bloğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bloğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2021 Pazar

Sonbaharın Adı Soğuğun Acı Tadı - 10.10.2021


Başlığım çok mu acı oldu? Benim için böyle ama üzgünüm! =) Sonbaharın adı güzel, hissiyatı özel olabilir ama benim için soğuğunun tadı çok acı... Kışı geçiyorum şimdilik, o daha da zorlayıcı oluyor çoğunlukla. Ama sıcaktan soğuğa geçmek de epey zorlu. O geçiş esnasında çektiğim sıkıntılar; bir buza sıcak su dökmek gibi ya da sıcak bir şişeyi soğuğa koymak gibi sarsıcı. O materyaller acı çekmiyor olabilir, ama ben onların yerine acı çekiyorum sanki...

Magnezyumumu ihmal etmeden içiyor olsam da, son bir haftadır katlanarak artan ağrılarıma karşın iyi de idare ediyorum aslında. Ama ne yalan söyleyeyim, geceler yine çok zorlu olmaya başladı. Geç uyuyabiliyorum ağrılardan sebep, uyanmakta zorlanınca da güne yansıyor etkileri. Bu sonbahar da soğuklara karşı bu tepkilerle başa çıkmak için uğraş veriyorum... :)


Kendi halinde geçip, verim aldığımı düşündüren bir haftayı geride bırakıyorum. Kitaplarıma da örgülerime de, kendimi iyi hissettiğim halime de kavuştum yine; olabildiğince. Üstteki kolajda benim bu haftama dair fotoğraflarımı görüyorsunuz. Kendimi hissettiğim şekiller adına konuşmak istedim bugün de... :)

Geçmişte kalan haftalarda soğukların başladığı zamanlarda "durakladığım" diyebileceğimiz zaman dilimi yine geride kaldı şükür. Aslında yine soğuk sebepli kasılmalarımdan ötürü zorlandığım bir hafta idi ama ona rağmen okumalı örmeli ve olabildiğince de yazmalı geçmesi beni çok iyi hissettirdi... Zira kasılmalarla dolu bir mevsim geçişinde, kitap okumak örmek yazmak mümkün olmamaya devam etmeliydi. Şükür ki, iki haftalık kendimi kötü hissetme ve de sevdiğim bu şeyleri bile yapmayı istememe hallerim çabuk bitti! =)

Üst kolajın son fotoğrafı var ya, hani en altta sağdaki özçekimim; o fotoğraf nihayet gün içerisinde de kalın sweatshirt giymiş olmamın ve artık gün içerisinde üşümüyor olmamın mutluluğundan ötürü ortaya çıktı! (uzun kollu kazak olmayan tişört demek istiyorum yani, Türkçe'de tam karşılığı yok gibi hissetmek çok kötü!). :) Neyse, üşümüyorum ya artık gün içinde de; evde kışlıklarına en erken kavuşan ben oldum, annemle babam hala tam anlamıyla üşümüyorlar soğuklara rağmen... :)

İki kitap bitirdim bu hafta; Aşk Bekliyor (Kerime Nadir) ve Kış Bahçesi (Kristin Hannah) adlı kitaplarımı. Elimde idi ikisi de, Kış Bahçesi'ni elime alalı bir hafta olmuştu ve o kadar güzel okudum da yine çabucak bitti ki! Kristin Hannah benim için kadın drama yazarlarında kraliçe resmen... Kitapla ilgili 1000Kitap hesabımdaki yorumumu burada bulabilirsiniz. 

Nihayet kendime kazak örmeye başladım bu arada. İki bere yapmam gerekiyordu, ipleri elimde duruyordu zira. Onları bitirdim ve nihayet başlayabildim bu hafta kazağıma! =) Düz örgü yapıyorum, ip kendiliğinden renkli zaten. Ama bu benim ilk hırka deneyimimden sonra bir diğer büyük örgü deneyimim olacak. İlk kazağım düz örgüyle öğrenmem üzerine olsun ki, sonrasına modellilerine de başlayacağım inşallah... 

