Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2019 Cumartesi

Seviyorum.. #7 - Buika


Yarım kalmış bu yazıyı da tamamlamanın zamanıdır şimdi. 2017'nin sonunda Buika'yı keşfettiğimi hatırlıyorum ama dönem dönem hala izlemeye ve dinlemeye bayıldığım nadir şarkıcılardan kendisi ve oldukça da az şarkısını biliyorum üstelik. Ama sesinin tınısı, şarkılarının anlamlarını bilerek ya da bilmeyerek hissettirdikleri güzel... Müzik işte, ustaca içinize işle; diliniz bir olsa da olmasa da, uzaklara bağlayan bizleri. Sanat hep var olsun...

İlk Ağustos 2018'de yazmış ve öylece bırakmışım. Taslaklarda yarım bekleyen veya sadece başlığını atıp yazmamı bekleyen onca yazım var, epey azalttım ama hala var işte. Biri daha eksildi, diğerlerine de nasip olsun inşallah... :) İyi okumalar.

Ağustos 2018

Bu ara günler pek fazla Buika, Edith Piaf, Pink Martini tadında geçiyor. Bu durum kötü anlamda değil elbette, iyi anlamda. Sakin, güzel ama birazcık ağrılarla kuşatılmış halde...



Annem geçtiğimiz Pazar günü belini incitti. Daha doğrusu fıtığı varlığını belli etti ve annem epey ağrılı günler geçirdi. Şimdi daha iyi, özellikle de dünden beri daha iyi. Ama o zamana dek ne benim yazasım geldi, ne de yazabilecek bir konum olduğunu düşünebiliyordum. Oysa açılmayı sürdürsem anlatacak çok şeyim var, ama sanki bir yanım kapanmış gibi hissediyorum. İçimde bir şeylere kapalıyım, bunu şarkılar açığa çıkartıyor. Aşka kendimi kapatmadım ama korkuyorum. Çok istediğim halde, yeniden aşık olsam benim için hayat durur ve kendimi daha fazlasıyla içime kapatırım diye düşünüyorum. Sebebi fiziki durumum mu değil mi elbet biliyorum; sebebi benim aşık olduktan sonra hastalığım ve bedenimin aramızda yaratacağı farktan ötürü oluşacak olanlar hakkındaki düşüncelerim değil, karşımdaki kişinin düşünceleriyle karşılaştığımdan sonrası. Bunları neden anlatıyorum bilmiyorum, Buika kesinlikle bu sıralar olmayan şeyleri bile düşünürken beni sarıp sarmalayan şarkıcılardan biri..



Buika'yı No Habra Nadie En El Mundo (Dünyada Kimse Yok ki Derdimi Anlatacak) adlı şarkısı ile tanıdım. Daha sözlerinin Türkçesini okumadan bana şarkının sözlerinin anlamlarının geçtiği bir şarkı idi bu. Dünyada derdimi anlatacak çok kişim var ama bazen insan hissediyor böyle şeyleri, öyle bir anda dinlemiş ve sevmiştim bende bu şarkıyı...

Sonra bazen dertli, bazen de sadece heyecanlı olduğum zamanlarda ard arda dinlediğim şarkılardan biri halini aldı bu şarkı. En can alıcı cümleleri hangisi bilemedim, aşkın getirdiği acıları naif şekilde anlatan bir şarkı aslında sadece ve en çok müziğinin içinize işlemesi de tesadüf değil bence...


Şubat 2019

Yasmin Levy & Buika - Olvídate de mi



İspanyol müziklerinin bir kısmında az cümlelerle daha çok şey anlatıyormuş hissini siz de hissediyor musunuz? Bu yazıya devam ederken, içimde bir İspanyol sanatçısının derinden acısını aktarma çabası var gibi hissediyorum. Yasmin Levy ve Buika'nın bu düetini ilk dinlediğim zamanlar, hissettim hep derin bir acı idi. Düşüncem "Bir acı aktarmaya çalışıyorlar, çok şey anlatmak istiyor olmalılar"dı başlarda. Sonra sözlerin azlığı beni bir garip hissettirdi. Ayrılmış olan sevdalılardan biri diyor ki oysa; 

"Bana söz ver; kaybetmeyeceksin, yeniden sevmeye umudunu. Beni sevdiğin gibi, seni sevdiğim gibi..."

