yillargecerken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yillargecerken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2022 Cuma

Kabul Ediyorum - 20.05.2022


Çook seneler öncesinde "Korkularım Var" içerikli bir yazı yazdığımda, "dişçi korkumu, böcek korkumu, evde kimse yokken karanlıktan korktuğumu ve sevdiklerimi kaybetme korkumu" burada yazmıştım yine. O zamandan bu zamana çok zaman geçti ve ben büyük ölçüde bu korkularımla yüzleştim... 

Şimdilerde ise ben kendi düşüncelerimde rüyalarımda hep geriye attığım çok başka korkularımla yüzleşiyorum. Bu korkulardan biri "Düşme korkusu", bir diğeri de her ne olursa olsun "Yapamama korkusu"... Bu korkularım öyle derecede imiş ki meğer, geçen haftadan beri bir rüyamda çok etkilendiğimden beri aklımdan çıkmıyorlar. O rüyamdan bahsettiğim yazım da burada... 


Kendi kendime terapi niteliğimde bir yazımı daha yazmaya geldim yani. Üstelik bu korkularıma dün çok net bir korkumun daha farkına vararak kombo haline getirdim korkularımı... Anlaması benim açımdan çok kolay ama anlatması biraz zor. O yüzden karşılıklı düşünce hali içerisindeymişiz gibi anlatacağım olur mu? Başlıyoruz, iyi okumalar... :)



Korkularım benim için kendimi koruma içgüdüsü halini almış ama bir diğer yandan da bu koruma beni yoruyormuş. Bu yazıyı yazmadan önce ben kendi kendime yazıp kabullenecektim tüm farkına vardıklarımı, ama başaramadım. Erteledi zihnim, zaman geçtikçe yüzleşmekten korkan halim beni sardı yine. (Bu bahsettiğim de bir haftada oldu işte) Bir hafta boyunca, zaman zaman benzer rüyalari görmeye ve nefesimin sıkışmasını farkederek uyanmaya başladım...


Bütün hafta bundan önceki yazımda bahsettiğim ve kendime not aldığım gibi nefesime odaklanmaya çalıştım. Nefesi çok dikkate aldım, sonucunda iki üç gündür boğazım rahatsızlandı. Acaba buna bağlı mıdır diye bugün düşünmeye başladım ve sonucunda da bu yazıyı yazabilmeyi başardım. Neticede içimde sakladığım her korkuların esiri konumunda olduğumun bilincindeyim. 

Ben düşmekten korktuğumu, sırf o korkumdan dolayı gücümü belki de yeterince geliştiremediğimi de düşünüyorum. Ben başaramamaktan da korkuyorum, bazı şeyleri kaslarımın da elvermediği şekilde bu sebepten deneyemediğimi de düşünüyorum...

Misal korkum beni şöyle dengeliyor; şayet korkmazsam belimi gerdirmek uğruna bir hareketi yapmam gerekenin üstüne çıkmaya kalkarım. Ki bunu zamanında yaptım. Üzerine 2 hafta ağrı ve de hareketlerden yana kendimi geri çekmek durumunda kaldım. Düşmekten korkmamı, başaramamaktan korkmamı da anlıyorum; ama beni bu kadar yıprattığını düşünmüyordum. Geçen haftaki rüyamdan sonra düşüncelerim aldı başını gitti, korkmam olağan ama korkmamalıyım! Peki ya ben bu ikilemden çıkıp yüzleşmeyi bu sefer nasıl başaracağım?

İşte bunları düşünürken ne yapabilirimi düşündüm ve nefes almaya odaklanmanın dışında sadece günde 5-10 dakika olsun sessiz kalmayı da alışkanlık edinmeyi düşündüm. Sadece uyku öncesinde bunu başarabildim. Sessiz kalmaktan kastım konuşmamak değil, her anlamda dış etkene ve de iç etkene takılmadan odaklı halde kalmak. Neye odaklı peki? Sessizliğime ve konuşan iç sesime... 


Bir gece çok daha açık konuştu durdu iç sesim, müdahale etmeden izledim onu. 

Diyordu ki; 

"Sorumluluk almak istemiyorum." 

Kendi kendine de devam ediyordu; 

"Düşme eyleminden ve başarısız olma eyleminden bile ben sorumlu olmak istemiyorum. Çünkü yorgunum, deneyip başaramamaktan yana çok korkmuş ve bunu içselleştirmiş haldeyim. Bana yüzleşmekten bahsediyorsun, kabul etmek istiyorsan böyle kabul et. Sonra da iptal et bu korkuları edebilirsen. Ama bu kışın daha zorlu geçti bunu da unutma..." 


Bu konuşan benim iç sesim, sansürsüz iç sesim... İnanın bana bile saçma geliyor bazı noktalar ama gerçek bu. Ben nefesime odaklanmalıyım diyorum, ben planlayıp çalışmalıyım diyorum, ben çabalamalıyım diyorum. O ise, Korkuyorum beni mesul tutma hiçbir şeyden diyor. Oysa ben onu çok fazla mesul tutuyorum doğrusu. Birçok şeyi içimde biriktirdim ve de çok haklıydım. Kış çok çetin geçti, 1 kış boyunca üstte gördüğünüz yataktan bacaklarımı sarkıtmayı bile sadece bir kez denedim 17 Mayıs 2022 gününün sabahına kadar...

Sıcaklar biraz rahatlattı da, o sabah da erken uyanmamı fırsat bilip üstümü açtım biraz emekle. Sonra eskisinden daha uzun sürede kendimi kaydırdım yatak içerisinde. Sonra da üst pozisyondaki gibi, yatağımın kenarından ayaklarımı sarkıtabildim. Bir sonraki aşama kalkmak için kendimi ayaklarımı yukarı aşağı indirip kaldırarak doğrulmaya çalışmaktı. Denedim ama başaramadım...

İçimde hiçbir şeyden mesul olmak istemeyen sese meydan okumuş oldum yani ertesi sabah! Bu da büyük bir şeydir bence... :) Ki bilirim, herkesin yolu yolculuğu ve de hayat planı birbirinden ayrı ve yer yer anlamsızdır işte. Benimki de böyle... 