Dil çalışmalarıma ve de günlük yazılarıma da döndüm ki, tekrarlamalıyım bunda şu yazımın etkisi büyüktür; Erteleme, İstifleme, Okuduğun Kadar Yaz... Kendimizi bu şekillerde motive edip ifşalamaktan vazgeçmeyelim. Yapmak istediklerimize dair bizleri çok güzel teşvik ediyor resmen. Bloğumda yazmasaydım eğer, "ben bu sıra çok boşladım kendimi, oysa bunları yapmak istiyorum" diye; hadi şimdi başlayayım o zaman, diyemezdim sanırım... :)

Bu haftaya dair bir haberim de var size, beklediğim o güzel haber geldi; önümüzdeki pazartesi ve çarşamba gününden itibaren, yıllık ek fizik tedavilerimi almaya başlıyorum. (: Şu son iki haftadır bu durum beni en çok motive eden konular arasında baş sırada! Ne kadar çok fizik tedavi, o kadar çok iyilik sağlık demek benim adıma ya; 2018'den beri iyilik sağlık durumum yer yer düşüp artıyor, malum her şey üst üste geldi pandemiyle beraber. O sebepten, yeniden o daha çok tedaviyi almanın gücüyle toparlanmaya öyle ihtiyacım var ki; siz düşünün gerisini yani! Bugün heyecanla erkenden yatacağım, iki haftadır yattığım gibi uyuyamıyorum ama bugün bu durumun varlığıyla çok iyi uyuyacağım inşallah! 

Buraya bu tedaviye yeniden başlıyor olmama dair bir hedef bırakayım mı? İlk hedefim 2018'deki gibi yeniden ayakta desteksiz durabilmeye başlamak. Sonra da destekle de olsa adım atabilir hale gelebilmeyi hedefliyor olacağım... :) Düşünün ki, haftada sadece 40'ar dakika olmak üzere iki ders alabiliyorum sadece. Ama ek tedavimle beraber iki ders daha alabilme hakkıma kavuşuyorum şimdi yeniden! 2018'e kadar 3 sene boyunca haftada 4 ders alabildiğim fizik tedavi rutinime dönüyorum kısmetse. Allahım utandırmasın, iyi işini bilen ve sevenlerle karşılaştırsın inşallah. Aminn... :)





Dün ise annem ablam ve yeğenlerimle Bursa'da AVM gezileri yaptık, biraz mecburi idi; yeğenlerimin kışlık kıyafet ihtiyaçları vardı. Alabildiniz mi derseniz, ikisinin de ihtiyaçlarından sadece birer tanesini alabildik. Her şey ateş pahası olmuş! Kağanıma mont, Defneme de uyku tulumu alabildik; o kadar gezmenin sonunda alınması gereken bot, eşofman, pijama takımı gibi ürünlerin hiçbirine yaklaşamadık... Ne acı ki, bu saydıklarımın ne bedenleri tam anlamıyla bulunabiliyor ne de alabileceğimiz şekilde fiyatları mevcut!



Önce As Merkez AVM'ye gittik dün, yıllar olmuştu oraya gitmeyeli. Buz pistinde kayanları görünce öyle duygulandım ki, çook eskiden biraz daha kaslarım güçlenince denerim diyordum. Hiç cesaret edemesem de istiyordum ama şimdi daha da zorlaştı o iş. İzlemesi o kadar zevkli bir spor ki, izleyerek bile o sporu dansı icra edebildiğimi düşünüyorum... :)

Artık dışarıda fotoğraflar göründüğü üzere maskeler ile çekilebiliyor! O gün maskeli de olsa fotoğraf çekilelim istedim. Ablamla ve Defnemle fotoğrafımız As Merkez AVM'nin asansöründe, Kağanımla fotoğrafımız da Anatolium AVM'nin asansöründe çekildik. As Merkez'de o kadar az kaldık ki, 30 dakika falan. Gezdiğimiz dükkanlardaki fiyatlar çok fenaydı! Anatolium da ondan aşağı değildi gerçi ya, ama yine orada daha fazla gezdik ve de Kağanımla ben yemeğimizi de yedik orada iken. En son durağımız Metro AVM oldu, montu ve tulumu oradan aldık. Market alışverişlerini de yaptılar da eve döndük sonra. Akşam 8.30'a doğru idi dün eve döndüğümüzde... 

Ve üstte gördüğünüz kitaplara gelelim; alamadım onları ama yemek yemeden önce Anatolium AVM'de kaçarak D&R'ı gezdiğimde o üç kitap dikkatimi çekti. İlk gözüme çarpan Gece Yarısı Kütüphanesi adlı kitaptı, bir kitap sitesinden açıp bir okuyun arka kapağını derim; hikayesi çok hoşuma gitti ama mağazada çok pahalı idi. İnternette ise mağazadakinin yarı fiyatına idi. Büyük ihtimalle alacağım o kitabı bir dahaki kitap alışverişimde o kadar hoşuma gitti yani. :)


