Çok Şükür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çok Şükür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2020 Çarşamba

2020 Yazı - Temmuz'un İlk Haftası


Yazılarıma başlık bulamayınca üzüldüğümü farkettim bu ara, misal bu yazıya başka bir başlık da yakışırdı belki. Başka kelimeler olacaktı önce aslında, bol virgüllü dahi olsa. "2020 Yazı" son günlerimizi çok iyi tanımlıyor deyip geçtim sonra, bu yaz başka bir yaz neticede... :)

Temmuz'un İlk Haftası geçti gitti bile, 1'inden 7'sine olmak üzere bahsediyorum öncelikle... Bir önceki yazımda yazmıştım, doğum tarihlerimizin içeriğinde olduğu gerekçesiyle yeğenim Kağan ve benim için önemli "Temmuz ayı" diye... Her yaz tatillerde beraber olmaya, en az iki yolculuk yapmaya alışmış olduğumuz için; bu yaz bize garip de gelmiyor değil hani! :) Deniz kenarında olmayı, deniz sonrası eve yorgun dönüp uyumayı nasıl özledim ah bir bilseniz...


2020 Yazına gelince, hiç geçen senenin sonundan umduğumuz gibi gelmedi, öyle geçemiyor tabi... Ama kendi halinde de güzel sanırım; her an, her gün ve her dakika. Abartısız böyle. Her şey kendi halinde güzelmiş meğer. Büyük planlar yapmamam gerektiğini, her beklentimin çöküşe uğramasıyla tekrar kavrıyorum; yine böyle oldu tabi... =)

Evimizdeyiz, E-Kpss hazırlıklarım sürüyor. Çok şükür fena da gitmiyor, bir ara olamayacak, devam edemeyeceğim sanırken; devam edebilir olduğumu görmek bu sıra beni rahatlatıyor... Üstte görsellerini gördüğünüz üzere, bir kağıdı ikiye bölerek çalışıyorum; ikiye bölünmüş oradaki kağıt çok küçüktü ama elimdeki müsvette kıvamına gelmiş tek tarafı dolu tüm kağıtlarımı değerlendirmeye devam ediyorum. Lise ve üniversiteden kalma garip bir alışkanlık; ön yüzü kullanılmış ama bir daha kullanılmayacak bir kağıdın, arka tarafını kullanmadan atmamak gibi bir huyum var. Tüm birikmiş kağıtlarımı bitirmek üzereyim, o derece diyeyim... 

Coğrafya ve Matematik çalışmaya devam ediyorum şu ara, meğer bilmediğim ne çok coğrafi terim ve konu varmış! Bu ara buna şaşırıp duruyorum. Gerçekten coğrafi bilgimi zayıf bulurdum, bulurduk. Şimdi o eksik ve zayıf kalan yanımı tamamlıyorum... :) Tarih kadar değerli, kendi coğrafyanı bilmemek ve bilmemeyi umursamamak biraz da zararlı bence. Neticede, hayatı ciddiye almaman gerektiği kadardan öteye, garip bir yaşamayış gibi. Hayatı çok ciddiye almayacaksın, tamam ama tamamıyla da dalga geçmeyeceksin aslında... 

Sorguluyor musunuz şimdi acaba, ders mi çalışıyor bu kız yoksa başka bir şey mi yapıyor! Her ikisi birden, ders çalışırken sorguluyorum da içinde bulunduğum durumu... Bir şeyler hep başka bir şeylere sebep olmaya devam ediyor. Bizim bu eve taşınmamıza sebep olan durum, hayatımızı bir hali yoluna koydu önce. Sonra devamında bu sınava kayıt olabilmemi, yani nicedir istediğim bir şeyi gerçekleştirebilmek için somut bir girişimde bulunabilmemi sağladı. Sonu nereye varacak bilmiyorum da, ders çalışmamı bile bir noktaya kadar planlayabiliyorum aslında. "Sadece yapmam gerekiyor, çok kurgulamadan" farkındayım artık diyelim... =) 



Geçtiğimiz hafta, Temmuz'un başlangıcıyla beraber; nicedir beklettiğim biriktirme konusunu ele aldım. Okuduğum ve bir daha okumayı düşünmediğim kitapları biriktirme mevzusunu, iş edinme uğraşında olduğum Farmasi mevzusunu başka boyutlara da taşıyabildim... Diğer İnstagram sayfamı "yillargecerkendidem" ismiyle değiştirip, aktifleştirmeye uğraştığımdan bahsetmiştim hani! Başka bir boyuta daha taşıyıp, dolap uygulamasına da giriş yaptım... Nihayet diyorum, çünkü okuduğum kitaplar bağış neticesinde de yeri geliyor çok kıymetli olamıyor; okuduğum kitapların içerisinde klasikler de pek az olduğu için...

İnstagramımdan yapmayı sürdürdüğüm bir diğer paylaşım grubuma, Farmasi içerikli deneyimlerimi de eklemeye giriştim. Farkettim, yazmanın her alanı mutlu ediyor beni; kendi birikimim adına yaptığım bu iş beni mutlu etmez sandığım da bir yanılgıymış meğer. Ürünlerimi fotoğraflıyordum, yavaş yavaş da olsa başlangıç yapıyor olmak bile mutlu etti beni...

Bir diğer konu izleyeceğim deyip epeydir birikmiş bulunan dizi ve film başlıkları idi. Onlara da geçtiğimiz hafta el attım ve Aşk 101'i izledim, annem ve babamla. Farkettim, çok fazla söylenenlere inanıyorum. Bu dizi için, oyunculuklardan tutun, senaryonun içeriği için o kadar çok söylenen vardı ki; şans vermemeyi düşünsem, izlemeden "amma da sapıtmışlar, izlemeyeceğim" diyebilirdim. İzlediğimde, fazlasıyla acımasız eleştiri yapıldığını fark ettim. 

