İnternet Günlüğüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnternet Günlüğüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2020 Perşembe

İlkler, Yenilikler Ve Yeniden Devam Etmeler - İnternet Günlüğüm 2020 #2 - #Kasım


Geçen hafta bir sınavı daha (Ekpss 2020) atlatmamın ardından, bir rahatlıkla başladım yeni haftaya. Pandemi dönemine rağmen yoğun bir hafta geçirdik sonrasında da, çok az kendimi normal hissettim ama sonra çabuk toparlanıp "yeni normalleri" es geçmeden günlerimize devam ettik... :)

Bu haftanın ilk yazısı günlük tarzında, geçen hafta ve bugünden notlarımla olsun istedim. Bu hafta bir güzel uğraşlara gömüldüm yeniden, yazmak isteyip çabuk yazı yazamadım yine bu sefer.. =) Umarım haftanın kalanında da buralarda olacağım ama...


Geçen haftaya Salı günü Bursa'da bir işimizle başladık; annem, ablam, ben ve küçük yeğenim Defnem ile... Bursa'ya gitmeyi anormal sayacağımı hiç düşünmezdim ama artık anormal bir durum görünür oldu ya bu ara. Son zamanlarda "hastane randevularıma ve sınava gidip gelmemizin" ardından; iki gün sonra da randevulu bu işimiz için Bursa'da bulununca, "ne çok gittik bu sıra Bursa'ya, maşallah" dedim kendimize. Sağlıklı günlerde, daha sakince ve "iş odaklı olmasa da" yine rahatça gidebileceğimiz günlere kavuşalım inşallah. Doğdum doğalı Bursa'da yaşıyor olmama rağmen, çok gezilecek ve görülecek yer biriktirdim yine! :)

17.11.2020 Salı günü idi işte, o gün farkettik çok yolu unutmuşuz. Öyle basit yollarda kaybolduk bir iki kez, öyle basit yolları kaçırdık! Aile geleneği olarak, çoğu gittiğimiz yerde yol kaçırma veya kaybolma gibi durumları hobi edindiğimiz için; artık gülüp geçiyor ve eğleniyor haldeyiz. =))



18.11.2020 Çarşamba günü bir ilki daha gerçekleştirdik hayatımda, ilk defa evli bir arkadaşımın evine gittim; çocukluk arkadaşım Damlamın... :) Öyle garipti ki, evleneli bir seneden fazla oldu ve o zamana denk gelen bir başka akraba düğünü sebepli düğününde de bulunamamıştım zaten. Evlendikten sonra dışarıda ve bizim evde birkaç kez görüştük ama evine gitmemiz "koronadan sebep" hep ertelendi durdu sonra. Korona çıktı çıkalı da hiç görüşmüyorduk zaten... 

İnsanın "korona, sen sevdiğini 1 sene sonra görünce ona sarılamaması nedir, bilir misin?" diye sorası geliyor! bu ara. Ama hala isyanlarda değilim... Artık alışmış olmak da değil bu, olması gerekiyordu ki yaşıyoruz diyebiliyorum.. Her şerde bir hayır vardır. "Korona zamanında, sağlıcakla 3 kız görüşüp buluşmak ve kız kıza bir akşam geçirmek nasip etti" diye hatırlayacağız bir ömür çok şükür... :)

Damlam bizi çok iyi ağırladı o akşam da; akşam yemeğimiz, çay keyfimiz, tatlı ve kahve keyfimiz evlere şenlikti! (= Pandemi döneminde en iyi ağırlandığımız misafirliğimdi resmen! Öyle güzel bir evi vardı ki, öyle de mutluydu. Hep daha mutlu olsun inşallah... :) Bu hafta çarşamba da, diğer arkadaşımızın evine gidecektik; bu sefer de Damlamla misafir olacaktık ama şimdilik iptal ettik. Bir dahaki zaman dilimlerinde inşallah... :)

Velhasıl, arkadaşınızın evinde olmak öyle güzel ve gururlu bir şeymiş ki. Arkadaşım evleneli bir yıl olsa da, korona bu kadar geciktirmiş de olsa; o gün o kadar memnun ve şükür doluydum ki yine... Bu kolaylığı bana-bize yeni evimizin girişten olmasının sağlamış olmasına, çocukluğumuzu geçirdiğimiz canım kardeşlerimi yuvalarını kurmuş görebildiğime ve böyle bir dönemde bunu gerçekleştirebildiğimize... 

Nice alışkanlıkların başlangıcı olmuş olsun sağlıcakla nice ilklerle de yaşayalım inşallah... :))


Geçen hafta çarşamba günü kendim için Çiçek Sepeti'nden sipariş ettiğim yüz temizleme cihazım da geldi bu arada... Kendim için ilk defa böyle bir yeniliğe gittim! Çok makyaj yapmam, bu tarz cihazları da pek denemezdim ama bu sefer bu cihazın etkisini denemek istedim. Çarşamba günü geldi, Cuma günü kullanmaya başladım ve bugüne kadar 4 kez kullandım. Şimdiye kadar kullanım sonrası rahatlık hissinden de çok memnunum sanırım... :)

Benim jelim internet üzerindeki ürün tanıtım videolarındaki kadar köpüren bir temizleme jeli değil. Ama kendim sürdüğüm zaman temizlemesi zor olan jelimi, cihazımı kullanarak cildimi yedirdikten sonra cildimden arındırması çok kolay oluyor! Öncelikle bu özelliğini sevdim ürünümün.

Sonra, akımı başta yoruyor beni sandım ama masaj özelliğini orta şiddette çalıştırıp başladıktan sonra, tüy gibi geldi çalışma hızı bana. Sadece şimdi daha fazla bile olabilirmiş diyorum doğrusu. Ama bu ilk deneyimim için yetiyor bana...

Başlangıçta önce jeli cihazın üzerine döküp suyla ıslatmış ve denemiştim ama olay başka imiş... Cildimi ıslatıp jeli üzerine sürmem gerekiyormuş ve sonrasında cihazı kuru halde çalıştırıp cildimde gezdirmem gerekiyormuş. Kendi programı bitene kadar yüzümün her yerine jeli yedirmesini sağlıyorum. Cihaz kapanınca da; önce cihazı suyun altında yıkayıp jelden arındırıyorum, sonra da cildimi yıkıyıp kuruluyorum. Kesinlikle cihazsız kullanımımdan daha iyi arınıyor cildim ve daha pürüzsüz oluyor bir haftadır... :)

Tavsiye eder miyim? Elbette tavsiye ederim... Ama öncelikle ürünün kullanımını ve memnuniyetinizi anlamanız açısından, benim gibi cuzzi fiyatlı muadillerini alıp deneyebilirsiniz. Ben araştırıp buldum, bu ürünün yorumları da hep iyi olunca; beni birkaç ay olsun idare edebileceğini düşündüğüm bu ürünü buldum. 25 TL'ye ücretsiz kargoyla satın aldım. Arkadaşım da benim gibi zamanında muadillerinden biriyle denediğinde 5 ay idare etmiş. Onun da deneyimine dayanarak, beni de bu ürünün epey bir süre idare edeceğini düşünüyorum doğrusu... =))


Sonra bu haftaya geçmeden haftasonunu da dolu dolu geçirdim işte kendimce... Önce Cumartesi günü üstte gördüğünüz kahverengi örgü parçalarımı bitirdim, kimono tipi hırkamın parçaları idi bunlar. Dikim için sıra bekliyorlar şimdi ama sonucu ben de çok merak ediyorum... :) 

Pazar günleri sanırım yarım bırakılan kitaplara dönmek için en güzel gün... Geçtiğimiz pazar (22.11.2020), birkaç ay önce yarım bıraktığım Sofie'nin Dünyası kitabımı okumaya geri döndüm. Geçen aylarda okuduğum sırada bu kadar ilgimi çekememişti, demek ki zamanım şimdi gelmiş bu kitabı okumak için... 

