet, merdivenlerden inmek de kasılmak demekti benim için... 

İki hafta önce bir rüyamda da kendimi uzun bir merdivenin başında merdiven çıkmaya uğraşırken görmüştüm. O zaman da terle uyandığımı hatırlıyorum, ama bu sefer kasılmış ve nefesim kesilmiş uyandım; tıpkı iki rüyada da gerçek hayatta merdiven başında veya tepesinde hissettiğim gerçek düşüncelerim gibi... :) Bu ne kadar net görüyor musunuz? Bir de merak ediyorum, anlıyor musunuz... 


Diyeceğim o ki; bu yazıyı yazarken bile çok kasıldım, ama daha bu yazının sonunda bile rahatladım. Ben artık ayağa kalkamamama rağmen, tek başıma desteksiz ayakta duramıyor olmama rağmen; hala düşmekten ve de benzer kötü deneyimlerimi yaşayacağımdan korkuyormuşum. 

Bunun ciddiyetine ne kadar inanırsınız bilmiyorum ama; belki de gücümü bu sebepten bile kaybediyor olabilirim. Neden bunca zamandır netlikle bunun hissiyatına eremedin de şimdi oluyor bunlar derseniz, "ben konfor alanımdan geçen aydan bu yana çıkıyor haldeyim." Bunu buna hiç tereddütsüz bağlayabiliyorum. Ben bunun bana etkisinin böyle olduğuna çok şaşırmıyorum bile ama hissiyat hala benimle. Düşündükçe nefesim sıkışıyor, düşündükçe korku zihnime ve kalbime doluyor...

Böylesi ilk oldu, sahada yer aldım ve herkesin içerisinde boy gösterdim. Oralarda beklemediğim gelişmeler yaşanacak diye korktu isem de kendim için hayatın üstüne üstüne gittim. Bunların hepsi korkuları tetikledi, hatırlattı. Belki içimde biriktirdim, ama cesaret de gösterdim devam ettim. Düzenli çalışarak anlayacağım. Dualar, düşüncelere odaklanıp geçtiğini ve olsa da en fazla yaşanması gerekenin yaşanacağını kendime kabullendirerek. Yazarak, çizerek ve kendimle konuşarak... 

Serbest bıraktığım arındığım korkularıma bir çalışma daha eklenecek. Görüyorum ki gelişmeler burada yazılacak. Anlamlandırdığım Gerçeklerimle, sizinle beraber yüzleştik kabul ediyorum. Eğer sizi benim şu nefesimin sıkıştığı kadar korkutan bir anınız var ise, sizi de davet ediyorum. Sadece düşünün, onun varlığını kabul edin ve içinizden nasıl geliyorsa konuşun. O olmayınca nasıl olacağını düşünün. Gerisi için neuroformat ile ilgili yazılarımı da okuyabilirsiniz şimdilik. Bu farkındalığımın da devam yazısı gelecek.. :)

Sevgilerimle, görüşmek üzere...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...