Yeğenim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeğenim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2021 Cumartesi

Pandemi Döneminde Normalleşme - 25.06.2021


Pandemi döneminde sayılı dışarı çıkmalarımdan birini daha gerçekleştirdim dün, üçüncü kez saç kestirme sebebimle. Bana kalırsa pandemi hala bitmedi, bitti gözüyle benden çok normalleşmelerin haricinde. Fakat yavaş yavaş normalleşmelere geçiyoruz biz de. Buyurun, bir normalleşme günü anıları anlatayım size... 


Sabah kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra banyo yaptık dün. İki gün öncesinden aldığım kuaför randevusuna geç kalmamak için hazırlanırken, başka işler de çıktı. O işleri halletmeye çalışırken telefonumu çok şarj da edemedim; ama üstteki fotoğrafları çekmekten de geri duymadım neyse ki.. 

Her ne kadar saçlarım yıkandıktan sonra gözüme güzel de gelse, artık hiçbir şekilde iptal etme gibi bir durum aklımdan geçmiyor bile. Saç kestirme saatimi keyifle bekliyorum resmen! Üst kolajda da gözüküyor zaten, öyle bir rahatladım ki dün; anlatamam ki, "kısa saça alışan bilir" diyeceğim yine! :)

Bu sefer saçlarımı Olcay Baykız Kuaföründe kestirdim. Gemlik'te yılların kuaförüdür aslında, ama ben ilk defa gidebiliyorum. :) Sonuçtan memnunum tabi, bu sefer saçıma önleri biraz uzun bir saç kesimi yapıldı. Kullanmakta biraz acemi hissettim kendimi, önlere de kısa alışmışım baya. Ama baya iyi yakıştı doğrusu... 


Bu saç stilim hem önümüzdeki haftaya hazırlık, hem de önümüzdeki bayrama aslında... Kısmetse önümüzdeki haftaya bir programa katılacağım, çok sevdiğim ve destekçim olan bir abla beni canlı yayın programında konuk edecek. Hal böyle olunca insan epey bir heyecan yapıyormuş. 30'undan sonraya kadar bekletecektim de, saçlarım çok biçimsizleşince ve program tarihi de biraz öne çekilince; randevumu almayı geciktirmedim daha fazla... :)

Bu programda hem benim girişimciliğimi konuşacağız, hem de beraber bir şeyler okuyacağız. Ben bu teklifi alınca hiç ikiletmeden kabul ettim biliyor musunuz? Şimdi de kamera karşısında nasıl duracağım ki acaba diye merak içindeyim! (: Aslında en çok fotoğraf çekinenlerden biri olsam bile, video çekimi konusunda kendimi fotojenik bulmayanlardanım ben de. Ama ne sözümden dönerim ne de dönmek isterim, bir kere cesaret ettim ve o cesaretimi kırmamalıyım... 

Bu da normalleşmenin benim için bir parçası aslında, Yelda ablamın programında yer alacak olmak benim normalleşmeme ve kendimi anlatırken yeni düzenime alışmama cesaret verecek bence bana... Hadi en hayırlısından Rabbim yardımcımız olsun, hiçbirimizi utandırmasın. Nice yenilikler bizlerin olmaya devam inşallah ve de çok şükür... =)


Dün biz kuaförde iken annemle beraber, Defnem ile dedesi de sahil turunda idiler. Parkta oynamışlar, arkadaşlar bulmuşlar, kuşları kovalayıp yorulmuşlar bile. Kuaförden çıkınca biz de yanlarına gidiverdik, Defnem su içindeydi resmen! :) İlk sahil turumuzu yaptık minik kuşumla da yani, daha nicelerine olsun; pandemi döneminde normalleşmemiz benim için en çok da bu anlamda dün başladı işte... Bitmesin de inşallah!

90'lı yıllardan beri Gemlik'li olmanın bir kuralı var ise eğer, o da sahil turlarımızı çok net biliyor ve yineliyor olmaktır. İşte biz bu sahil turlarının bundan önceki en sonuncusunu 29 Ekim 2019'da yazmıştık, arkadaşım Haticemle... Düşünün artık benim için nasıl bir yenilikti yarım da olsa sahil turu yapmak. 