Aşk 101, son zamanlarda izlediğim klasik dizi karakterlerini içermeyen ve bir derdi olduğunu çok net hissettiren bir diziydi. O derdi çok güzel savunuyordu, senaryonun çoğu kısmında absürt derecede abartı bulunuyor olsa bile! Derdi olan dizi ve filmleri hep sevdim, klasikleşmenin ötesine geçebilenleri hep eleştirdikleri üzere; yeni ve değişik bir bakış açısına karşı olan bir milletin, fazla acımasız olduğunu düşünüyorum. Üzücü ama durum tam da böyle... 

Aşk 101 ile ilgili tam görüşlerimi bir başka yazıma saklıyorum... :)



Pandemi dönemi başladığından beri, açık bir alanda oturup rahatça sıcak ve serin hava değişimlerine maruz kalamamıştım. Ki geçtiğimiz Cuma günü yeniden temiz hava alabilme şansıma erişebilene kadar... 

Renklerin cümbüşünü, bir evin bahçesinde oturup hava alabilmeyi, öğleden gece yarısına kadar o havada ders çalışabilmeyi, kitap okuyabilmeyi, yeşillikleri izleyebilmeyi, kedileri gözlemlemeyi, sevdiklerimle sohbet edebilmeyi ve sonunda da eve o havanın yorgunluğuyla dönmeyi öylesi özlemişim ki... Bu şansa, annemin dayısının yakınımızdaki bir köydeki evine gidince erdik yine. İkinci evleri kategorisindeki bu evlerine, diğer evdeki tüm eşyalarını taşıma süreçlerinde yerleşmelerine yardımcı olmak adına gittik; annem ve babamla beraber... 

Önce babamlar dayımla birkaç eşya taşıdılar, annem yengem ve ben oturup kahvelerimizi içip sohbet edebildik bu aralıkta. Sonra onlar geldi çaylarımızı içtik, bir şeyler atıştırdık. Derken herkes kendi işine döndü, bahçedeki çardağın içerisindeki masanın başında; ders çalışmalarıma ve kitabıma yoğunlaşabildim. Ara sıra yanıma soluklanmak için gelip giden yengem ve annemin sohbetleriyle, gün sürdü de sürdü... 

Akşam babam ve dayım geri döndüler eve, yemek hazırlıkları tamamlandı ve sonrasında da çay sohbetinin sessizliğine bırakıldı. O yorgunluk ve sakinlik içerikli güne bıraktım kendimi. Canım yer yer çalışmak istemedi, birkaç dakika duraklayıp sadece ortamı izledim. Güzeldi, ara sıra gerçekleştirmem gerektiğini farkettiğim bir film karesi gibi aklımda o günden beri şimdi... :)) 

Üstteki görsellerin içeriğini böyle anlatabilirdim size, kavradınız bence neler olup bittiğini siz de... :)


Temmuz'un ilk günlerinde bizim için bir diğer konu, ablamın doğum izninin bitip iş hayatına yeniden geri dönmesi oldu. 21 Mart günü doğum yaptığı üzere, bir buçuk ay öncesinden işten ayrıldığı zaman dilimiyle beraber 5 aylık evde olma süresi bitti gitti. Defnem dört aylık bir bebiş şimdi, ablamın ise Pazartesi ilk iş günü idi... :) Geçen hafta, dayımların evine gittiğimiz günden önceki gün belli olmuştu "pazartesi günü başlayacağı". O yüzden bizim için geçtiğimiz hafta sonu ayrı yoğun geçti, bu hafta başı ayrı yoğun başladı...

Dün Mart ayında abi de olan Kağanımızın, yani ilk göz ağrımızın doğum günü idi. Nice güzel yaşları olur inşallah, kardeşiyle ailesiyle ve bizlerle... :) İlk defa burada paylaştığım abi kardeş fotoğraflarıyla, yeğenim Defne'yi de Kağanımla yeni bir rutin halini alabileceğini umduğum fotoğraf çekimleriyle paylaşmayı başlattık bence... Abi ve kardeşe maşallah, Allahıma bin şükür; isteyen herkese de nasip olsun inşallah... =) 

Bu sene Kağanımızın doğum günü için, yeni taşındığımız sitedeki komşu çocuklarıyla tanışsın kaynaşsın diye plan yapmıştık. Ama planladığımız gibi olmayınca, bir gün öncesinde planı gerçekleştirmek durumunda kaldık. Çünkü dün için çocuklu komşularımızın çoğunluğunun planladıkları yolculukları varmış. Hal böyle olunca, plan haftanın ilk gününe alındı gitti... 

Haftaya, doğum günü kutlaması planını ilk günün akşamı için planlayarak başladık. Ablamın iş günü, küçük yeğenim Defne'nin annesiz bizimle kalacağı ilk gün olması sebebiyle; sağolsun komşularımız destek olup, birkaç atıştırmalık hazırladılar da, bize pasta ve birkaç atıştırmalık alıp çayları hazırlamak kaldı bir tek. "Ev alma, komşu al!" dedikleri böyle bir şey sanırım. Çok şükür ki... :) 

Bu hafta başı ilk kez sosyal mesafeyi bu kadar aşarak bir kalabalığa girme durumumuz oldu böylece... Açık havada, apartmanımızın önüne masaları kurduk. Mesafeye özen göstermeye devam ettik. Pastaları atıştırmaları alıp, biz büyükler çaylarımızı içip sohbetimizi ederken, küçükler oyunlarını oynadılar. Haftaya şükürleri sıralayarak başladık sonrasında da. 

- Yeğenim Defne ile hiç fena başlamadık misal haftaya. İlk iki gün bizim evde başladı ve zorluydu. Ama bugünden itibaren ablamların evinde bakmaya başladı annem ve öyle de devam edecek istisnalar dışında inşallah...  