İçimdeki iç ses bana diyordu ki tüm hafta boyunca yani; Birden gelip yüzleşeceksin benimle, bu sefer o kadar kolay olmayacak yüzleşmen. Başkalarının hatalarıyla değil, kendi gerçeklerinle yüzleşeceksin bu sefer; bunu hep hatırla! Tüm hafta boyunca bir gerçekle yüzleşirken aklımdan geçen anıları da anlatayım sizlere; henüz çalışamadım ama hepsini kabul etmek istiyorum. Tek başıma yüzleşmeye ise cesaretim yok sanırım. 

=) Başlık neden kabul ediyorum anladınız değil mi şu an? Aklımdan geçirdiğim kadarıyla değil, buraya yazıp kabul ediyorum diyeceğim. Sonra da yatağıma geçtiğimde umuyorum ki bol bol okuyup "zorlu da olsa" kabul edeceğim!


Düşmekten korkmama sebep olduğuma inandığım ilk düşme anım şu;

Ortaokuldaydım ve de daha hala çok iyi yürüyebiliyor durumdaydım. Kas Erimesi hastalığı tanım çoktan konulmuştu ama yıllar boyunca kendi kendime de ailemle de birçok durumla başa çıkmayı öğrenmiştik..  

Misal düştüğümde evde isem işim daha kolaydı, kendi kendime kalkacağım yerler geliştirmiştim kendime. Misal odamdaki kanepe, salondaki ikili ve üçlü koltuklar gibi. Üzerlerine önce ayaklarımdan birini sonra gövdemi ve sonra diğer ayağımı atıyordum. Yüz üstü yatmış olduğum kanepe ve koltuklarda sırtüstü dönüyordum sonra. Oturma pozisyonuma geçiyordum ve ayağa kalkmaya hazırlanıyordum... Tüm bunlar o zamanki kas gücümün gerektirdiği yavaşlıkta ama olabilmekteydi..

Ama düştüğümde evde değilsem işim zordu; çevremden mutlaka birinin yardım etmesi gerekiyordu, çünkü yakında tırabzanı bulunan birkaç basamaklı merdiven yok ise eğer kalkamıyordum tek başıma... 

İşte bu şartlar altında en utanç duyup kendimi çaresiz hissettiğim düşme anlarımdan biri sitemizde arkadaşlarımla oynarken oldu. Annem taneleri bitmiş turşu bidonumuzu kapıcı dairesinin balkonu konumunda olan apartman önüne bırakmıştı. Öyle istemişlerdi, içerisine turşu kuracaklardı galiba yeniden. Ama neden bilmiyorum o turşu bidonu kenarda da olsa ayak altında duruyor ve kimse onu birkaç gündür içeriye bir yere almıyordu. Olacağı vardı belki de, biz o gün oyun oynarken orada birbirimizi kovalarken köşeye kovalanan ve turşu bidonunu çarpıp düşüren ben oldum. Üstüne ıslak zeminde o suyun üzerine düşüp ıslanan da tabi bendim...

Sonrasında beni kaldıran kişinin de kim olduğu önemli idi bir an için, benden birkaç yaş büyük ve benim ondan çocukça hoşlandığım çocuktu kaldıran. Her şeyi gülerek hallettik o gün. Ciddiyim her şeyi, üzerine hiç ağlamadım. Ağlanacak bir durum yoktu, canım bile acımadı ama düştüğüm için kendimi çok kötü hissettim. Utançtan öte, o kişi beni kaldırdı diye de değil; düştüğüm ve kendim kalkamadığım için içerlendim işte. Abartısız bu olayı ne zaman hatırlasak gülerek hatırladık ve gülerek de hatırlarız hala! 

Ama içimdeki kıza sorun; o düşmekten korkmayı kendine bir misyon edindi bu olaydan sonra, bir daha düşmeyi hiç istemedi. Oysa öncesinde okulda da kaç kez düşmüş ve kaldırılmıştı. Ama bu hafızasında çok başka yer etti. Gülerek hatırlanması onu üzmüyor da, üstüne bu kadar üzülmüş de olsa kendi içinde bile ağlamamış olması gerçeği de ortada... Şimdi şimdi kabul ediyorum, bu bir dönüm noktasıydı ve de o kızın elinde değildi. Hala elinde değil; düşmeyi hiç istemiyor ve de sevmiyor. Ama kabul etmeli ki insanlar düşebiliyor. Üstelik böyle bir hastalığa sahip biri, düşebilir de düştüğü yerden kalkamayabilir de. Çok olağan bir durum. Aksini düşündüğüm sürece kendimi kötü hissediyorum. Bu bana zarar veriyor ve ben bunu görebiliyorum. Bu korku kalbimi çarptırıyor, nefesimi kesiyor ve rüyalarıma kadar giriyor. Ben bu hissi serbest bırakmak istiyorum ve serbest bırakıyorum, korktuğumu kabul ediyorum ve artık korkmamayı seçiyorum...


Düşmekten korkmama sebep olduğuna inandığım ikinci düşme hikayem yine ortaokulda iken idi; Bu sefer kar yağmıştı ve kar topu savaşı oynarken düştüm!

Kar yağmıştı, yine sitemizin önünde komşu arkadaşlarımla oynamaya indik. O gün annem bana "İnme sen Didem!" demişti, bense anneme ısrar edip "Lütfen anne, çok istiyorum." demiştim. Bugün olsa yine o çocuk aklım inmek isterdi yani. Ama geçmiş zamanların dize kadar yağan karlarından bahsediyorum! Sitemizin önünde yol açmışlardı ama o yol sürekli yağan karla da kapanıyordu, o derece işte... Apartman girişlerini temizliyordu her çıkan ama orası yine de mermer zemindi ve rüzgarla beraber yağan kar orada da mutlaka tutuyordu! 