Üst kolajdaki fotoğrafta paylaştığım kitap sayfasından fotoğrafta bir alıntı kısmı var, orada salgın hastalıklarla ilgili diyor ki;

"Daha önceleri Yunanlılar hastalıklardan da tanrıları sorumlu tutmuşlardı. Bulaşıcı hastalıklar çoğu kez tanrıların verdiği bir ceza olarak kabul edilirdi. Ama eğer tanrılara gereğince kurban sunulursa, insanları iyileştirebilirlerdi.

Bu anlayış kesinlikle sadece Yunanlılarda görülen bir şey değildir. Yakın dönemde modern tıp bilimi gelişinceye kadar, her hastalığın doğaüstü bir nedeni olduğu inancı çok yaygındı."
Sayfa 65 (Sofie'nin Dünyası - Jostein Gaarder)


Kitabı okurken bugünle bağdaştırdığım o kadar çok nokta vardı ki! Hala bugün olmuş, koronayı da nice hastalığı da ceza olarak gören insanlarımız var; ne yazık ki... Evet, bir nevi uyarı görülebilir ama ceza olduğunu asla düşünemiyorum ben. Bu inanış insanları zora sokan ve acayip noktalara götüren bir durum değil mi sizce de? Bana kalırsa, herkesin etkilenmeye başladığı şu dönemde, herkese ceza mıdır sizce? Kurunun yanında yaş da yanıyor durumundayız! Hangi hemşire veya doktor hasta olmadan atlattı şu anları mesela? Onların her birinin sağlık amaçlı çalışmaktan başka ne gibi suçları oldu da her biri bu kadar büyükle sınanıyor o vakit? 

Düşünüyor ve düşündürmek istiyorum sizlere de... 28 yaşıma geldim, sadece korona değil nice hastalığı "Allahın bir cezası" olarak görmelerinden sebep insanları hor görmelerinin altında çok büyük bir destursuzluk var bana kalırsa. Sofie'nin Dünyası'nı okuyorum şu ara, birkaç ay öncesine kadar düşünmek istemediğim kadar düşünmeye açıldı gözüm kulağım esasında; o sebeple ilgim bu kitap üzerinde bu sıra... =)


Bu haftaya da gelince; bir önceki haftasonuna doğru aldığım iki siparişim için hafta başında örme hazırlıklarımla başladım, şükür öyle de devam ettiriyorum... :) 

Bu hafta bol dizi izliyorum, bol örgü örüyorum. Hep yeni bir şeyler yapmak hevesimle, dün gecenin karanlığında alt komşu sesinden sabaha kadar uyuyamayıp uzun uzun internette takıldım mesela. O kadar garip geldi ki, sanırsınız bir sene öncesine kadar sabahlara kadar uyuyamayan ben değildim! :) Gerek pandemiyle gerekse de Defnemin doğumundan sonra uyku düzenim oturdu yeniden benim de; artık kabulleniyorum. Yani demeyin, pandemi bizi mahfetti; bir o kadar da hayatımıza olumlu etkileri oldu!
Sonra bu hafta için yazmak istediğim birçok şeye odaklanamadım ama kafamda yazıyor çiziyorum bir şeyleri hala. Olur da içime sindirirsem, yine buraya da yazacağım... Yazamıyor olmam bile dokunmadı bu hafta bana, öyle bir rahatlamış ve yeniden devam etmeye sakince hazır durumdayım ki; "çok çabuk geçer bu durgunluk da, sağlıcakla inşallah..."



Geçtiğimiz hafta gibi bu hafta da; ilkler, yenilikler ve yeniden devam etme uğraşlarımla geçti gidiyor işte. Ben bu yazımda yazdığım bu kadar şeye rağmen, eksik birçok cümlem olduğunu hissediyorum ama takılmayacağıma dair söz verdim. Ne de olsa, burası benim İnternet ortamındaki günlüğüm... =))

Okuduğunuz için teşekkürlerim ve sevgilerimle...
En kısa zamanda yine burada görüşmek üzere! :)


19 Eylül 2020 Cumartesi

Eylül 2020 (14-19) - İnternet Günlüğüm 2020 #1


Merhabalar, yine ben geldim ve bu sefer 2020 Eylül'ünden 14-19 tarihleri arasındaki günlerimizden bahsetmeye geldim. Bir önceki Eylül başlangıcını değerlendirdiğim bu yazıdan sonra...

Bu hafta garip bir haftaydı; nasıl geçtiğini anlamadım, bir önceki gün öbürünü aratmadan geçti gitti hızlıca. Dün yazacaktım bu yazıyı da aslında ama Kağanım (yeğenim) öğlenden bizde kalmak üzere gelmişken, geçirdiğimiz vakti önemsedim çoğunlukla... Yeğenimle yan yana olmamızın, oyunlar oynamanın, gece geç vakte kadar oyunlar oynayıp videolar izlemenin keyfine varacağız derken; gece 2'de uyuduk ikimiz de.  Hal böyle olunca, uzun zaman sonra geç kaldım uykuma ve bir gecelik şaştı düzenim aslında; 1,5 aydır toparlamışken. Neyse, bugünden itibaren aynı düzen devam inşallah :))



**
Azıcık bu haftadan bahsetmek istiyorum bu yazımda, acayip ilginç bir hafta oldu; enerjisi garip ve gidişatı başta korkutan ama "çok şükür" e ulaştıran... 

Haftaya saat itibariyle başlamadan önce 13.09.2020 akşamı, Can Aydoğmuş'un meditasyon yayını vardı ve çok güzel enerji ritüellerinden bahsettiği o yayınında onu dinleyerek başladım yeni haftaya.. O yayını burada bulabilirsiniz bu arada... :)

Yayın o kadar güzeldi ki, Pazartesi sabahına mutlulukla sakinlikle ve uykumu almış şekilde uyandım önce; günüm de haftam da mucizelere inanarak geçti sonra... :)) Can Aydoğmuş'u iki aydır ciddi şekilde takip ediyorum, yolu hep açık olsun ve enerjisi bize de yansısın diliyorum..


14.09.2020 Pazartesi günü, bir önceki gece Patasana (Ahmet Ümit) adlı kitabıma başlamış ve geç bile kalmış olduğumu hissettiğim bir gecenin ardından yine enerjik uyanmıştım... Kahvaltımın sonrasında da, Mavişimin mevsim geçişi ve çiftleşme döneminin stresi içindeki halinden kurtarabilmek umuduyla oyunlarımızı oynamak üzere kafesinden dışarı çıkarmıştım yine. Uzun zaman sonra hiç ısırmadığı ve hep neşeli takıldığı gündü yeniden. Sabrımın ve sevgimizin gücü olarak görüyorum ben bunu... ☺

O gün kendini yine öptürdü bana, ama uzun zamandır yaklaşmadığı kadar yakınıma geldi sonra. Önce hiç asabiyet olmadan konuştu yanımda tüylerini kaşıttı yine ve dokundurttu kendine ısırmadan da, sonra da öptürdü ve öptürdü; dayadı kafasını dudağıma... :) Şükür... Evinizde yaşadığınız evcil hayvan ile geçirdiğiniz rutin sakinliklerin bozulduğu dönemler zorluyor ve de üzüyormuş insanı da işte. Ama internet iyi ki var; bu sene daha fazla olan öfkeli hallerine, nihayet gerekli tepkileri verebildim de zorlanmadık daha fazla işte... (:

Bu konuda daha fazlasıyla düşüncelerimi yazdığım, fotoğraflarımızı paylaştığım instagram gönderim de burada...