- Komşularımızla güzel bir akşamla başladık haftaya, sosyal mesafeyi ve sağlığımız için tedbirleri ihmal etmedik. Hem çocukların enerjilerini atmalarına şahit olduk hem de komşularla sohbetin tadını çıkardık işte... İyi komşular edinebildiğimize seviniyoruz şu ara. Toplu fotoğrafta gördükleriniz komşularımızın bir kısmı... Eniştem gececi olduğu için o akşam bizimle olamadı, ama esas doğum gününde yani dün de bizim evde ailecek kutlayarak telafi ettik bu durumu da. :) Birkaç hafta öncesinde de babaannesigil ile beraber kutladığımızı düşünürsek, bu sene üç kez kutladık şükür ki.. :) Seneye daha çok sevdiğimizle daha kalabalık ve rahatça kutlayabileceğimiz bir doğum günü olur inşallah. 

- Velhasıl hafta başında sitenin bahçesine indik ama biz dahil gelen herkes istemsiz biraz da tedirgindi. Dilerim seneye Temmuz ayında, bu günler çoktan geçmiş gitmiş olur. Dilerim ki... 

- Ve Kağan ailemize katılalı 8 yıl oldu bile, çok şükür ki... İlk göz ağrımız bu sene abi oldu. Dualarımızdan, gözümüz ve gönlümüzden eksik edemediğimiz ilk çocuk Kağandı, bu sene iki şükür sebebimiz oldu. Allahım isteyen herkese nasip etsin dilerim ki... 


Kağan doğdu doğalı her sene en az 3 paragraf ya da 3 cümle olsun yazmadan tutamıyorum kendimi, dün gece yine yazıverdim birden öylece. O yazımı da burada bulabilirsiniz... Dün 8. yaşının bitişi için çekindiğimiz fotoğrafımız da o yazımda... :) 

Nice fotoğraflar çekilebileceğimiz, bu fotoğraflara yeğenim Defnemizi de dahil edeceğimiz nice güzel yıllarımız olsun inşallah! Anneleriyle, babalarıyla, teyzeleri, anneanne, babaanne ve dedeleriyle; kısacası tüm sevdikleriyle mutlu olsun benim güzel yeğenlerim... 

Son kolajdaki abi kardeş fotoğraflarının, her sene aynı gün veya her sene ayrı günlerde nice benzerlerini çekmeyi diliyorum kendi adıma. :) 

Okuduğunuz için teşekkürlerimle, dualarım sizlerle, tüm güzellikler üzerinize olsun. Allahım isteyen herkese nasip etsin nice güzellikleri ve şükür sebeplerini... Sevgilerimle...


29 Nisan 2020 Çarşamba

Garip Bir 40 Uçurma - 29.04.2020 - #BuBirAnı


Bugün ablam ve eniştemin ikinci çocuğu, benim iki numara yeğenim, Kağanımın da kardeşi Defne'mizin kırkını uçurduk. Allahım uzun ömürler versin, nice 40'ları olsun sağlıcakla inşallah... :)

Yeğenim doğdu doğalı ben de ilk defa dışarı çıktım bugün, ki bu durumda benim de "kırkımı uçurduk" tabiri hiç de yanlış olmuyor tabii ki! :) Korona günlerinde sosyallik bizim bugün yaptığımız kadar oluyor işte; araba dışında bile olsa uzaktan kafa sallamalar ile selamlaşma, yakınlaşmadan mimiklerle kucaklaşma ve nereye dokunursan dokun el yıkama veya dezenfektan kullanmalar arasında... Sağ salim bugünleri de atlatacağız ama inşallah!


Biz bugüne "gelmiş geçmiş en garip 40 uçurma oldu herhalde!" dedik ve sevdiklerimizle uzak durmadan mutluluğumuzu paylaşabileceğimiz günlerin sağlıcakla gelmesi adına tüm sevdiklerimizle yine dualar ettik. Bu seferki tek farkı, uzağımızda da dursalar sevdiklerimizle yüz yüze olmamızdı; şükür ki. Şu mübarek günlerde dualarımız kabul olur inşallah... :) 

Bugünün fotoğraflarını hatıra kalsın diye çektik ve çekindik, sevdiklerimizin de maskeli resimleri elimizde üstelik. Fakat siz fotoğraflarımızda güldüğümüzü göremiyorsunuz ama günümüz garip de olsa o maskenin altında gülmeye devam ederek geçti aslında... Korona günlerinde fotoğraf çekinmek de böyleymiş meğer, gözlerimizde görebilirsiniz umarım mutluluklarımızı. Biz bugün bu garip noktanın içerisinde bir anılar dizisi kaydettik kendimize, kıymet bilmeye de böylece devam ettik işte... (:


Mutluluklarımızı paylaşmak da zor artık, tek önceliğimiz sağlık. Misal Defnem bugün doğalı 40 gün oldu ve bugüne dek bizim haricimizde tek bir akrabamızın dahi yakından görüp tanışamadığı Defneyi ailemizle tanıştırdık resmen; tedbirler ve uzaklıklar dahilinde... Akraba ve sevdiklerimizle çok görüşen bizlere de, 45 günden fazladır görüşemiyor olmak o kadar dokunmuştu ki; yeğenimi herkesle görüntülü aramamız sırasında tanıştırmalarımız dışında, bugün böyle uzaktan tanıştırabilmek da dokunmadı değil tabi. Ama bulunduğumuz durumun içerisinde, buna dahi şükür. Sağlık olsun da, bu günler de gelip geçecek inşallah...