Biz de temizledik o gün kaç kez. Karın içinde de oynadık ve bir süre sonra kar topu savaşı oynamaya başladık o kaygan zeminde.. Biz orada iken çok bir şey tutamadı, kayganlık hep hakimdi. Ben çok katılamasam da korkumdan, bir süre sonra cazip geldi o oyun mutluluğu. Sonra kar topları bulunduğum sığındığım kapı girişine yığıldı! Benim ve arkadaşlarımın üzerine atılan karlar, mermer zeminde bana tuzak oldu. Ayakta durmaya çok çabaladım ama oyunun heyecanı ile arkadaşlarımın da beni bombardımana tutması sonucunda ben mermer zeminde köşeme çekilmeye çalışırken sırtüstü düştüm. En büyük düşmekten korkma sebebim bu olabilir! Çünkü o düşüşün ardından 10 seneden fazla kafa ağrısı ve sırt ağrısı çektim ben! Doktora göründüm, hafif zedeleme dedi. Ama ben o düşmenin acısını korkusunu okulda her saç topladığımda hissettim.

Saçlarımı toplamadığımda öğretmenlerimden azar işittim, "öğretmenim cidden kafam çok acıyor!" dediysem de toplamak durumunda kaldım. Saçlarımı kestirdim kimi zaman ve de bir zaman sonra hiç toplamam gerekecek kadar uzatmamaya da başladım. Rahatlığına alışmıştım ama bunun etkisi de vardı esasında!

Oradan beni kaldırmaya tüm arkadaşlarım yardım etmişti, eve gittiğimde de anneme babama anlatmıştım. İkisi de çok kızmış ve üzülmüştü. Canımın yandığından sebepti tabi. Ama sonuç olarak bu acıyı atlattım, artık kafamın o bölgesi acımıyor ama o acı sanki kalbime işlemiş gibi hatırımda hala... 

Kabul ediyorum, karda oynamak benim de hakkım olmasına rağmen biraz daha kendimi koruyabilirdim. Ama olan oldu düştüm, bugün olmuş hala düşebilirim. Düşme korkumu bu zihnimdeki acı sebebiyle bile bir yana bırakmam gerekiyor, onun da farkındayım. Kendimi artık sonucunu olanını bitenini değiştiremeyeceğim konuları anılarımda tutarak yormamın bir anlamı yok! Korktuğumu kabul ediyorum, bu yazıyı her okuduğumda unutup silebilene kadar kabullenmişliklerime; "kabul ediyorum ve bu korkumu da serbest bırakıyorum" diyeceğim. Benimle kalmasının hiçbir manası olmadığını ve de bana çok zarar verdiğini görebiliyorum... :)


Üçüncü ve Son düşme korkumu bu seviyeye getiren anıma gelince; bu düşmeyi yaşadığım sırada da Lisede idim. Bel ağrımın sebebinin de hala bu düşme hikayesi olduğuna inanıyorum...

Okul gezisi olarak huzur evi ziyareti yapmaya gitmiştik, oranın çıkışında da avm gezisi yaptırdı öğretmenlerimiz. Okul gezimiz böyle planlanmıştı... Mağazaları gezdik, oyun alanında oyunlar oynadık, birkaç küçük takı toka aldık ve iki kolumda iki arkadaşımla yorulmuş halde yürüyen merdivenlerden inmeye geçtim. 

Arkadaşlarım tedirginliğimi biliyordu ama beraber hallederiz diye düşündük. Ben bir adımı atıp diğerini de onun yanına atma refleksini annemlerle bile iken gerçekleştirmekte zorlanıyordum o sıra. Annem her yürüyen merdivene binişimizde kolumda iken beni desteklerdi, bir nevi vücuduma destek olurdu o merdivene ikinci adımımı atmamda... 

Arkadaşlarımla iken bu olamadı ne yazık ki... Birinci adımı attım, ikinci adımımda zamanlı atamadım. Aslında her ikisini de atabilmiştim ama içim uçmuş bir şekilde korkumla beraber dengemi yitirdim ve popo üstü düştüm. Yetmedi oturma dengesini de sağlayamadım, sırtım tüm merdivenlere sürttü; çalışanlardan biri farkedip gelene kadar ve beni kaldırana kadar alt kata 3-4 basamak kalmıştı ve ben belimi fazlasıyla incitmiş, pantolonumu yırtmış ve de sırtımı çizmiştim orada...

O gün okul hırkamı çıkartıp kalçama sarıp önden bağladık ve servisle evlerimize döndük. Ama bu sırt ve bel ağrısını da uzun yıllar boyunca çektim. Belki bir nevi hala içimde sızısı ile yaşamayı sürdürüyorum. :) Ben kendi durumuma rağmen çok vukuatlı bir insanım; bunu da kabul ediyorum...

Farkındayım bunu da kabul etmeliyim; düştüm ve canım çok yandı, refleks becerim yoktu ve korkmakta da haklıydım. Ama korksam da korkmasam da düşmem gerekiyorsa düşeceğim, eninde sonunda da kaldırılacaktım ve kaldırılacağım! Gerek hastaneye gerekse de dimdik ayağa. Bunu da kabul etmeliyim, bu anının da kötü hatırası beni hala sarsıyor. Ama ben bunu da kabul ediyorum, etmek zorundayım!




Tüm bunlar çok saçma ve de anlamsız öyle değil mi? Yıllar önce çok düşmüşüm ama üçünün hatırasıyla hala rüyalarımda gördüklerimle nefesim kesilecek derecede düşmekten korkuyorum ve belki de bu sebeple bile kaslarım bir nebze bazı şeylerde bana izin vermiyor diyebiliyorum... 

Aslında bana bir noktada çok mantıklı geliyor. O korkuya sımsıkı sarılma gereği duyuyorum, bir daha canımı acıtacak düşmeler olmasın diye. Ama bana bağımlı veya benden bağımsız hala düşebiliyorum, güç kesilmelerim hala anne ve babamın sırtında iken olabiliyor. Olmaya da devam edecek. Nefes egzersizlerimi yaparken aklımdan geçen düşme odaklı her hikayeye odaklanıp, varlıklarını yaşandıklarını ve geçip gittiklerini kabul etmeliyim...

Düştüm, düşmeye devam edebilirim. Başaramadığım çok şey var hayatımda ama başardıklarıma da odaklanmaya devam ederek bu korkumun da üstesinden gelebilirim... Bundan sonraki hayatım boyunca "düşmek ve korkmak üzerine" hatırlamam gereken tüm bilgiler bu yazdığım yazıdaymış gibi bana referans olsun... Daha fazlasını da yazmaya çalışacağım.