**

Örgülerimi çıkarma vakti gelmişti, geçen kış sezonunun sonundan beri örüp de biriktirdiğim birkaç el emeklerimi dolabımdan çıkardık da fotoğrafladık bu hafta başında yine... Bugün itibariyle bloğumun instagram adresinde de olacak diğer görselleriyle beraber...

Dolap profilimizde örgülerimizi paylaşmaya başladım aslında; bu kolajdakiler benim ördüklerim, bir de kullanmadığımız örgüleri de satışa çıkardım. Sonbaharlarda beraber umduğum gibi emeğimi kazancım olarak geri döndürebileceğim yine inşallah... =) Ama esasında el emeği, ürettiğin şeyin kıymeti bilinmiyor ülkemde şu sıralar. Bu ekonomik durumumuzdan öte durumda bir konu bence... Daha kısa sürede, fabrikasyon olarak üretilen ve üzerinde marka etiketi bulunan ürünler ederinden fazla ediyor da; el emeği, bir yumağını 11 TL'den aldığınız ve en az 3 yumak harcadığınız el emeği örgünüz o kadar edemiyor nasılsa!

El emeğine ve çabaya verilen kıymeti hiçe atmayanları, emek verilmiş ve doğaya da üretim tüketim dengesini bozan ürünlere ederinden fazla primi vermeyen nice insanımızı tenzih ederim tabii ki... :)

Bu sene geçen seneden de fazlasıyla, örgülerimizi "instagram.com/yillargecerkendidem" adlı instagram hesabımızda paylaşıyor olacağım. Bahsettiğim örgülerimizi (ablam ve benim ördüğümüz örgüler) Dolap uygulaması üzerinden de satmaya çalışıyorum şu sıra, "orgulerimizvar" profil ismiyle. O profilimize de buradan ulaşıp destek verirseniz çok mutlu olurum... (:



**

Patasana demiştim, Ahmet Ümit'in okuduğum ikinci kitabı olacak kendisi... Kitap ile ilgili alıntılarımı 1000kitap.com profilimde paylaşmaya başladım bu hafta, sanıyorum daha çok alıntı da paylaşırım. İçeriği, konuları işleyişi ve toplumsal konulara değiniyor olmaları hoşuma gidiyor bu tarz kitapların. Ve bu üstteki görselde yazan sözü de pek doğru buldum da sevdim;


"Ama asıl bugünü karanlıktan kurtarmak gerek. Bir halk karanlık ve zulüm içinde yaşarken, yalnızca geçmişi aydınlığa çıkarmak için uğraşmak yeterli değil."


** EKPSS Yeniden Ertelendi bu arada ve henüz yeni sınav tarihi de belirlenmemiş durumda...

Üstteki fotograflar Salı günü gecesi fotoğrafları, gündüzü ders çalışma uğraşıyla geçen bir güne uyandım sonrasında. Bana kalan son bir ayda (sınav 11 Ekim'de olacakken), Tarih ve Matematik konularımın genel tekrarını yapmaktı. Pazar gününden Tarih konularımın genel tekrarına başlamıştım, Salı günü Matematik'i çok da fazla sona bırakmamam gerektiğine bir arkadaşım tarafından ikna edilmiştim ki; akşamına "EKPSS sınavı ertelendi" haberini aldım. Üstelik, bir hafta öncesinden bu haberler hakimmiş, bir haftadır da "nedeni ve ne olacağı" tartışılıyormuş... 

Düşündüm, son bir ay diye kendimi sıkıntı strese sokmayacağım ama boşlamayacağım da derken öğrenmem nasıl bir işaret diye... Bu bir yandan şans ve diğer yandan da garip hissiyatlara sevk etti beni. Büyük anlamda şans, Tarih ve diğer dersler neyse de; daha Matematik konusunda birkaç aya ihtiyaç duyabilecek biriyim, Matematik'e karşı büyük bir sevgim ve ilgim yok zira. Ama şimdi bir üçüncü şans daha verilmiş gibi oldu bu da; önce Nisan'dan Ekim'e ertelenmişti sınav (ki önce Eylül de denmişti), şimdi de biraz daha ileriki tarihe. Bu şansı değerlendireceğim, elimden geleni yapmayı ciddiye almaya devam edeceğim; ama olmazsa da yine dert etmeyeceğime dair sözüm var kendime... :)


Çarşamba sabahı, ablamın bir yaşına daha kavuşması olarak uyandık bir sabaha daha... Önce Mavişimle oynadım yine, yaklaşık 40 gündür devam ettiğim üzere günlük Duolingo uygulamasındaki dersime özen gösterdim biraz yine (ki bu sefer İngilizcemi yeniden pekiştirene dek yılmaya niyetim yok. İnstagram hesabımda günlük hikayelerimde bulabilirsiniz detaylarımı). 

Çarşamba gününün öğlen saatlerinde kötü bir haber aldık sonra, dünya birkaç saat durdu sanki sonra. Annemin dayısı Hüseyin dayımın bir iş kazası geçirdiğini ve hastaneye kaldırıldığını öğrendik... İnsan böyle bir haber olunca, duraklıyor ve elinin ayağının boşaldığına, hiçbir şey yapmak istemediğine şahit oluyor. Dünya gerçeğinin en büyük sınavlarından biri o hastanelerden bir haber beklerken yaşandığını düşünüyorum... Dua ederken o korkuyla bazen insan kötüyü düşünüyor, kötüyü düşündüğüne kızıyor, iyiyi umarken iki hayat arasında bir yerde kalıyor; o korkuyu hiç kimseye yaşatmasın Rabbim diliyorum... 

Çok şükür 3-4 saat sonra iyi haber alabildik dayımdan ama ilk süreçte hayati tehlikesi olduğunu bildirmemişler bana, taa akşam öğrenebildim bunu. Annem ve babam akşam geç vakitte geldiler eve, o gün hastaneye gidene ve dayımı görene dek annem de çok korkmuş. Diliyorum bir daha yaşatmasın Rabbim o korkuları... Dayımla annem beraber büyümüşler ve yakın yaşları dolayısıyla kuzenler gibiler. Çocuklukları, evlilikleri, çocukları derken hep bir arada yaşamış gelmişler bu zamana. Kendimi bildim bileli var olan aile akrabalarımızdan yani... 