Birini sevdikten sonra, onu sevmekten vazgeçmen gerektiğini bilmenin derin acısını anlatıyor evet. Ama sözlerden çok, sesler ve tonlamalar ile... Bunu bir müzikte hissedebilmek güzel... 


*Bu serimi ne çok sevdiğimi unutmuşum galiba, yazmaya yazmaya... Daha önceki 6 Seviyorum... adlı yazımda konuları geçen sanatçılar; Damien Rice, Can Atilla, Kayahan, Cengiz Kurtoğlu'nun Saklı Düşler şarkısı, Düş Sokağı Sakinleri, Yiruma idi... Bu seferki diğerlerine göre anılardan çok hislerle ilgili...

Jodida pero contenta, La Falsa Moneda ve yorumladığı Nostalgia coverı var bildiğim...


Bugün ara sıra yaptığım gibi, çoğunlukla tek bir sanatçıya ağırlık verdiğim Cumartesi'lerden biri olsun istedim ve Buika'yı sizler de dinleyin istedim. Tabii ki, Yasmin Levi'yi de, ikisinin ses rengini birbirine çok yakıştırıyorum ben! :)

Buika, Yasmin Levi, biraz da acılı bir ses ile söylenen Hint şarkıları beni rahatlatıyor bir haftadır yine. İçimde mevsimin ve şu aralar yaşadığım bir başka karmaşıklıkların getirdiği garip halleri toparlıyor her biri diyebilirim. Acı çekerken başka bir başkasının acınıza eşlik ettiğini hissediyorsunuz. Sanatını icraa ederek uzak diyarlardan size dokunması güzel değil mi? Kendimi böyle hissediyorum ve bu aralar yine daha fazla uzaklara dokunma ihtiyacı duyuyorum...

Beni uzaklardan okuyan, yani hiç yan yana dahi gelemediğimiz insanlar; bazen birbirimizden uzakta, ayrı konulara dertleniyoruz ve başka hiç kimse dertli değildir bizim kadar diye düşünüyoruz. Böyle anlarda daha iyi hissetmek için dertleri bölüşmek ve de başka dünyevi şeylerin farkına varmak sizlere de iyi geliyordur eminim. Başka hislerin, acıların, anların ve anıların böyle anlarda farkına varır olduk; siz de farkettiniz mi? Daha az konuşur, daha az hisseder olduk o anlar haricinde... 

Müziklere daha çok bel bağlar, sanata daha çok ağırlık verme ihtiyacı duyar ama ağırlık veremez hale geldik... Kısıtlılıklar ve imkansızlıklara bel bağlar ve daha az çabalar olduk gibi hissediyorum. Bir kez daha, birçok yazımda olduğu gibi yorumlara davet ediyorum sizleri. Ne hissediyorsunuz, uzaktan beni okurken ne düşünüyorsunuz ve nasıl görüyorsunuz? 

Bir de tabii ki, Buika'yı ve bu yazımda bahsettiğim diğer şarkıcıları daha önceden dinlemiş miydiniz? Veya bu yazıdan sonra bir şans verdi iseniz ne hissettirdi şarkı sizlere... Merak ediyorum ve irtibat halinde kalmak istiyorum sizlerle. Buna ihtiyaç duyuyorum bu sıra, umarım ulaşırız birbirimize. (:

Müzikle ve Sevgilerimle Kalın... :)


17 Haziran 2018 Pazar

Seviyorum... #6 - Yiruma


Yiruma ile tanışmam, yaklaşık olarak 7-8 aylık bir geçmişe dayanıyor. Yani 2017 sonu idi galiba, ders çalışırken Youtube'dan geçip giden Klasik Müzikleri dinlerken Beethoven ve de Mozart'tan sonra sıranın Yiruma'ya geçmesi ve dersin sonuna doğru bunalmışlığımdan kurtulmam...