Bugün Defnem doğmadan önce girdiğim evden ben de ilk defa çıktım bu arada. Bugüne dek, hastane kontrolleri ve pazar seferleri dışında hiçbirimiz ihtiyaç dışı çıkmadık da zaten dışarıya... Pazar ve market alışverişlerine ya annem babam birlikte, ya da annem eniştem birlikte gidiyor tedbirleriyle. Defne'nin doktor kontrollerine ise üç kişi gidiliyor, biri araba kullanıyor diğeri Defne ile arkaya oturuyor. Ablamın kontrollerine ise sadece kendisi çıkıyor.. Günlerimizi bu tedbirler içerisine uydurduk, durumları ciddiye alıp bugüne dek hiçbir sevdiğimizle de görüşmedik...


Bugün ise, ilk defa (bahsettiğim ihtiyaçlar dahilinde) hep en fazla iki kişi çıkmaya uğraştığımız kuralı bozduk; arabada arkada annem ve ben iki uçta idik, ablam ise direksiyonda ve Defnem annemin kucağında... Kağanım ise babamla beraber evde kaldı, zira onun dışarı çıkması yasak; ben de bu süreçte ilk defa, arabada oturacak ve hiç dışarı çıkmayacak olmak koşuluyla çıktım zaten dışarıya. Sadece buna ihtiyaç duydum, biraz olsun hava almak istedim; açık havaya karşı bağışıklığımı dahi kaybediyormuşum gibi hissettiğimden sebep işte biraz da. :) 


İşte biz bugün, beni ve Defnemi (ki o da sadece doktor kontrollerine çıktı) gezdirmiş bulunduk akrabalarımızın evlerine gittik ve kapılarında buluştuk. Her ne kadar bu süreçte yumurta için gitmediğimizi söylesek de, onlar hijyen kurallarıyla yumurtalarını hazırlamışlardı ve biz de onlardan alırken yine dezenfekte ettik. Arabamızın yanında mesafeyle, hoşgeldiniz-hoşbulduk yakınlığında görüştük; ne bir sarılma, ne bir dokunma ne de bir öpüşme oldu aramızda... Neyse, bu günlerin de bir mesajı bir dersi var bizlere; her bir şeyin daha da fazla kıymetini bilmemizi bildiriyor ya, varsın olsun da bu zamanlar da böyle özlemle geçiversin...

Sevdiklerimiz bilinçli idi, hiçbir şekilde korkmadık da mesafe bozuldu diye. Dışarıda hiçbir şeye dokunmamak zor olsa gerek sadece; ben arabadan çıkmadım ama ablam birkaç kez site önlerinde bulunan parmaklıklara dayanarak bekleyecek oldu da, hemen elini çekti her seferinde. Girip çıktıkça ellerine dezenfektanlar sıkmalar ve olabildiğince her anlamda uzak durmaya çalışmalar, bunlar bu dönemin aklıma kazananları.


Sonuç olarak; 2,5 saat arabada, maskelerle vakit geçirdik. Zorlu idi, bu deneyimi ben de yaşadım ilk defa ve dedikleri kadar stresli olduğunu da görerek yaşamış oldum işte. Süreç başladı başlayalı evdeyim, daha sadece geçen pazar balkona çıktım. Öylesi özlemişim ki meğer dışarıda olma hissini, fakat oksijen bir o kadar da çarpıp rahatsız etti ki beni! :) (İlk tamamen apartman dışına çıktığımda, o hava yüzüme nasıl dokundu ise bir sersemledim bile!)

İşte şu dönemde söz konusu virüsün her nasılsa havadan bile bulaşabileceğini savunan ve inkar edenlerden sebep; sosyal mesafeye dikkat etmiş ve hiçbir yere dokunmamış bile olsak, insan eve gelince kendini kirli hissediyormuş... Hepimize güç, kuvvet ve sağlam psikoloji diliyorum; bu süreç de böyle geçecek inşallah, ben buna inanmaya devam ediyorum.. :)


40 uçurman hayırlı olsun Defne kuşum, seni gören tüm sevdiklerimiz senin için bizim haricimizde birçok hayal kurduklarını ama bu süreç sebepli ertelemek zorunda olduğumuzun bilincindeydiler. Geçsin gitsin bu günler, hepsiyle nasipse bilinçli halde de tanışacak ve o günlerin ne güzel olduğuna şahit olacaksın bizimle beraber... 


Seni seviyoruz Defnem; bu da seni akrabalarımızla ilk tanıştırma anımız... (:

25 Nisan 2020 Cumartesi

Kabullenme Meselesi - Şubat&Nisan 2020


Ne zamandır yazıya dökmek istediğim hislerim ve düşüncelerim ile dolu halde karşınızdayım bugün... En son bu konudan bahsetmek istediğimi belirteli bir aydan fazla oldu aslında. Ama ne hislerimi dökebilmesi kolay oldu ne de bunu yazmak için tam yeri diyebileceğim zamanım...


Buradaki instagram paylaşımımda bahsetmiştim önce, kabullenmek durumunda kaldım diye; yeni bir eve taşınana dek, "zamanla bir gün yeniden ayağa kalkmamın çok zor olabileceğini de kabullenmek durumunda kaldım." diye... Bloğumda yazacağım bu hislerimi demiştim sonra, çünkü bu basit bir kabullenme değildi benim için ve öncekilere hiç benzemiyordu da. Bu ana dek birçok şeyin farklı birçok açıklaması ve yönü olabileceğine dair bir farkındalığım oluştu çünkü zamanla.


Girişten asansörlü bir eve taşındığımız süreçten bahsediyorum. Söylemesi zor olsa da, bir gün ayağa kalkamayacağım ihtimalinin varlığını da kabullendiğimizde çözüm yollarını aramaya başlamıştık. Şimdi yeni evimizde oturmaya başlayalı yaklaşık iki ay olmakta ve geç de olsa bu yazıyı da yazabiliyorum ya, inanın hala bir yanım "şaka bu galiba" diyor... 