Vücudunda birçok kırığı, hasarı var ama çok şükür hayati tehlikesi o günün akşamından beri yok dayımızın. Çok şükür Rabbim onu bizlere bağışladı, korkularımızı boşa çıkardı ve bugün de taburcu olup evine çıktı. Esasında hastanede kalmasını gerektirecek durumları mevcut ama pandemi dolayısıyla evde istirahatine devam edecekmiş. İnşallah bundan sonraki doktor kontrollerinde de iyi haberlerini almaya devam edeceğiz, inancımız bu yönde. Herkese acil şifalar diliyorum bu vesileyle, dayımla beraber... :) 


**

Perşembe günü gelen hediye kitaplarımla, iyi haberlerin ardından devam etmeye çalıştık hayata.  Aklımız hastanede, kontrol altında tutulan dayımızda idi yine ama gece alındığı yoğun bakımdan şükür o sabah çıkarılmıştı da... :)

Sabah birkaç gündür burada olduğundan haberimizin bir önceki gün olduğu Hüseyin Eniştemiz getirmiş üstteki kitapları meğer, Perşembe sabahı kavuştum bayramda bana ısrarla yazdırdığı kitap listesinden seçilmiş kitaplarıma. Öyle güzel almış ki, benim de ilerleyen tarihlerde bir önceki alışverişimden sonra alacağım kitaplar bunlar olurdu muhakkak; ona yazdığımı bilmesem yani. Bahsettiğim Hüseyin eniştem, annemin rahmetli büyük teyzesinin eşi. Sağolsun en çok okumak istediğim diğer kitaplarımı almış. :) 

Bir önceki Kidega Alışverişimde (bayramdan sonra yaptığım), "Yabancı" adlı kitabı Hüseyin enişteme yazdırdığımı unutmuşum; şimdi elimde iki adet Yabancı adlı kitabım var ama yeni geleni dostuma hediye edeceğim. Bu sorunu da böyle çözeceğiz... (:

O gün yeni kitaplarıma kavuşmuş halde, uğraşlarıma döndüm ilerleyen saatlerde. Dersime de çalıştım ama çok verimli değildi doğrusu. Tarih konularının genel tekrarına devam ediyorum şu sıra hala. Bir aya bitiririm bence. Madem ertelendi, gerektiği kadar çalışmayı ihmal etmeyeyim diyorum yine... Kitaplarımı okumaya devam edeceğim, yazılarıma da ekleyeceğim sırası geldikçe ilerisinde. Okumak istediğim kitapları ele geçirince, hepsini bir arada okuyasım geliyor; iki ayrı konuda kitabı aynı sıralarda okuyabiliyorum (biri gece, biri gündüz olmak üzere), ama sanıyorum ikiden fazlasını da okumakta zorlanırım artık! Sakin olmalıyım...



Dünü Kağanımla zaman geçirerek bitirdim, gecenin sonunda da üstteki fotoğrafı çektirdik. O bu sıralar fotoğrafların kıymetini küçüklüğündeki gibi bilemiyor, çünkü yavaş yavaş ergenliğe giriyor; kendini beğendiği ve beğenmediği noktaları var. Zamanla öğrenecek diye kabul ettim artık bu durumunu, dış görünüşün herşey olmadığını o da öğrenecek bizler gibi; biraz daha yaş alması ve deneyim edinmesi gerekecek... :)

Dün onunla videolar izlerken örgü ördüm, epey bir zaman el topu ile oynadık oturduğumuz yerden yine (hala favori oyunumuz bence)... Geçen hafta o yenilmişti, bu hafta ben yenildim. Yenilen hakkını vererek cezasını çekti yine, tatlı tatlı masaj yaptı yenene; hem oynarken hem de ceza çekerken çok eğlendik yine! :)) Akşamına film izledik, derken geceye sakladığım yeni keşfettiğim oyunumu gösterdim ona; Travia Cars, bilgi oyunlarına ve soru cevaplara bayılıyor hala... Derken, güzel bir gün geçirdik işte ve bugün öğlen de gitti evine Kağancım; annesi ve kardeşiyle. Bu sefer Defnecim de gelmişti sabah, onu da görebildim bu hafta şükür yine... :) 

Annem ablamlarda yeğenlerime bakmaya devam ediyor bu sıra da, haftaiçi gündüzleri çoğunlukla orada. Şükür ki bu rutinimiz iyi gidiyor ve bana iyi gelmeye de devam ediyor. Defnemizi buraya alıştıramadık, uyuyamıyor gelince buraya hala. O yüzden annem çoğunlukla gündüzleri onların evinde ama ara sıra buraya uğratıyoruz fırsattan istifade de işte. Ya tutarsa gibi bir durum söz konusu, bir günü bir gününe uymuyor; bebek işte demeyi de iyi biliyoruz artık, Kağanımda acemiliğimiz çıkmış sanki! (: Bugünlerimize şükür, dünkü dertlerimize "vay, nasıl atlattık" diye bakabiliyoruz... 

Bugün çok erken uyandım-uyandık, Kağanım ve Defnem burada olacaklar öğlene dek diye. Ama çocuklar için katlanılıyormuş, bir kez daha anladım... Onların enerjisi yetiyormuş meğer, biraz mayışmış haldeyim ama iyiyim uykusuz kalmış olmama rağmen yine. Bugün tüm haftayı da düşününce, şükrediyorum bol bol yine; iyi ki yeğenlerim var, sevdiklerim sağlıklı, ufak tefek sıkıntıları olsa da hayatımızın içindeler diye. İyiyi görmeye, pozitif kalmaya devam işte; hafta ne kadar zorlu geçti gibi gelse de, geçti işte diyebiliyorum... 


Can Aydoğmuş'u düşündüm tüm hafta, geçen hafta Pazar akşamı üçüncü kez katıldığım canlı yayınında yaptırdığı o enerji içerikli önerileri ve paylaşımları daha da güç verdi yine. "Düşle, İnan, Yaşa" adlı kitabını almış ve başladım diye gündüz okumak üzere yanımda bulundurmaya devam ediyordum ki, daha dün esaslı okumaya başladım. Önsözden öteye okumak üzere devam ediyorum şimdi... Sizi Can Aydoğmuş'un hesabına da yönlendirmek istiyorum, buradan... 

Çünkü sadece o söylüyor diye değil, olumluya ve çabaya doğru yönelen girişimlerin iyiliğine ve güzelliğine ben de inanıyorum onun gibi. Bu durumun bir mucizesi var; duanın, inancın, enerjiyi bilmenin ve onun farkında olarak hareket etmenin. Gücün, gerçek ve özdeki gücün farkına vararak yaşamanın büyük bir etkisi var hayatımıza... Allaha inancınızı kuvvetlendirmek ve esas kıymetli olanları algılayabilmek için, farkında olmak gerek bence. Ben buna inanıyorum işte... :))



Son olarak, bugüne şükürlerle, rabbimize şükürlerle bitirmek istiyorum, 2020'deki ilk "İnternet Günlüğüm" başlıklı yazımı... Allahım bizi sarssın, işaretler göndersin ama yolundan hiç şaşırtmasın dilerim. İçimden geldiği gibi, duygusal yazdım bu "internet günlüğüm"de! Yine durdurmadım kendimi tamam da, bu seferki de pek bir duygusal kaçtı sanki! Neyse... =)

Sevgilerimle...


10 Eylül 2019 Salı

İnternet Günlüğüm 2019 #2 - Eylül Günlükleri


O kadar uzun zamandır yazmamışım ki "İnternet Günlüğüm" başlığımın altında, senenin 2. İnternet Günlüğüm yazısını yazdığıma inanamıyorum hala. Eylül 2019 yazmaya gönlüm de razı olmadı bu sebeple.. Ocak'tan bu yana olmak üzere değerlendiririm de belki diye, Eylül Günlükleri bu yazımın adı; hani biz küçükken vardı ya "Narnia Günlükleri" diye... :) Ah çok geçmişe gittim galiba şimdi!


