26 Haziran 2021 Cumartesi

Pandemi Döneminde Normalleşme - 25.06.2021


Pandemi döneminde sayılı dışarı çıkmalarımdan birini daha gerçekleştirdim dün, üçüncü kez saç kestirme sebebimle. Bana kalırsa pandemi hala bitmedi, bitti gözüyle benden çok normalleşmelerin haricinde. Fakat yavaş yavaş normalleşmelere geçiyoruz biz de. Buyurun, bir normalleşme günü anıları anlatayım size... 


Sabah kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra banyo yaptık dün. İki gün öncesinden aldığım kuaför randevusuna geç kalmamak için hazırlanırken, başka işler de çıktı. O işleri halletmeye çalışırken telefonumu çok şarj da edemedim; ama üstteki fotoğrafları çekmekten de geri duymadım neyse ki.. 

Her ne kadar saçlarım yıkandıktan sonra gözüme güzel de gelse, artık hiçbir şekilde iptal etme gibi bir durum aklımdan geçmiyor bile. Saç kestirme saatimi keyifle bekliyorum resmen! Üst kolajda da gözüküyor zaten, öyle bir rahatladım ki dün; anlatamam ki, "kısa saça alışan bilir" diyeceğim yine! :)

Bu sefer saçlarımı Olcay Baykız Kuaföründe kestirdim. Gemlik'te yılların kuaförüdür aslında, ama ben ilk defa gidebiliyorum. :) Sonuçtan memnunum tabi, bu sefer saçıma önleri biraz uzun bir saç kesimi yapıldı. Kullanmakta biraz acemi hissettim kendimi, önlere de kısa alışmışım baya. Ama baya iyi yakıştı doğrusu... 


Bu saç stilim hem önümüzdeki haftaya hazırlık, hem de önümüzdeki bayrama aslında... Kısmetse önümüzdeki haftaya bir programa katılacağım, çok sevdiğim ve destekçim olan bir abla beni canlı yayın programında konuk edecek. Hal böyle olunca insan epey bir heyecan yapıyormuş. 30'undan sonraya kadar bekletecektim de, saçlarım çok biçimsizleşince ve program tarihi de biraz öne çekilince; randevumu almayı geciktirmedim daha fazla... :)

Bu programda hem benim girişimciliğimi konuşacağız, hem de beraber bir şeyler okuyacağız. Ben bu teklifi alınca hiç ikiletmeden kabul ettim biliyor musunuz? Şimdi de kamera karşısında nasıl duracağım ki acaba diye merak içindeyim! (: Aslında en çok fotoğraf çekinenlerden biri olsam bile, video çekimi konusunda kendimi fotojenik bulmayanlardanım ben de. Ama ne sözümden dönerim ne de dönmek isterim, bir kere cesaret ettim ve o cesaretimi kırmamalıyım... 

Bu da normalleşmenin benim için bir parçası aslında, Yelda ablamın programında yer alacak olmak benim normalleşmeme ve kendimi anlatırken yeni düzenime alışmama cesaret verecek bence bana... Hadi en hayırlısından Rabbim yardımcımız olsun, hiçbirimizi utandırmasın. Nice yenilikler bizlerin olmaya devam inşallah ve de çok şükür... =)


Dün biz kuaförde iken annemle beraber, Defnem ile dedesi de sahil turunda idiler. Parkta oynamışlar, arkadaşlar bulmuşlar, kuşları kovalayıp yorulmuşlar bile. Kuaförden çıkınca biz de yanlarına gidiverdik, Defnem su içindeydi resmen! :) İlk sahil turumuzu yaptık minik kuşumla da yani, daha nicelerine olsun; pandemi döneminde normalleşmemiz benim için en çok da bu anlamda dün başladı işte... Bitmesin de inşallah!

90'lı yıllardan beri Gemlik'li olmanın bir kuralı var ise eğer, o da sahil turlarımızı çok net biliyor ve yineliyor olmaktır. İşte biz bu sahil turlarının bundan önceki en sonuncusunu 29 Ekim 2019'da yazmıştık, arkadaşım Haticemle... Düşünün artık benim için nasıl bir yenilikti yarım da olsa sahil turu yapmak. 

Eski sahilin başlangıcında babamları yakaladık, yeni sahile doğru ilerledik. Denize baktık, müsilaj biraz temizlenmiş onu farkettik. Sonra geri dönüp eski sahilden eski dondurmacımızın yerindeki yeni dondurmacıdan dondurma alıp yedik. Sonra dönüp arabamıza ilerledik... :)

Bunu Kağanımla yapardık, ilk defa Defnemle yaptık. Kağanım da biz bu saç kesim ve sahil turlaması yaparken, kuzeni Topraklarda oynamaktaydı işte. Tüm bunları normalleşme olarak adlandırabiliyor olmayı düşünmezdik 29 Ekim 2019'da, ama şimdi neler neler istiyor canım bir bilseniz... İsteyebiliyor olmak da, yapabileceğimize inanıyor olmak da çok güzel yeniden! 

Minik kuşum Defne diyordum; dün o kadar güzel oynadı ve de bizimle turladı ki, pandemi bebesi ne ara büyüdü diye gözlemlerken sarhoş etti yine bizi. Allahım sağlık sıhhat ve mutluluk versin kuzularımıza da, birçok ilki yaşayalım daha da. Şimdi beraber alışıyoruz, beraber çabalıyoruz ve yine her dönem olduğu gibi bu dönemi de büyük ölçüde kavramaya başlıyoruz... Ama bir farkla, Defneme hayatı öğretirken; biz de yeni bir hayatı kavrıyoruz sanki.

