değerlendirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
değerlendirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2020 Cumartesi

Upuzun Bir Yazı, Sene Değerlendirmeli - Aralık 2020

 

Upuzun bir yazı yazmayalı o kadar çok oldu ki, gündelik zamandan bahsediyorum evet ama içeriğinde seneyi değerlendirdiğim bir yazıyı yazmaya geç bile kaldım aslında. Bu yazı da öyle kalitede, hem gündelik hayattan hem de bu esnada seneyi değerlendirmelerimle dolu bir yazı olsun işte dedim. Upuzun bir yazı, çünkü geçen haftayı ve bu haftayı barındırıyor içerisinde. E bir de, tüm seneye dair gözlemlerimi elbette... :) İyi okumalar...


Geçen hafta başında, kendi evimizde uyandık ama sonrasında kahvaltımızı edip ablamlara gittik biz de babamla ve bu hafta başına kadar da orada idik yine... Annem erkenden haftaiçleri uyanıp gidiyor zaten ama biz hem uykumuzdan feragat etmemek için, hem de evi bir toparlayıp gidebilmek için böyle karar verdik. 

Haftanın ilk günü idi ve şu üstümdeki kedili kazağımı ilk defa giymiştim. Üzerinde yazan mesajı olsun, bunu alan kuzenimizin hediyesini çok sevmem ve kendime yakıştırmam olsun; çok beğenip fotoğraflar çekindim o gün... Daha instagrama koymaya girişmeden hemen önce de can arkadaşım Damla'mın camına gelen kediyi fotoğraflayıp üzerine "Aç camı bir, konuşacağım!" diye yazdığını gördüm... :) Sonra arkadaşıma sataştım, "aç camı bir ne diyecek görelim" diye. Video açtı güldük derken, o sırada kedi içeri girdi; komik bir gün oldu. Sonra kedi çıkmış, biz görüntülü arama yaptık. Günümüz güzelleşti, güzel başladı ve öyle de devam etti... (:

O kazağın üzerinde şöyle yazıyordu; "All you need is a cat.", "Tek ihtiyacın olan bir kedi." =) Siz buna ne dersiniz bilmiyorum da; "Cümlelerin gücü var, düşünceleri taşıyorlar veyahut düşünceleri oluşturuyorlar!" diyorum ben. Bir kedi güzelleştirdi günümüzü, birbirimizi arattı bize yeniden. Uzak arkadaşlar değiliz, yakınız ama bir iki haftadır konuşmaya bahanemiz olmamıştı nihayetinde yine. "Tek ihtiyacımız gerçekten bir kedi imiş meğerse!" 


2020, bu tarz mesajlarla aktı aslında işte. Her ne kadar kötü bir yıl, her şey ama her şey üst üste geldi desek de; iyi olan şeyleri de es geçmeyenlerden olmaya devam etmemiz gerekiyor. Ben bu sene mesaj içerikli olaylara da, ağzımdan çıkan cümlelere de, düşüncelerime de daha çok dikkat ettim. Ben olumlu düşünmeyi savunuyorum, pozitif olmamın faydasını hep yaşıyorum derim hep. Buna rağmen benim de eksiklerim varmış meğer, bunu çok net farkettim. Basit eksikliklerden öte, baya dişe dokunur cinsten eksiklermiş bunlar hem de...

Barış Muslu'yu tanıdım öncelikle, öyle güzel ki anlattığı ve öğretmek için emek verdiği "Neuroformat Sistemi"... Önce onun her akşam yaptığı canlı yayın öğretilerine kulak verdim, sonra Storytel üzerinden "Beynine Format At" adlı kitabına ve sonrasında birkaç canlı yayın demolarına kulak verdim. Kendime uyguladığım nice çalışmanın sonucunda birçok sorunumu çözdüm ve bedenimi daha dinç hisseder konuma geldim. Bununla ilgili bir yazı bile yazmıştım, burada bulabilirsiniz onu tekrar... =) 