Karda düştüm, turşu suyuna düştüm, yürüyen merdivende düştüm ve beni bunlardan daha az etkileyen ama bazen aklıma gelen her şekilde düştüm! Düşmek değil, devam etmekle olsun derdim; şimdiki aklım olsaydı böyle düşünmem gerekirdi... Ben tüm bu yazıda yazdıklarımı kabul ediyorum. Beni rahatsız eden bütün düşme hikayelerimin etkilerini serbest bırakıyorum. :) Zira buna derinden ihtiyacım olduğunu biliyor ve farkediyorum... 

Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin demeyi tercih ediyorum...



Bu yazı başka şekilde devam edecekti ama hiç beklemediğim şekilde devam etti. Vardır bir hayır deyip bırakacağım şimdilik. Ama devam yazısı gelir gibi hissediyorum...

Okuduğunuz için sevgilerimle, benimle fikirlerinizi paylaşırsanız memnun olurum. 
Yorumlarda görüşmek üzere... =)

26 Kasım 2021 Cuma

11'inden 26'sına - Kasım 2021

 

Bu yazımdan önce 10 Kasım 2021'de yazmışım en son. O günün üstünden iki gün geçti Antalya'dan yengem ve kuzenim geldi. 1 hafta kalıp, okul tatili bitmeden bir gün önce de geri döndüler. Özlem onlar gelince biraz giderildi, fakat gittiklerinden bir saat dahi geçmeden tekrar başladı. Ama şükür ki görüştük, iki senelik ayrılıktan sonra bu sağlıklı arayı verebilmek hepimize öyle iyi geldi ki! :)


En son 2020'nin başında Antalya'da görüşmüştük yengemlerle, "üzerinden 2 sene geçti!" demeye çok az süre kala tatil fırsatımız baş gösterdi. 13 Kasım Sabahından, 20 Kasım akşamına kadar bizimleydi Hatice yengem ve kuzenim İncim. Dayım işi sebebiyle izin alıp gelemedi, yengem ve kuzenim ilk otobüs yolculuklarını yaptılar beraber; bizim yanımıza gelmek üzere! Tam istediğimiz gibi sakinlikte beraber vakit geçirebildik; oturup olabildiğince sohbet edip, sık sık "iyi ki gelmişsiniz" dedik durduk. 

Sevdiğin birinin senden uzakta büyüyor ve gelişiyor olması ne kadar üzücü ise, kalplerimiz bir şekilde kavuşabilmek de o kadar güzelmiş; bunu yeniden kavradık bu bir haftalık tatilde. İncim ve Kağanım okulların ara tatili olmasından ötürü en mutlumuzdular bir hafta boyunca. Bol bol oynadılar, bir süre sonra yer yer de atıştılar ama giderken yine ayrılacak olmanın üzüntüsünü paylaştılar. 

Tatilin en güzel yanına gelirsek, pandemi başladığından sonra doğan Defnemizle yengemlerin ilk defa birebir tanışmış olmaları her birimizi öyle mutlu etti ki! Yeğenimin en güzel vakitlerini biraz olsun kaçırmadan, daha da fazla büyümeden tanışarak anılar biriktirmeye başladık yeniden. =)

Sahil turu yaptık, kutlayamadığımız her türlü haberi doğum gününü ve de güzel gelişmelerimizi bir pasta kesip kutladık, bol bol yedik (ama bir arada olmanın verdiği rahatlığın etkisiydi bu), bol bol çay keyifleri yaptık yeniden! 1 kez gezmeye diye çıktık evden, o da Yalova'daki Atamın Yürüyen Köşk'ünü ziyaret ettik; yengemler gitmeden bir gün öncesinden. Çok güzeldi, havanın o gün çok soğuk olmasının haricinde! :)



İşte böyle bir durumun içerisinde yazamadım, yazmak da istemedim sanırım. Gün gün yazmaya kalksam, bir tek yatmaya yalnız kaldığım vakitleri yazıya kullanabilirdim. Sohbet anlarımızda da belki duraklayıp yazabilirdim ama sohbet vakitlerimizi elimde örgülerimle geçirmeyi tercih ettim. Anı içime çekip beraber geçirilen vakitlerimizi özlediğimi hissede hissede yaşadım! 

Defnem, İnci ablasını çok sevdi. Kağan ve İnci ile çok oynamaya heves etti, ama yer yer de küçük çocuk olmanın gerekliliği ile odalardan kovuldu! :) Defnemi bir ben anlarım, küçük çocuk olmanın bedelini küçük yaşlarımda çok çektim de odalara ve sohbetlere girmelere doyamadım! =)

İncim büyümüş ya, Kağanım da öyle... Hani şu pandemide nasıl büyüdüklerini sanki anlamamışız gibi hissettik bir hafta boyunca. Güzel güzel oynadılar, oturup ders de yaptılar kitap da okudular. Ama ne zaman yeri geldi minik minik de atıştılar, "Heh, işte bunlar bizim çocuklar!" dedik. İncim geldiğinden gidene kadar "İyi ki gelmişiz!" dedi, Kağanım ise "İyi ki geldiniz İnci!" Biri duruyor biri başlıyor konumunda, mutluluklarını dillerde ve mutlu yüzlerinde yaşadıklarını gördük. Pandemiye rağmen iyi ki artık aşılarımız varken buna cesaret edebilmişiz, dedik sonra da... :)

Aradan bir hafta geçti onlar evlerine döneli. Geçen hafta bugün daha buradalardı işte, geziyorduk beraber Yalova senin İznik benim. Arabayla bile olsa geziyorduk beraber işte! Allahım toparlanamaz hallerle bizleri daha fazla birbirimizden uzak etmesin inşallah... Senenin iki üç seferinde mutlaka görüşen insanlar olduğumuz için, son iki senedir görüşememek bize çok dokunmuş doğrusu. Kuzenim İncim gelip gidip temas ettikçe, çocuklarla oturup sohbet edip atıştıkça kendimden geçmişim işte geçen haftadan bu yana!


Sonra üstüne bu hafta başladı işte! Pazartesi günü akşam üstü İstanbul'dan halamla Savaş abim aradı, müsaitseniz geliyoruz dediler. Sohbetler, kahveler, örgü muhabbetleri uçuştu bir akşamcık da olsa! Salı günü öğlen onlar yola koyuldular geri. Yıllardır görüşmemenin üstüne, bu da bizi bir şoka uğrattı. Pandemi öncesinde gelebilmişlerdi halamlar da, o zamandan bu zamana 5 sene geçti sanırım ki...