Daha nicelerine olsun; ne saç kestirmelere gitmeye, ne sahilde turlarken yerlere dokundu diye ürkmelere, ne de bizim gibi kanlı canlı insan hayvandan "bir şey olur mu acaba?" diye yaklaşmalarımızı sorgulamaya zamanımız olsun. Hepsini eskisi gibi korkusuz yapabileceğimiz günlere doğru dönüyoruz artık, inşallah aksi mümkün olmasın bir daha... :)

Sevgilerimle...





 


24 Haziran 2021 Perşembe

Anlaşılmak İsterim - 24.06.2021


(24.06.2021 - Perşembe gece yarısı...)

29 yaşında, kendimi bildim bileli diyeceğim şekilde yazı yazan bir bedensel engelliyim. Okurken hep anlaşılmayı talep ettim, okulum bitince de iş bulabilmeyi can-ı gönülden düşledim. İkisi de farklı sebeplerle hep sekteye uğradı. Yazdığım yazılara baktım, çoğunun ana konusu "anlaşılabilmek" hayalimle yazılmaya devam ediyor...

Geçmişimi düşünüyorum hep anlaşılmak istemiştim ve hala aynısını isteyip duruyorum. Türkiye'de engelli olmak, her bir koşulda hakkımız olduğu için değil de "sömürülebilecek" durumda görüldüğümüzden ötürü bizleri zorluyor. Düzen içinde eğitim alanında sosyal alanda ve iş alanında kolaylıklarla donatılamıyoruz hiçbirimiz. 

Seçimden seçime ortalıkta varız biz. Farkındalık içerikli özel günler varsa varız biz. Birinin sosyal yardım ile sesini duyurması gerekiyorsa varız biz. Ama çoğu zaman istediğimiz çoğu alanda yokuz biz... Ne toplum ne de sosyal devlet anlayışıyla buna fırsat verilmemişleriz biz.

2 üniversite bitirdim, 10 senedir  sağlığımı çalışma koşullarımıza uyduramadım. Evde iş aradım durdum; kendi kendime işlendim durdum. 

Sonra 2020de pandemi çıkageldi, bedensel engelli bana yok olan "evde iş sektörü" herkesin hizmetine özel sektör sayesinde açılıverdi.. 

Başta diyordum ya, ben hep anlaşılabilmek istedim. Okulda arkadaş grupları, gerçek hayatta da iş dünyasındaki büyük adamlar benim gibileri hiç görmedi. 

Şimdi benim onlara tek bir lafım var, ben kendi işimi kurmaya karar verdim. Network marketingde yer edindim. Çalışma şartları benim gibilere göre düzenlenmesin, sağlığım herkes gibi çalışmaya da el vermesin ama ben hayallerimin peşinden gitmekten; bir işim olsun isteğimi gerçekleştirmekten vazgeçmeyeceğim...

Çabam emeğim, insan olarak kimseye muhtaç olmadan yaşamak; ailemin bana yardım ettiği gibi aileme destek verebilmek için... Allahın izniyle başaracağım...

Sevgilerimle, Didem Köse... 
01:35 - 24.06.2021 - Perşembe


16 Haziran 2021 Çarşamba

Arınmalarla Dolu Maratonlar - Haziran 2021

 

Haziran 2021, Arınmalarla dolu başlangıçlar içerir oldu benim için. Bir önceki yazımda, daha Mayıs'ın son günü başladığımız Zayıflama maratonumuzun başladığını söylemiştim ya burada, o maratonun ikinci haftasının son günü bugün. "Bana güzel bir uyku düzeni ile yediğim her şeyden yeniden tat almayı öğretti bu maraton." :) Önerimdir ki; şayet hayatınızda yolunda gitmeyen bir şeyler varsa, çok basit gördüğünüz düzensizlikleri sağlıklı rutin düzenlerinize dönüştürmeyi deneyin. Gerçekten işe yarıyor, iki haftadır kendimi yeniden "daha fazla işe yarar, daha enerjik ve hayatını yoluna koyabilir" halde görüyorum... :)) 

Bir yazıma daha hoşgeldiniz; ben Didem, 1,5 haftalık aranın ardından döndüm yine blog alemime... =)


Farmasi girişimcisi olduğumu ve bu alanda son 5 aydır başarıyla ilerlediğimi biliyorsunuz artık... :) Çok şükür işler yolunda gidiyor, sağlık hayatımı bile düzenliyor yeni iş hayatım... Sağlık düzenimizi Farmasi Ekibimizle yeniden birlikte ele almaya karar verdiğimiz grubumuzu oluşturduğumuzda, benimle ilgili konuştuğumuz ilk konu "Lifli beslenemediğim gerekçesiyle olduğuna karar verdiğimiz bir açlık problemimin olduğu idi". Bu durumu konuşmadan önce, fizyoterapistimle de konuştuktan sonra "Lif İçeren Takviye" kullanmaya karar verdim ve siparişimi verdim. Sanıyorum son aylarda verdiğim en güzel kararlarda üst sıralarda yer alır. :))

4 Haziran 2021 gününden beri kullanıyorum ve o günden beri kontrol edemediğim, bitiremediğim, beni perişan eden bir açlık krizi yaşamadım. Meğerse benim ihtiyacım buymuş da, ben bilememişim resmen!