Sonra bir de Can Aydoğmuş'u tanıdım bu sene, o da "pozitif düşünmenin üstadı olmuş resmen!" Çok sevdim ve çok samimi buldum... Bu ay onun bir kitabını da bitirdim, bu yazımın sonunda ondan da bahsedeceğim. Ama bu konuda şunu demek istiyorum ki; duaların, ahlaklı olmanın ve dinimize bağlı olmak için neler yapmamız gerekiyorsa, pozitif düşünmenin ve düşüncemizle kendimizi sakinleştirip hayata adapte olmaya uğraşmanın da o kadar faydası olduğunu düşünüyorum... İşte bu konuda meditasyon, zihnini sakinleştirmek ve kendini dinleyip anda kalabilmek için çok önemli. Velhasıl, sesiyle ve yönlendirmeleriyle çok iyi gelen biri Can Aydoğmuş bu konuda da. Enerjisi çok güzel biri bence, birçoğu gibi benim için de böyle. İyi ki tanıdım bildim işte onu da bu sene, İnstagram sayesinde... :))

Kediler deyince; Can Aydoğmuş'un da dediği gibi, hayvan beslemek hayvan büyütmek ve onlara sahip çıkmak gibi konular çok mühim evet. Ama bu pandemi döneminde, elime kedi tüyü değmedi. Bu bana üzücü geldi. Damlam evlenene kadar, her sene yılda birkaç kez onlara gider kedileri "Bekir"i severdim ben. Bu sene hem biz o siteden taşındığımız için, hem birkaç ay öncesinde Damlam evlenip o siteden kendi evine gittiği için olmadı işte... Geçtiğimiz Pazar günü de, Damlamın kedisi Bekir'in melek olduğu haberi geldi. Çok üzüldüm Damlam kadar. İki gün yemeden içmeden kesilmiş, üçüncü güne veterinere götürdüklerinde vefat etmiş. Kan dahi alamamışlar canımız Bekir'e... O da hayatımızın bir parçası olmuştu senelerdir, vefat etti gitti işte... Senelerdir kedi sevme hasretimi giderirdim onunla. Yerinde rahat uyusun inşallah Bekircim de...



Geçen hafta ablamlarda kalınca, yeğenlerimle de ablamlarla da bolca vakit geçirme fırsatı bulduk yine... Defnemin elini tuttukça, beni daha çok "teyze" bilmeye başlar hale geldiğini gördükçe; bu seneyi daha çok sorguladım durdum... 

Defnem bu sıra avcı oynamaya başladı, en çok sevdiği avucunu gösterdiğinde avcı oyununu parmaklarıyla göstermemiz şimdi. Kakır kakır gülüşlerini gördükçe, "oh be" dedirtiyor her birimize... 2020 gibi her yanı korku ve kötü senaryolarla dolu bir sene içerisinde doğdu, her birimiz nasıl büyüyecek endişesinde geçirdik pandeminin ilk aylarında resmen... Ama bu kuzum da büyüdü, büyüyor çok şükür... :) 

Minik minik konuşmalara başladı; "abi, baba, dede" demelere başladı, emekliyor ve emeklerken "bi bi" diye laflar çıkartıyor ağzından. Hem çok savunmasız hem de bir o kadar ne yaptığını bilirmiş gibi halleri var sanki... Bir bebeğin yanınızda büyümesi ve çocuk hale gelmesinden sonra insan unutuyormuş yeniden "bebeklerin her aşamasını". Çünkü meğer bebekler her biri ayrı alemmiş cidden... :)

2020 bize Defnemizi verdi işte. Mart 2020'de doğdu Defnecim, ablamla eniştemin ikinci çocuğu, annemle babamın ikinci torunu ve benim ikinci yeğenim. Kağanım abi oldu ya! Her değişiminin ve büyümesinin sancılarını yaşadık beraber... Canımın içi öyle sevdi ki o da Defneyi; kıskanmadı değil ama kıskandığından bile utandı yer yer. Her halini bildiğiniz çocuğun bile değişik hallerini görebileceğimizi farkettik her birimiz. Hayat bu kadar garip geldi sardı sarmaladı bizleri bu sene... Çok şükür ki!

