Fizik Tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fizik Tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2024 Perşembe

Ek Fizik Tedavilerime Dönüş Yaptım - Aralık 2024


Gözümüz aydın dostlar, 10 Aralık 2024 Salı günü itibariyle ek fizik tedavilerime dönmüş bulunmaktayım. (Dans dans 》)


En son 2023 Haziran ayında gidip, ikinci ek tedsvimi almak üzere devlet hastanesindeki fizik tedavi doktoruma başvurduğumda; 

"Kaç senedir aynı tedaviyi görüyorsun Didem, birkaç sene önceki gittiğin uzay terapi gibi başka tedavileri de dene bu sefer. Sana önerim bu" diyerek beni başka doktora sevk etti.

Ama o doktor bizim için öyle ters konumda ki, bir türlü gidip görüşemedik bile. Ama uzaktan arayıp olurunu sordurduk, önerilmedi tabii. 

Sonra ben arayışlara devam ettim. Bursadaki fizik tedavi merkezlerine, Gemlik'te oluşacak tedavi olanaklarına baktım. Ama olduramadım. Esasında bu sene Eylül ayı için açılacak denilen Gemlik Belediye sosyal Termal Tesisi için bile bekledim. Ancak o da açılmadı.

Bu bahsettiklerim olurken, geçtiğimiz eğitim öğretim döneminde halk eğitim kursuna da gidip "Şiş&Tığ Örücülüğü" eğitim programına da katıldım. 1 sene de eğitim aldım.

Eylülde Gemlik Termal tesisi açılmadı, Eylül sonu ve Ekim başlarında da Ankara ve Antalya'da ziyaretlerimiz ve düğünlerimiz vardı. Kasım ayının ikinci haftası 5 günlüğüne Pamukkale'de bir Termal otele gittik!

Derken döndük, ek fizik tedavim için fizik hastanesine başvuruda bulunana kadar da 3 hafta geçti. Nihayet bu hafta 10 ve 11 Aralıkta başlamış bulundum!

Bu süreçte kaslarımdaki gücün direnci düştü, kademeli kademeli olmasının avantajı kar kaldı yanıma. 🥰

Evet, gelelim bundan bahsetmemin esas sebebine; ben ek fizik tedavilerime ara vermemi sebepleriyle ve sonuçlarıyla anlattım. Şimdi sizinle bilen bilmeyene bilgi olsun diye konuşalım.

Ek Fizik Tedavi Nedir? Kimler Ek Fizik Tedavilerden Faydalanabilir?

Herhangi bir fiziki hastalığı bulunan hastalar, fizik tedavi doktorlarının "fizik tedavi almasi gerekir" yazılı belge aldığı müddette yılda 60 seansa kadar ilgili özel hastanelerden fizik tedavi hizmeti alabilir.

Şayet sağlık raporu ve fizik tedavi eğitimi olan ve de rehberlik araştırma merkezince eğitim alabilir raporu olan hastalar, rehabilitasyonlardan haftada iki gün fizik tedavi alıyorsa; bu kişiler de 1 sene içinde özel hastanelerde fizik tedavi doktorlarından 30 seans ve sonrasında devlet hastanesinde fizik tedavi doktoru onayıyla olmak üzere 30 seans daha olmak üzere, toplamda 60 seans daha fizik tedavi alma hakkına sahiptir.

Bu Engel durumunu belirten sağlık raporu ve Ram (Rehberlik Araştırma) Raporu olan hastaların ek fizik tedavileri, SGK kurumlarınca devlet tarafından karşılanmaktadır.

* Peki, bu bilgiyi biliyor muydunuz acaba?

Biz kaç sene rehabilitasyondan fizik tedavi almamıza rağmen, 2015 senesinde bir fizyoterapi hastası sayesinde öğrenmiştik mesela.

Sorguladığımız zaman rehabilitasyon çalışanlarının da esasında bildiğini ama bizlere sormadığımız için söylemediğini öğrendik. 

Bilmediğinizi veya bloğumu yeni keşfedenlerin de öğrenmesi gerektiğini düşünerek böyle yazmak istedim ben de yeniden.

** Ben Neden Bu Tedaviye De İhtiyaç Duyuyorum Konusuna Gelirsek;

Ben Kas Erimesi hastalığı olan biriyim. Hastalığımın Tanısı LGMD. Bu hastalık ismiyle şu sıralar haberlerde de ilaçlarını ülkeye getirilmesini isteyen arkadaşlarımın Sağlık Bakanlığı önünde Kasım ayındaki eylemlerini görmüş olabilirsiniz.