Bir durup, bu kim diye baktığımı hatırlıyorum da; açılan 1 saat 56 dakikalık bu videonun,  3.dakikasına gelmiş ve sonralardan ara ara dinlemeye ve de daha da çok sevmeme sebep olacak "Kiss The Rain" parçasına geçmiş meğer... :) Şimdilerde bile favorilerimden biri, yani tanıdığımdan beri Yiruma'yı çok seviyorum


Yiruma'yı ciddi ciddi dinlemeye başladığım zaman dilimine gelirsek eğer, o birkaç ayı kapsıyor sadece. Meğer sahne adı ile Yiruma; gerçek adı Lee Ru-ma, dünyaca ünlü Güney Kore'li besteci ve piyanistmiş... Bilmiyoruz, birileri önermiyor belki de ama ben öneriyorum size. Çünkü bu sıra en çok sevdiğim klasik müzik bestelerinden çoğu onun... :)

Üstteki 1 saat 56 dakikalık derlenmiş müziklerinin bulunduğu şarkılarıyla, birkaç aydır dertleşiyoruz. Hangisi hangisi bilmiyordum başta ama şimdi deneyimliyorum. Sizlere o deneyimlerimi paylaşmak istiyorum bu yazımla. Bana hissettirdikleri ve de bende arındırdıklarıyla;


Şimdilerde en çok sevdiğim Yiruma parçası Spring Time; ancak birçok parçası beni rahatlatmanın yanı sıra, başka diyarlara götüren ve değişik hayaller gördüren cinsten olmaya başladı. Üstteki 2'li kolajdan anlamanızı istediğim ilk his şu; Spring Time ve Maybe parçaları, başka yere götürüyor sanki beni. O parçaları ile Yiruma beni uçuruyor adeta; güzel düşlere, arınmaya ve de rahatlamaya doğru... Gidiyorum sanki dinlerken, gitmek istediğim şehirlere ve ülkelere... :)

Meditasyon yaparken, dinlenmesi en keyifli parçalarının başında ise; River Flows İn You ve de Love Me şarkıları geliyor bence. Son zamanlarda, yaklaşık 6 aydır, düzenli meditasyon yapma uğraşım var. Haftada şu kadar bu kadar diyemem ama meditasyon yapmadığım hafta olmamasına özen gösteriyorum esasında. Bu konuları çok okudum, çok dinledim ve de ben en çok meditasyon türü etkinliklerimde en çok Yiruma'yı dinlemeyi sevdim. Yani sakinleştirici müzikler adı altında "Youtube" uygulamasında adını bilmediğimiz anonim tarzı müziklerden değil de, bir müzik seçeceksem Yiruma'yı seçiyorum daha çok. Bir de Chopin vazgeçilmezlerimden olmaya devam ediyor o alanda da. En sevdiğim klasik müzik bestecilerinden hala...

Yiruma'yı tanıyın siz de ve dinleyin istedim işte. Yenilikler güzeldir ve Yiruma benim için çok başka bir havadadır demek istedim bir de. Besteleri kalbimin en özel yerinde şu sıralarda. Sizlere de iyi dinlemeler olsun, hayatıma iyi ki tesadüfen girmiş Yiruma... (:

Bir başka müzik yazısında görüşmek üzere, Seviyorum #6'da böylece bitti işte... :)

8 Mayıs 2018 Salı

Seviyorum... #5 - Düş Sokağı Sakinleri


Uzun zamandan sonra anılardan bir şarkılar ve sahipleri hakkında yazı yazmak istedim yine; önceki "Seviyorum..." adlı yazı dizimin yazılarını arşivlerde kaybettim, en son 2015'de yazınca tabii... Şimdikine bakalım; ben bu yazı dizimde, sevdiğim müziklere ve anılarımdaki yerlerine dair yazıyordum. :) Bu yazımın altında, benzer yazılardan önceki yazılarıma da denk gelebilirsiniz...