Defnem doğdu, bizim pandemimiz de şenlendi. :) En zoru herkesin onu tanıyamaması, bu süreci dolu doluya sevdiklerimizle yaşayamamamızdı. Babaannesi ve dedesi bile gelemedi birçok ilkine, sonradan yetiştiler neyse ki; sağlık olsun dedik hepimiz... Kağanım her ne kadar her birimizden en zorlu şekilde atlattı ise de şu virüs dönemini, kardeşi olduğu bir zaman diliminde yaşadığı için bu eve hapsolmaları; onun için bile kolaylaştırdı bir nebze bu süreçleri... Sıkıldı uğraştı, yer yer yardım etti, yer yer küçük isyanlar etti. Her birimizin meşguliyeti vardı, her zamankinden çok büyük bir meşguliyet. 

Pandemi içinde bir bebeği büyütmek, anlatılmaz yaşanır derecesinde güzel bir deneyimdi. Hani bir şey sizi çok korkutur ama bir o kadar da sımsıkı tutar o anın içinde, tam hayatın içinde; aynı öyle bir şeydi... Şükürle dolu, bizi birbirimize bağlayan birçok sebepten biri daha oldu işte. 2021'de de sağlıcakla dolu günlerimiz olsun hep beraber sevdiklerimizle inşallah... =))



14 - 20 Aralık 2020 arası, örgü örmekle geçti tüm haftam... İplerimi saran Kağanım, iplerimi yere attığımda kedi gibi onlarla oynayan Defnem; yapamadığım birçok şey olsa da bu sene yine hayatımda, tutunduğum ve "olsun" diyebildiğim yanlarım oldular. Bu o kadar kıymetli idi ki tüm sene boyunca... 

Geçen hafta 3 tane siyah bere boyunluk ördüm, bir tanesini hafta başlamadan önce bitirdim... Üçü de siparişti ve bizler haftasonuna yetiştirdik ailecek onları da. Örgüsü bende bere boyunlukların, ponpon yapımları babamda, dikim görevleri de annemde. Yine çok güzel oldu örgülerimiz, bu hazzı bir şeyler üretmenin hazzını bilenler anlayacaktır. 2021 her birimiz için çok üretmeli, çok okumalı geçsin inşallah... 2021 için hepimize çok sevdiğimiz bir üretim alanında hep üretebilmeyi öneriyorum... =)

Bu sene evimizi değiştirmemiz benim şansım idi, özellikle de yıllardır hayalini kurduğum gibi hem tümden gerçek hayata, hem de iş hayatına atılabilmem için. Ama o iş hayatına atılabilmemi önce pandemi koşulları, sonra da her ne kadar uğraşsam bile şartlarını bir türlü içime sindiremediğim "ekpss sınavı hazırlıkları sürecinin istediğim gibi gitmemesi" hep engelledi durdu beni... Evet, kendim yaptım her birini. Tüm koşullar elimden geleni yaptırabilecek pozisyona getirene kadar çok zorladı beni. Strese girmemem gerekiyordu, yeniden sınavlara çalışıyor olmak bile zorluydu benim için. Yapamıyor olmayı da düşledim, yapabilirsem olabilecekleri de. Ama elimden gelenler çok az noktada oldu... Sağlık olsun, diyebilmeyi bildim nihayetinde şükür ki.


Bol bol örgü ördüm bu sene de. Kağanımla yumaklar yaptık, ördüm. Kitaplar okuduk, ara verdim ördüm. Filmler ve diziler eşliğinde ördüm. Arkadaşlarımla telefon konuşmaları sırasında ördüm... Ürettikçe içim huzurla doldu, ürettikçe rahatladım aslında. Üretimi tüm ülkeme diledim de ördüm. Bunlar bana çok ama çok iyi geldi. İnanır mısınız, ki bana bile garip geldi; 2020'de örgü örmek bana daha büyük bir haz verdi. Sanki tutunmam gereken bir uğraş aradım ve en çok örgüye sığındım. 2020 sığınılacak birçok alan arattı bana, ben döndüm dolaştım en çok örgüde soluklandım... :)

Gözümün önünde filmler veya diziler aktı, yanımda Kağanım kitap okudu, bana sorular sordu ve sohbet etti. Küçük yeğenim Defnem uyudu... Sohbetler edildi, sakince oturuldu veya uyunuldu; durduğum anlar da oldu ama çoğu müsait anımda elimde örgülerim vardı. İyi ki dedirten bir güzel meşguliyetim idi... 