Esasında hala bu uğraşa devam ediyoruz. Ancak hala bir sonuç alabilmiş değiliz. Lgmd Platformlarının tweetlerini benim profilimde paylaştığım hesapları takipe edip paylaşım desteği vererek desteklerseniz çok sevinirim.

Diyeceğim şu ki; bir Kas hastasının haftada iki gün fizik tedavi alması maalesef yeterli gelmiyor. Çünkü bizim vücudumuzda sağlıklı Kas hücresi üretilebilir durumda değil. Var olan kasları doğru fizik tedavi ile doğru egzersizler yaparak korumamız gerekiyor.

Var olan Kas grubunu korumak demek, güçsüz kalmış Kas gruplarını da güçlendirebilmemizi sağlıyor. Yani ben çalıştırdığım her Kas grubuyla ciğerlerim ve kalp kaslarımı da destekliyorum, hayat kalitemi arttırabiliyorum.

Fizik tedavilerimiz bizim şu an için tek tedavimiz durumunda. Ama iki adet fizik tedavi yetersiz geldiği için, haftada iki gün de ek fizik tedavi alarak sağlığımı destekliyoruz. :)


*** Hislerim ve Gözlemlerim Şudur Ki; 

Daha dün ve önceki gün olmak üzere başladığım ek fizik tedavilerimle tekrar daha fazla moral buldum.

Çünkü ne kadar Kas grubu çalışırsa o kadar mutlu oluyorum, o kadar iyi hissediyor ve iyi oluyorum. 

Yeterince fizik tedavi alamayınca (haftalık iki seans fizik tedavi yetersiz geliyor, dediğim gibi), kaslarım güçsüzleniyor ve ağrılarım artıyor.

**
İlk hafta için fizik tedavilerim çok güzel geçti!

Buradaki yeni Fizyoterapistim de dedi ki; "kasların güçsüz değil, senin de farkında olduğun üzere direncin düşmüş." 

Kaslarımdaki güç çabuk toparlanmam için ümit vaat ediyordu bu ilk haftanın seanslarında.

Salı ve Çarşamba günleri eve geldiğimde hissettiğim o yorgunluk var ya, yine beni çok mutlu etti. :)

Kendimi överek bitirmem gerek ki;

Fizyoterapi deyince en çalışkan ve en tatlı yorgunluğa canım feda diyen fizik tedavi hastası benim!

Yeni ek fizik tedavi dönemimde, Mayıs ayından beri beslenme ve uyku düzenime dikkat ettiğim üzere daha emin adımlarla fayda elde edeceğime inancım tam.

İnsanım kendine inancı tam olunca, nasıl olsun da onu yensin bitirsin hastalıklar. :)

Direnmeye ve mücadele etmeye devam ediyorum edeceğim...

Fizik tedavi alan ve herhangi bir hastalıkla mücadele eden herkese ama herkese, umut etmekten ve çabalamaktan vazgeçmemelerini diliyorum. 🥰

Gücümüz bir umudumuz bol ve imkanlarımız daim olsun...

Bir başka bilgi ve de haber içerikli yazımda daha görüşene dek, Sevgimle kalın... 🙏🏻😇

Didolatteniz size bol sağlık dolu günler diler... ❣️



23 Şubat 2022 Çarşamba

Türkiye'de Fizik Tedavi Hastası Olmak - Şubat 2021


Sağlık durumumla ilgili bayadır yine görüşemedik değil mi? Sırası geldiğini hissettim de döndüm bu konuda da. İçim doldu taştı yine, aslında konuştuklarımızdan öteye gidememek gerçekten çok üzücü. Ama yaşananları da yok sayamam. Yazarak anlatmak bana çok iyi geliyor ve başka türlüsünü başaramıyorum şu an için. Nasılım bu ara dersek, çok şükür ki iyiyim ama tedavileri alırken zorlandığımız noktalar hala baki hayatımızda...


Türkiye'de Fizik Tedavi Hastası Olmak demişken başlığa, keşke anlamı şu olsa diyorum bazen "Türkiye'de Fizik Tedavi hastası olma durumuna hastayım. İşimiz o kadar kolay ve bizim durumumuzu herkes o kadar iyi anlıyor ki!"... :) Ne yazık ki gerçekler bu kadar pespembe değil. Ciddi anlamda Türkiye'de Fizik Tedavi alanında gelişmiş olsak bile oralara gidebilmek için biz hastaların geçmesi gereken yollar çok zorlu... 