Kabullenme olgusu öyle zorluymuş ki, sonrasında farkettiğim üzere 8 yılın ilk yarısı boyunca kasılmalarımdan sonraki tüm değişimlerimi her bir şeylerle bağdaştırmaya çalışmışım...

Ortaokulun öncesinde olduğum kas uzatma ameliyatımın olumsuz etkilerini 3 yılda atlattığımdan bahsetmiştim ya, ilk karşılaştırmam o deneyimimizle ilgili olmuştu. O zamanlarımı bu hayat hikayem yazımda da anlatmıştım… İnsan karşılaştırıyor, acılarıyla çelişiyor, zorluklarını hesaplıyor ve eşit olması için çok umut bağlıyormuş meğer. İlk zamanlar hep kendime "3 yıl ya! Hele bir 3 yıl daha geçsin, o zaman boyunca toparlanır da sonucunda yine kalkarım ayağa..." demiştim. Sonuç hep aynı olsa da olmasa da, en güzel yaşayarak öğreniyor insan...



Bir önceki oturduğumuz evimizin girişten asansörlü olmaması büyük bir sorun haline gelmişti, benim ilk atağımı geçirdiğim 2011 Kasım ayından sonra... Olabileceğini hiç tahmin etmezdim, özellikle son 2-3 yılın ardına ama üstte bahsettiğim instagram paylaşımımda; "Şimdiki evimiz girişten asansörlü, duyanlara duymayanlara güzel bir haber olsun; hayatla yeniden iç içe olabilmem adına bir adım attık biz." diyebildim bu sene, çok şükür ki... :)

Zaman gösterdi ki bu hastalık, hiç olmaz dediğimiz noktada bize büyük sorunlar yaşatabilirdi. 3 yıl değil belki 5 yıl, belki de 10 yıl sürebilirdi atağımın etkisi. Ama az ama çok yan etkileriyle sürdü de üstelik. Her durumda da hep başa çıktığımı düşündüğüm gibi, belirsizlikler içerisinde de en güzel umuduma sarılarak tutundum da anlar boyunca...

Bir süre beni o "3 yıl" umudu tuttu ayakta. 3 yıldan sonra 6 yıl olana dek ise, "sonuçta o ameliyattan daha ağır bir durum, elbet daha uzun sürebilir de" diye tuttum kendimi... Ama 7-8 yıl olduğunda, bir şeyler değiştirmeliyiz ve geliştirmeliyiz kendimizi demeye başladık ailecek. İşte o devrede ev değiştirme mevzumuz da ortaya çıktı. 2-3 senedir o kadar çok konuşulur ama imkânlar oluşturulamaz hale geldi ki, olacağına dair umudumu bitirmeyi sıklıkla düşünür hale geldiğim de oldu zaman zaman...


2018 senesinde bir gece idi, bir film izledikten sonra çok ağladığımı hatırlıyorum; onu takip eden birkaç gece boyunca da ağladım, ne değişecek ne de gelişecek bir durum var ortada diye. O film bana o kadar kendimi izliyor gibi hissettirmişti ki o esnada. Umuduma yeniden kuşanmak aklıma gelene kadar, kabullenmek aklımın ucundan geçmemişti o zaman da işte... Ama ondan sonra durup düşündüm ve ihtimallerin tam karşıt durumlarını hiç hesaba katmadığımı fark ettim. Evet, hesaba katmak istemediğim yanların da farkında idim aynı zamanda… :) İnkar zamanlarımı yer yer zorlu atlattım böyle, ama bunun sonucunda atlattım ben de..


Benim olmazsa olmazlarım ile umuduma tutunacağım derken olduramadığına içerleyen yanım çelişiyor ve beni zorluyordu. Sonunda kabullenmeye başladım; bir gün ne olacak neler bitecek kimse bilmiyor, ama ben tek bir olguyu düşünürken kendimi tüketiyorum. Diye... Kesin yargı %100, olurlara bakmak %0 idi benim için. Oysa bu bile dünyanın sonu olmamalıydı benim için. Her türlü ihtimal yaşandıkça kabulüm, bu konuda da zamanı geldiğinde başka çıkış yolları aramalarım mümkün olmalıydı… Büsbütün kabullenme değil tabi hala, olmuyorsa da “olsun” diyebilmeyi bilebilme gerekliliği bu işte. Velhasıl buna da şükrediyorum şimdi…


İnsanı kendi yoruyor bazen işte... Bugün olmuş hala herhangi bir durumda kendimi çok kesin hükümlü buluyorum, tek ve düz çizgide ilerleme heveslisiydim bu konuda resmen. Zor olduysa da, bir gün belki de hiç eskisi gibi ayağa kalkamayacak olmamın beni kötü hissettirmesiyle de başa çıktım. Bunların sonucunda önlemleri alabildiğimize inanıyorum. Tekerlekli sandalyeyi kullanmayı kabullendiğim gibi, ikinci ihtimalde ayağa kalkamayacağımı kabullenmem daha da zor olduysa da oldu işte… :)




Zorlu da olsa mantıklı bir adım attık biz diyorum yani... Geçmişte yaşadığımız tüm tecrübe ve zorluklar, bu kabullenmeleri gerektirdi işte. Bir gün ayağa kalkarım veya kalkamam; hem benim çabama hem de Allah’ın takdirine bağlı bu iş tabi ama dünyanın sonu değil, yine de bulabilirim hayata devam edebilme gücümü (artık biliyorum). Ciddi anlamda bir tedavisi bulunmamış hastalıktan ve de kasların bir türlü verimli işleyememesinden bahsediyoruz benim hastalığımda sonuçta. Kasların zayıf düşmesi çok kolay da, güçlenmesi pek zor zira…