2021'de hem sınırımı bilmeyi hem de bu meşguliyetimden kendime bulduğum hazzın yaratıcılığını da katabilmeyi, korkmadan üretmeye devam edebilmeyi diliyorum yine. Ve cümlemize de...



Aralık ayında Farmasi benim için verimli bir uğraş oldu. Siparişlerimden kazandığım da oldu, ihtiyaçlarımı alıp kazançlı konumda olduğum da... Aslında en çok Kasım ve Aralık ayında, "Bu benim ciddi ciddi işim olsun artık" istedim. Bu isteğe ulaşmak için bir şeyler yapmayı daha çok ciddiye aldım Kasım ayından bu yana... Ekip kurması çok zorlu ama onu da bir şekilde başarabilmeyi istiyorum daha da fazla.

Tüm sene boyunca kabullenmemek için uğraştım da, şu son iki ayda "normal iş hayatında bir yerim olamayabileceğini" de kabullendim aslında... Bu olumsuz düşünme değil, ben hep olabileceğini takmıştım kafaya ya; ötesini düşünmek istememiştim sonra. Ama artık diğer ihtimalden de devam edebilmem lazım. Şartlar neyse ona yönelip, oradan çabalamayı bırakmamak... 

Olumlu düşüncenin tabiatında da bu var; bir tek yoldan olmuyor hayallerim diye, tamamen olmasını istediğim gidişatta ısrar etmem meğerse gereksizmiş. Vazgeçmemek gerek ama yön değiştirmekten de korkmamak gerekirmiş... Ben bunu senelerdir yapmaktan uzak durdum. İstediğim hayata atılmaktı.. O adımı atmak için o kadar bekledim ve bu sene olacağına o kadar sevindim ki. Birçoğu gibi pandemi benim için de bir hayal kırıklığı idi ama tam yolunda gidiyor hayat benim için derken, büyük bir hayal kırıklığı çöreklendi üstüme... 

Velhasıl, 2020 hep bir çözüm süreci gibiydi diğer yandan. Çalışma hayatına istediğim şekilde bir kapı olamadı ama kendi kapılarımı da kapatmama kararımı almam zor oldu. Örgü örerek kazanç elde etmek, iş hayatının başka bir kapısı benim için. O küçük bir gelir gibi, zira her zaman alıcısı olmuyor. Değer verenleri de kıymet bilenleri de az doğrusu... Ama bir işim olsun; çalışma hayatına atılabilsem de atılamasam da elimde bir gelirim olsun dediğim ölçüde ve de yine hayallerimin izinde yürüyebileceğim demektir. 2020 yılında verdiğim en doğru karar, durmaktan vazgeçip; beklemeyi bir kenara bırakıp, devam edebilmeyi de bilmekti...

Son Farmasi siparişlerim bu hafta başında geldi. Dolu dolu bir paketti, siparişlerimle ve ihtiyaçlarımla dolu... Devam edebilmeme yardımcı olacak nice aylar da var önümde. 2021'de iş hayatıma devam edebilmem adına eğitimler de almayı düşünüyorum şimdi. Udemy sitesinde "network marketing" üzerine güzel eğitimler buldum bugün. Ama önümüzdeki aylarda almayı düşünüyorum. Öncelikle Udemy sitesindeki ücretsiz eğitimlerle sistemi anlamaya ve bana faydası olabilecek mi bakacağım... 

Hedeflerim var bu alanda, Farmasi dünyasına ilk adım attığım zaman diliminden de daha fazla. Umarım cümlemizin hayalleri hedefleri gelişir ve güzelleşir bu yeni yılda... :))



Bu hafta 23.12.2020 çarşamba günü, sağlık ocağından çağırıldığımız üzere "zatürre aşımızı" vurulmaya gittik annemle. Bu bizim ilk zatürre aşımızdı annemle beraber... Bu zamana kadar hiç zatürre aşısı vurulma gereği duymamıştık ama bu sene durum başka... Doktorlarımız, kronik rahatsızlıklarımız dolayısıyla gerek gördü bize de...