Eski sahilin başlangıcında babamları yakaladık, yeni sahile doğru ilerledik. Denize baktık, müsilaj biraz temizlenmiş onu farkettik. Sonra geri dönüp eski sahilden eski dondurmacımızın yerindeki yeni dondurmacıdan dondurma alıp yedik. Sonra dönüp arabamıza ilerledik... :)

Bunu Kağanımla yapardık, ilk defa Defnemle yaptık. Kağanım da biz bu saç kesim ve sahil turlaması yaparken, kuzeni Topraklarda oynamaktaydı işte. Tüm bunları normalleşme olarak adlandırabiliyor olmayı düşünmezdik 29 Ekim 2019'da, ama şimdi neler neler istiyor canım bir bilseniz... İsteyebiliyor olmak da, yapabileceğimize inanıyor olmak da çok güzel yeniden! 

Minik kuşum Defne diyordum; dün o kadar güzel oynadı ve de bizimle turladı ki, pandemi bebesi ne ara büyüdü diye gözlemlerken sarhoş etti yine bizi. Allahım sağlık sıhhat ve mutluluk versin kuzularımıza da, birçok ilki yaşayalım daha da. Şimdi beraber alışıyoruz, beraber çabalıyoruz ve yine her dönem olduğu gibi bu dönemi de büyük ölçüde kavramaya başlıyoruz... Ama bir farkla, Defneme hayatı öğretirken; biz de yeni bir hayatı kavrıyoruz sanki.

Daha nicelerine olsun; ne saç kestirmelere gitmeye, ne sahilde turlarken yerlere dokundu diye ürkmelere, ne de bizim gibi kanlı canlı insan hayvandan "bir şey olur mu acaba?" diye yaklaşmalarımızı sorgulamaya zamanımız olsun. Hepsini eskisi gibi korkusuz yapabileceğimiz günlere doğru dönüyoruz artık, inşallah aksi mümkün olmasın bir daha... :)

Sevgilerimle...





 


8 Temmuz 2020 Çarşamba

Gece Kuşu'ndan Notlar #7 - Bir Temmuz Meselesi


Gece Kuşu yazısı yazamayacak kadar garip bir düzenle uyuduğum günlerden sonra, yine bir notlar kısmında beraberiz şükür ki... :) Konumuz Temmuz, bu ayda doğmak mühim bir şey çünkü!! 


**

Biten gün ilk göz ağrım Kağanımın doğum günüydü, bir yaş daha aldı ve günü "keşke her gün doğum günüm olsa!" diyerek bitirdi... :) 8 yaş, teyzesinin küçüklük hayalleri ve istekleriyle bitti; büyüme hevesi, hep özel kalmak ve hep kendini yaşamak isteği. Böyle hissederdim ben de; yaş almaktan ürkmeye başlasam da daha sonra, hala sevmeye devam ettim doğum günlerimi. Hala şöyle düşünürüm; hep Temmuz gelsin, varsın "Kağanım da doğduktan sonra yaş almak garip gelir olsun" ama doğum günümün olduğu ayı her sene 1'inden 31'ine dek coşkuyla yaşamaya devam edeyim yine... :))

Şimdi bu bahsettiğim hallerde Kağanım var, "doğduğu günü seven, kendini de seviyor demektir" bence bir yerde. Kendine değer veriyor olması mutlu ediyor beni, her ne kadar bu sıra bazı davranışları ve düşünceleri yer yer değişmiş ve yeni normale adapte olmakta zorlanıyor olsa da benim yeğenim... Geçeceğini biz biliyor ve umuyor olsak da, o daha derinlerde yaşıyor son odaklanma durumlarını aslında...

Çok şey değişti hayatında; kardeşi doğdu, o sırada okulları kapandı, bir virüs dünyaya yayıldı, önce ciddiye almadı ve sonra okul rutininden sıkılmanın dahi saçma olduğunu, beterin beteri olduğunu farketti. Başta kardeşini kıskandı, sonra döndü deliler gibi sevmeye başladı. İlk görüşte vurulup ağladı, sonra yer yer kıskansa da vazgeçemedi yani... Şükür ki korona denen virüs, pandemi ortamında bize çok başka deneyimler yaşattı; zorlu zamanları yine ailecek yaşadık ve gitti...