Şarkılarında hüzün ile huzuru birarada saklamayı becerebilmiş bir grup bence, Düş Sokağı Sakinleri... Murat Yılmazyıldırım ve Murat Çelik, grubun üyeleri. Seslerindeki tını hem benzer hem de ayrı. Bu insana hoş gelen nadir özelliklerinden bence. :) 
Bazı gruplar ya da şarkıcılar olur, bir şarkısını dinledikten sonra diğer şarkılarında kaybedemezsiniz kendinizi. Kimisi de olur ki, Düş Sokağı Sakinleri gibi, tüm şarkılarını dinlemek ister ve her birinde ayrı kaybedersiniz kendinizi. Her şarkısı ayrı güzel, 1999 senesinde ses yapmak için müzik dünyasına girmiş ama hala etkilerini silmemiş ve silmeyecek olduğunu düşündüğüm bir grup; Düş Sokağı Sakinleri.

Çok övdüm de mi? :) Aşkın da sevdanın da açık açık duygulandırılabildiği bir müzik yapıyorlar bence. Övmem tamamen içimden geldiği gibi yani... :)


Ortaokulda idim, ilk onları tanıdığım şarkı Sevdan Bir Ateş oldu... İnternetl kısıtlı kotalarla tanıştığımız zaman dilimi idi. Müzik indirmek zor olduğu gibi, heyecan verici de bir durum idi. Birkaç kezdir dinlediğim üzere, bir gün okuldan geldikten sonra bilgisayar başına geçip indirdiğimi ve diğer şarkılarını da zamanla keşfetmeye başladığımı ve severek dinliyor olduğumu farkettim. Sevdan Bir Ateş'i, sınıfımızda yakın bir erkek arkadaşım tarafından, birçok kez canlı canlı dinleme ve dinleye dinleye de ezberleme fırsatını yakaladım. Her fırsatta gitarıyla çaldırdığımı hatırlıyorum; fena mı oluyordu, gitar dersine çalışıyordu canım... (:

Gitmem Gerek Bu Şehirde ve Gayret Et Güzelim şarkılarıyla tanıştığımda ise; gençliğimin bana verdiği yetkiyle, değişik hüzünlü hallerimde birkaç duygu durumumun arasında gidip gelip mutlulukla sonlandırabilme şansını elde edebileceğimi farkettim. Yani bir nevi, tedavi ediyordu bu grubun bu iki şarkısı beni... Düş Sokağı Sakinleri, hem hüzünlendiriyordu beni hem de umut veriyordu yani. Nasıl diyeyim, gençsiniz ve canınız yanıyor diyelim; ama hayatı da çok seviyorsunuz, bir umuda ihtiyacınız var. İşte bu durumda benim sığındığım, hem acı çektiren hem de teselli eden yegane iki kişilik grup Düş Sokağı Sakinleri oluyordu o dönem... :)




İlk gerçek olmadığını bildiğim ama nedense o zaman gerçek kabul ettiğim ayrılık acımı da Düş Sokağı Sakinleri ile yaşamıştım... Bakmayın ayrılık acım dediğime, sadece kendisini çok sevdiğimi düşündüğüm bir arkadaşımla ayrı düşmüştük diyelim. Platonik aşkın ızdırabı da, hafif olsa da derinmiş gibi geliyor ya hani insana... =) O dönem dinlediğim iki şarkısı vardı bu sefer de; Ayrılık ve Hüzün Kovan Kuşu... 

Bence Düş Sokağı Sakinleri, şimdiden düşünüp de o günlerde neler hissettirdiğini düşündüğümde; karanlık gökyüzünde yıldızları izleten bir gruptu şarkılarıyla. Evet, yıldızları izlemeyi seversiniz ama yıldızlar en nihayetinde karanlıkta görülür. Her yer kapkaranlık olmalıdır ki, onları görebilesiniz... Sizi o karanlıkta hissettiren anlarınızda, sizi geceye hapsediyordu belki ama şarkıları ve hissettirdiği duyguları ile yıldızları da izletiyordu o karanlıkta ve sarıyor sarmalıyordu, eskiden dinlediğimiz şarkılar gibi...


Ben Düş Sokağı Sakinleri'ni ilk tanıdığım zaman diliminden beri, 14 sene geçmiş şimdi. Hala dinlediğimde, karanlıkta yıldızları hissediyorum sanki ama artık hüzün değil eski anılara duyduğum hüzün ve anlayışla. :) O yıldızlar artık beni sadece rahatlatıyor, hüzüne boğmuyor eskisi kadar karanlıkların içinde olmaları... 