Çarşamba günü babamla uyanıp kahvaltımızı yaptık, sonra da ablamlara gidip annemle Defnemi alıp sağlık ocağına gittik. Kağancım son birkaç aydır kısa süreli evde yalnız kalabilmelere başladı. Bu bile çok büyüdüğünün göstergesi bizim için... :) 

Sağlık ocağına gittik ama üst üste iki maske ile gittim ne olur ne olmaz diye. Saat 13.00'da sağlık ocağı açıldı ve ilk bizim işlemimizi gördü hemşire. Ben sağlık ocağına alırlar sandıysam da, annem sağlık ocağına girip çıktıktan sonra, engel durumum ve kronik rahatsızlıklarım sebebiyle riske atmamak için arabada vurdular aşımı sağolsunlar. Ne acıdı ne de çok sızısını hissettim o an ama zormuş meğer zatürre aşısının sonraki yan etkileri... :/ İki gün gece uyutmadı kol ağrısı ve şişliği. İlk gece çok keskindi, ikinci gece hafifledi ve üçüncü gece de geçti neyse ki...

Önce ben, sonra annem aşısını vuruldu ve annemleri bırakmaya döndük ki o gün ablamlara; annem "hadi gel sen de bizimle yukarıya, beraber döneriz akşama da" dedi. Tamam madem, dedim... Akşama kadar beraberdik annem ve yeğenlerimle, çay içtik Defnemle oynadık; derken akşam da babam almaya geldi ve işlerimizi de halledip eve döndük beraber. Yeğenlerimle üç günde bile yine özleşmiştik, beraber takıldık annem ve yeğenlerimle...


Ama o gün çok net ve biraz rahatsız edici bir şeyi farkettim... Son dakika kararı olarak ablamlara gittiğim için annemle; elim boştu, uğraşım yoktu. Telefonumun şarjı bile azdı işte! Bu bana büyük bir eksiklik gibi geldi... "Ben ne çok alıştırmışım kendimi, meşguliyetin bağımlısı mı etmişim kendimi?" diye sorguladım. 2020'yi bir kaçış gibi mi kullandım bilmem, son zamanlarda kaçışlarım hep meşguliyetlerime doğru oldu. Sakinleşmeye çalışıyorum son zamanlarda ama "işim gücüm var neticede, acaba kafaya biraz da ben mi takıyorum?" diyorum bir yandan da. 

Neticede siparişlerim olduğu için örgüye boğuldum şu sıra, evet yetiştireceğim diye son zamanlarda daha çok ördüm ve elimden kimi zaman yatana dek düşüremediğim tek uğraşım oldu... Çalışıyor olsam işyerinde işimin başından kalkamadığıma içerlenecek miydim ki? İçimde ne depremler ne savaşlar var, ben son 6 ayda bunlara dair özel anlatımlar yapamadım bloğumda. Bunun eksikliği ve garipliği de sonradan düşüncelerimi boğdu tabii ki... 

2021'de daha çok yazabilmeye dönmeyi umuyorum kendime öncelikli konumda bir de... :)




2020'de çok kitap okumayı istedim yine, 50 kitaptı okuma hedefim ama yine kavuşamadım ne yazık ki... Evet, önemli olan çok okumak değil ama okumayı devam ettirmek sonuçta. Böyle avutuyorum kendimi... 32. kitabımı 24.12.2020 günü bitirdim. Bitirdiğim "Düşle İnan Yaşa" kitabı, benim 2021'de başucumda olmasını istediğim kitap oldu ve beni o kadar iyi hissettirdi ki...

Ben pozitif düşünce içerisinde olmayı uygun görüyorum derken, çok eksik olduğum noktaları buldum kendi içimde. Bu seneki sorunlarıma eksik kaldığım noktaları son 2,5 aydır karşılıyor kitap içeriği ama öncesindeki birkaç öğretiyi de "Can Aydoğmuş"un video içeriklerinden öğrendim zaten...

Size kısaca özetleyecek olursam, "Cümlelerine dikkat et, düşüncelerine dikkat et ve hayal bile edemediklerine dikkat et!" Son maddenin o kadar önemli olduğunu düşünmezdim, öbürlerini çok umursarken. Meğer o da tamamlıyormuş işte. 2020'yi değerlendiriyorum ama hazır biterken öğrendiklerimi de uygulamaya çoktan başladım kendim adına esasında... Bunu söyleyebiliyor olduğum için çok da gurur duyuyorum kendimle...