Eylül, Uluslararası Gemlik Zeytin Festivali ile başladı yine... Eskiden Gemlik'in Kurtuluşu ile beraber kutlanırdı zeytin festivalimiz, 11 Eylül öncesinden başlar ve 11 Eylül ertesi bitmiş olurdu. 5 senedir böyle değilmiş ama benim gitmeme fırsat olmamıştı hiç bu yeni başlayan festivalimize. Her yaz mutlaka Antalya'da veya Ankara'da oluyorduk çünkü, bu sene farklı oldu benim için de...

Her akşam bir sanatçının konseri vardı bu sene, geçen sene de öyle miydi bilmiyorum ama... Her gören oldukça coşkulu geçmesinden memnun halde idi, üstelik yeniden... Benim bahsettiğim zaman diliminde de 11 Eylül arifeleri ve 11 Eylül'lerimiz çok güzeldi böyle. Doğrusu yeniden Gemlik'i coşku içinde ve kaliteli sanatçılarla görmek, beni çok ama çok mutlu etti. 30 Ağustos Zafer Bayramımızın akşamında Resul Dindar sahnede idi, ertesi günü yazısını da yazmıştım.. Kendisini o kadar çok severim ki, ilk defa gittiğim konseri sayesinde daha da çok sevdim! :) O yazımı okumak isterseniz, burada bulabilirsiniz...

Zeytin Festivalimiz güzeldi, ama o 3 gün boyunca misafirlerimiz olması sebebiyle gündüz inip festival alanını gezemedik. Ben zeytincilerin olduğu alanı gezebildim ve zeytinlerimizden tadabildim; her biri ayrı güzeldi ama akşam vakti ne kadar olabilirse oldu benimki de işte...

Siyah ve yeşil zeytinlerden Atatürk Portresi yapılmıştı, daha festivalin ilk günü Gemlik sayfalarında ve arkadaşlarımın hesaplarından gördüm. Ama ancak son günü inebildim o portreyi de yakından görebilmeye. Resul Dindar'ın konserine indiğimde, ters noktalarda olduğumuz için görememiştim maalesef. Emek fotoğrafta bile gözler önünde ama canlısı daha da güzeldi vallahi. Yapanların emeklerine sağlık. :)

Gidenler, tarihi eşyaların bulunduğu ve zeytincilik tarihinin anlatıldığı sergi çadırlarının da çok güzel olduğunu söylüyorlar, ama ne yazık ki ben onu da kaçırdım. Güvenlik sebebiyle, akşamları kapatma kararı almışlar meğer... Zeytincilik tarihini, her bir Gemlik'linin öğrenmesini gerekli görüyorum ben de. Gemlik'imize gelenlerin ziyaret edip merak ettiklerini öğrenebilmesi açısından da yakın zamanda bir zeytin müzesi açılabilmesi düşüncesini de destekliyorum. Bakalım, ne zaman açılırsa... Ben buradan bildiririm zaten, orası kesin de. :)

Velhasıl, Eylül ayında Gemlik Zeytin Festivali ile başladık Eylül'e. Festivalimiz Resul Dindar'ın konseri ile başladı ilk gün, üçüncü gün de Ziynet Sali konseri ile sona erdi. Festivalin ikinci gününün akşamında Ece Seçkin'in konseri vardı ama biz ona gitmedik. Ziynet Sali'nin konseri de iyiydi ama bana kalırsa en güzeli ortalarından sonrası idi... Biraz Gemlik Ziynet Sali'yi coşturdu, Ziynet Sali'de sonlara doğru daha çoğunlukla Gemlik'i tabii... (:


Bu sene ikinci kez saç kestirdim Eylül ayında... Genelde saç kestirme aralıklarım 6 aya kadardı, ama bu sene bir farklılık oldu; Mayıs ayından sonra, şekilsiz görüp bir kez de Eylül vakti kestirdim. Bunda bu ay İzmir'de annemin amca kızının düğününün olmasının da etkisi var tabi, ama yine de kısa saç tutkusunun bende fazlasıyla yer etmeye başladığını da gözlemleyebiliyorum. Öncelikle rahatlığına alıştım tabii, ama şimdilerde kısa saçın daha estetik durduğunu da kabul ediyorum. Özellikle saç yapımın yağlı olmasından ötürü, kısa saçı daha iyi idare edebildiğimi düşünüyorum ben de artık... :)

Annemle kestirdim yine bu sefer, 6 gün önce işte. Saç kestirme sıklıklarımıza bakılırsa, anneme yetişmek üzereyim, Mayıs'tan sonra onun ikinci kestirişi bu... Akrabamızın gelini yeniden kuaför dükkanını açtı Haziran ayında bu arada, düz ayak olması açısından artık yeniden onun dükkanını tercih edeceğim elbette yeniden. Görüldüğü üzere, kendisi işinde epey iyi. Tekrar hoşgeldin işinin başına Dilek abla... (: 

Bu arada, lafını etmişken değinmeden geçmeyeyim; Gemlik'te girişten herhangi bir dükkan, özellikle de kuaför dükkanı bulabilmek çok güç. Bu durum ben kendimi bildim bileli var üstelik... Buralarda kuaförler bina içerisinde daire tutuyorlar daha çoğunlukla ve o daireler asansörlü daireler de değil üstelik! (Evet, çoğu şehirde durum böyle olsa da yanlış işte!) Dar alanda ve eşit olmayan basamaklarının olduğu eski tip merdivenleri olan eski apartmanlardan bahsediyorum bu arada! Neyse ki bu durum şu son senelerde azıcık da olsa toparlanmış durumda. 

Ama gel gelelim hala girişleri basamaklı ve yüksek girişli dükkanlar mevcut. En azından her şehirde en az iki tane girişi düz kuaför dükkanları veya herhangi esnaf dükkanları olmasına özen gösterilmesini arzu ediyorum! Biz engelliler açısından en zor bulunan dükkan ve marketler, girişi engelsiz olanlar. Lütfen empati kurun, kendinize bir şey olmasını beklemeden çevrenizi düzgün hale getirmeyi alışkanlık edinin... Gönülden bunu arzuluyorum.