En basitinden ihtiyacım olduğu için evde tedavi aldığımız için, yasal gereklilik gelene kadar sıkıntı çektiğimizi ben yine bu bloğumda yazdım. Sesimizi duyurmak için uğraş verdik. Hadi neyse öyle böyle bizim işimiz halloldu da, SMA'lı hastalarımızın şu an tedavisi varken o tedaviye kavuşmak için milyon dolarlar biriktirmek zorunda kalıyorlar. (Söz etmişken lütfen SMA'lı ailelere destek verebildiğimiz kadar destek verelim olur mu? Zira, artık tedavileri var ama bu tedaviye ulaşmak için türlü kıstaslar ile sınanmaya devam ediyorlar.)

Velhasıl, Türkiye'de Fizik Tedavi ihtiyacı olan bir hasta olmak çok zor. İlk 30'luk ek tedavi hakkımı kullanıp bitirdiğim için ikincisine başvurma hakkım var ama onu da her defasında vermeme verememe durumları var. Bu yıllardır böyle.. Bu sefer ben aldım ama nasıl, yıllar sonra ilk defa! 2017-2018'den beri ilk defa hele hele... Bu seferki doktorun bana bu ikinci 30'luğu vermesinin sebebi de, pandemide alamadığım tedavilerin sonrasında zaten gerilemiş olmam ve alabildiğim 30'luk sebebiyle gelişme göstermiş olmamdan sebepmiş. Bana şöyle dedi doktor "Zaten iyileşemeyecek bir hastalığın var, ikinciyi vermemize gerek de yok. Gelişme çağında ve de iyileşmesi kesin olmayan hastalıklara ikinci 30'luğu vermiyoruz veremiyoruz." Bir de ekledi, "O sebepten şimdilik veriyorum ama bir dahakine veremeyeceğim."


Öncelikle bu konuşmak istediğim konunun doğruluk yanı olmadığını yaklaşık 25 senedir fizik tedavi hastası olduğum ve hastalığım sebebiyle hastanelerde gezdiğim için çok iyi biliyorum. Kas hastasıyım, kesin tedavim de yok henüz ama fizik tedavi ile çok ciddi ölçüde toparlanabilen bir hayat kalitem var. Türkiye'de fizik tedavinin bu kadar önemsiz ve sadece gelişme çağında işe yarar görülmesine çok ama çok içerleniyorum. Ciddi anlamda kanıma dokunuyor... Bunu nasıl özetleyebiliriz biliyor musunuz; Televizyonlarda oldukça pembe gözlüklerle anlatılan "engellilik durumu", hastanelerdeki bazı doktorlar tarafından "kapkara gözlüklerle" hepten geçersiz olarak görüntüleniyor...  


= Çok ağır geçirdiğim hastalığımdaki atağımdan sonra, 2 sene içerisinde aldığımız gelişme tekrar ayağa da kaldırıp yürütmüştü beni. Tekrar ayakta durabilir de kılmıştı... Bunların hepsi fizik tedaviyle oldu, üstelik bu bahsettiğim zaman dilimlerinde gelişme çağımı da çoktan geçmiştim!

Üst resimlerde gördüğünüz o kağıt, benim ikinci 30'luk tedavi için devlet hastanesinden yazdırdığım rapor... Fizik tedavi ihtiyacı olan bir hastalığınız olunca, o tedavilerin verdiği fiziksel rahatlığın tüm hayatınıza da etki ettiğini çok iyi biliyor ve görüyorsunuz. Bu sebepten o fotoğraflardaki kağıt benim için sadece kağıt değil, o üstündeki fotoğraflar da bugün tarafımdan çekildi ve onlar da basit birer fotoğraf değiller. O fotoğraflar rahatlık demek, ailemle beraber daha kaliteli yaşamak demek, daha rahat nefes almak demek! (Tüm bunları anlamanız da tabii benim için çok önemli. Ömür bir tek kendimizden değil, çevremizde gördüğümüz kişilerin hayatlarına sağladığımız etkilerden de ibaret sonuçta. Artık Fizik tedavinin önemini umuyorum ki birçok kişi kavrayabiliyordur ve bu durum zaman içerisinde de olsa nice güzel sonuçlara ulaşabilir...)