Kitaptan çok bahsetmeyeceğim ama Can Aydoğmuş hep şunu söylüyor, yaşadığın ortamdaki eşyalar dahi enerjilerini etkiliyor. O alan seni ya iyi ya da kötü etkileyebiliyor... Dağınıklık toparlanamamayı, düzensizlik işleri yoluna koyamamayı ve düşüncelerine sahip çıkmama "ne yaptığını bilememeyi" sağlıyor... Bundan ötesini okumak isterseniz kitabı alın derin. :))

2021'de ben Can Aydoğmuş'un diğer kitaplarını da okumayı istiyorum kendi adıma. Ama o zamana dek, youtube kanalındaki tüm videolarını da izleyip daha da bilgilenebilmiş olmak istiyorum tabi...


Ancak kişiler kendilerini isterlerse onlara yardımcı olabilirsin, kişilerin özgür seçimlerine saygı göstermek durumundayız. Demem o ki evinizdeki dengeyi önemseyin. (Sayfa 32)

Olumsuz Kodlamalarınızdan Arının, Ruhunuza Yeni Kodlamalar Giydirin… (Sayfa 89)


2021'de daha fazla geliştireceğim, olumlu olan herşeyi hayatıma çekeceğim, kendimi daha güzele ve daha da hayırlısına hazırlamayı ihmal etmeyeceğim... Hayatımı seviyorum, kendimi seviyorum, zorlu geçen bu senenin içindeki tüm olumlu öğretileri kabul ediyorum ve olumsuzları serbest bırakıyorum.. Ben, ailem ve de çevrem; tüm evrenle beraber olumlu olan her şeye açığız. Her şey 2021'de daha da güzel olacak... =)


Önümüzdeki haftaya planladığım diğer yazılarımda; 2020'de okuduğum kitaplarımı, en çok kullandığım uygulamayı ve irili ufaklı planlarımı konuşacağız. 

Okuduğunuz ve orada olduğunuz için teşekkürlerimle. Görüşmek üzere, Sevgilerimle... :)


8 Mart 2016 Salı

Haftasonundan Kalanlar (05.03.2016-06.03.2016)

Bu haftasonu hem deli hem de dolu idi. İçimde hem hüzün hakimdi, hem de kalabalıkla bunu kapatabiliyor olmak beni mutlu etti. İnsan her iki şeyi de aynı anda yaşayabiliyor ya hani, nasıl garip ve deli dolu bir his diye düşündüm durdum. Şimdi ile geçmiş arasında gidip gelmediğim bir Mart ayı geçmedi 6 senedir. Mart ayı haricinde geçirdiğim diğer aylar da böyleyse bile, Mart ayı hala bir başka...


Bu haftasonu annemin günü vardı, akraba günü. Değişen hayat koşulları altında, eskisi kadar görüşememenin yolunu bizim bayanlar bu şekilde çözebiliyorlar diye düşünüyorum. Görüşemedikleri zamanlar da olsa, günden güne görüşüyorlar en azından... :)

Aslında günleri hafta içinde oluyor normalde, ama Annemin İstanbul'daki teyzesi Ayşe teyzem (Sol üst resimde, annemin yanında) gelebilmek için, Cumartesi'ye aldırdı bu seferlik. Hem akrabalarla görüşmek için fırsat yakalamış oldu böylece, hem de hasret giderdik 2 gün boyunca... Biraz da bu sebeple daha da dolu geçti belki de, Ayşe teyzem gelince akraba gününün bir kısmı bitti sonrasında da bir diğer kısmı başladı yengemlerle ve Ayşe teyzem ile beraber... :)

Akraba günü dediğimiz şey bir nimet zamanımızda bence, sürdürebilene helal olsun. Üst fotoğraflarda, bir gece önceden gelen Ayşe teyzem ile annemin ve Sakine teyzemin son olarak çörek hazırlıkları hakim ve de alt kısımda da keyif çatma fasıllarımız.... Annem gün hazırlığı veya misafir hazırlığı yaparken yanında bulunmayı çok seviyorum. O telaş içerisinde iken müzik açmayı ve yer yer de ona yardım edebilme fırsatını elde edebilmeyi seviyorum. Bu haftasonu bunları dolu yaşadım yine ve "ihtiyacım olan şeyler ne kadar da küçük şeylermiş." dedim.