14 senenin ardından, bir tek beni hala eskisi gibi üzmeyi başaran bir şarkısı var; aynı hisleri hala hissediyorum sanki o şarkıda, o şarkının ismi "Ölümler Çıplak Gelir"... Eskiden hissettiğimden de daha derin hüzün hissedebiliyorum bazen bu şarkıda. Diğer alıştığım ve yerlerini huzura kaptıran şarkılarının hüznü, bir tek "Ölümler Çıplak Gelir" şarkısında kalmış sanki. Sanırım büyüdükçe sözlerini daha fazla kavradığım ve hayatın içinde "vedaların, kavuşmaların ve özlemlerin de" ne kadar derin hissedilir olduğunu kavratan bir şarkı olmayı sürdürdü benim için bu şarkı; günler aylar yıllar geçse bile...


Diyeceğim o ki; hala seviyorum Düş Sokağı Sakinlerini ve hala "Sevdan Bir Ateş" en sevdiğim şarkılar arasında... Bazen açıp dinlediğimde, aşık olduğum bir zaman dilimini hatırlıyorum ve gülümsüyorum. "İyi ki" dedirtiyor, o zaman dilimini bu şarkı ile hatırlamayı seçmişim eski zaman diliminden... Bir de hangi şarkısını dinlersem dinleyeyim, Ortaokulda gitar çalan arkadaşımı düşünüyorum. Ne iyi etmişim de her fırsatta ona çaldırmışım "Sevdan Bir Ateş"i diyorum. Şimdi o seneleri özlüyorum, her bir gitar çalışında, bulamayacağımı bilsem de onun gitarının tınısını bulmaya çalışıyorum grubun şarkılarında. "Hayır Didem." dese de ısrar edişlerimi kulağımda tekrar tekrar duyuyorum ve kabul ettiğinde "Ama bak bir kere!" dediğini de duyuyorum... 

O arkadaşıma buradan kocaman selam olsun. Ben bazen hala okul anılarımızı özlüyorum, ortaokul anılarımızı da, üniversite yıllarım kadar değil ama özlüyorum... :) Düş Sokağı Sakinleri'ni nice seneler dinlemek mümkün olur mu bilmiyorum ama ben eskisi kadar dinlemesem de her dinlediğimde ortaokula yeniden dönüyorum. Bazı şarkıların ve sanatçıların, her birimiz üzerinde zaman yolculuğu yaptıracak etkiyi bıraktığına da çok inanıyorum...

Uzun zamandan sonra, böyle eski ve köklü bir grup ile dönmek istedim. Şarkıların ve şarkıcıların, anılarımız üzerinde bir sürü etkisi var. Düş Sokağı Sakinlerinin olduğu gibi... Sevgilerimle... :)

22 Ocak 2017 Pazar

İnternet Günlüğüm 2017 #1 - 2017'nin İlk 21 Günü


Yılın 21. gününü bitirdiğimiz saatlerden, ilk İnternet Günlüğüm yazımla Merhaba... :)

Derler ki; 21 gün tekrarlanan davranışlar, alışkanlık halini alırmış insanda. O yüzden her ne yaparsanız, 21 gün boyunca devam edin. Sonrası için daha kolay adapte olacaksınız... Şimdi yeni yılın 21.gününde, soruyorum size ve kendime; var mı ilk 21 günde edindiğim bir alışkanlığım ve alışkanlığımız?



Madem öyle anlatmaya başlayayım bende; benim alışkanlık diyebileceğim en büyük davranış, yine ilk olarak ders çalışmak üzerine oldu doğrusu. Üstteki resimde, Cuma gecesi son tekrarlarım yaptığım esnadaki romantik anlarım hakim... :)

İlk günlerinden daha da hızlandırmaya başlayıp, yeni yılın 15. gününe dek ders çalıştım durdum doğrusu. Finaller bu dönem daha da fazla zorladı beni, üstelik bir de bunalttı. 15 gün boyunca, hem ciddiye almak hem de fazla umursayarak kendimi bunaltmamak adına iki etken arasında savaştım durdum. Başa çıkabilmek uğruna verdiğim sınavlardan, fazla yorgun çıktığımı söyleyebilirim... .)