Farmasi'ye girdiğimden itibaren, kullanmam dediğim ilk takviye idi Lif Takviyesi. Çünkü sebebim vardı; ben suda eriyen vitamin ve minerallerin tadını hiç sevmem. Midemi bulandırır hepsi ve benim suda eriyen Lif takviyemiz için de bu tarz bir önyargım vardı. Sonra eğitimlerde söyleyenler ve kullanıcı memnuniyetleri bunun aksini söyledikçe; bir de benim kullanmamı gerektiren ihtiyaç dolayısıyla sağlığım tehdit edilince, "Tamam, alıyorum." dedim ve aldım.

Yorumumu yapayım; zerre kadar mide bulandıran bir içeriği yok çok şükür. 12 gün oldu ben kullanmaya başlayalı bugün, "acaba alışkanlık yapar da tadı kötüleşir mi birkaç gün sonra" demiştim ama hala kolaylıkla içiyorum çok şükür. Hiçbir tadı yok, boş su içiyorsunuz işte. 12 gündür gereksiz açlık çektiğim durumlarım bitti, doyduğum noktalarda durabiliyorum ve artık kan şekerim düştü gibi bir mevzum olmuyor! :) Lif kullanmaktan çok memnunum ve hem lif ihtiyacımı karşılamaya devam edecek hem de doyuruculuk özelliği sebebiyle zayıflamamama da yardımcı olacak umarım. Kullandığım ilk gün kullanım videosu çekmiş ve içmiştim, IGTV videosunu hazırlayıp İnstagrama atmıştım; o videoma buradan ulaşabilirsiniz... :)

Bu arada bizim Farmasi Nutriplus Lif Takviyemizin kutusunda, 60 stik formunda şaseli lif paketi bulunuyor. Günde sabah ve akşam yemeği öncesi olmak üzere iki kere kullanıyorum, çünkü bu şekilde düzenli kullanılmasını öneriyoruz. Fayda görmeyi sürdüreceğime can-ı gönülden inanıyorum... Bir ay bittikten sonra tekrar almayı düşünüyorum ve en az 3 ay bunu devam ettirmeyi düşünüyorum. :) Sipariş etmek veya üye olup benim gibi indirimli almak isterseniz, bana mail adresim üzerinden ulaşabilirsiniz. =))


Geçen hafta nicedir odamı toparlayacağıma dair girişimimi yeniden gerçekleştirebildim. Kitaplarımın bir kısmını yine bağışlamak üzere ayırdım, 1 senedir kullanmadığım ne varsa ya attım ya da elden çıkardım. Derken ben kendi kendime yine bir rahatladım... :)

Eskiden bir iki şeyi ancak elimden çıkartabiliyordum. Benim için o kararı vermek zorlu idi. Ama şimdi kullanmasam da benimle durmasına alıştığım notlarımı da çıkarabilir ve bu kararı bir an önce verebilir hale geldim. (7 aydır beklettiğim gerçeğini görmezden gelin lütfen!)

Bir sürü kağıt çıktı, bir sürü gereksiz eşyalar ve her defasında nedenini anlamasam da, kendimi kandırmalarım yoktu bu sefer... Ekpss 2020'ye hazırlanırken tuttuğum notlarımı, kağıtlar için geri dönüşüme attırmak şartıyla elimden çıkardım misal. Kitaplarımı bağışladım ve epeydir bu kadar elimden kitap çıkarmadığımı farkedip kendimi iyi hissettim. Benim okuduğum ve bir daha okumayacağımı düşündüğüm kitapları elimde tutmamın bir gereği yok zira! 

İçinde bulunduğumuz zayıflama maratonu gereğince, gün içerisinde bir kez kahve içiyorum ve sade kahve içemeyen ben çok güzel bir alışkanlık kazandım. Hayatımda içemediğim kadar Hindiba kahve içer oldum. Filtre kahvede de, benzerlerinde de acı bir tat ve mideyi yakan bir durum var ya; işte bu kahveyi içince öyle bir durum olmuyor şükür ki. Artık sade kahve içebiliyorum ben de ama Hindiba Kahve olmak şartı ile... Zira denedim, Türk kahvesini içtiğimden sonra hala midem ağrıyor ve klasik kahveyi de sade içemiyorum. Onlar benim için sütlü olmalılar, midemin ağrımaması ve bir 5-6 saat kadar acı çekmemem için! Acı Kahve içemeyenlere, ısrarla Hindiba Kahvemizi öneririm; böyle bir içim rahatlığı ve iyi hissettiren sadece kahve daha yok bence... :)


Siparişleri beklemek kadar, onları açmak ve de fotoğraflayarak videolayarak İnstagram Reels yapmak da benim için bu sıra ayrı bir arınma türü oldu. Fotoğrafları ve videoları, yaşadığımız dönem gereğince çekiyoruz; ama onları paylaşarak bir işe yarar hale getiriyoruz ya hani, bence bu da yeni dönemde üretmenin bir parçası... Tabi dozları ayarlamak ve plan programla hareket etmek gerek yine de!

Eski paylaşım yapmalarıma, yeni düzenlerle geri dönüş yaptım yani kendimce. Bu durum her şeyi ama her şeyi saklama isteğime ve de kendime saklama ihtiyacıma önlem oldu aslında. Kendime aldığım notlarımı da hikayelerimde paylaşır, kimse yazmasa bile birilerine ulaşabilir olmaya çalışır halde olmak iyi geliyor. Olabildiğince çok paylaşım da yapıyorum yine ve hiç yapmam dediğim "Reels ve IGTV hazırlamalarına" da girişir oldum bu sıra... 