***

Neyse, bugün gittim bu bahsettiğim konuları ek fizik tedavi aldığım Tıp Merkezindeki fizyoterapistime ve de fizik tedavi doktoruma da anlattım. Onlardan da böyle bir şey olmadığını ve de olamayacağını tekrar duyduğum için bir iç dökme seansı yapayım kendime dedim... Doktorların neden böyle söylediğiyle ilgili bir bilgimiz yok, üstüne şaşkınlığımız var. Ne var biliyor musunuz, artık kendi durumumu o kadar ispatlamaya odaklanmış ve fizik tedavimin işe yaradığını göstermeye alışır olmuşum ki; "Olur mu öyle şey, ben fizik tedavi almazsam durumum daha kötüye gidiyor ama?" demedim-diyemedim bile bu sefer!


Pazartesi günü sabahı devlet hastanesindeki fizik tedavi doktoruna randevuma gittik ve üstte bahsettiğim konuşmalar gerçekleşti. Doktor tedavimi verirken muayene de etti tabii ki ve direncimi çok beğendiğini söyledi. "Sadece oturduğun yerde de olsa yer çekimine karşı koyamadığını görüyorum ama fizik tedaviler yaramış görünüyor." dedi. Ne kadar çok fizik tedavi alırsam o kadar kasılmalarımın ve kramplarımın geçtiğini anlattığımda da, üstte bahsettiğim mevzuları söyledi. Bizlerin iyileşmesinin mümkün olmadığı için tedavi veremediklerini...


Çok garip biliyor musunuz, genel olarak söylüyorum (lütfen böyle bilinsin); sağlık sektöründe doktorlara böyle yapılması söyleniyor olabilir ama insanlara at muamelesi yapar gibi hareket edilmesi çok ama çok rahatsız edici... 

Ben haftada iki gün bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinden devletin bana sunduğu fizik tedavimi alıyorum biliyorsunuz, üstelik evde tedavi alıyorum. Ama inanın ki sadece haftada iki ders hiçbirimize tam olarak yetemiyor, çok iyi biliyorum. Kendim de hareketlerimi yapıyor olmama rağmen, devletin ek fizik tedavi verdiği üzere 30+30 seanslarımdan da haftaya iki ders daha ekleyip 4 seans fizik tedavi aldığım zaman çok daha iyi oluyorum. 

Ne kadar çok fizik tedavi alırsam o kadar aktif, kasılma, kramp ve ağrılarımdan uzak yaşıyorum. Bunu doktorlara veya hiçbir şekilde alakaları olmayan devlet memurlarına anlatmak ve de ispatlamak zorunda olmak sizce de çok utanç verici değil mi? Benim değil onların utanması gerektiğinden bahsediyorum. Bu ülkede yaşayan her vatandaşın hakkı, devletin verdiği sağlık eğitim ve de barınma hakkından yararlanmalıdır değil mi? Ama ben ömrüm boyunca ispatlı yaşamak zorunda değilim. Ya da hayatımı birilerinin ağzından çıkacak kararlarla şekillendirmemem gerekmez mi?


Öyle böyle ben bir şekilde bugün ek fizik tedavilerime yeniden başladım işte. Diliyorum şifa olsun, diliyorum şifa dileyen onun için uğraşan herkes şifa bulsun... Ama lütfen birileri de fizik tedavinin biz fizik tedaviye ihtiyaç duyan hastalar için altından bile kıymetli olduğunu anlasın...


Fizik doktorum bugün bir şey söyledi bana, onu da ekleyip öyle son vermek istiyorum yazıma;

"Şayet gelişme çağı harici kas gelişmiyor ve de toparlanmıyor olsa, 40 yaşındaki insanları bile spor salonları ve fizik tedavi doktorları kas geliştirmek üzere spor salonlarına alırlar mı sence? Bunu da düşünüp kıyas edemiyor mu o kişiler. Güçsüz bir kas var elimizde, o gücü de ancak fizik tedavi ile pasif şekilde çalıştırmayı da sürdürürsek toparlarız. Atrofi (kasın işlevsiz hale doğru küçülmesini anlatan terim olarak kullandı burada) durumuna girmesin istediğimiz için kasları tek başına bırakmıyoruz sonuçta..."



Onlar anlasınlar veya anlamasınlar, ben anlatmaya da yok sayılan zor durumları dillendirmeye de ve bu durumları sizlerle anlatırken kendi içimde anlamlandırmaya da devam edeceğim. Çünkü şu yazıyı yazdım ya, konuştuğum kişilerin yanında rahatladığımın iki katı kadar rahatladım. Bunun bile bir anlamı olmalı gibi geliyor. Ben yazarak varoluyor ve böyle rahatlıyorumun uzun anlatımıdır bu da bir kez daha... :) 

Sevgilerimle... 