Cumartesi günü sabahtan öyle bir telaşımız vardı ki, yetişti yetişmedi telaşı. Ama nihayetinde herkes gelmeden önce tüm hazırlıklar bitti ve yetişildi güne. Gelen geldi, sofra kuruldu, çay faslı ile sohbetler de başladı. Bu sohbet arasında geçmişi de düşündüm, o an'ı da, geleceği de... Şöyle dedim; 
"Geçmiş dediğim beni bugüne taşıdı, unutamam elbet, anı oldu her biri an'ı. Ama şu an da beni geleceğe taşıyacak ve ben şu an'a da ileride geçmiş diyeceğim; Yıllar Geçerken olacak tüm bunlar... An yine daha değerli geldiyse bile, geçmişin de bir değeri var hala, an kadar değeri kalmamış görünse bile..."

İnsan unutamıyor, alışıyor da canını yakan anılarını da içini ferahlatan anılarını da düşlüyor yer yer. Ne şimdiyi beğenmediğimden ne de geçmişi unutmak istediğimden. Sadece Mart olunca, içim hem acıyor hem de değişik bir gerçeklik kaplıyor daha çok içimi. Böyle işte...

Bunları yazmasam olmazdı işte. Üst resimdeki kitap, hala okumaya devam ettiğim Efe Moral'in kitabı Dido idi. Bu sıra kitap bitiremez olduysam da, okuyorum çok şükür....


Ve günün sonunda, gün bitti ve bunu da atlattık pozları verdik annemle; maşallah bize. Bir kadının daveti varsa, ne kadar da emek harcamak zorunda, annemden ve ablamdan dolayı yakından takip etme şansını elimde barındırıyorum hep şükür. Temizliği, alışverişi, ne yapacağım, nasıl yetiştireceğim stresini ve o sırada da ne kadar koşturduğunu gördükçe, "kadınlarımız işte" diyorum. Tek istedikleri güzel tavırlar, anlaşılmak, değer görmek, kıymet bilinmek. Onlar bize ve çevresine emek verenler, emekçi kadınlarımızın günü bugün. Baş emekçimin de tüm emekçi kadınlarımızın günü de kutlu olsun.... 

1857 yılında, ABD'nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında çalışan 4000 kadın işçinin haklarını ararken çoğu kadın 129 işçinin can vermesiyle sonuçlanan olayla bugünün tüm dünya olarak anma günü ilan edilmesine sebep olan işçilere de, Allah rahmet etsin...



Ve Pazar günüm; gündüzü film izlemek ve örgü örmekle, gecesi de bu usb kablomu iple sarmak ile geçti bu haftasonu. Kabloyu sarmada örme tekniği bir çeşit düğüm tekniği; ipi kablonun üzerinden çapraz tutup, açılan kısımdan da ucunu alt kısımdan geçiriyoruz ve bu düğüm işlemini kablonun tamamını sarana kadar sürdürüyoruz. Anlatamamış olabilirim; ben buradan baktım ve resimlere bakmam da yetti. Çok da zevkli geldi, acaba kulaklığımın kablolarını da mı örsem diyorum şimdi de. Benim kablomun koruyucusu sıyrılmaya başlamıştı ve temassızlık yapıyordu. Şimdi temassızlık da yok, kablonun yırtılma durumu da... Tavsiye ederim örmesi de çok zevkli... :) 

Ayrıca hep diyorum; sadece tüketen değil üretici de olmak lazım, gelişmek ve dinlenmek için. Babam üst resimdeki kabloyu ben örerken kendisi yorulmuş da olsa, ben halimden çok memnundum o anda ve şu anda. Arada değerlendirme yapmak gerek. Eskiden her eşyamızı ilk bozuluşunda atmazdık, bu geleneği sürdürmek içimden geliyor belki de. Bu zihniyet bazı konularda hem işime yarıyor hem de hoşuma gidiyor...