Bugün bu yazıyı yazma gerekçem de, yine ilk göz ağrım yeğenime, birkaç söz bırakmak adına... Temmuz ikimiz için de değerli, yazlar ikimiz için de özel ve bu sene doğdu doğalı yaşadığımız en sıkıcı yazımız adeta. Her yaz denize girmeye alışmış ikimiz, her yaz beraber en az iki yolculuk yazmaya alışmış ikimiz için... Bir araya geldiğimizde olabildiğince vakit geçirmeye çalışıyoruz ama nevri döndü kuzumuzun, içinde bulunduğu durumu o kadar ciddiye alıyor ki; en dorukta yaşıyor tüm sıkıntılarını... Sağlık olsun diyoruz, bize göre hava hoş; bu da geçer, sağlık olsun. Çocuklar içinse hiç böyle değil, daha sonra anlayacak yeğenim de, biliyorum ki...

***

İstemsiz içimden birkaç şey söylemek geliyor ona, 8'ini geride bırakırken geleceğe dair öğüdüm olsun; halihazırda kavrayamıyor söylediklerimi çünkü... Yer yer kızmak durumunda kalıyorum, fevri tavırları ilerlemesin ve daha fazla değişmesin durumları diye. Seni çok seviyorum canım yeğenim...


- Büyürken hayatı kendini yoracak ve unutacak kadar ciddiye alma Kağan, bir o kadar da saygıyla önemsemeyi ve dikkate değer olan bütünleri görebilmeyi es geçme isterim. İlk göz ağrım, ne söylesek en azını anlıyorsun şimdi ama bu sözlerimi kavradığın gün de gelecek biliyorum. O zamanlar geldiğinde, "iyi ki" de, hiç pişmanlık hissetme. Oh çek, hayat hep gülümsesin ve seni de hep gülümsetsin..

- Senin yaşında ben de mi böyleydim, ya da bizler böyle miydik? Hiç hatırlamıyorum. Kendi adıma hatırladığım, iç dünyamın iyimserlikle kaynadığı idi. Sende gördüğüm ciddiyet adına şaşırıyorum bu ara doğrusu. Gün olur da bu yazılarımı okursan, "ki yavaş yavaş farketmeye başladın bile, yazdıklarımı okuyabileceğini" şimdiyi düşünüp "haklıymışsın teyzecim" demeni bekliyorum galiba. Tek bir lafın tek bir aksi davranışın, nasıl yıkıyor bizi bir bilsen... 

- Bir o kadar savunmasız, bir o kadar da umursamaz hallerin geçip gidecek elbet ama sonucunda mutluluğa bağlansın yeter ki. Doğum günlerindeki mutluluğun tarihlerden alakasız olduğunu, bana çektiysen eğer, 25. Yaş gününden sonra fark edeceksin. Esas seni mutlu edenin doğum günün değil, kendin olduğunu farkettiğinde, "Ben iyi ki varım" de kendine. Şayet o günler geldiğinde bu sözü hakettiğini de farkedeceksin, çünkü şu an kendine dahi çok yükleniyorsun...

- En iyi olmak, en çok bilmek. En fazla haklı olmak hiçbir zaman kıymetli değil; bunu kavramana daha biraz daha var muhtemelen. Ama o gün şunu unutsan da hatırlatacağım yine sana, önemli olan kendini mutlu yaşatacak derecede sevmek ve yaşamanın doğru noktalarına kollarını açmasını iyice öğrenmek aslında. Mutluluğu küçümsememeyi öğrenmen gerek, olumsuzluklar ile hayat ilerlemiyor sevgili yeğenim. Yerinde saymak ise, hiçbir işe yaramıyor...

- 8'i, 9'u, 10'u hep dolu dolu yaşa; ergenliği de sonrasını da... Hayatın en eksik noktası kendini sevmeyi unutmak, bunu asla unutma. Önce kendini, sonra da hayatı sevmeyi atlama. Bu ikisini var ettikçe hayatında, çevreni ve insanları oldukları gibi sevmeyi de öğretecek hayat sana..