23 Mayıs 2020 Cumartesi

Bedensel Engelim ve Normalleşme - 23.05.2020



Koronavirüs süreci başladı başlayalı çok şey değişti hayatımda, misal sanıyorum en uzun aralıksız tedavi almadığım zaman dilimini yaşıyorum; rehabilitasyonlar da kapandı kapanalı. Ben eski düzenimi, fizyoterapilerimi, fizyoterapistimi ve derslerimin sonrasında rahatlayan kaslarımla hissettiğim mutluluklarımı çok özlüyorum şimdi…

Koronavirüs ile mücadele etme sürecimiz, tüm dünya ile beraber ülkemizde de başladı başlayalı normalleşme çabaları başlayana dek sesimi çıkarmayı uygun görmedim bu konuda. Öyle ki, zamanı elbet gelecek diye ben bile sabırla bekledim. Fakat bugün bir özel eğitim uygulamaları içerikli bir eğitim haberleri yapan bir sayfada gördüğüm soru altındaki yorumlar, beni suskunluğumu bozmaya itti… Çünkü bir paylaşımın altındaki yorumlar o kadar anlayışsız bir dil ve de dalga içerikli ki, çok yazık valla!



İlk öncelikle konuma giriş yapmadan önce, kendi durumumu belirtmek istiyorum… Biliyorsunuz artık, bilmiyorsanız da yeni gelenler için yineleyeyim; Ben Kas Erimesi Hastasıyım, yaklaşık 21 yıldır. Bu 21 yılın son 14 senesinde düzenli fizik tedaviye başladım, öncesindeki senelerde de düzenli olarak annem yaptırıyordu hareketlerimi. Biz Kas Erimesi hastalarının tedavisizliğe tahammülü yok. Ben belki de şu içinde olduğum yaşımda hastalığımın durumu itibariyle iyi durumdayım, en azından kontrol altındayım biraz daha. Ama bizim hastalığımızda biliyorum ki işler şu an hiç bu kadar basit değil aslında…

Yaklaşık 11 hafta oldu, fizik tedavi almayalı. En son fizyoterapistimle fizik tedavimi 13 Mart 2020 Cumartesi günü yaptık ve o gün bugündür de sabırla beklemeye çalışıyorum; ama fizik tedavisiz geçen günlerim aslında pek de güzel geçmiyor... Hareketlerime devam ediyorum, gerdirmelerimi yapmak için gayret gösteriyorum, yememe içmeme dikkat ediyor ve ağrılarıma kafayı takmamaya uğraşıyorum… Belki en fazla iki günüm rahat geçiyor, sonraki günler hep ağrıyla. Sırtım belim, boynum ve bacak kaslarım derken; pasif gerdirme alamadığım her gün, fizyoterapi yapmadan geçirdiğim her hafta, eziyet oluyor bir anlamda. Ama içim içimi kemirse de, kaslarımı geliştirerek kazandığımız yollardan bir bir geriye gidebiliyor olduğum aklımdan çıkmasa da; kendimi sakin tutmaya ve bu süreç geçene kadar kaslarıma hareketi unutturmamak kadar, moralin de iyi geleceğini unutmamam gerektiğini unutmamaya uğraşıyorum. Sonuç olarak, birçok fizik tedaviye ve özel gereksinime ihtiyaç duyan ben gibi hastaların şu an zor duruma düşmeye başladığını biliyorum. Hep dua etmeyi sürdürdüğüm gibi, burada da yinelemek isterim; Allah yardımcımız olsun cümlemizin…