Bu aralar Mavişimle yeniden sıkı fıkı haldeyiz ve kitaplarımla da oldukça ilgiliyim... Bu seneki okuma hedefime ulaşmak için emin adımlarla ilerlediğimi düşünüyorum. 50 kitap okuyacağım demiştim ya hani; şu an 24. kitabımdayım, geriye kalan 26 kitabı da okuyabileceğime inanıyorum. Son zamanlarda kalın kitaplar okuduğumdan ötürü biraz yavaş ilerliyorum tabi (üstteki resimde de okuduğum son 4 kitaptan görüldüğü üzere)... =)

Mavişimle "ana-oğul" moduna girdik şu aralar, öpücük verme modunda fazlasıyla korkaklığını üzerinden attı bana karşı ve üstelik anne babama da karşı... Kafesine yaklaştığımda artık köşeye pısmıyor kuşum, söylediği kelimeler 15'i cümleleri de 5'i geçti... =) Evet, az buz da olsa cevap verir halde artık; Günaydın'a nadiren de olsa Günaydın gibi, öpücüğüme öpücük, canım kelimesine canım veya aşkım demesi gibi... Evde bir hayvan besleyen var ise eğer, o evin çocuğu gibi oluyor bir süreden sonra. Bilen bilir tabi... Sabahları ona "Günaydın Mavişim" demek, akşamları "İyi geceler Mavişim" demek bir rutin halini alıyor. Öyle ki eğer Mavişiniz de bunu benimsiyor ve size öpücükle dahi olsa hemen karşılık veriyorsa, o kalbiniz istemsizce de eriyor... :)

Evde Maviş'i sevmeyen yok, zaten sevilmese barınabilir mi bu evde değil mi? Mavişim de evdekileri benimsedi tabi; anneme "Badiş" diye sesleniyor, Kağan ortalıkta görünmediği zaman bizim gibi "Kaaan" diye sesleniyor durmadan! :) Güldürüyor her bir durumu beni resmen; neşe veriyor, sevdikçe de neşeleniyor... Mesela dışarı çıktığı an, bir duraksayıp omzuma uğradıktan hemen sonra üç tur uçup uçup geldiğini biliyorum. Sanırım kanatlarını açıyor o hareketliliği... Ama daha önceki kuşlarımda hiç böyle bir rutin hatırlamıyorum mesela.

Sabahları uyanınca beni uyandırmaya çalışmaları çok sakin sonra. Önce minik ama sesli bir öpücük atıyor, ses vermeyince o öpücüğü sürekli tekrarlıyor. Günaydın Mavişim, deyince de sakinleşiyor! Bu öyle güzel bir rutin halini aldı ki, bazen hiç cevap vermeyecek halde uykulu oluyorum. Ayıkamıyorum resmen. Ama Maviş bıkmadan usanmadan ziline vuruyor sert sert, Mavişim deyince yine duruyor ve yavaşlıyor o arada... =) 

Üstteki fotoğrafımıza gelince, ilk zamanlar omzuma geldiğinde utana sıkıla, korka korka öperdim Mavişi eğilip de omzuma doğru; ıssırırdı o zamanlar. Şimdilerde öyle alıştı ki, omzumda da benden çekinmiyor, dışarı çıkar çıkmaz benim omzuma konuyor ve geldiği gibi çoğu eğilmemi görür görmez öpücüğüme aynı anda karşılık veriyor... Bir hayvanın sevdiği insan olabilmek, kalbi doyuran ve ruhu dolduran büyük güzel bir his böyle! Yapabileceğine inanan herkesin bir hayvan edinebilmesini ve onun yaşam hakkına olabildiğince saygı duyabildiğini düşündüğü şekilde, canını yakmadan bakabilmesini isterim... (Biz İzmir'e 5 günlüğüne gideceğiz ya şu ara, sanırım özlemi sardı beni; rutinlerimizi özleyeceğim!)


Bu sıra elimde edindiğim en kalın kitap var; Esir Şarkılar Vadisi, 816 Sayfa... Bu seneki kitap fuarında gördüğümden bahsettiğim ama ismini gelince unuttuğumu söylediğim kitabı, Mayıs ayında bulup aldım ya hani; diğer kitaplardan sıra ancak gelebildi. İlk defa bir tatile yanımda kitap götüremeyecek olmanın garipliğini yaşıyorum bir de, yarın çıkacağımız İzmir yolculuğu sırasında "çok gezeceğiz" diyerek kalın kitabımı yanımda götüremiyorum. İnce olsa sanırım daha rahatlıkla götürürdüm ama olduramadım! :) Neyse ki 5 güne dönüyoruz diye avutuyorum kendimi. Bir de bu arada, "elimde başka kitap yok ki, oradan alırım birkaç kitap!" düşüncesi oluştu yine bende; kafam zehir. Elimdeki kitapları bitirmeden kitap almayacağım demiştim ya, Mayıs ayındaki alışverişimdeki kitaplardan sonra üstteki üç kitap da elime geçince; kitap alamamış oldum uzun süre. İçimdeki bu heyecanı, yeni kitaplar almak ve keşfetmek hevesinde olanlar anlar ancak! =)


Velhasıl; günlerim güzellikle geçiyor şükür, tek sıkıntım kendi kötü düşüncelerim oluyor daha çoğunlukla şu an... Kendi kendimi yiyorum bu ara: iyi kötü, aşırı veya az olmak üzere hislerimi büyüterek ve hissikablelvuku haline getirmek açısından! Kendime sabır diliyorum, insanın kendiyle sorunu olunca daha da zor. İyiyim ama bazen ağır düşüncelere dalmak iyi gelmiyor. Umuyorum ki çıkacağımız kısa süreli yolculuk iyi gelecek ve hazır okullar da açılmışken dün, sonrasında rutine dönmeden önce daha iyi olacak bizler için... Sabrımın tükendiğini, içsel anlamda bir şeyleri kendime saklamamın iyi gelmediği, korkularımı ve kırgınlıklarımı yine büyüttüğüm zaman dilimlerini yaşadığım günlerdeyim. Sebebi ne bunun derseniz, bence yine mevsim geçişi. Onlar benden, ben de onlardan pek haz etmiyor gibiyiz. Ama bence artık birbirimize saygı duyuyoruz! En azından eskisi kadar ağır ve kontrol edilemez hüzünlerle geçirmiyorum. Buna da şükür değil mi? =)


Sizin Eylül Günlüklerinizde durumlar nedir? Rutine döndünüz mü? Zorlanıyor musunuz hayat anlamında, bezdiriyor mu bu mevsimsel geçişler sizi de? Alışmışızdır ama de mi? Yaş aldı benim 28'i, bir zamandan sonra alışıyor ve gelişiyormuş her durumda insan meğer... Hayat hep ama hep bayram olsa da çekilmezdi neticede... Hepimize sakinlik, mutluluk ve başarabilme gücünü diliyorum; sevgilerimle... (=

18 Ocak 2018 Perşembe

İnternet Günlüğüm 2018 #1 - Senenin İlk 17 Günü


Senenin 18. gününden yazıyorum, 2018'deki ilk internet günlüğüm yazımı... :) Geçen hafta sınavların varlığına daha iyi kontrol olabilmek adına yazamadım, bu hafta da bir günlük yazısı ile bloğuma dönüyorum... Geride bıraktığımız haftasonunda bu dönemin son sınavları ve benim bu dönem için de son 5 dersimin sınavları vardı. Sınavları emek vererek elimden gelenin en iyisini yaparak bitirmiş olmamın haklı gururuyla yazıyorum şu an da sizlere... :) 

İlk 14 Gün, Sınavlara Hazırlık ve de Sınavlar İle Geçti Gitti...



13-14 Ocak 2018 Cumartesi ve Pazar'ı, benim için epey zor geçen bir sınav haftasonu daha idi. Zira soğukların en etkili olmaya başladığı iki gündü ki, yine benim sınavlarıma denk geldi. 6 senedir giderek artıyor bu soğuklar, veyahut ben daha hassaslaşıyorum... 