Zamanla bir gün yeniden ayağa kalkamayacağımı kabullenmek zorunda kaldım, bunu kabullenmese idim “bir önceki evimizden ayrılmamızı da gerekli göremezdim”. Evden desteksiz çıkamaz hallerimden, imkanlarımızın olduğu bir eve sahibiz ama şimdi. Olur ya -havalar güzelleşince ve dünyanın içindeki zorlu bir virüsle savaş hali atlatıldıktan sonra- kendim dışarı çıkmak istersem, akülü sandalyeme bindirmeleri yetecek şimdi. Bu bile büyük bir nimet bizim için artık…


Bazen bunun olabileceğini bile hiç düşünemezdim. Yeniden bir ev sahip olabilmek mi, hem de girişten! Bunu en çok ailemin sırtında o merdivenleri indirilip çıkartılırken yürekten diliyordum. Çünkü bir gün ya onların gücü yetmeyecekti, ya da benim solunum veya diğer grup kaslarımdan biri iflas edecekti. Ki her iki durum da bizim için en kötü senaryolar idi.


Kabullenmek dediğimde kötü gelebilir de, aslında ciddi anlamda kötü değil ya! İhtimalleri bilmek ve benimsemek neden kötü olsun? Olumlu yanları bildiğimiz gibi, olumsuzu da kabullendiğimizde hayat daha kolaymış mesela! Bu düşeceğinizi bilerek ilerlemek gibi de değil, düşebileceğinizi tahmin ederek elinizden geldiğince düşmemek için uğraşmak bu... Düşmeyeceğinizi hesaba katmayı reddederek kendinize her koşulda zarar vermek olası iken, ihtimal dahilinde tutmak daha akıllıca geldi bana sonunda…

Tabii ki konuşurken ve yaşarken, “bir gün ayağa kalkamayabilirim”i ön planda tutarak hareket etmiyorum. Kasları olabildiğince aktif tutmaya ve gücünü korumaya devam ediyoruz, ailem ve fizyoterapistlerimle. Gelgelelim; bir gün mutlaka ayağa kalkacağım diye düşünerek, olası önlemleri almadığımız her an yaşadığımız tüm zorluklar moralimizi de bozar oldu, bizi zora sokup epey zarar verir de olmuştu. Kabullenme Meselesi de bu noktada meydana geldi zaten…


Hayat günlüğüm olan bloğumda bu konuya yer vermek ve bu gelişmemi kendimle de sizlerle de paylaşmak çok önemliydi benim için ama tüm bu süreçleri tam olarak anlatmak da bir o kadar derinden olmalı ve tam istediğim gibi olmalıydı.
Çünkü ben yazdıkça var olduğumu, deşarj olduğumu ve mutlu olduğumu hissediyorum. Yaşadıklarım bana “bir gün” demeyi gerektirdi; her ihtimali düşünmem gerektiğini de, umudumu hep kalbimde taşımayı unutmamam gerekirken sımsıkı inancımla hayata tutunmamı da o öğütledi. İnstagram paylaşımımda bu konu hakkında söylediğim son cümlemle veda etmek istiyorum bu yazıma, çünkü bence bu konunun en yerinde son noktasıdır kendisi;

“Son günlerde bir iyi ki’m daha var, esasında bugünleri iyi ki geçmiş anılarımızla yaşıyoruz; geçmişini bilmek güzel, zira günü gelince illa ki hepsi bizi bugünlere kavuşturmak içinmiş diyebiliyoruz işte.”

Sevgilerimle, Didem Köse… :)


16 Ocak 2020 Perşembe

Yeni Bir Dönem - 11.01.2020


11 Ocak 2020 itibariyle, hayatımızda yeni bir dönem başladı ve ben bu durumu günü gününe yazamadım... Çünkü 2019 boyunca beklentilerim sonucu hayal kırıklıklığı yaşadığım zamanları göz önüne alarak, sonuçlanmadan yazmama kararı almıştım. Artık rahatlıkla diyebilirim; zor oldu, geç oldu ama güç olmadı, 18 yıllık evimizden 11 Ocak 2020 günü taşındık. Yeni evimizde şartlarımızı değiştirdiğimiz gibi yaşamaya devam edeceğiz. Çok şükür rabbim bekletti ama güzel eyledi, diyorum ben bu duruma... :)


2002'den beri oturduğumuz eski evimizde iken 2012'ye dek nispeten sorun olmamıştı asansöre ulaşana dek çıktığımız 18 merdiven. O zamanlar ben ayakta idim, daha hiç atak geçirmemiş; ortaokul öncesi bir kas uzatma ameliyatı geçirdi isem de, onu bile merdivenlere rağmen kolay atlatmıştık... Ben 2012'de ilk, 2013'de de şükür ki son atağımı geçirdikten sonra o merdivenler bizim için daha da büyük bir sınav halini aldılar. Son 4-5 senedir taşınma mevzusu hep dilimizde, iki senedir de epey ciddi idi... 

Sonuç olarak her şey Aralık 2019'da halloldu. Şartlar öyle güzel oluştu ki, sonucunda ömürlük diyebileceğimiz bir eve çıkabildik. Girişten asansörü olan bir ev bulduk ve çok şükür aladabildik. Allahım isteyen herkese nasip etsin diliyorum ki... :)

Yeni evimizin bizim olma işlemleri, 6 Ocak 2020 günü bitti; bir hafta içerisinde de su ve elektrik açtırma işlemlerini ve taşınma hazırlıklarımızı tamamladık. 11 Ocak 2020 günü anlaştığımız bir taşıma şirketi ile eşyalarımız yeni eve gitti. Şimdilik bu süreçte ablamlarda kalıyoruz, eşyaları yerleştiremeden birkaç ufak sıkıntı çıktı ve henüz yerleşemedik bile. Ama bana bunlar sorun gibi bile gelemiyor. Allahım güzel bir şey nasip etti, annemi ve babamı benden yana daha az zorlanacakları bir şartlara kavuştuk ailecek... 