- Acılara değil mutluluklara takıl, şimdiki gibi hep kötüyü görmeye devam etme. Diyorum ya, hayatı çok da ciddiye alma ama saygını da asla elden bırakma. Yürekli ol, saygılı ol ve kendini yaşamayı iyice öğren; ailen senin varlığına şükürlerle, dualarını senden eksik etmeyerek yanıbaşında olacak; Allah izin verdikçe... İyi ki doğdun Kağanım; benim hala 20 yaşımsın, ilk büyümesine şahit ve destek olduğum bebek, büyürken öğrettiklerinin kıymetli olduğunu kavradığım ilk çocuk... <3 Seni verene bin şükür... :))

****

Sekiz sene oldu öyle mi? En özel senelerimden biri dediğim 2012'nin üzerinden tam 8 sene geçti şimdi. Her sene bir cümle olsun bir şey yazmadan geçemediğim mevzudur, Temmuz'un meselelerinden ilki Kağanımın doğum günü artık... 20 gün sonra kendi doğum günüm adına senelik öğrendiklerim ve içimde biriktirdiklerim var olacak yine bloğumda... =) 

07.07.2020 de geçti gitti, Kağanım üzüldü yine günün bittiğine. :) İçimdeki küçük Didem öylesi hak verdi ki ona, hep doğum günü olmasını onun kadar istedi; mantıksız düşündü ve düşüncelerini dile getiremediyse bile...

Hayat güzel dedim sonra, yine şanslıyım, yine gündelik stresten uzaklaşma fırsatları var ve hep sevebileceğimiz bir şeyler bulabilen kalbimiz yaşama sevincimiz iyi ki bizimle. Bir ömür boyu da var olmayı sürdürsün inşallah... :)

Gece kafasıyla çok hatalı kelimeler kullanmış olabilirim ama gece kuşluğu bunu gerektirmiştir deyip geçelim lütfen. 8. Yaş fotoğrafımız 2020'nin doğum günü anısı oldu bu sene... Nice beraber anılar biriktirebilmeye, sağlıkla ve mutlulukla İnşallah... :)

Gece Kuşu'ndan Sevgilerle... (:

18 Mart 2015 Çarşamba

Ne Ara...?


Hayatın kendisi birçok sorgulama hadisesi ile doldurulabilir kapasitede biliyorum ama; bazen çok sık soruyorum hayatıma dair, Ne ara buralara geldik? Ne zaman bu kadar zamanı geride bıraktık? Bu sıra, yine sık sık kendimi tekrarlar vaziyetteyim. Kağanım beni ve bizi bir üzüyor, bir şaşırtıyor çünkü... :)



Mesela; geçen haftanın ardından, bu hafta biraz daha olumlu geçiyor günlerimiz. Asiliğimiz, biraz azalmış durumda. Bu hafta Pazar günü; annesi bizimle kaldı, sabahtan işine bizim evden çıktı gitti. Gece de rahat uyuduk, sabah ağlasak da biraz susturmak ve ferahlatmak daha kolay oldu Kağanımı...

Pazartesi günü, Yalova'ya Aktif Fizik'e gittik. Tedavi sonrası, giriş koridorunda oyunlar oynarken Kağan beyle, ister istemez düşündüm; ne ara hayatımıza girdi de, büyüdü yeğenim? Sanırım bu şaşırmam hiç geçmeyecek. Zevk bile alıyorum, sorgulamaktan. :) 


2,5 sene oldu Kağan'ım hayatımıza gireli. Değişik pozlar da vermeye başladık bu sıra yine ve daha çok. Üst resimdeki halimiz, poz vermelerimizden biri mesela. Maşallah, öyle de güzel hakim oluyor ki an'a. Ben çekene kadar bekliyor, bir de gelip kontrol ediyor. Beğenmez ise, olmadıysa tekrar geçiyor eski yerine... İnsan ister istemez; "bak bak şuna, neydi ne oldu sıpa..." diyor işte. :)