Bir bebek yeleği örüyordum, kol altı oyuntusuna halamdan destek alıp başladım. Sonra hayatın onca durgunluk ve biz bizeliğinin ardına sunduğu fırsatlara baktım; şükür ki bir sorun da olmadı, sıkıntısız geçirdik günlerimizi... Aşılanmaların etkisi diyorum. Evet, her birimizin üzerine az biraz rehavet çöktü ama bizler dikkati elden bırakmadık. Biz çok kalabalıkların arasına girmekten hala çekiniyoruz. Maske mesafe ve hijyene dikkat ediyoruz. İlk yatılı misafirimizi bu ay yaptık işte. 11'inden 26'sına çok güzel vakitler geçti gidiyor bile! :)

Şu üstte elimi ağzıma kapattığım fotoğraf var ya; o da mutlu bir akşamın eseri, ilk defa arkadaşlarım geçtiğimiz Çarşamba akşamı evimize oturmaya geldi! Akşamın güzelliğini, bana hissettirdiğini düşünün artık... Biz Pandemi döneminin hemen öncesinde yeni evimize taşındığımız için, yerleşene kadar kimse gelemedi. Yerleştikten sonra da pandemi dolayısıyla risk altında olduğum için kimse gelmeyi tercih etmemişti! 3 çocukluk arkadaşım, ilk defa yeni evimize gelen arkadaşlarım oldular resmen! İkisiyle iki sene içerisinde sadece birer defa dışarıda görüşebilmiştim o kadar... Üçünü birden o akşam görmek, üstteki kolajda gördüğünüz üzere beni çok ama çok mutlu etti. Ama hepimizi öylesine mutlu etmiş olmalı ki, muhabbetten ve birbirimizle ilgilenmekten fotoğraf çekmeyi bile unutmuşuz. 


Size şu son iki haftada pandeminin bize ne öğrettiğini öğrendiğimi söyleyebilirim; 

Artık hepimiz sıklıkla görüşemeyeceğimizin farkında olarak "kısıtlı anların tadını çıkarmayı" öğrendik. 

Her şerde var bir hayır deniyor ya; teknolojiye dalıp yanımızdakini unuttuğumuz zamanların ardına, bize bizi hatırlatmak için gönderildi Pandemi biraz da bence. Kendimizle kalmayı da öğretti, sakin kalıp beklemeyi de... Çoğu telaşımızın gereksiz olduğunu da, asıl mutluluğu sevdiklerimizle yaşamayı es geçmemeyi de hatırlattı. 

Tüm bunlar çabuk unutmazsak ve güzel içselleştirirsek yeniden, ömür boyu çok büyük öğretiler olacak hepimiz için. Bir sınav daha olacak; bu sınavı ciddiye alan hem kazanacak huzuru, hem de pandemiyi daha farkındalıkla geçirecek. 


Son iki hafta, zamanımızı böyle değerlendirmeme sebep oldu işte. Okuduğum kitaplardan, yazdığım yazılardan, takip ettiğim kişilerden bilinçli olarak biraz uzaklaştım. İnstagram paylaşımlarımı yaptım, evde işim dediğim "Dr. Clinic" işim için uğraşmaya devam ettim. Ama beni hayattan ve işimden alıkoyan diğer uğraşlardan uzaklaştım. Tabii odaklanıp sadece buraya yazabilmeyi çok istedim ve yer yer de uğraştım ama başaramadım! 

11'inden 26'sına dolu dolu geçen Kasım ayını da birkaç gün sonra uğurluyoruz böyle işte. İş açısından da, sevdiklerimle geçirdiğimiz vakitler açısından da çok verimli bir ay olduğu gerçeğiyle; Kasım'ı bu sefer uğurlamak güç olacak benim için. Bu uzun zamandır hayatımda bir ilkken üstelik, Kasım ayı hayatıma güzellikler getirmişken; bu sefer daha bir neşeyle uğurlayacağım işte! :) (Kasım ayını neden sevmediğimi anlayamazsınız belki de. Ama bu sefer tüm soğuklarının bana yaşattığı ve eski kötü anılarıma rağmen, bu sene Kasımı bile sevdim.) Hayırla biter, hayırla Aralık'a ulaştırır ve umarım bundan sonra hep kendini böyle sevdirir bana... 

İşler güçler çok şükür devam ediyor bu arada. Biz Dr. Clinic'te kazanmaya devam ediyoruz. İlklerden olup kazanma yolculuğunuza eğitimlerimizle ve bizim ekibimizde başlamak isterseniz; iki üstteki paragrafta Dr. Clinic yazan yere tıklayarak veya buraya tıklayarak açılan linkteki formu doldurup aramıza katılabilirsiniz... :) 

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, sevgilerimle... =)

10 Ekim 2021 Pazar

Sonbaharın Adı Soğuğun Acı Tadı - 10.10.2021


Başlığım çok mu acı oldu? Benim için böyle ama üzgünüm! =) Sonbaharın adı güzel, hissiyatı özel olabilir ama benim için soğuğunun tadı çok acı... Kışı geçiyorum şimdilik, o daha da zorlayıcı oluyor çoğunlukla. Ama sıcaktan soğuğa geçmek de epey zorlu. O geçiş esnasında çektiğim sıkıntılar; bir buza sıcak su dökmek gibi ya da sıcak bir şişeyi soğuğa koymak gibi sarsıcı. O materyaller acı çekmiyor olabilir, ama ben onların yerine acı çekiyorum sanki...