Misal şu üstteki resimlerin yer aldığı Reelsimi de buradan ulaşarak izleyebilirsiniz, ben izlemenizi çok isterim... :))

Bence insanın kendini aşması, kişiyi mutlu hissettirdiği sürece iyi bir şey. Ben bence kendimi aştığım o çizgideyim. Sadece garip bir şekilde içinde bulunduğum birçok hali daha önce yaşamamış olduğumdan ötürü, zaman zaman rahatsız ve de benim için uygun değilmiş gibi hissediyorum hala. Gereksiz kuruntularımı bir durup düşününce, "Hayır ya, ben büyütüyorum. İşte bak mutluyum!" diyorum ve kendime gelmeyi başarıyorum yine. Geçen sene bugünlerde, böyle durumlar olacağına dair hiçbir beklentim yoktu. Ama umudum hiç bitmedi doğrusu, inancım da umudum da iyi ki vardı! Allaha güvenim sonsuz, bugünümüze çok şükür... (:


31 Günlük Mekik maratonlarımı hatırlıyor musunuz? 2,5 sene öncesinde yapıyordum sıklıkla. En son geçen sene senede bir kez yapıp, bir daha da yapmamıştım ki; "madem bir zayıflama maratonuna başladım, bunu bir mekik ile de hem sıkılaşma hem de kaslarımı ekstra çalışma olarak destekleyeyim!" dedim...

İyi ki yeniden başlamışım, bugün itibariyle 28. Günüm ve ben nefes açısından da bir kerede çekebildiğim mekik sayısı itibariyle de baya başarılı durumdayım... =))

31 günlük mekik maratonunun bendeki kuralları çok basit; o gün yazan mekik sayısını ya ikiye bölerek ya da bir kerede, tercihinize göre mutlaka çekiyorsunuz. O gün çekemedi iseniz eğer, ilk günler telafi etmeniz şart değil (alışana kadar). Ama sonrasında 15 günü geçtikten sonra, unutsam bile ertesi gün telafi etmeye çalışıyorum... :)

Bu maratonun günlüğünü de, bloğumun instagram adresinde -yillargecerkendidem- arşivlenmiş şekilde paylaşıyorum. 31 günlük bitene kadar devam. Bir dahakinde sıfırlayacağım yeniden paylaşacağım işte. Öyle düşünüyorum. 31 günlük maratonum bitsin, bir hafta dinlenip kalan günlerde devam edeceğim... (:



Kitap okumaya dönmek çok zor oldu ama bu ay döndüm sanıyorum ki... Senenin dokuzuncu kitabı oldu Goblin; aslında geçen ay yarım bırakmış ve tamamlayamam diye düşünmeye başlamıştım. Bir günde karar verip yeniden elime aldım ve bitirdim. Kararım hala aynı gerçi, hikayenin bütünlüğünün ve inandırıcılığının olduğunu düşündürmüyor bana kitap. Dizisini izleyeceğim, bence o beni inandırır. :)

Mayıs ve Haziran katalog incelemelerle geçti, geçiyor; üstteki katalog resimleri geçen haftanın sonuna doğru katalog üzerinde çalışmalar sırasından. Bu işin içinde olmak iyi hissettiriyor kendimi. Açık davranmam gerekirse, kendim gibi sabırlı ve çalışmaya hevesli kişiler bulmaya hevesliyim. Herkesin sabırsızlandığı ve kolay para kazanmayı arayışları içerisinde, emeğin değerinin umursanmadığı dönemde yaşıyor olduğumuzu hala kabul etmek istemiyorum. 

Karşıma çıkan çoğu kişi, "çabuk olmuyor, daha öğrenilmeden ve benimsenmeden sıkıldıkları, denemeden pes ettikleri için" anlaşamıyor konumda oluyoruz. Soruyorum size, kolay iş diye bir şey var mı? Öğrenmeye hevesli olursanız ve denemeye gerçekten gönül verirseniz o iş değil midir kolay olan? Bildiğinizi kolay görmez misiniz? İşte Üzücü olan bu ki, denemeden olmayacağını iddia edenler çoğunlukta. Dilerim karşıma çıkar ekip arkadaşlarım, en hayırlısıyla...



Arınmalarla Dolu Maratonlar; öğretiyor, eğitiyor ve de beni iyi yönde etkiliyor işte bu sıra. Yazımda gördüğünüz gibi, okuduğunuz gibi; sadık okuyucularım var bence, az ya da çok görüyorum onların sayılarını yazı yazınca mutlaka. Sizin maratonlar nasıl, bir terslik var bu işte deyip kesin kararlarla dolu arınma maratonları başlattınız mı? 

Benim son 17 gündür çok güzel bir karar verip sürdürdüğüm bir maratonum daha var mesela; mutlaka 12den önce yatakta olmak, telefonun internetini belli bir saatten sonra kapatıp uyumak ve bir de artık hep 9.30'da uyanmak... İşte biraz da bu düzen düzeltti benim son günlerimi...

Haziran çok iyi geldi geçiyor, size de iyi gelsin inşallah e mi! :)

Sevgilerimle, görüşmek üzere... =)

31 Mayıs 2021 Pazartesi

Mayıs'ın Da Sonuna Geldik - Mayıs 2021


2021 Mayıs ayının da son gününden yazabiliyorum, sağlıcakla gitsin Mayıs da gelsin Haziran sağlıcakla inşallah... :) Bu sene ya ayların başlangıçlarını yakalar ya da ay sonlarında mutlaka bir yazıyla uğurlar oldum. Güzel bir gelenek oldu bence, bakalım sene sonuna kadar daim olacak mı; göreceğiz... =)


Geçen hafta başında, yeni evimize taşındığımız Ocak 2020'den beri kullandığım odamın yerini değiştirdik. Artık bir yan odada kalıyorum ve kendi yatağımla karşımdaki yataklı koltuk da ablamlara gitti. Bana Mercan halamların evinden daha geniş yeni yatak geldi. Sağlıcakla yatmayı diliyorum şimdi... 