14 Ocak 2017, Dönem Sonu sınavlarımızın ilk günüydü ve benim için garip geçti. O gün gecesinden uyuyamadım, bir de 3'e kadar ders tekrarı da yaptım. Annem, babam, ablam, eniştem ve duyan herkese garip de gelse, son gün tekrarı toplu şekilde yinelemediğim sürece boşluk oluyor kafamda. Nedeni şudur ki, tek oturumda 3 derse girmek gerçekten zor geliyor...

Cumartesi sınavlarım güzel geçmişti ama stresim sürüyordu. Annem ve babamla biraz gezindikten sonra, geç de olsa döndük akşam. Direkt ablamlara geçtik. Yemek sonrasında tekrar yapmakta zorlandım ertesi gün için ama sabah erken kalkmak için telefonumu 06.30'a kurdum bu sefer de. Pazar günü döndüğümde, nasıl yorgun olduğumu siz düşünün. :)

Öyle böyle sınavları atlattık ama ablamlarda geçirdiğimiz 4 gün boyunca, ancak toparlanabildim. Anlayacağınız, benim için pek hızlı ve pek yorucu geçti ilk 21 gün. Bir de buna gündemden kötü haberler eklenince, 2017'nin başında gücümüz tükenecek bu gidişle dedim... Ama toparlandım, sınavlar bittikten sonra yine şükür... :)


Sınavlardan sonra yapmak istediğim şeylerden biri okuduğum kitaplarıma dönmekti, bir diğeri de film izlemek. Her ikisine de dönebildiysem de, en büyük acıyı izlememi bekleyen filmlerden çıkardım... :)

Bu hafta bitmeden 6 tane film izledim; 4'ünü Salı günü, 2'sini Çarşamba günü olmak üzere. Düşünün bendeki film izleme özlemini... 

Aşkın İkinci Yarısı (Yerli film; Mehmet Aslantuğ ve Arzum Onan Aslantuğ'un başrollerini oynadığı romantik dram)

Rock Kampı 2- Büyük Final (Disney filmlerinden, Camp Rock filminin devam filmi olan gençlik filmi.)

Wedding Planner Mystery (Yabancı Romantik Aksiyon filmi diyebilirim. Bir düğün plancısı kadının, başına gelen olaylar arasında aşkı arayışını anlatıyor film. Hem romantizm hem de aksiyon ihtiyacımı karşılayan bir filmdi.)

Ata Demirer - Tek Kişilik Dev Kadro 2 (Ata Demirer'in ilk stand up dvd'sinin ikincisi. Benim için ilk stand-up versiyonu hala bir numara. Yeri çok ayrı.)

Dedemin İnsanları (Çağan Irmak'ın nihayet izleyebildiğim 3. filmi, sırada Uzun Hikaye filmi var. Gerçekten dönem tarihini ve yaşanan hayatların dramlarını öyle güzel geçiren bir film ki, umarım sizler de izlersiniz.)

Avcı: Kış Savaşı'na gelince; Fantastik filmlerde izlediğim en güzel filmlerden biriydi. Aksiyon-Aşk-Dram-Fantastik öykü içerikli çok güzel bir filmdi... 


Gördüğünüz üzere, korku filmi hariç her türden filmleri izlemiş olarak bir haftayı geçirdim. 2017'nin ilk 21 günü bitmişken, kurduğum planlarımdan birini gerçekleştirmek üzereyim; aylı en az 8 film izleyeceğim demiştim, 6 film izlemişim bile. Hadi inşallah diyelim... :)


Bunlar haricinde 21 gün içinde; bol ders çalıştım, bir dönem sonu sınavlarımı ve bir ders dönemimi daha geride bıraktım. Dersler sırasında çok az şey yaptım; ördüm, birkaç ufak tefek şeyler izledim ama az yazdım başta. 

Şimdilerde, bol okuyup yazmaya geri döndüm yine. Hali hazırda yazdığım bir hikayeme yeni bölüm atmadım wattpad hesabımda ama yakın zamanda geri dönüş yapacağım ona da, umarım birkaç güne... 