Magnezyumumu ihmal etmeden içiyor olsam da, son bir haftadır katlanarak artan ağrılarıma karşın iyi de idare ediyorum aslında. Ama ne yalan söyleyeyim, geceler yine çok zorlu olmaya başladı. Geç uyuyabiliyorum ağrılardan sebep, uyanmakta zorlanınca da güne yansıyor etkileri. Bu sonbahar da soğuklara karşı bu tepkilerle başa çıkmak için uğraş veriyorum... :)


Kendi halinde geçip, verim aldığımı düşündüren bir haftayı geride bırakıyorum. Kitaplarıma da örgülerime de, kendimi iyi hissettiğim halime de kavuştum yine; olabildiğince. Üstteki kolajda benim bu haftama dair fotoğraflarımı görüyorsunuz. Kendimi hissettiğim şekiller adına konuşmak istedim bugün de... :)

Geçmişte kalan haftalarda soğukların başladığı zamanlarda "durakladığım" diyebileceğimiz zaman dilimi yine geride kaldı şükür. Aslında yine soğuk sebepli kasılmalarımdan ötürü zorlandığım bir hafta idi ama ona rağmen okumalı örmeli ve olabildiğince de yazmalı geçmesi beni çok iyi hissettirdi... Zira kasılmalarla dolu bir mevsim geçişinde, kitap okumak örmek yazmak mümkün olmamaya devam etmeliydi. Şükür ki, iki haftalık kendimi kötü hissetme ve de sevdiğim bu şeyleri bile yapmayı istememe hallerim çabuk bitti! =)

Üst kolajın son fotoğrafı var ya, hani en altta sağdaki özçekimim; o fotoğraf nihayet gün içerisinde de kalın sweatshirt giymiş olmamın ve artık gün içerisinde üşümüyor olmamın mutluluğundan ötürü ortaya çıktı! (uzun kollu kazak olmayan tişört demek istiyorum yani, Türkçe'de tam karşılığı yok gibi hissetmek çok kötü!). :) Neyse, üşümüyorum ya artık gün içinde de; evde kışlıklarına en erken kavuşan ben oldum, annemle babam hala tam anlamıyla üşümüyorlar soğuklara rağmen... :)

İki kitap bitirdim bu hafta; Aşk Bekliyor (Kerime Nadir) ve Kış Bahçesi (Kristin Hannah) adlı kitaplarımı. Elimde idi ikisi de, Kış Bahçesi'ni elime alalı bir hafta olmuştu ve o kadar güzel okudum da yine çabucak bitti ki! Kristin Hannah benim için kadın drama yazarlarında kraliçe resmen... Kitapla ilgili 1000Kitap hesabımdaki yorumumu burada bulabilirsiniz. 

Nihayet kendime kazak örmeye başladım bu arada. İki bere yapmam gerekiyordu, ipleri elimde duruyordu zira. Onları bitirdim ve nihayet başlayabildim bu hafta kazağıma! =) Düz örgü yapıyorum, ip kendiliğinden renkli zaten. Ama bu benim ilk hırka deneyimimden sonra bir diğer büyük örgü deneyimim olacak. İlk kazağım düz örgüyle öğrenmem üzerine olsun ki, sonrasına modellilerine de başlayacağım inşallah... 

Dil çalışmalarıma ve de günlük yazılarıma da döndüm ki, tekrarlamalıyım bunda şu yazımın etkisi büyüktür; Erteleme, İstifleme, Okuduğun Kadar Yaz... Kendimizi bu şekillerde motive edip ifşalamaktan vazgeçmeyelim. Yapmak istediklerimize dair bizleri çok güzel teşvik ediyor resmen. Bloğumda yazmasaydım eğer, "ben bu sıra çok boşladım kendimi, oysa bunları yapmak istiyorum" diye; hadi şimdi başlayayım o zaman, diyemezdim sanırım... :)

Bu haftaya dair bir haberim de var size, beklediğim o güzel haber geldi; önümüzdeki pazartesi ve çarşamba gününden itibaren, yıllık ek fizik tedavilerimi almaya başlıyorum. (: Şu son iki haftadır bu durum beni en çok motive eden konular arasında baş sırada! Ne kadar çok fizik tedavi, o kadar çok iyilik sağlık demek benim adıma ya; 2018'den beri iyilik sağlık durumum yer yer düşüp artıyor, malum her şey üst üste geldi pandemiyle beraber. O sebepten, yeniden o daha çok tedaviyi almanın gücüyle toparlanmaya öyle ihtiyacım var ki; siz düşünün gerisini yani! Bugün heyecanla erkenden yatacağım, iki haftadır yattığım gibi uyuyamıyorum ama bugün bu durumun varlığıyla çok iyi uyuyacağım inşallah! 

Buraya bu tedaviye yeniden başlıyor olmama dair bir hedef bırakayım mı? İlk hedefim 2018'deki gibi yeniden ayakta desteksiz durabilmeye başlamak. Sonra da destekle de olsa adım atabilir hale gelebilmeyi hedefliyor olacağım... :) Düşünün ki, haftada sadece 40'ar dakika olmak üzere iki ders alabiliyorum sadece. Ama ek tedavimle beraber iki ders daha alabilme hakkıma kavuşuyorum şimdi yeniden! 2018'e kadar 3 sene boyunca haftada 4 ders alabildiğim fizik tedavi rutinime dönüyorum kısmetse. Allahım utandırmasın, iyi işini bilen ve sevenlerle karşılaştırsın inşallah. Aminn... :)





Dün ise annem ablam ve yeğenlerimle Bursa'da AVM gezileri yaptık, biraz mecburi idi; yeğenlerimin kışlık kıyafet ihtiyaçları vardı. Alabildiniz mi derseniz, ikisinin de ihtiyaçlarından sadece birer tanesini alabildik. Her şey ateş pahası olmuş! Kağanıma mont, Defneme de uyku tulumu alabildik; o kadar gezmenin sonunda alınması gereken bot, eşofman, pijama takımı gibi ürünlerin hiçbirine yaklaşamadık... Ne acı ki, bu saydıklarımın ne bedenleri tam anlamıyla bulunabiliyor ne de alabileceğimiz şekilde fiyatları mevcut!