Yatağım ve yatış pozisyonum değişeli bir hafta oldu ve hala tam anlamıyla yeni yatış şeklime alışamadım. Nispeten geçen hafta pazartesiden bu yana biraz olsun alışma emareleri varsa da, her sabah hala kasılmış halde uyanıyorum. Bacaklarım hiç rahat uyuyamıyorum daha...

İşin aslı 2018'den beri sol tarafıma yatmayı alışkanlık edinmiştim, öncelikle midem ve kalbim açısından böylesinin daha rahat olduğundan sebepti. Geçen hafta başından beri resmen sağ tarafımda yapışmış kaslarım yırtılarak açılıyormuş gibi hissediyorum. İlk günlerimi resmen birileri kol ve bacaklarımı öyle ölümüne çekiştirmiş gibi uyandım ki, imkanı yok o acılar gitmeyecekmiş gibi geçirdim günlerimi...

Çok şükür ki o şiddetli ağrılar fizyoterapistimin de dediği gibi geçti. Şimdi yerlerinde bir kas tembelliği diyebileceğim hareket etmekte zorluk çekme durumları kaldı. Umuyorum ki zaman içinde nasıl soluma yatmaya alıştıysam, sağıma yatmaya da öyle alışacağım inşallah... İşin özü şu ki, normal insanlar daha çabuk alışabiliyor ama kaslarını çalıştırmakta zorlanan ben daha zor alışıyorum. Acılara tahammül etmesi benim için biraz daha zor ama aslında iyi de tahammül edebildiğimi düşünüyorum. :)

Odamın yeni hali, pandemi başladı başlayalı Kağanım gelip kalmadıkça kullanamadığım yataklı koltuğumun gitmesi açısından da gayet ferah oldu. Zaman içine annem masamı bile bir kitaplıkla değiştirmeyi düşünüyor esasında. Öyle bir durumda odamda masaya ihtiyaç duyduğum zaman, salonda kullandığım portatif masamı kullanmayı düşünüyorum sonra... Değişiklik iyidir ve son durumdan bugün itibariyle memnunuz çok şükür işte. Umarım bir daha tek tarafa yatma durumum olmaz da, kaslarım çok iyi durumda çalışır ve yatağımdaki uykularımla kaslarım her defasında iyice dinlenebilir duruma gelir. Malum şu sıralar erkenden ve kolayca uyuyabiliyorum ama ona rağmen yorgun uyanıyor haldeyim...


Erken uyuyorum demişken; Mayıs 2021'in son haftasının ortasından beri erken yatma uğraşlarımı ciddiye alıp uygulayabilir durumdayım. Bunu içinde bulunduğum Farmasi ekibime borçluyum, çünkü beraber uyku düzenimizi oturtma kararı verdiğimiz bir arkadaşım var. Uyku düzenini oturtunca, sağlık durumlarımız da oturacak gün içindeki düzenlerimiz de bizce. Çünkü malum ki, kilo alma ve verme durumunun düzgün beslenme ile ilişkisi olduğu kadar düzgün bir uyku düzeniyle de doğrudan ilişkisi var! 

Düzenli uyku uyumayınca ne kilo verebiliyorsunuz ne de gününüzü verimli şekilde sürdürebiliyorsunuz. Ben bu sıra oldukça kilo almış biri olarak söylüyorum; sabaha karşı uyuyup, öğlen olurken uyanmak beni çok kötü etkiler hale gelmişti. Son dört gündür göz ağrılarım bile azalmış durumda resmen! En güzeli de bugün oldu; resmen öyle dinç uyanıp, kendimi gün içinde o kadar iyi hissettiğim bir gün geçirdim ki... Nazar değmesin; bundan sonra yatışım 12, kalkışım 9:30 inşallah.. :)

Ha muhabbet üstteki resimleri es geçmesin; Mayıs'ın bu son haftasında başladım işte, Nicholas Sparks'ın Aşka İnanıncs adlı kitabına. Uyku düzenimi ayarlama uğraşlarımda hep bu kitabımı okuyup uyudum sonrasında. İnsan bir kez düzensizliğe alışınca, eski meşguliyetlerini bile unutuyormuş ne yazık... Hatırlamaya ve iyi olan şeylere tutunmaya gayret ediyorum bu sıra... :))


Bu kolajdaki resimleri sayıyorum sağ baştan olmak üzere; yer yatağı salı günkü fizyoterapi dersimin öncesinden, Defnemin oturuşu Cuma gününden ve yatağımın yanındaki gece lambamın fotoğrafı ise Cumartesi'nin ilk dakikalarından... Beni bu hafta şu üçlü görüntüler ve benzerleri sakinleştirebildi işte...

Fizyoterapi derslerim çok iyi geçti ama derslerde de farkedilen çok fazla kasılmış olduğum idi yine. Ben derinden hissettim, fizyoterapistim İsmail yüzeyden... Derken ders bitti Salı ve Perşembe, Kağancım kendi derslerinde idi Defnoşuma koştum yine. İki ayağının üstüne oturmasına bayılıyorum bu sıra. Kaplumbağa desen yalan olmaz, saklıyor kendisini resmen kabuğuna!! :) Maşallah kuşuma... 

Gece okumalarımı ihmal etmedim, gündüz internet üzerinde araştırmalarımı sürdürdüm ve ben yine olabildiğince "ne yapabilirim" düşüncelerimi es geçemedim. İlerlemeye devam ettiğimi düşünüyorum, yerinde saymadığıma eminim... Ama hani siz elinizden geleni yaptığınız halde bazı şeyler de yolunda gitmez ya, o hissiyata kapılıp kendimi bırakmamam gerektiğinin bilinciyle savaşıyorum şu sıra...