Sonra bir de annanne ile poz vermelerimiz var tabii. Bazen istiyor bazen istemiyor. Üstteki fotoğraf nadir olarak, yanında kabul ettiği fotoğraf... Beyefendi, tekli fotoğraf çekmelere de tutuldu bu sıra. Telefonu önümden çekip alıyor, kamerayı açıp bana uzatıyor "Çek, çek" diye. :) O da teyzesine alıştı, "Al al, kendi rızamla çek bari. Madem kurtuluş yok senden!" mantığını kullanıyor bana karşı artık. Akıllı çocuğun hali başka maşallah... :D


Ve son olarak; Annanneyi koltuktan kovmaya çalışma çabaları esnasında gıdıklanmaya tabii tutularak gafil avlanan Kağanımın anneannesi ile oyun haliyle son verebilirim yazıma. :) Ne ara büyüyecek Kağanım diyorduk, büyüyor. Ne ara yürüyecek diyorduk, yürüyor. Ne ara konuşacak diyorduk, bülbül gibi şakıyor. Allahım bozmasın, hepsine bin şükür. Ama çenesi bir açıldı kuzunun, pir açıldı.  İngilizce sayılar saymaya da başladık bu sıra, maşallah... Haftaya çok şükür iyi başladık. İyi bitirelim diliyoruz... :)


Ve bir haber vermek istiyorum;

Ben bu sıralar, çok sorguluyorum ve çok düşünüyorum yine. Hayatımı sorgulamadan geçirmeyi istemem de şahsen. Sorgulamak; acısıyla tatlısıyla bugüne kadar olan hayatı içine sindirmek demektir. Sorgulama, nereden nereye geldim demektir. Ve ben, çok üzüldüğüm ve sevindiğim anılarımı tamamen sorguluyorum daha çok. Aklıma geleni yazıyorum, bu olur bu olmaz diye kafamda kurguluyorum. Bir hayalim için, daha çok çabalıyorum bu ara...

Ne ara, bu noktaya varabildim bilmiyorum. Ve ertelediğim ve geciktirdiğim onca zamana biraz kızıyorum bu arada. Ve bunu da biliyordum, başlayabildiğim zaman hayalime "o bile büyük bir ferahlık ve sevinç dolduracak" diyordum. Ama ne ara, bilmiyordum. Meğer o ara, bu araymış. 2015 uğurlu mu geldi acep, ulaşır mı hayaller gerçeğine? Ne dersiniz? :) 

Bir yerden başlayalım iyi haberlere diyorum; nasıl başlayacağım derken başladım gibi nihayet. Ama dillendirmeye korkuyorum. Hayırlısı diyelim o vakit, hayaller ve rüyalar gerçek olsun inşallah... :)

5 Kasım 2014 Çarşamba

Uyuduk Da Büyüdük...

Kağan'ımdan sık sık bahsediyorum bloğumda, o benim canım yeğenim. Bana ilk kez teyzeliği tattıran ve ilk defa birinin büyüğü olma güzelliğini hayata gelişiyle sunan... Doğduğundan itibaren büyümesini bilinçle seyrederek ve onu korumayı ve sevmeyi yürekten gelen duygularla görev bilmiş teyzesiyim ben onun... Onun büyümesi ile ilgili yazdığım yazılar sınırlı, bundan sonra ona dair yazılarımı daha çok yazmaya karar verdim bu sabah. :)

Ben bu yazıyı yazarken, 2 yıl 4 aylığız. Yani 2 yaşı bitirdik, 3.yaşımızın içindeyiz Temmuz'un 7'sinden beri. Kağan'ım doğduktan sonra, ona dair hissettiklerimi ilk olarak burada yazmıştım. :)

Gelelim bugünkü yazımın sebebine; İlk yatak sohbetimizi yapmış olmanın haklı gururunu yaşayarak uyandım bugün. Ne zaman bu kadar büyüdü, ne zaman bana "Teyze" diye seslenip cevap verecek hale geldi; hayret ediyorum sık sık. Uyusun da Büyüsün dedikleri gibi, uyudukça büyüdü ve büyüyor kuzum maşallah... :)