Önce As Merkez AVM'ye gittik dün, yıllar olmuştu oraya gitmeyeli. Buz pistinde kayanları görünce öyle duygulandım ki, çook eskiden biraz daha kaslarım güçlenince denerim diyordum. Hiç cesaret edemesem de istiyordum ama şimdi daha da zorlaştı o iş. İzlemesi o kadar zevkli bir spor ki, izleyerek bile o sporu dansı icra edebildiğimi düşünüyorum... :)

Artık dışarıda fotoğraflar göründüğü üzere maskeler ile çekilebiliyor! O gün maskeli de olsa fotoğraf çekilelim istedim. Ablamla ve Defnemle fotoğrafımız As Merkez AVM'nin asansöründe, Kağanımla fotoğrafımız da Anatolium AVM'nin asansöründe çekildik. As Merkez'de o kadar az kaldık ki, 30 dakika falan. Gezdiğimiz dükkanlardaki fiyatlar çok fenaydı! Anatolium da ondan aşağı değildi gerçi ya, ama yine orada daha fazla gezdik ve de Kağanımla ben yemeğimizi de yedik orada iken. En son durağımız Metro AVM oldu, montu ve tulumu oradan aldık. Market alışverişlerini de yaptılar da eve döndük sonra. Akşam 8.30'a doğru idi dün eve döndüğümüzde... 

Ve üstte gördüğünüz kitaplara gelelim; alamadım onları ama yemek yemeden önce Anatolium AVM'de kaçarak D&R'ı gezdiğimde o üç kitap dikkatimi çekti. İlk gözüme çarpan Gece Yarısı Kütüphanesi adlı kitaptı, bir kitap sitesinden açıp bir okuyun arka kapağını derim; hikayesi çok hoşuma gitti ama mağazada çok pahalı idi. İnternette ise mağazadakinin yarı fiyatına idi. Büyük ihtimalle alacağım o kitabı bir dahaki kitap alışverişimde o kadar hoşuma gitti yani. :)


Sonbaharın Adı, Soğuğun Acı Tadı ve de Mağazaların Ateş Pahası; bunlar Ekim 2021'nin bizim için başlıca konuları oldu... Bir hafta daha bitti, yenisi başlayacak ve de Ekim sanki şimdiden bitmiş gibi hissediyorum yine ama daha yeni başlıyoruz demeliyiz sanırım. (: Yarın yeni bir dönem başlayacak inşallah yeniden, önümüzdeki haftaya da geriye kalan "hikaye yazmalarıma dönmek, daha çok dil çalışmalarıma odaklanmak ve bloğa daha çok yazmaya devam etmek" gibi konulara da yoğunluk vereceğim! :))

Bu arada hiç merak ediyor musunuz bilmiyorum ama aklıma geldi, soğuklar geldi ama ben hareketlerimi daha da arttırarak egzersizlerime her gün devam ediyorum. Bir Kas Erimesi hastası olarak buna rağmen kramp ve kasılmalarım soğuktan azıcık olsun daha az etkilenmeli ama olmuyor. Bu da hayatın bana şakası sanırım. İçimden geldi bunu bildirmek istedim. :) 

Sevgilerimle, orada olup okuyor olduğunuz için teşekkürlerimle! Umarım yorumlarınızla da şenlendirirsiniz...


31 Mayıs 2021 Pazartesi

Mayıs'ın Da Sonuna Geldik - Mayıs 2021


2021 Mayıs ayının da son gününden yazabiliyorum, sağlıcakla gitsin Mayıs da gelsin Haziran sağlıcakla inşallah... :) Bu sene ya ayların başlangıçlarını yakalar ya da ay sonlarında mutlaka bir yazıyla uğurlar oldum. Güzel bir gelenek oldu bence, bakalım sene sonuna kadar daim olacak mı; göreceğiz... =)


Geçen hafta başında, yeni evimize taşındığımız Ocak 2020'den beri kullandığım odamın yerini değiştirdik. Artık bir yan odada kalıyorum ve kendi yatağımla karşımdaki yataklı koltuk da ablamlara gitti. Bana Mercan halamların evinden daha geniş yeni yatak geldi. Sağlıcakla yatmayı diliyorum şimdi... 

Yatağım ve yatış pozisyonum değişeli bir hafta oldu ve hala tam anlamıyla yeni yatış şeklime alışamadım. Nispeten geçen hafta pazartesiden bu yana biraz olsun alışma emareleri varsa da, her sabah hala kasılmış halde uyanıyorum. Bacaklarım hiç rahat uyuyamıyorum daha...

İşin aslı 2018'den beri sol tarafıma yatmayı alışkanlık edinmiştim, öncelikle midem ve kalbim açısından böylesinin daha rahat olduğundan sebepti. Geçen hafta başından beri resmen sağ tarafımda yapışmış kaslarım yırtılarak açılıyormuş gibi hissediyorum. İlk günlerimi resmen birileri kol ve bacaklarımı öyle ölümüne çekiştirmiş gibi uyandım ki, imkanı yok o acılar gitmeyecekmiş gibi geçirdim günlerimi...

Çok şükür ki o şiddetli ağrılar fizyoterapistimin de dediği gibi geçti. Şimdi yerlerinde bir kas tembelliği diyebileceğim hareket etmekte zorluk çekme durumları kaldı. Umuyorum ki zaman içinde nasıl soluma yatmaya alıştıysam, sağıma yatmaya da öyle alışacağım inşallah... İşin özü şu ki, normal insanlar daha çabuk alışabiliyor ama kaslarını çalıştırmakta zorlanan ben daha zor alışıyorum. Acılara tahammül etmesi benim için biraz daha zor ama aslında iyi de tahammül edebildiğimi düşünüyorum. :)

Odamın yeni hali, pandemi başladı başlayalı Kağanım gelip kalmadıkça kullanamadığım yataklı koltuğumun gitmesi açısından da gayet ferah oldu. Zaman içine annem masamı bile bir kitaplıkla değiştirmeyi düşünüyor esasında. Öyle bir durumda odamda masaya ihtiyaç duyduğum zaman, salonda kullandığım portatif masamı kullanmayı düşünüyorum sonra... Değişiklik iyidir ve son durumdan bugün itibariyle memnunuz çok şükür işte. Umarım bir daha tek tarafa yatma durumum olmaz da, kaslarım çok iyi durumda çalışır ve yatağımdaki uykularımla kaslarım her defasında iyice dinlenebilir duruma gelir. Malum şu sıralar erkenden ve kolayca uyuyabiliyorum ama ona rağmen yorgun uyanıyor haldeyim...