Sınavlar güzel geçti, şükür ki elimden gelenin en iyisini yaptım. Senenin ilk 14 gününü ders çalışarak geçirmem gerekse de, sonucunda içim rahat şekilde sınav sonuçlarını bekliyorum ya; yorgunluğu çekelim ne yapalım dedim... Ve 4 gündür, kendi keyfime bakıyorum şimdi; kitap okuyor ve film izlemeye çalışıyorum kendimce. Bir de yeğenimle vakit geçirmeye uğraşıyorum çoğunlukla. Ders çalışıyor olmanın en zorlu noktaları; uykusuzluk ve de evde var olan yeğeniniz ve sevdiklerinizle tam manasıyla vakit geçirememek bence... :) 

Soğuklar sebebiyle son 6 gündür fazlasıyla güçsüz hissediyorum kendimi ama ağrılarım az seviyede olduğu sebepten, güçlendirme egzersizlerimi ihmal etmiyorum... 2018'in bana getirdiği en güzel alışkanlığı olsun istiyorum, hareketlerimi tek bir gün bile ihmal etmeden geçireceğim bir ömür...

Geride bıraktığımız haftasonu, soğuğa ve de sınavların varlığına tahammül etmeye uğaşırken; annem ve eniştem hasta idi ve babam da işte idi. Bu sebeplerden ötürü, sınavlara gidip gelmemiz babam harici çekirdek ailemizin geri kalanı ile mümkün oldu. Şüphesiz en eğlenen Kağanım ile ben olduk bu haftasonu sürecinde de... :) Ders tekrarı yapmak durumunda kaldığım Cumartesi akşamı haricinde, yeğenimle Avm'lerde ikimiz dolaştık. Gerek akülü sandalyem ile eşlik ettim, gerek o benim sandalyemi sürdü, gerekse de kucağıma oturdu ve beraber ilerledik. Eğlenceli bir haftasonu idi, yorucu olmasının yanı sıra. Maşallah bize. :)

Cumartesi akşamı, benim yanıma gelmesin de tekrarları sağ salim yapıp yatayım diye uğraşırken; yeğenim bana resimler yapıp getirdi durdu. Cumartesi günü Avm'de dilediğimizce gezdik, kısa süreli de olsa; öğlen tek bir sınavımın olması sebebiyle Cumartesi gününü yine rahat geçirdim. Ama Cumartesi akşamında, ertesi güne sabah iki öğlen iki olmak üzere 4 sınavım olduğu için tekrar yapmak için ayrı odaya geçtim ama yine de yanımda olmayı aralıklarla sürdürdü. Yeğenimin yanında isem, boş da olsa ikimizin gezmesini istiyor sadece, Cumartesi günü Avm'de anneanne ve babasından  seviyor benimle. Ama ben de onun kadar eğleniyorum tabi, belki de bu yüzden... Yeğenimin bu sıra bana yönelttiği birçok sorusu var, engel durumumla ve beraber yapamadıklarımız adına; benim de bunları yazmaya ihtiyacım var tabii bu arada. Sırası gelecek inşallah...



En eğlenceli sınav günümüz de Pazar günü oldu, en zoru idi aynı zamanda da... Havaların bu kadar soğuk olmasına içerlemiyorum da, en kritik noktalara denk geldiklerinde biraz bozuluyorum doğrusu. Kaslarımın bu konudaki güçsüzlüğü hala canımı sıkıyor yani.. Hafta sonunun eğlenceli geçmesi, tatlı küçük aksiliklerimizin sebep olmasıyla da gelişti. Ablam ve annem, beni o soğukta idare etmekte zorlandılar tabii ki. Pazar günkü küçük aksiliklerimiz; sınav yerimin önünde akülü sandalyemi kurarlarken de meydana geldi, avm'nin içinde avm'nin tekerlekli sandalyesini kontrol etmeye uğraşırken de... :) Ailemin varlığına çok şükür diyerek geçirmediğim gün yok, ama haftasonu bu yoğunluğun arttığı günlerden biriydi yine; zira son zamanlarda gücümün soğuk sebepli yine düşmüş olması, yine onları istemesem de zorlamama sebep oluyor... Umarım şu soğuklardan da sağ salim güçlenerek çıkabilirim yine... Amin. 

Pazar günü sabahki sınavımdan sonra çıkıp kahvaltı etmek üzere Avm'ye gittiğimizde, yeğenimle bana çocuk menüsü aldık. Yeğenimin o günkü isteği idi benden. İkimize de Burger King'den oyuncaklı çocuk menüsü seçtik; aşağıdaki resimlerde inceleme görevini üstlenen dedektif Snoop benim oyuncağım, evin üzerinde oturan ve diğer uçan snoop ise Kağanın... =) Karar verdim, burada kayıtlara da geçsin; ara sıra gezmeye gidip istisna yaptığımız dışarıda atıştırdığımız zamanlarda, ben de yeğenimle çocuk menüsü alacak ve oyuncak edineceğim kendimize. Gerçekten çok doyurucu olmasa bile, yani benim için, eğlenceli idi. Yeğenimle eğlenmek ve onu mutlu edebilmek en eğlenceli kısmı idi... :)

Avm içinde dolaştık Kağan ile, benim yanımda yöremde benimle bir şeyler araması ve bulma telaşında heyecanlardan heyecana girmesi; çocukların oyun oynamayı hayatın her anına yaymasına bir kez daha hayran olmama sebep oldu... Pinokyo kitabını alıp okunmasını istemiş öğretmenleri, o kitabı aldık Pazar günü. Dondurma yedik mikropları öldürmek için, üzerine su içmeyi ihmal etmedik. :) Bol bol yedik, annem ve ablamla küçük aksilikler yaşadık, ama çok eğlendik eniştemle çok şakalaştık, ki eniştem epey hasta idi ona iğne vurdurduk haftasonu iki kez... 

Derken bitti işte; eğlence ile dolu, neşeli bir Kağanın teyzesi kadar gezme aşkının bulunduğu bir haftasonunun son günü ile... :)

Sınavdan Sonraki 3-4 Güne Dair...



İlk 14 günün sonunda, yani sınavları bitirmiş olarak döndükten sonra, akşam yemeği hazırlarken ablam evlerinde; Kağanın acıdığını söylediği dudak içine nihayet bakmaya ikna edebildiği esnada, diş düşmeden damak arkasından esas dişinin çıkmaya başladığını görmüş ablam. Kağan süt dişlerini dökmeye başladı böylece... :) Haftanın ilk günü dişçi kontrolü ile başladı, ilk diş çekimi gerçekleşti yeğenimin. Farketmediğimize üzüldük başta; diş damağı yarmış çıkmaya başlamış çünkü, alt dişlerinden birinin arkasında. Ama Perşembe gününden beri ara ara artıp duran ateşinin sebebinin olduğunu anladığımızda da şükrettik. Kağan ile anlaşma sağladık, bir daha bizden acısa da saklamayacak göstermekten herhangi bir dişini ve yarasını. Kağanım bize dudağını gösteriyordu, açamadığını acıdığını söylüyordu. Yara bere saklamıyor ama ağız içi saklanabiliyormuş işte... Kağan bize çok şey öğretiyor, iki üç günde diş çıkartmış ve bize göstermediği için bunu kendi bile anlamamış. Kontrol etmekte daha kararlı ve daha temkinli olacağız bundan sonra... 


Salı günü ablamlardan döndük evimize yeniden, bu sefer yeğenimi de aldık geldik üstelik. Havalar o kadar soğudu ki burada, sabahın en erken saatinde sabah ayazında ablam bize bırakırken hastalanmasın dedik. Bu hafta okullar bitiyor, 2 hafta da okul yok zaten. Bu gidişle soğuklar hafifleyene kadar haftaiçi yatılı bizde kalması muhtemel yine kuzumun... Elimden geldiğince 2 gündür birşeyler yapayım o okuldayken diyordum ama bu yazıyı bile yazamıyordum, neyse ki bugün yazdım işte... 