Bugün anlayışsızlığın nasıl canımı yaktığına gelsin mevzu; hiçbirimiz normalleşme konusunda bizler için de planlamalar yapılmasını istemekten geri duramayız, bu bizim hakkımız. Öncelikle bunu hiç unutmasın isterim insanımız… Fakat bugün o bahsettiğim facebook grup sayfasında bir kadın naçizane şöyle soru sormuş; “Arkadaşlar kesin kurumlar ne zaman açılacak?” Bu normalleşme beklentisi size üstte anlattıklarım çerçevesinde anormal geliyor mu? Bir virüsün etkisinde, en tehlikeli grubun bizler olduğunun farkında da olsak; yaşam kalitesi git gide düşen, ağrılarından ve katettiği yolları kaybettiğinden sebep, bu virüse daha çok yenik düşebilecek bünyeye sahip bizler, soru sorduğumuzda alaya alınıyoruz insanlarımız tarafından…
Bu bahsettiğim sorulara cevaplar şöyleydi; “Bıkmadınız bunu sormaktan!”, “Virüs var virüs, ne rehabilitasyon açılması”, “bekle sen bekle, yarın açılıyormuş.” Bunları okuduğumda seviye ve anlayış sıfır, dedim. En tehlikeli yerler olarak, klimaların içinde bulunduğu Avm’ler açılabiliyorsa; ticaret kapılarına herkes akın edip para harcayabiliyor ise, benim bizim tedavi aldığımız, güç toplayabileceğimiz sağlık kurumları neden açılamasın? Cidden soruyorum, bu kadar anlayışsız ve lakayt davranabilmeyi nasıl başarıyorsunuz!
Bu soru ve cevaplarının hemen üstünde bir paylaşım vardı, biri şöyle yazmış; “Kaç aydır ders yok, elim ayağım titriyor ne olacak bu durum. Açılmasın diyenlere soruyorum!” demiş biri. Buyrun buna sizler cevap verin? Açılmasın diyenler, buyrun…

Demek istiyorum ki; hiç kimse, bizler kaslarımız eklemlerimiz ve sinirlerimiz olduğunca harap olmuşsa da, tedbirsiz bir açılış olsun demiyoruz. Ama Koronavirüs adına, durumlar iyiye gidiyor ve her alanda normalleşmeler sürebiliyor iken; denetimler altında, hijyen koşulları ile “tam kapasite olmasa bile!”, olabildiğince uygun şekilde rehabilitasyonlar açılsın istiyoruz… Avm’lerin açılmasına destek verileceğine, siz insanlarımız “nasıl daha fazla bir arada kalabiliriz” diye düşünmeye başlamışçasına bir araya gelmek yerine; tedbiri bizler için de elden bırakmayın mesela. Avm’lerin açılmasına verilen destekler gibi, bizler de hijyen desteğiyle tedavilerimize kavuşabilelim. Dediğim gibi, tabii ki koşullar normalleşme çatısında devam edebiliyorken…

Açılmasın diyenlerin; fizyoterapi almazsa kasları veya sinirleri büzüşecek, nefesi daralacak, katettiği yollardan 2-3 kat geriye gidecek herhangi bir engel veya hastalıkla baş edip etmediği veyahut böyle bir yakını olup olmadı da araştırılır umarım! Şayet ilerleyen zamanlarda öyle bir durum söz konusu olursa diye açılmasın diyenler arasında, bahsettiğim kurumlarda çalışıp da işini önemsemeyen bir sürü kişi vardır eminim. Ama bizim kurumlarımızda bir o kadar bizlerin halinden anlayan çalışanlarımız da var! Onlar da bizler gibi, hastalıklarımız ilerlemesin, alacağımız nefesler bize daha fazla eziyet etmesin ve azalmasın diye, alınması gereken tedbirler için ellerinden geleni yaparlar; eminim. Elbette bizler de, 2,5 aydır nasıl dikkat ettiysek ayakta ve hayatta kalmaya; işte o kadar dikkat ederiz, fizyoterapi alabilmemiz için yeni düzende alınması gereken tedbirlere…

Son olarak diyeceklerim şunlardır; dün akşam yaşadığım ağrıların en şiddetlilerinden bilmem kaçıncısını yaşadım, ödüm koptu yine atak geçirdim diye! Hayatta kalabilmek ve bu kaslarla kaliteli yaşamaya devam edebilmek için, öyle yapmam gerekiyor ki; o ruh haline kapılmamak için, moralimi sağlam tutmaya çalıştım o kötü halimde yine. Bir bataklığın içinde iken bataklıkta olmadığınızı hayal etmek ve siz bataklığa gömülüyormuş gibiyken bunu umursamamak o kadar zor ki! Dilerim kimse yaşamasın ama ne olur az biraz halden anlayın! Sözleriniz diken dolu olmasın, küçümsemesin, delip geçmesin yürekleri. Biz zaten kendi içimizdeki dikenlerle öyle bir savaş halindeyiz ki, bizler için bir şeyler yapılmasına öyle çok ihtiyacımız var ki; bunların her birini anlatmak zorunda bırakmayın bizleri…

Okuduğunuz için teşekkürlerimle… :)