Bilindiği gibi, kuzum hala yalnız yatamıyor. Kış geldi, annemle Kağan'ım benim odama geçtiler yeniden. Haftaiçi durumumuz böyle evde, onlar benim yatağımın ayak tarafındaki İkea'nın yataklı kanepesinde yatıyorlar bende yatağımda... Görüldüğü gibi onların yatağı benim yatağımdan büyük. :) 

Neyse gelelim konumuza; 

Bu sabah -dün sabah erken kalkmış olmamızdan ötürü sanırım- epey uyumuşuz Kağan'ımla. Annem kalkmış kahvaltısını bile yapmış, o derece... Saat 11:46'da telefonum çalınca, Kağan'ım uyanmasın diye eniştemin suratına kapattım telefonu. "Uyuyoruz" diye yazmaya giriştim enişteme saate bakıp, ama eniştem aynı dakika içinde ev telefonunu aradı bu sefer de. Kağan'ım da annem telefonu açana kadar uyandı tabii...

Neyse madem uyandık daha uyumamız mümkün değil, Kağan'ıma dönüp laf atayım dedim, "Günaydın Kağan" dedim neşeyle kuzuma. Uyku şeklinde mırıldanmaları sonrası, telefonuma geri döndüm. Annem geldi Kağan'ımla oynadı biraz, sonra da Kağan'ımın çorabını giydirdi gitti çay koymaya. 

"Yatak keyfi yapalım biraz kuzum, boşver kalkmayalım hemen." dedim Kağan'a, o da bana uyku mırıldanmaları ile cevap verdi tekrar.

 Telefonuma döndüğüm sırada "Tiyzeee" diye seslenen Kağan'ımın sesini duydum. "Efendim Teyzem" diye ona döndüğümde yüzüstü yatıp, ellerini de çenesine koymuş halde bana bakıyordu. :) 

Onun o halini hayranlıkla izlerken Kamerayı açmayı düşünemedim haliyle. "Tiyze, Dede?" diye sordu önce, ağzım kulaklarımda "Dede işte kuzum" dedim, "Baba?" diye sordu sonra "Baba da işte kuzum" dedim. Sonra annesini de soracak yine derken, "hıı, aşşaa" dedi. Ve ben kamerayı hazırlamaya çalışırken, kuzum aşağı indi Annannesinin yanına gitti bile. :) Canım benim...


Diyeceksiniz ki belki; Bunun nesi bu kadar garip ve güzel geldi? 

Biz Kağan'ımla teyze-yeğen olarak uyanmış ve yatakta sohbet ediyoruz; bu benim için çok hoş bir duyguydu. Aklıma kazıdım Kağan'ımın o halini, o duruşunu bakışını. İlk diyaloğumuz değildi dediğim gibi, benden önce uyanırsa "Tiyze kalk" diyor, geliyor bir şeyler anlatıyor, yanağımı okşuyor falan... Ama kuzumla o halde sohbet eder halde, "Büyüdükçe sohbet eder hale de gelecek miyiz acaba?" diye düşündüm ister istemez. Dilerim büyüdükçe de yakın oluruz böyle... 

Resimin nasıl ortaya çıktığına gelirsek, Kağan'ım tekrar annemin yanından odaya geldiğinde "Kuzum hadi yatta pozunu çekeyim" dedim. Sonrasında o yatağa geri çıktı poz verdi, bende çektim. Tabii hareketli kuzu ne yaparsınız, elini oynatmış ben onu çekerken. :) 

Hayat günlüğüm olan buraya kaydetmem gerektiğini düşündüğüm için de, bu yazıyla başlayayım dedim böylece; Kağan'ımla bize dair daha çok yazı yazacağım inşallah bundan sonra. Okudukça buraya yazdıklarımı, zamanla bizlere de daha net hatırlamada yardımcı oluyor işte. Bence bir bloğun en iyi okuyucusudur blog yazarı, "neler yazmışım acaba?" diye kendini değerlendirmeyi seven biri ise...

Son sözüm; Uyusunlar da, sağlıkla büyüsünler kuzularımız, Sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...