Yani benim çevremde her şey çok güzel gidiyor aslında ama benimle beraber bu yola yüreklilikle çıkmaya heveslenen kesim hala kendini geri çekmiş durumda. Onlar da bu alanda boy gösterebilir, bana güvenebilir olsa; her şey daha yolunda gidecek aslında... Zor olan insanları denemeleri gerektiğine inandırmak meğerse, anlamaya başladım zaman içinde! :)


Ve dün, bir haftayı daha geride bırakırken; birkaç komşu ile apartmanımızın arkasında bitki çayı keyfi yaptık beraber... Uzun aralıklar içerisinde bir araya gelebiliyoruz, misal bundan önce görüştüğümüzde de bayramın ikinci günü idi! :)

Normalleşmeye çalışırken içinde bulunduğumuz dönem adına hassas da davranıyoruz, ama artık sosyalleşmek adına elimizi taşın altına sokmaya cesaret de bulabiliyoruz. Çünkü bıçak kemiğe dayanıyor, her birimiz affedilebilir çıkışlara başvurabilir hale geliyoruz...

İşte biz de dün küçük bir çıkış yaparak, açık havada bitki çayı içip sohbet ettik; başlamadan öncesinde fotoğraflar çektim ve birkaç video da çekip birleştirdim Reels videosu yaptım. Burada bulabilirsiniz o videomu da... :)

Haziran dilerim ki yasakların son bulmasıyla, iş emek sağlık ve de mutluluk bereketiyle evlerimize gelir... (Amiin) 

Bu arada dünü akşam üzeri ablam ve yeğenlerimle kapattık; çay keyfi yaptık beraber, ben kendi beslenme listemi düzenledim ve yeni haftaya da pamuk gibi uyandım. Dilerim daim olur, hiç bozulmaz kurulan iyiye doğru olan düzenlerimiz... :)) Sağlığımız da keyfimiz de hep yerinde olur...


Yeni haftaya ben bir sene öncesi ve bir sene sonrası karşılaştırması yapabilme imkanımla başladım... :) Haziran böyle bir farkındalığın sonrasında geliyor işte, o farkındalık şu ki; geçen sene canımı sıkabildiğim kadar, şimdi sıkmıyorum değiştiremeyeceğim mevzular karşısında. Aslında hayat hala aynı derecede yolunda gitmiyor çoğu zaman; kısmen ben yetemiyorum, kısmen o ne istiyor benden karar verememiş oluyor.

Sonuç olarak, bir sene sonra hiçbir önemi kalmamış canımı sıktığım o mevzu bugüne etki edemedi. Sadece canımı sıkıp o günümü heba ettiğimle kaldım belki biraz. 

Mayıs sonu Haziran başlangıcı öğüdü olsun o zaman; 1 sene sonra bir önemi kalmayacak şeyler uğruna canımızı sıkmayalım. Öyle bir ay olsun, ardından gelenlere de örnek olsun... :) 

Mutlu, umutlu, verimli ve bereketli bir Haziran olması dileğimle; hayırlı günler ve geceler diliyorum hepimize.
Sevgilerimle... =)




22 Mayıs 2021 Cumartesi

İçimden Geldiği Gibi Bir Hafta İncelemesi - 22.05.2021

 

Dolu dolu bir hafta da bitmeye yüz tuttu; ben daha da işimin gücümün başında ve bunu anlatabildiğim haftaları yaşayabiliyor olduğumu iyice idrak ettiğim bir haftayı daha uğurlamak üzereyim... :) Uzun cümlemden anlaşılıyordur, anlatacak birçok şey birikti; hadi yazayım madem, okuyuverin siz de olur mu? (: Sevgilerimle... 


Tam kapanmanın üstüne, rutine dönmeye çalıştığımız bir açılma ile başladık bu pazartesi haftaya. Ah nasıl başlayıştı öyle! Sabah baş ağrısıyla uyandım önce, ama sonra önlemimi alıp devam edebildim güne... Biberli Balsamım sağolsun, baş ve boyun ağrımı aldı götürdü çok şükür. :)


Biz artık iyiden iyiye balkona çıkmaya başladık, üstte gördüğünüz dolap balkonumuzun yeni mudavimi üstelik. Bayram öncesinde takılmıştı dolabımız, artık hem birçok eşyamızı toparlayacak, hem de düzenli bu görünüm sayesinde vakitlerimiz daha keyifli geçecek. Allah ağız tadıyla kullanmayı nasip eder inşallah... Balkona geçtik geçmesine ama havalar bir soğuyup bir ısınıyor; hırka giyinsem mi giyinmesem mi birçoğunda kararsız geçirdim haftayı. Misal bu hafta ilk iki gün sıcak, üçüncü gün ılıman, sonraki günler de serindi! Hayır olsun inşallah; yaza gireceğiz dedik giremedik, kıştan çıkacağız dedik çıkamadık! :)

Neyse, Pazartesi sabahı babamla balkonda kahvaltı ve öğlene doğru artan baş ve boyun ağrım derken; annem çocuklara bakmaya ablamlara giderek, ben haftaya alerjik nezlemin yan etkileriyle başladım. Çok şükür ki, öğlen salona geçtiğimde aklıma geldi; önce biraz uzandım, sonra baktım hala geçmiyor "biberli balsam"ımı sürdüm şakaklarıma ve boynuma. 10 dakika sonra hiçbir şeyim kalmamıştı resmen. Zaten hep söylediğim gibi, Farmasi'ye beni başlatan "daha indirimli şekilde biberli balsam ürününü alabilme amacım idi" diye... Tam kapanmanın son günleri kasılmalarımla dolu dolu geçti ama çok şükür fizyoterapi günümün öncesinde kasılmalarımı da iyi toparladım yine de...