Not; o bahsettiğim gönderi ve yorumlarını bu öğlen “Rehabilitasyonlar normalleşme sürecinde ne zaman açılacak?” diye bakarken Google aracılığıyla bir sayfada rastlayınca okudum. O paylaşım ve yorumların ekran görüntülerini burada da paylaşmak üzerine almıştım ama isimleri silmesi şu an için zor geldi. Son anda buraya eklemekten vazgeçtim. İsteyen olursa ekran görüntülerini atabilir, sayfaya ve gönderi altındaki yorumlara yönlendirebilirim. Ben paylaşsam da paylaşmasam da, ispatlamama gerek duymadan aynı yöntemle sizin de bulabileceğinize eminim. Bu tarz yorumlardan, anlayışsız fikirlerden öyle çok var ki; inşallah bir gün bulması en zor gönderi biçimleri olur…

16 Ağustos 2018 Perşembe

Hayat Hikayem #6 - Fizyoterapi Hayatımın Bir Parçası


Hayat Hikayem yazı dizimin diğer yazılarını burada bulabilirsiniz. Ama derseniz ki, bunu okuyacağım şimdilik, o da mümkün. Zira yazılarım Kas Erimesi hastalığımla tanıştıktan sonrasını anlatmak üzere ama her bölümden başlanabilecek durumda. İyi okumalar... (:

Fizyoterapinin bütün hayatımın büyük bir parçası olması, tam olarak 97-98 yılında başladı. 7 yaşında, ilk olarak annemle yapmaya başladık; Hacettepe Üniversitesi'nden verilen kağıtlardaki egzersiz hareketlerimi, sabah-öğlen-akşam olmak üzere... 




İlk egzersizlerimin yazılı olduğu kağıtlar; önlü arkalı iki kağıtta çöp adamlarla çizili ve her hareketin yapılışının da açıklaması kenarlarında yazılı idi... İlk o zaman egzersizlerden bıktığımı hatırlıyorum. Küçüktüm, annemle egzersizleri yapmamızın ritüelimiz olması durumu yoruyordu beni. Pasif germelerimi yaparak başlıyordu hep annem egzersizlere; önce ayak egzersizlerim, sonra da kol egzersizlerimi yapıyorduk diye hatırlıyorum çoğunlukla... O zamanlar egzersizlerim sırasında annem ile çok uğraşıyordum; hareketlerimi yaptırırken 1 diye saymaya başlıyorsa, ben 10 diye sayıyordum. Kimi zaman gülüyordu, kimi zaman da komediye çevirmekten ötürü hareketlerime odaklanamadığım zamanlarda kızıyordu bana. Onu sinirlendirmek de güldürmek de, benim için en güzel hatıraları kaldı o zamanların... :)

İlk fizik tedavi deneyimime annemle başladık yani; yazıyı yazarken düşündüm de, bu durumda benim ilk fizyoterapistim annemdi! :) Yıl olmuş 2018, 98'den 2018'e kadar geçen süre 20 sene; o zamandan bu zamana, benim kaslarıma dokunması gereken stili onun kadar iyi bilen yok hala. Anne güdüsü mü dersiniz, hassasiyeti mi bilmem; ablam ve babam ile çok sorun yaşadığımızı bilirim, galiba daha çok annemle hastanelerde kaslarım sebebiyle içli dışlı olabildiğimizden de bu durum... (İyi ki annem, benim annem. Ailem de iyi ki benim. Hepsinin canının bir parçasıyım, biliyorum. Onlar da benim canım, iyi ki diyebilmek mühim. Şükür ki, iyi ki...) <3 :)


İlk egzersizlerimi yaklaşık 8-10 sene annemin gözetimi ve de öğretmenliği ile yaptım işte. Annem benim hastalığımın teşhisi konulana kadar bilmezmiş bile kas hastalığı ne demek, kas erimesi ne demek... Sabah-öğlen-akşam hareket yaptırdığı zamanlarda, "Kendini niye bu kadar yıpratıyorsun, sabah-akşam yap!" diyenler bile olmuştu. O zamanlar, önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi; yağlarla masaj da yaptı, küvetlere çaylar hazırlayıp da yatırdı, kan-can yapar dediği her şeyi de ellerinden geldiğince babamla aldı ve yedirdiler bana...

Derken gün geldi, egzersizleri ağırlık kum torbaları ile desteklememizi söyleyen Fizik Tedavi Doktorları; "sen daha fazla yaptırma hareket, zarar vermeye başlamışsın." dedi. Annem kendini üzüp de, "dediklerinden başka hiçbir şey yapmadım ki" demişti. Ağırlıkları bıraktıktan sonra, eski halime dönmüştüm de üstelik. Hareketleri annemle yapmaya devam ettik yine sonrasında, çünkü yaptığım egzersizler kaslarımı dinç tutuyor ve yorgunluğumu da ağrılarımı da dindiriyordu... İlk o zamanlar gerçekten anladık, hareketsiz bir hayat benim olamazdı!