Erken uyuyorum demişken; Mayıs 2021'in son haftasının ortasından beri erken yatma uğraşlarımı ciddiye alıp uygulayabilir durumdayım. Bunu içinde bulunduğum Farmasi ekibime borçluyum, çünkü beraber uyku düzenimizi oturtma kararı verdiğimiz bir arkadaşım var. Uyku düzenini oturtunca, sağlık durumlarımız da oturacak gün içindeki düzenlerimiz de bizce. Çünkü malum ki, kilo alma ve verme durumunun düzgün beslenme ile ilişkisi olduğu kadar düzgün bir uyku düzeniyle de doğrudan ilişkisi var! 

Düzenli uyku uyumayınca ne kilo verebiliyorsunuz ne de gününüzü verimli şekilde sürdürebiliyorsunuz. Ben bu sıra oldukça kilo almış biri olarak söylüyorum; sabaha karşı uyuyup, öğlen olurken uyanmak beni çok kötü etkiler hale gelmişti. Son dört gündür göz ağrılarım bile azalmış durumda resmen! En güzeli de bugün oldu; resmen öyle dinç uyanıp, kendimi gün içinde o kadar iyi hissettiğim bir gün geçirdim ki... Nazar değmesin; bundan sonra yatışım 12, kalkışım 9:30 inşallah.. :)

Ha muhabbet üstteki resimleri es geçmesin; Mayıs'ın bu son haftasında başladım işte, Nicholas Sparks'ın Aşka İnanıncs adlı kitabına. Uyku düzenimi ayarlama uğraşlarımda hep bu kitabımı okuyup uyudum sonrasında. İnsan bir kez düzensizliğe alışınca, eski meşguliyetlerini bile unutuyormuş ne yazık... Hatırlamaya ve iyi olan şeylere tutunmaya gayret ediyorum bu sıra... :))


Bu kolajdaki resimleri sayıyorum sağ baştan olmak üzere; yer yatağı salı günkü fizyoterapi dersimin öncesinden, Defnemin oturuşu Cuma gününden ve yatağımın yanındaki gece lambamın fotoğrafı ise Cumartesi'nin ilk dakikalarından... Beni bu hafta şu üçlü görüntüler ve benzerleri sakinleştirebildi işte...

Fizyoterapi derslerim çok iyi geçti ama derslerde de farkedilen çok fazla kasılmış olduğum idi yine. Ben derinden hissettim, fizyoterapistim İsmail yüzeyden... Derken ders bitti Salı ve Perşembe, Kağancım kendi derslerinde idi Defnoşuma koştum yine. İki ayağının üstüne oturmasına bayılıyorum bu sıra. Kaplumbağa desen yalan olmaz, saklıyor kendisini resmen kabuğuna!! :) Maşallah kuşuma... 

Gece okumalarımı ihmal etmedim, gündüz internet üzerinde araştırmalarımı sürdürdüm ve ben yine olabildiğince "ne yapabilirim" düşüncelerimi es geçemedim. İlerlemeye devam ettiğimi düşünüyorum, yerinde saymadığıma eminim... Ama hani siz elinizden geleni yaptığınız halde bazı şeyler de yolunda gitmez ya, o hissiyata kapılıp kendimi bırakmamam gerektiğinin bilinciyle savaşıyorum şu sıra...

Yani benim çevremde her şey çok güzel gidiyor aslında ama benimle beraber bu yola yüreklilikle çıkmaya heveslenen kesim hala kendini geri çekmiş durumda. Onlar da bu alanda boy gösterebilir, bana güvenebilir olsa; her şey daha yolunda gidecek aslında... Zor olan insanları denemeleri gerektiğine inandırmak meğerse, anlamaya başladım zaman içinde! :)


Ve dün, bir haftayı daha geride bırakırken; birkaç komşu ile apartmanımızın arkasında bitki çayı keyfi yaptık beraber... Uzun aralıklar içerisinde bir araya gelebiliyoruz, misal bundan önce görüştüğümüzde de bayramın ikinci günü idi! :)

Normalleşmeye çalışırken içinde bulunduğumuz dönem adına hassas da davranıyoruz, ama artık sosyalleşmek adına elimizi taşın altına sokmaya cesaret de bulabiliyoruz. Çünkü bıçak kemiğe dayanıyor, her birimiz affedilebilir çıkışlara başvurabilir hale geliyoruz...

İşte biz de dün küçük bir çıkış yaparak, açık havada bitki çayı içip sohbet ettik; başlamadan öncesinde fotoğraflar çektim ve birkaç video da çekip birleştirdim Reels videosu yaptım. Burada bulabilirsiniz o videomu da... :)

Haziran dilerim ki yasakların son bulmasıyla, iş emek sağlık ve de mutluluk bereketiyle evlerimize gelir... (Amiin) 

Bu arada dünü akşam üzeri ablam ve yeğenlerimle kapattık; çay keyfi yaptık beraber, ben kendi beslenme listemi düzenledim ve yeni haftaya da pamuk gibi uyandım. Dilerim daim olur, hiç bozulmaz kurulan iyiye doğru olan düzenlerimiz... :)) Sağlığımız da keyfimiz de hep yerinde olur...


Yeni haftaya ben bir sene öncesi ve bir sene sonrası karşılaştırması yapabilme imkanımla başladım... :) Haziran böyle bir farkındalığın sonrasında geliyor işte, o farkındalık şu ki; geçen sene canımı sıkabildiğim kadar, şimdi sıkmıyorum değiştiremeyeceğim mevzular karşısında. Aslında hayat hala aynı derecede yolunda gitmiyor çoğu zaman; kısmen ben yetemiyorum, kısmen o ne istiyor benden karar verememiş oluyor.

Sonuç olarak, bir sene sonra hiçbir önemi kalmamış canımı sıktığım o mevzu bugüne etki edemedi. Sadece canımı sıkıp o günümü heba ettiğimle kaldım belki biraz. 

Mayıs sonu Haziran başlangıcı öğüdü olsun o zaman; 1 sene sonra bir önemi kalmayacak şeyler uğruna canımızı sıkmayalım. Öyle bir ay olsun, ardından gelenlere de örnek olsun... :) 

Mutlu, umutlu, verimli ve bereketli bir Haziran olması dileğimle; hayırlı günler ve geceler diliyorum hepimize.
Sevgilerimle... =)




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...