Sonbaharın Adı, Soğuğun Acı Tadı ve de Mağazaların Ateş Pahası; bunlar Ekim 2021'nin bizim için başlıca konuları oldu... Bir hafta daha bitti, yenisi başlayacak ve de Ekim sanki şimdiden bitmiş gibi hissediyorum yine ama daha yeni başlıyoruz demeliyiz sanırım. (: Yarın yeni bir dönem başlayacak inşallah yeniden, önümüzdeki haftaya da geriye kalan "hikaye yazmalarıma dönmek, daha çok dil çalışmalarıma odaklanmak ve bloğa daha çok yazmaya devam etmek" gibi konulara da yoğunluk vereceğim! :))

Bu arada hiç merak ediyor musunuz bilmiyorum ama aklıma geldi, soğuklar geldi ama ben hareketlerimi daha da arttırarak egzersizlerime her gün devam ediyorum. Bir Kas Erimesi hastası olarak buna rağmen kramp ve kasılmalarım soğuktan azıcık olsun daha az etkilenmeli ama olmuyor. Bu da hayatın bana şakası sanırım. İçimden geldi bunu bildirmek istedim. :) 

Sevgilerimle, orada olup okuyor olduğunuz için teşekkürlerimle! Umarım yorumlarınızla da şenlendirirsiniz...


13 Temmuz 2020 Pazartesi

Okudum, Yazamadım Ama Toparlandım


Bugüne bir garip haberler dizisiyle uyandım, çok detay vermek istemiyorum bu konuda ama beynimi allak bullak etti.... Çocuk kaçakçılığının yasal düzenlemeye uydurulmasından, tüm dünya düzeninde alışveriş sitelerinden kayıp çocukların ve nice çocuk kaçakçılığının yapılıyor olmasından bahsediyorlar. Ama gerçek ama değil, öte yüzünde bahsedilen internetin kara tarafında bunun zaten var olduğu söylentisi ve bunun normal karşılanıyor, hiçbir şey yapılamıyor olduğu söylentileri... İnsanlar boşuna delirmiyor kısacası, kötülük denen şey hep bir yolunu buluyor; insanın umudu yoruluyor, iyiliğin kazanacağını düşünmeye devam ederken. Yorulsam da iyiliğin kazanacağına dair umudumu bitirmemem gerektiğinin farkında olmaya devam ediyorum bugün, bugün sadece yaptığım bu oldu ciddi anlamda...

Allahım sonumuzu hayır etsin, bize sabır versin ve o adını dahi anmak istemediğim sitelere, yaptıkları rezilliklerinde boğulmayı nasip etsin inşallah! Araştırmadan konuşmuyorum, ya da inanmadan; ama yine de, netleşsin diyoruz ya "belki de yok öyle bir şey falan!". Sadece okuduğunuzda dayandırıldığı sistem, tüm kanıtlar, sandığımız gibi bir şey değilse bile, bir şey olduğunu gözler önüne seriyor. Kötülük hep bir şekil alıp yolunu buluyor ama diğer yandan da "gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır." mevzu var. Sanırım buna inanan insan sabredebiliyor, ne kadar zorlansa da...


Tatsız şekilde başlamak istemezdim, ama bugün uyandığım gibi okuduğum tweetler dizisi aklımdan çıkmıyor bugün doğrusu. İçimden nasıl gelirse yazmaya devam yani... Hazır böyle devam ediyorken, bugün birden bire aklıma gelen İclal Aydın'ın şiir okuduğu bir "Servet Kocakaya" şarkısı da paylaşayım. Sanıyorum bu şarkı (Zor Günler) da beni biraz moda soktu bugün. Varsın bugün böyle olsun... :)


Bu hafta sonu nihayet Kırlangıç Çığlığı isimli "Ahmet Ümit" ile tanışma kitabımı bitirdim. Nihayet diyorum, zira bu haftaya kadar elimde bulunuyordu ve okunma sırasını bekliyordu. İki haftadır okunmak üzere elimde ama hakettiği okunma performansını geçtiğimiz hafta verebildim aslında! :) İçeriğinden alıntıladığım cümleler de, hikaye bütünlüğü de beni benden aldı aslında. Ahmet Ümit'in bu kitabında, daha önce okuduğum polisiye romanları kadar zorlanmadıysam bile; yine de bu tarz hikayelerin sinirleri geren bir merak hali içerisine sokması, benim pek alışık olduğum bir mevzu değil. Kitabı okurken, cinayetleri işleyenin kim olduğunu ve sebebini çok merak ettim. O merak içimi kemirirken, okuduğum dünyanın içinde yaşıyor gibi olduğum için; bazı cümleleri çok üstüme alındım, bazı durumlara çok içerlendim! 