Pamuk ne ki orada görünen derseniz; benim tam kapanma bittikten sonra aldırdığım ilk şey pamuk oldu inanır mısınız! derim. Çünkü öyle oldu... :) Tam kapanma başlamadan öncesi idi, pamuğumun iki avuç kadar kaldığını farkedip babamı markete yollatmıştım. Ama meğer geç kalmışım, toniğimi cilt bakım serumumu ve aseton benzeri ürünlerimi sürmek için kullandığım pamuğu "temel ihtiyaç olmadığı için" satmamaya başlamışlar... Hepimizin garibine giden birçok ürün satıştan kaldırıldı malum, "Ama pamuk benzeri ürünler de kaldırılmaz ya!" diye düşünüyordum işte... Meğer pandemi "daha garip ne yaşayabiliriz ki?" diyerek geçmeye devam edecekmiş ülkemizde, her defasında daha da garibini yaşatarak üstelik! :)
 


Salı günü fizik tedavi egzersizlerime dönebildim şükür, 3,5 haftanın ardına o kadar hamladığımı hissettim ki ders boyunca; kendimi kötü bile hissettim resmen! Her yerim kasılmış, kaslarım yorulmuş ve de bazı egzersizleri kısmen yapamıyor ve belki de yapmam için biraz daha zaman gerekecekmiş gibi hissettirdi. Şu üst kolajda sağ tarafta gördüğünüz bacağımı gerdirme hareketi en basitinden canımı acıtmıyordu işte; 3,5 hafta öncesinde! Fizik tedavi o kadar önemli ki ben gibi hastalar için. Ben kendi hastalığı alanında birçok konuda "nispeten" en iyi durumda olanlardan biriyim; yürüyemiyor olmama rağmen üstelik! Benden daha kötüleri var ve geçen seneki gibi 3,5 aylık bir kapanmayı birçoğumuz yine atlatamaz. Rica ediyorum, ne olursunuz "hangi kurallara uyulması gerekiyorsa sizler de uyun! Ki bizler de şu dönemin içerisinde kurunun yanında cayır cayır yanan, yanmayı geç anında kül olan kesimden olmaya devam etmeyelim!" SÖYLEMEK İSTEDİM, YENİDEN...

Bu arada Salı günü yazısını da yazdığım gibi, yaşadığımız ilçe olan Gemlik'in yerel gazetesinde "bayram içerisinde geçip giden Engelliler Haftası için" bir yazı yazmam istenmişti. Bayramdan da öncesinde konuşmuştuk Reyhan ablamla. O gazete yazısına buradan da ulaşabilirsiniz tekrar, benim Reyhan ablamın köşe yazısında yer aldığım ve kendimi "engelliler içerisinde bir Didem'i" anlattığım köşe yazımızı okumanızı çoook isterim... <3 =)


Haftanın üçüncü günü, bayram içerisinde siparişini verdiğim ürünlerim geldi; içerisinde siparişlerim de vardı, bizim ihtiyaçlarımız da... Bu nasıl bir duygu biliyor musunuz, hem iş yapıp hem de kullandığın ürünlere gönül vermek demek... Gerçekten kullanmadığım bir ürünü satmıyor oluşum bana kendimi "boşuna bir iş peşinde" hissettirmiyor. Yani ürünleri satmak, sorun gelirse bile onlara yardımcı olabileceğimizi bilip güvenmek, hem iyi bir şirkette hem de iyi bir ekipte olup bir de işler yolunda gidince duyulan mutluluk. "Çok şükür ya, 10 sene beklediğime değmeye başladı resmen" dedirtiyor...

Ekibimde olup her fırsatta ekibimle işimle meşgul olmak artık "tam zamanıymış" gibi hissettiriyor bu ara. Yani keyfim yerinde ve aklım sürekli "daha neyi nasıl yapabilirimin derdinde." :) Bu sayede sosyal medya hesaplarımla da daha haşır neşirim, kendim için durmayıp daha da çok yol alır haldeyim. Ne var biliyor musunuz, "kendi işimizde kalmak" diye bir deyime değinmiş Byron Katie, Olanı Sevmek adlı kitabında; iki gün önce aynen böyle hissettim, kendi işimde kalıp yoluma bakıyor hisseder haldeyim. Çok şükür... 

Üst kolajda görünen mavi çanta var ya, o bizim yeni çıkan Aqua cilt bakım serimiz. Obenim hediyem işte. Şirketimizin bana ve benim gibi çalışan kişilere, aylık siparişlerim sırasında verdiği teşviklerden biri. :) Biz ekipte birçok teşvik hediyeleri alıyoruz, satış yaparken kazandığın kadar hediyelerle de kazancını devam ettirmek çok güzelmiş ya. Her şey tamamiyle iyi gidiyor diyemem, elbet aksaklıklarım oluyor ve ne kadar uğraşsam da bazı şeyler olmuyor; ama devam ediyorum, çalışıyorum, emek verip kazanıyorum. Bunun hissiyatı çok tatmin edici... İşte bu yüzden, ekibime isteyen çalışacak çabalayabilecek herkesi bekliyorum. Eminim ki zaman içerisinde benim gibi bir sürü ekip üyesi bulup iş arkadaşı edineceğim kendime. İnancım da, güvenim de tam; Rabbim yolumu açacak git gide, çünkü çabalıyorum ve elimden geleni yapıyorum... =)