Aksiliklerimiz çok oldu ama sabır etmesini gerekli bilmeyi es geçmedik yine de... Misal, annem taşınma haftamızda hasta oldu ve birçok eşyayı son iki günde toplayabildiler aslında. Annem hasta halde yatarken ben kendi odamı, babam da salondaki vitrin eşyalarını toparladı. O yoğunlukta farkedemedim bile, 18 yıllık evimizi bırakıyor olduğumuzu... Şartların daha iyi olacağına ve hayırlısını beklerken çok umut ettiğim şeye kavuştuğum için olmalı, son güne dek üzülemedim de aslında...

10 Ocak 2020, taşınma günü öncesinde annem ve babam elektrik ve suyu kapattırmaya çarşıya indiler, oturup yarım kalmış "İtiraflarım" kitabımı okuyup bitirdim ve "Robin Hood"a geçmiştim ki; kapalı televizyona gitti elim, açamadım. İşte o zaman anladım ki, bir zamanlar hiç taşınmak istemediğimiz bu evden taşınıyorduk. Daha iyi şartlar için, ailem ve benim sağlığımı daha iyi koruyabilmek için... 

O günden beri ara ara düşünüyorum; okul servisinden inip anahtarımla açtığım apartman kapısından girip kendi başıma çıktığım merdivenleri, babamın sırtında indim ve o binayı babamın sırtına yaşlanmış halde yürüyerek terk ettim. Zoruma gitmedi yine ama daha rahattım bu sefer, babama da anneme de daha az dert olacak, onların sağlığını da koruyabileceğim şartlara doğru ilerliyorduk bu sefer... 

Oysa o merdivenleri yürürken kah dinlenerek kah "bir çırpıda!" çıkabilerek, kendimce totemler uydururdum. "Şu kadar sürede çıkarsam, şu olacak.", "Şu kadar dinleneceğim, eve gidince de hemen ödevime geçeceğim.", "Dinlenmeden çıkar isem, tökezlemez isem kendimi ödüllendireceğim!"

Yani öyle güzel anılar biriktirdik ki o evde, biz o sitenin en çok dışarıda oynayan nesliydik bir zamanlar. Her şey Damla, Bahadır ve benim arkadaşlığımızla başlamıştı; "Damla, Duygu, Seda, Melike ve ben" ile devam etti. Hıdırellez ateşi de yaktık, gece yarılarına kadar dışarıda oynamalarımızı da zorladık, Ramazan akşamları iftar sonrası dışarı çıkıp sahura kadar eve de girmedik sitenin tüm çocukları ve gençleriyle... En büyük mevcudiyetimiz 10-15'e kadar ulaşıyordu bir dönem. Sonra zamanla azaldık, evlere tıkıldık ama her şekilde bir olabilmeyi sürdüredebildik. Şartlar değişti, değişmek durumunda kaldı ve öyle devam ettik işte...

Sonra aklıma gelen bir diğer mevzular dizisi; o evde ortaokulu bitirdim, liseyi bitirdim, üniversiteyi bitirdim, çok ağladım çok güldüm. Ablam evlendi, ben teyze oldum sonrasında, ailemiz büyüdü de büyüdü... Olabildiğince çok yazımı o evde yazdım, o evde okuma alışkanlığımı kazandım. "Bir evi bir barınma ortamından fazlası yerine koymamak lazım; hiçbir şeye bu kadar bağlanmamak lazım" diyebilmeyi de o evde öğrendim... Her şey değişebilirmiş, ama aklınıza gelebilecek her şey. Hazırlıklı olmak gerekirmiş... Gün geldi, şartlarımızı da düzelttik çok şükür işte; artık evden çıkmalarım da, evden çıkartılmalarım da daha kolay olacak. Belki bu azaltılmış zorluklar dizisi, sağlığıma daha olumlu sonuçlar olarak geri dönecek bile. Umut oradayken de buradayken de hep var olacak kısacası işte... :)


Yazamadım işte bu yeni dönemin işleyiş süreci gelişirken, heyecanı ve hüznü içindeyken; ama bol bol ördüm, biraz da okudum bu arada... Hüzün o kadar büyük değil aslında, güzel anılarımı biriktirdiğimiz dostlarımızı tanıdıklarımızı görmeye devam edeceğiz zira; heyecanını da biraz baskılıyorum artık galiba. Güzel bir gelişme benim için, daha nicesine adım atabileceğimize inandığım tarzda güzel bir gelişme... :) 

Ablamlara geldiğimiz akşam alerjik halde göz sulanması ve burun tıkanıklığı şikayetlerim başladı. Bu sefer neyden alerjim depreşti bilmiyorum ama fazlasıyla rahatsız ediciydi. Öncelikle bu sebepten yazamadım... Şikayetlerim daha çok artmadan önce haftasonu boyunca örgü örebildim ve de kitap okuyabildim, ama hafta başında iki gün boyunca erken kalkıp doktora gidince yorgun düşüp doğru düzgün örgü bile öremedim. Üstteki beni çok yoran kitabı da daha dün bitirebildim, alerjim bu hafta başında doktora gittiğimizde doktorumun verdiği ilaçlarla daha iyi şimdi neyse ki. Ve ben yazmak istediğim bundan sonraki konularımı, bir sonraki "İnternet Günlüğüm" yazımda yazmaya devam ediyor olacağım inşallah. Bu yazının konu bütünlüğünü başka bir yere yönlendirmek ve konudan çıkış yapmak istemiyorum zira...