"Siz benden daha iyi bilirsiniz Başkomserim, bu dünya acımasız bir yer, insanlar için de köpekler için de, sesinizi çıkarmadınız mı alırlar ekmeğinizi elinizden" (Sayfa 44 - Kırlangıç Çığlığı)
Kitap içeriği ve anlatım çok iyi olduğu için, belli bir çerçevede ve ara vererek de olsa devam ettim. Tanışma kitabımız çok iyi bitti. Üstteki merakımı ve çekingen gülüşümü fark edin isterim, bu kadar gerilmem gerçekten normal değil ama bu her kitap için böyle olmuyor tabi. Derdine ve hikayenin gerçeği yansıtan bütünlüğüne inandığım için kapıldım aslında... Ahmet Ümit bu kitabında "Çocuk İstismarına" büyük yer vermiş. Sanıyorum bugün karşıma çıkan haberler konusunda neden günümü etkileyecek kadar etkilendiğimi şimdi anlarsınız? Gerçekten insan olan nasıl duyarsız kalabilir ki, hem kötülüğe hem de çocuklara yapılan kötülüğe? Biz sadece böyle bir şeyin var olduğunu bildiğimiz için gerildik ki, bizzat yaşarken susanlar veya susmak zorunda kalanlar (anlayış göstermek için söylemiyorum, asla) nasıl dayanabiliyorlar acaba? 


"O kadar çok hayal kırıklığına uğradım ki, artık umut etmek istemiyorum. En saf, en masum sandığımız kişiler bile binbir hesap içinde. Hem de kirli, kanlı hesaplar. En fenasına hazır olmak lazım. O zaman daha az mutsuz oluruz..." (Sayfa 144- Kırlangıç Çığlığı)


Maviyle renklendirdiğim kısmı alıntı yaptığımda, gerçek hayatla ilgili düşünmeden edememiştim. Ama kitabı bitirdiğimden iki gün sonra böyle bir gerçekle yüzleşeceğimi de farketmemiştim. Fazla iyimserlik gösteriorum biliyorum, hayat üzerinde nice kötülükler var; çoğunu bilmiyoruz, çoğuna da akıl sır erdiremiyor ve hayal gücümüze dahi sığdıramıyoruz... Kitabın içeriğinde de değiniliyor, "herkes kendi adaletini sağlayacak olsa, dünya daha önü alınamaz bir çöplük olurdu" tarzında cümlelerle. Şimdiki düzen ne kadar iyi ki, diye sorguluyor insan doğrusu... 

Bunu sorgularken de elbet sebebimiz var; polis teşkilatının "Körebe" adını taktığı yıllardır yakalanamayan, kimliği bulunamayan seri katilimiz, çocuk tacizcilerini öldürüp çocuk alanlarına bırakıyor. İnsan sürekli, kötünün insan eliyle öldürülerek cezalandırılıp cezalandırılmayacağını sorguluyor ya hani; kötülük yapan kötülük bulsun diyoruz. Ama her kötülük yapanı öldürmeye kalktığımızda, aslında içindeki güçsüzlüğe utanca ve çaresizliğe yenik düşmemek için ayakta durma biçimini bulmuş insanları da öldürmüş oluyoruz. Yani aslında kötülük yapan da, "her defasında saf gerçek bu olmasa da" mağdur olmuş olabiliyor zamanında. Zaten öyleleri, sadece cezalandırılmayı hak ettiği kişileri öldürüyor olmalı... Hayat bir noktaya kadar adil de olsa, insanlar "mağdur ile maktulü" ayırt etmek konusunda adil olamadığı için; mağdur da suçlu olabiliyor, suçlu hep suçlu psikolojisi bu yöntemle yıkılmış da oluyor. Esas suçluyu da, esas hakkını arayanı da, esas çaresiz kalanı da, esas sesini duyurmaya uğraş vereni de ne görüyor ne duyuyoruz adeta... Bunun da alıntısı aşağıda;

Zor olan, senin yaptığın, suçlu da olsa, kötü de olsa insanı anlamaya çalışmak. Asıl önemli olan bu. Çünkü kötüler gider ama kötülük kalır. Eğer insanların neden kötülük yaptığını anlayamazsak, nasıl önlenir ki bu musibet? (Sayfa 351 - Kırlangıç Çığlığı)