Haftasonuna yağmurla girdik sonra; eğitimler de tam gaz ilerlerken, akşamlarımı salonda veya odamda geçirir oldum. O derece soğudu ki bir ara havalar, balkonda oturamadım akşamları da. Dün yağmur yağarken bugün hava günlük güneşlikti sonra... Diyorum ya, ne zaman ne giyeceğimi de bilemiyorum. Yorganı üzerimden atmıştım "yanıyorum!" diye, geri aldım bu hafta "üşüyorum." diye. Neyse, bir şekilde yine yaz gelir umarım "çok da kanırtmadan bizleri!" :) Ben yaza hep hasretim malum, pandemi de geldi "deniz yüzü bile görmedim." Sağlık olsun da kavuşalım deniz kum ve güneşe inşallah... (Çook amiin)

Bugün sabah, beklediğim bir kargom geldi önce; kendime bir cüzdan almıştım, kahverengi ve uzun. Önce onun mutlu etmesine odaklanmış, umduğum şekilde bir cüzdanı edinmiştim ki bir başka kargo daha geldi. Üstte gördüğünüz baş harfım, ismim ve soy ismimin yazılı olduğu kupa hediye geldi. Kimden derseniz; beni şimdi çalıştığım "Farmasi Altınbaşak" ekibine davet eden ve onun alt üyelerinden biri olmakla mutlu olduğum lise arkadaşımdan... (: Hem başarılarımı tebrik etmek istemiş hem de beni mutlu etmek. O kadar mutlu oldum ki, küçük gibi görünen büyük bir şey bence; birini hem değerli hem de doğru yerde hissettirmek çok mühim. Artık benim de ismimin yazılı olduğu bir kupam var! (Buraya bir gözlüklü ifade alabilir miyiz...) "İyi ki benimlesin" demiş arkadaşım, gerçekten karşılıklı böyle hissetmenin değeri paha biçilemez; iyi ki bu ekiple ve arkadaşlarımlayım... <3


İşte bugün göğe bakarak, bir yandan çalışıp bir yandan bizi ziyarete gelmiş ablam ve yeğenimle vakit geçirerek, beraber kahve içerek geçirdim günümü. Sakin bir gündü ve biten haftayı çok güzel düşündürdü... Bir kötü haber de aldık maalesef dün; bir arkadaşımızın babası vefat etmiş, ekip olarak onun sessizliği var. Üzgünüm aslında biraz da bugün, rica etsem arkadaşımın babasının ruhuna okuyabildiğiniz duaları okur musunuz? Şimdiden okuyan herkese teşekkür ederim... Arkadaşıma çok sabır dileyin olur mu, hep babacığına rahmet onlara sabır diliyorum. 

Birkaç gündür aklım arkadaşımda. Aile gibi hissettiğiniz kişilerle vakit geçirirken daha derinden bir empati peydah oluyor acılar karşısında. Şu an ne hissettiğini sezebiliyorum ama sadece sabır dileyip geçmek zorunda kalıyorum ya, aslında daha fazlasını yapabilmeyi diliyorum. Keşke daha fazlasını yapabilsem, yapabilsek ya da... Pandemi döneminde hepimiz hisleri derin yaşasak da, yan yana yaşayamıyor olmak bizleri yakar oldu bence. Tamam, ben gidemiyorum gidemezdim yanına ama bu dönemde hiç kimse yeterince gidemiyor ya "acıları bile paylaşmaya!" Bizi bu durum zora sokmaz inşallah... Sarılmak istediğimiz kişilere sarılamıyoruz, en yakınımızdakine bile "gel sarılayım" diyemiyoruz; büyük eksiklik ve eskiye dönülebilecek mi acaba sırası geldiğinde merak konusu... En azından benim için öyle!



Mayıs bitimine 7 gün, yılın ilk yarısını bitirmeye 1,5 ay kaldı. Bazen inanasım gelmiyor, zor mor derken nasıl yedik onca zamanı? Değdi mi, yeterince emek verdik mi, çok mu kaçırdık her şeyi; herkesin son 2 aydır benimle bu şekillerde düşündüğünü iddia edebilirim ama ispat edemem işte... 

Sağlık olsun, tamam geçsin gitsin de zaman ama Rabbim acı çekenlere sabır versin; kaldıramayacağı yükü yüklemesin inşallah...

"İçimden geldiği gibi yazdım yine." İyi, kötü, eksik, fazla; ben ne yaşıyorsam bu ara, elimden geleni fazlasıyla yapmanın derdindeyim aslında. Bir ara daha da fazlasına zorladım kendimi, olmayacak kadar fazlasına; az kaldı yokuşa sürüyordum işlerimi ama ekipten bir arkadaşımın da desteğiyle duruldum aslında. Ne yaparsan yap, isteyerek ve sakinlikle yap; severek yaptığın işi acele yapmanın ve kendini yıpratmanın hiç mi hiç manası yokmuş aslında. Çok ders edindim şu üç ayda, bunlardan biri de bu işte... :)

Yazımı bitirirken ekleyeyim, "öğrenecek çok şey varmış ama sakinliği elden bırakırsan her şey karışırmış" demek istiyorum. Karıştırmak üzereyken sakinleşebilmiş biri olarak. Bu durumu nefes egzersizlerime, arkadaş dertleşmelerimize ve sakin durup her uğraşı bırakıp gece düşünebilmelerime bağlıyorum. Şükür ki.. =)

Sevgilerimle...






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...