Besin İntoleransı...


Sevgili İnternet Günlüğüm; ilk 14 günü sınav çalışmaları ve sınavları iç rahatlığım ile geride bırakma telaşı ile geçen, son 4 gündür de sınavlar sonrası normale dönme sürecimi atlatamadığım ve de hazımsızlık sorunumun arttığı günlerle senenin 18'inci gününde sana yazmaktayım işte böyle...

Mide mikrobu tedavisi gördüğümden beri,ara ara gerçekleşmeye başladıysa da mide sıkıntılarım; "toparlandım artık, tekrarlamaz aşırı mide gazı ile karşılaşma durumum." diyordum... Son 5 gündür ise, bir gece hariç hep rahatsız idim. Yattığım zaman kalbime vuran, garip bir gaz sancısı bu. Besin İntoleransı dedikleri şeyin bu olduğunu bilmezdim, dün gece rahatsızlığımın geçmesi için yatağımda oturur iken iyice okudum ve inceledim. Bazı besinler kişilerin vücuduna has bir rahatsızlık verebiliyormuş. Ben sadece çiğ birkaç sebzeye rahatsızlığım var sanırken, son 6 ayda birçok besine karşı hassasiyetim çıktı. Şöyle ki, pişmiş hiçbir gıda rahatsız etmiyor beni sanıyordum; kavrulmuş çerezler ve birçok besinin sadece kavrulmuş halleri de rahatsız edebiliyor şimdi... 

Besin hassasiyeti testlerine hala güvenmiyorum, bir kan testi ile çıkabilir mi tüm sonuçlar bilemiyorum ama; çoğunlukla hassasiyete sebep olan meyveler arasında elma var bilgi yazılarında, ama elma benim mide rahatsızlıklarıma iyi gelen besinler arasında...

Bu rahatsız eden besinleri de yazmaya karar verdim de dün gece, o sebeple bu yazımın sonunu böyle getirmeyi istedim. Birçok besine karşı hassasiyeti olan kişiler okursa, günlük tutmak bu konuda ne kadar iyi imiş paylaşacağım sonrasında da. Benim günlüğümde ilk sıraya yazacağım üç madde şunlar; çiğ soğan, çiğ sarımsak ve çiğ marul... 

Bir son not olsun o zaman; hassasiyet duyulan besin unsuru ağız yoluyla vücuda alınmasa bile, kokusu ve dokusunu hissetmek bile hassasiyet duyulan besine karşı vücudun tepki vermesine sebep olabiliyormuş. O zaman bu son nota göre, yıllar yılı kavrulmuş soğanın kokusunun benim başımı döndürmesi ve direkt etki alanında olduğumda mide bulanması ve şişmesi yaşamamın sebebi bu imiş... Her gün bir bilgi, bugünün bilgisi de sabaha karşı okuduğum mide şişkinliğine sebep olan besinlerle ilgili yazılardandı... :)



İnternet Günlüğüm yazıma uzun uzun yazmayı seviyorum. Bir sonraki yazım, uzun zamandır yazmadığım bir yazı dizime olacak muhtemelen, istediğim gibi düzenlemesini bitirebilirsem yarına yani. Ama öncesinde bir içimi dökmeye ihtiyacım vardı...

Esasında bir kez daha incelesem, birçok paragrafı silerim belki; çünkü birçok kez üşümekten bahsettim, soğuklara olan hassasiyetimden. Ama  geri dönüp oraları silmeyeceğim, zira bu İnternet Günlüğüm--> yazdım gitti... :) Görüşmek üzere...

13 Ocak 2016 Çarşamba

Yazamayışımı Yazıyorum


"1 hafta ve 2 gündür yazamıyorum. Çünkü..." Yazısı bu. Çünkü'sü hastayız dostlar. Baş sebebi bu... Kısacası fotoğrafta bulunan geçen haftanın Cuma'sında attığı twit'imdeki gibiyim bir süredir yine. Umarım çabuk toparlarım kendimi...


Çok şükür geçen haftadan ben toparlandım da, annem o kadar kolay toparlayamadı ne yazık ki. Yılbaşından sonra bizi bir hastalık aldı, bırakmadı gitti. İnsan hasta olmayı göze alıyor da, sevdiklerini hasta görünce "keşke ben hasta olsam da onlar olmasa" diyor her koşulda. Annem geçen haftadan bugüne kadar artan halsizliği ve ağrılarıyla uyuyamadıkça ve öksürdükçe ben daha kötü oldum, bedenen daha iyi olsam bile...

Annem daha dün ve bugündür biraz iyi (Maşallah ve bin şükür), ben ise bu süreçte biraz ruhen çökmüştüm doğrusu. Birşey yapasım gelmedi, hele ki yazasım hiç gelmedi. Hani Kiralık Aşk'ın bir bölümünde diyordu ya Defne, "İnsanın ruhu hasta olunca bedeni de çökermiş." Birkaç gündür aynı böyleydim; uyku hali, yazmayı istememe hali, zoraki ders çalışma ama sık sık örgü örme isteği. Bu birkaç günde kendimi daha iyi hissettiren şey örgü oldu bana, bir de içimde büyük bir azim oldukça ders çalışıp duruyorum... :)


Zorlu geçti, annemin grip ile birleşen büyük halsizlik hali. Ciğerleri epey doldu annemin bu süreçte, dün gittiği doktor kontrolünde de Astım Testi yapıldı ve Astım teşhisi de konuldu anneme. Ciğerlerinin iltihap ile dolduğu ve yorgun düştüğü söylendi hep ve ilaçlar verildi. Denemediğimiz kalmadı iltihap söktürebilmek için, kullandığı ilaçlardan en etkilileri de dünden beri kullandığı Astım ilacı ile bir süredir kullandığı bir antibiyotik oldu. Astım ne derece bilmiyoruz şu anda, 1 ay sonra yeniden kontrole gidecek. Ve şimdi iyi durumda, biliyorum bununla da yaşamaya alışacağız. Annem toparlansın da, daha iyisini de yaparız elimizden geldiğince...


İşte bu süreçte ne yazabildim ne de edebildim. Önce ben toparlayamadım, sonra da annem toparlanamadı. Onu o halde görüp de bir şey yapamamak beni yordu daha çok.. Ablam sağolsun dünden beri izinli, o gelip gidiyor şimdi. Akşamları ve fırsat buldukça da babam evde. Şükür işte... Böyle zamanlarda daha çok diyorum şunu "Ben hasta olayım da, o olmasın." diye, o ise tam tersi... Anne başka oluyor tabi, başımızdan eksik etmesin Allahım...

Allahım hiçbirimize dertsiz deva vermesin dilerim; halsizlik, uykusuzluk ve üzüntü hali insana hiçbir şey yaptırmıyor. Yapabildiğim ve toparlayabildiğim konularım var ama yine de. 

Yazabilirim inşallah diyorum bu sefer, yazacağım demektense. Çünkü her yazacağım diye plan yaptığımda, hayat alt üst ediyor planlarımı. Sağlık olsun da, yazarım yine inşallah. Senenin ikinci yazısı da, Çünkü'lü bir yazı oldu. Her şeyden önce, Sağlık olsun e mi? :) 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...