Son olarak yazamadığım sürede bir bere boyunluk örebildim, birkaç tane de bere boyunluk yarıladım. Nedense çoklu şekilde örgü örüyorum bu aralar, canım öyle istiyor çünkü! :) İzleyeceğim bir sürü film, yazacağım da birçok yazım var aslında ama çok azını gerçekleştirebiliyorum gelişen durumlar neticesinde. Şayet yazabilirsem görüşeceğiz ya, o zamana dek iyi bakın kendinize. İstediğiniz gidişatlara ve dönemlere sahip olun en hayırlısından inşallah. Beklentilerinize hakim olun, tavırlarınıza da; Rabbim neylerse güzel eylermiş, bekletirmiş ama en güzelini eyleyebilmek içinmiş. Bizim için hayırlısı olduğuna inandığımız bir dönem başladı, şükürler olsun ki; darısı tüm isteyenlere olsun inşallah. (:

Sevgilerimle...

27 Şubat 2019 Çarşamba

Bu Güzel Bir Başlangıç - 27 Şubat 2019


:) Gülerek başlıyorum, ama hem umut doluyum hem de tedirginim... Bir gelişme var Kas Erimesi hastalığının tedavisinin geliştirilmesinde ve inşallah bu çok güzel bir başlangıç olacak! :) Ben bir önceki gelişmelerin haberlerini aldığımızda, bir daha ki seferde böyle heyecanlanmam; sonuna dek daha az beklenti ile bekleyebilirim artık, demiştim daha önceki kök hücre denemelerinin sonuçlarını da aldığımızda... Ama gel gelelim ne oldu dersiniz? Çok heyecanlıyım, çok umutluyum ve sanki yarın çıkacakmış beklediğimiz tedavi gibi hissediyorum. Tabii beklentilerim de sağlam yerinde, zamanla olacak ama inşallah bu sefer olur diyorum... :)

Duygularımı ve içgüdülerimi geçip, esas konuya gelirsek; bir süredir Gen Terapisi araştırmaları hakim tıp dünyasında ve bizzat bu sefer Kas Erimesi üzerinde bizim hastalık tipimiz üzerinde araştırmalar yapılıyor. Limb Girdle, benim de taşıdığım kas erimesi tipi... Bugün için bir araştırma sürecinin sonuçları açıklandı yine, bu sonuçlar umut oldu ve yüreklendirdi beni ve benim gibileri fazlaca! :)


Üstteki tablonun bulunduğu siteye, siz de buradan ulaşabilirsiniz. Ben sayfayı Türkçe'ye çevirdiğimde bir şeyler anlarım sanmıştım ama sadece açıklaması bulunmayan bir tablo gibi aslında. 


Büyük oranda gelişmeler alınmış biliyor musunuz? Bu araştırmalar Amerika'da yapılıyor ve umut öyle büyük dozdaymış ki, açıklamalarını çalışmalara devam etmek için sabırsızlanıyoruz gibi bir cümle ile bitirmişler. Ben en azından böyle anladım, Türkçe'ye çevrilmiş açıklamaların facebook grubumuzda paylaşılmasıyla. :) Ciddi iki olumsuz sonuç ile karşılaşmış iki hastada, ama hemen önlemi alınmış ve sorunlar ortadan kalkmış. Kısa bir zaman dilimi arasında olmuş sanırım. Sonuçlara dair tüm açıklamaların orjinal dilinde yazdığı siteye buradan ulaşabilirsiniz... Bir de eğer LMGD hastası iseniz; son gelişmelerin ve aynı hastalıkları paylaşan arkadaşlarımızın birbiriyle fikirleşmelerini sağlayan facebook sayfamıza da, buradan ulaşabilirsiniz.

Çok bir şey demeye gelmedim aslında, az veya çok; biliyorum ki bu güzel bir başlangıç yine, sonuca ulaşsın ulaşmasın, yine bir yerlerde çabalayanlar var bizler için. SMA'lılara bulunduğu gibi bizim de tedavi yöntemimiz bulunacak inşallah. Fazlasıyla inanıyorum buna. Bir tek eğer bu konuda hiç kimsenin araştırma yapmadığını duysam biraz umutsuzluğa kapılırdım belki! Ama olmuyor, yine de yapamam bence. Umut olmalı, bence hayatta kalmanın tek yolu bu olabilir... :)

Son olarak, bugünkü gelişmelerde beni en umutlandıran sonuç şu oldu aslında; bizim hastalığımızı belli eden bir kan değerimiz var, adı CK (Kreatin Kinaz). Bu değer yüksek çıktığı zaman, Kas Erimesi hastası teşhisi konmaya doğru gidiliyor esasında... Bugün açıklanan sonuçlarda şu yazıyormuş; Deneklerde uygulanan Gen Terapilerinde, her bir hastanın CK değerinde %90'dan fazla düşüş görülmüş! Bana umut veren bu oldu, olacak başarılacak dedim. :) Bu sefer daha bir umutluyum, yine işte... Bu gelişmeleri içime sindirmeye çalıştığım sebebiyle de bu yazıyı geç yazıyor bulunuyorum işte. (:


Biliyorum anlıyorsunuz, ben de sizleri anlıyorum. Bir o kadar önümüzde daha çok yol olduğunu biliyorum; misal en az 5 senelik bir zaman dilimi demek bu yine. Bir o kadar da, 5 sene ama yine bizim için başka bir umut işte. Umut denen şey olmasa, ben yaşayamam bu hayatta. Allahım sana binlerce şükür diyorum! =)

Okuyan hepinize sevgilerimle. Bu haberi benimle beraber alan ve aynı hastalığı taşıyan arkadaşlarım; aynı hissi, ama geç ama erken o mutlu sonucu alabileceğimiz hissini umudunu paylaşıyorum. İnanmaktan vazgeçmeyelim! Sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...