İşte böyle geçti bir haftasonu daha; şükürlerle, anmalarla ve değerlendirmelerle. Güzel günlere, sevgilerimle... :)

1 Şubat 2014 Cumartesi

Ocak Ayına Dair - 2014



Ocak ayı da bitti ya, zaman yine akıyor da akıyor. Çoğu kez Dünya'ya "kardeşim azıcık yavaş döner misin, ne acelemiz var?" diyesim geliyor. O kadar da cana yakınım işte. :) (Resim 10 Ocak gününden efendim, paylaşmak düne ve bugüne kısmetmiş demek ki diyorum. Ben bu resmimi çok sevdim doğrusu. Bu aralar böyle sakin ve hayatımdan memnunum. Allahım cümlemize iyilik versin) 


Ocak ayı güzel bir ay oldu değil mi? Kayda değer şeylerim çoktu benim bu Ocak ayına dair... Aralık'ın son haftasında şekeri bırakma çabalarına girmiştim, kesin başarılara ulaştı mesela Ocak ayında. Şekeri bıraktım bırakalı, çay veya kahvelerimi şekersiz içer haldeyim. 


İlk başlarda arar gibiydim şekerin tadını, ama şimdi hissetmiyorum bile. İnanın bana bu benim için büyük başarılardan beri. 22 yaşımda şekeri bıraktım, helal olsun bana. :) İşte bir tek hala Türk Kahvesine gelince şekersiz pek tat alamıyorum. O kadar da olsun yani değil mi? Türk kahvesi iyidir, ama benimki az şekerli olsun... ! :))


Zayıflama yolunda kararlı adımlarla yürüyorum. Ama tabii ki zayıflamanın aylara yayılmış şekilde olması gerektiğinden henüz tam bir ilerleme kaydetmiş değilim. Ama birkaç aydır bu konuda epey rahatlamaya başladığımı söyleyebilirim. Ara sıra küçük kaçamaklar olsa da, kararlılığımı elden bırakmadım yine de hiç. Kararlılık önemli bir olay... 

...

Egzersizlerime özen gösteriyorum bir süredir, ağrılarımın yavaş yavaş dinmeye başlaması ile beraber tabii ki. Aslında bu zamana kadar bahsettiğimin hepsi bir sabır meselesi bence. Bu konuda da daha sabır gerekiyor sanırım, en ufak bir ağrıda başa mı dönüyoruz diye korkmayı bıraktım bu yüzden. Kesinlikle bu yolda ilerlemek istiyorsam, yavaş yavaş ekleyerek ilerlemem gerekiyor kendi kontrolümce ve yapabildiğimce. :) 

--Dün Tamara abla "Biraz tembellik var bu konuda sende." dedi. Tamara abla fizyoterapistim biliyorsunuz, beni en yakından biliyor ve takip ediyor. Egzersizlere bu yönde yönelmem bile büyük birşey aslında, o da biliyor bunu. Ama sanırım kendime daha da güvenmenin zamanı geliyor, daha çok daha çok diye yavaş yavaş yükselmemin zamanı gelmiş. :) Umarım yaza kadar belirgin sonuçlara ulaşmış olurum da, burada o başarılarımı da paylaşabilirim.

...

Bir süredir bitki çayı da içiyorum, hayatıma yeniden getirdim bitki çayını yani. :) Kesinlikle rahatlatıcı ve destekleyici olduğuna inanıyorum. Mide açısından ve dinçlik açısından daha da iyiyim diyebilirim.

Şu dersler konusu var bir de tabii, Açıköğretim Sosyoloji... 2. senemin 2. dönemini okuyacağım önümüzdeki ders döneminde. Bu zamana kadar olduğunca programlı geçirmeye çalıştım ders dönemlerimi ama, biraz daha gayretim lazım. Açıkçası boşladım yani biraz, yaparım diye birçoğunda finallere bıraktım. 9 ders aldım ama bu dönem, az mı şimdi? Kısacası dün dünde kaldı, önümüze bakmak ve gelecek dönemleri daha güzel geçirmek lazım...


İşte böyle geçti bir ay... Ben güzel yollar aldığımı ve güzel kararlar aldığımı düşünüyorum yine... Son 2 haftası Kağan'sız geçmiş olsa da, güzel bir Ocak ayı oldu. Diliyorum Şubat ayı da; Sağlık, Mutluluk ve Başarı getirsin efendim. :) 

Görüşmek üzere, Hoşgeldin Şubat diyorum izninizle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...