Bol bol İspanyolca, İtalyanca parçalar dinliyorum bu sıra. Henüz İngilizce ve İtalyanca çalışmalarıma dönemedim ama döneceğim ona da yakın zamanda... Şimdilik şarkılarla adapte oluyorum yeniden o sürece kendimce... :) Bu ara sık dinlediğim şarkıcı Dean Martin yine, ısrarla tavsiye edebileceğim bir sanatçı kendisi benim için. 

Yeme düzenime yeniden şekil verdim, özellikle de bu hafta oturdu rayına; akşam üzeri mutlaka tek tabak yemek yemeye ve öğle öğünümü hiç atlamamaya uğraşıyorum. Bol su ve bol solunum egzersizi anlayışımı da sürdürüyorum.

Ve 21 gün içinde kurulu düzenime dair oluşmuş bu yazımı bitirmeden de, Dean Martin'in bir şarkısı ile son vermek istiyorum; Dean Martin - Mambo İtaliano... :) 

Ya sizler, 21 gün içinde neler yaptınız; düşündünüz, tarttınız ve herhangi bir alışkanlığa ulaştınız mı? Yorumlarınızdan mahrum bırakmayın beni. 
Düzenlerimizi kurmak ve güzelliklere ulaşmak dileğimle. Sevgilerimle... :)

26 Nisan 2015 Pazar

Pazar Yazısı #15 - Benimki - Yalın

Bu sıralar yazı dizilerime epey ara verdim sanırım, yazmaya bile az fırsat bulabilmemden ötürü normal aslında. Ama aklımda iken, bir Pazar yazısı gelsin bugüne dedim... Diğer Pazar yazılarımıda, burada bulabilirsiniz...

Keyif dolu bir pazar geçiriyoruz. Oldum olası sevmişimdir çoğu zaman kalabalık olmayı ailecek. Haftaya annemin dayısının oğlunun düğünü var, yavaş yavaş gelmeye başladı uzaklardan da akrabalarımız. Belki yorucu olacak aile büyükleri için ama eğlenceli sohbetler ve anlarla dolu günler bizleri bekliyor bu sıralar... :)

Benim keyfim ise pek yerinde çok şükür, sadece 2 gündür erken kalkmalarıma biraz bozulmuş gibiyim. Ama erken kalkmaya alışmak istiyorum zaten diye, sesimi çıkarmıyorum işte... Belli mi olur bu arada erken kalkmalara alışırım, çok uyuyorum iyi değil valla... :)



Bu yazın şarkısı olacağına inandığım bir şarkıyı paylaşmalıyım dedim bugün sizlerle; Yalın'ın Cornetto için söylediği Benimki şarkısı... Yine süper bir yaz şarkısı olmuş. Geçen sene de olduğu gibi, en çok dinleyeceğimiz şarkıcılardan biri Yalın olacak ve en çok dinlediğimiz şarkılardan biri de Benimki şarkısı olacak. Düğün sezonuna da yakışır valla...

Şöyle eğlenceli ve içimizi kıpır kıpır şarkılar yazabilenleri, hem kıskanıyorum hem takdir ediyorum. En azından bir şarkı besteleyebiliyor olsaydım, hiç fena olmazdı bence. Değil mi ama? :)



Uzun zamandır kitap okuyamaz oldum doğru dürüst. Okumadığımdan değil, okuyamadığımdan. Dersler yine fena sıkıştırdı. Önce Vizeler yapıyor önce yapacağını, 1-2 haftaya da Finaller yetişiyor zaten. En iyisi, arada derede okuyup sabrederek şu 2 seneyi de atlatmak. Ne yapalım artık...

Kahve ile beraber kitap keyfi yaptım, ara ara da elime alıp okumaya çalışıyorum. Geceleri yatakta okuyamıyorum, gündüzleri Kağanım var. Haftasonu benim için fırsat. Akşam vakitlerini de kolladım mı, tamamdır işte. Kitap okumayı öyle özledim ki...

Ben 1 haftaya bitireceğime inanıyorum yukarıdaki kitabı, okurum ama değil mi? İçimdeki azim, her anlamda daha da büyüdü; havaların da açmasıyla. Sevgilerimle, bol okumalı Pazarlar ve haftalar olsun hepimize. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...