Sorguladığım süreçlere kötüleri ekleyecek olursak, gerçekten insanı kullanan ve insanı kendine düşman eden kötüler kötülükler; onların yeri cehennemin dibidir deriz ya hani, orası bile az aslında bir noktada. Bize göre ölüm, sana emanet edilen canı koruma içgüdüsüyle başka birine yapılabilir. Hani son çarendir, içindeki istek hali bile değildir! Garip bir durum varsa tedavi olma ihtiyacına düşersin, ne birini öldürmek ne de birini kalbinden uzaklaştırabilmeyi düşünürsün... Dünya para ile dönmeyi başladı başlayalı, böyle düşünen, kendi kadar istediği iyilikler kadar başkaları için de isteyebilen kişilerin "görünülürlüğü de dikkate değer halleri" de pek az durumda. Anlatması zor geliyor şu an aslında, hala o kitabın içerisinde yaşıyorum galiba! :) Bir süre polisiye veya cinayet romanı yok bana, önce bunu sindirebilmem gerekli. Ama bir daha bu kadar uzak da kalmayacağım bu tarz romanlardan. Kendime sözüm olsun...

Mahluk diyorum ama gerçekte bizim gibi insandılar. Çıkar için her türlü kötülüğü yapmaya yatkın bir ruha sahiptiler, sonra da kendilerini bağışlarlardı. İnsanın en büyük kepazeliği işte bu bağışlama duygusuydu. Kötülüklerin sürekli tekrar etmesinin nedeni de bu olabilirdi. Kendimizi hoş görmemiz, eninde sonunda inandırıcı bir gerekçe bulmamız. Olmadı, ben aciz bir kulum, her türlü kötülüğü yapabilir, suçu işleyebilirim, ama yaradanıma sığınır, kendimi bağışlatırım ucuzluğu. (Sayfa 357- Kırlangıç Çığlığı)

Ahmet Ümit'e bu güzel romanı kaleme aldığı için, dostum Meroma da bu kitabı okumam adına önerdiği için teşekkür ediyorum... :) Ahmet Ümit ile tanıştık ve tanışmışlık sürmeye devam edecek. Elimde Meromun geçen sene bu kitabı bana vermeden öncesinde aldığım bir kitabı daha var Ahmet Ümit'in. Daha o kitaba geçmeye fırsat bulamadan bu kitabı daha çok merak ettiğim için ön sıraya bu geldi aslında... O kitap tarihi bir hikayeyi anlatıyor, daha da etkili olabileceğini düşünüyorum; şayet bu romanın ardına okuyacak olursam. O yüzden önce bu hikayeyi sindirmem gerektiğini düşünüyorum. :))

Geçtiğimiz hafta kitap okudum, bol bol yazı okudum, olabildiğince ders çalıştım ama bloglarıma birer yazı yazabildim. Bloğuma yoğunlaşmanın, yazabilmemin ve devam edebilmemin haricinde beni engellediğini düşündüğüm, aklımı kurcalayan ve dağıldığıını düşündüğüm kendi düzenimi toparlama uğraşına girdim bir de. Gereksizse Biriktirme demiştim ya diğer bloğumda, ciddi anlamda ona yoğunlaştım... Önce sosyal medyada yer aldığım ama kullanmadığım mecraların kalabalıklığına son verdim. Sonra hep geri dönmeye söz verdiğim ama bir türlü gerekli hassasiyeti gösteremediğim yarım kalmış işleri kaydettiğim yerlerden sildim. 

Sonra dün, kullanmadığım eşyaları başka kişilere sahiplendirmek veya kullanılmayacak durumda ise kullanmaya ısrar etmemek üzerine harekete geçtim. Dolap hesabımı da böylece aktifleştirdim... Severek kullandığım Farmasi ürünlerimi de oradan satabileceğimi düşünerek, kullanmadığım ürünlerle beraber dolap hesabımda bulunabilmesi adına yer verdim... Dolap hesabıma buradan ulaşabilirsiniz, ihtiyacınız dahilindeyse ürünlerimi satın alabilirsiniz...

Son olarak diyebilirim ki; ihtiyacın kadarını biriktir, ihtiyacın kadarını dert et, ihtiyacın kadarıyla hayatına yön ver... Benim gibi bugün durgun musun? Kendine izin ver. Yapabildiğini yap; kitap oku, izlemek üzere kenara ayırdığın filmine odaklan veyahut seni rahatlatan o şeye odaklan. Ama umudu elden bırakma... 

Mutlu haftalar geçirelim inşallah, sevgilerimle. Görüşme üzere... (:
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...