İlk Düzenli Fizik Tedavi Almaya Başladığım Tarihler; 2006-2007

Derken yıl oldu 2006-2007; Gemlik'te bir fizik tedavi merkezi açılıyormuş, bölgede ve okullardaki engelli öğrencileri araştırırken ilk buldukları kişilerden biri ben olmuşum. Sevinçle karşıladık, zira sürekli olarak iyi bir fizyoterapistten eğitim alma olanağım beni bulmuştu. "Bilgi Bahçesi Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi"nde eğitim görmeye başladım, annem o kurumun aile birliği oldu bir süre üstelik. Öğretmenlerle beraber eğitim almaya elverişli, sağlık raporu bulunan ve sağlık raporu alabilecek kişileri buldu buluşturdular ve bize eğitim imkanı sundular. O zamanlar Kas Uzatma ameliyatımdan 3-4 sene sonrası idi.


Bilgi Bahçesi açıldıktan sonra, bir başka rehabilitasyondan da davet aldık; "buyurun bizde eğitim alın" diye. Rekabet başlamıştı o andan itibaren, Bilgi Bahçesi yok iken, okuduğum lisede öğretmenlik yapan ve o diğer rehabilitasyonda da müdür yardımcılığı yapan bir öğretmenim; beni bildiği halde rehabilitasyonun varlığından haberdar etmemişken, şimdi beni rehabilitasyonlarına davet ediyordu. Daha önceden neden oradan haberimiz oldu bilmiyorum, enteresan bir anımızdır bu da... :)

Çok el değiştirdi Bilgi Bahçesi daha sonra; bir o kadar da öğretmen kadrosu, diğer kadroları değişti zaman zaman... Ama benim ilk fizyoterapistim Seher abla, ben örgün öğretim üniversite için Balıkesir'e gidene dek değişmedi. Ekrem abi vardı onunla beraber çalışırken bir dönem de, bir ders Ekrem abiden, bir ders Seher abladan ders alıyordum haftalık...

Bilgi Bahçesi'nde aldığım eğitim sayesinde, Kas Uzatma Ameliyatımdan sonra kaybettiğim kas kuvvetimi fazlasıyla yerine koyabildim ve bir o kadar da özgüvenim yerime gelmişti. Kas Uzatma Ameliyatından önceki halimden bile daha iyiydim, Seher abla ve Ekrem abi açısından çok şanslı idim. Ayakta idim de üstelik, rehabilitasyona çoğu kez servise binmek için evden inmek ve eve geldiğimde merdivenleri çıkmak dahil yalnız gidiyor ve yalnız geliyordum. Büyük derecede özgüven veren bir aktivitem idi o zaman benim için...

Bilgi Bahçesinde eğitim alırken, 2009 Mayıs'ta bir engelliler haftası kutlamasında kompozisyon da yazıp okumuştum. Son değildi ama sahnede veya kürsüde olduğum en özel anlarımdan birini yaşamıştım o gün de... Lise 3'de okuyordum o sene, birkaç arkadaşım da gelmişti beni izlemeye. Çıkışında fotoğraflar çekinmiştik; annemle, fizyoterapistlerimle, o zamanki kurum öğretmenleri ve bana destek olmaya gelen sınıf arkadaşlarımla... Madem öyle o fotoğraflara da burada yer vereyim dedim, aşağıdaki kolaj Engelliler ile ilgili kompozisyon yazıp okuduğum etkinlikten sonra çekilen fotoğraflar var... :)


Rehabilitasyona gider gelir iken; oraya gitmek için anahtarımı kitabımı alıp tek başıma çıkmayı da, annemle gitmeyi de çok seviyordum. Şu yazıyı yazarken en çok o zamanlarımı özlediğimi farkettim şimdi... :)

(Geçmişte kıymetini bildiğime inanıyorum o günlerin. Hala iyi ki diyor ve ne güzel anılar biriktirmişim diyebiliyorum ya! Şükür... Şimdi de eşsiz anılar biriktiriyorum ama geçmişte kalan o anlar gibi, anılarımıza dilerim daha güzellerini de ayağa kalktığımda eklemeye devam edeceğiz.)

Madem öyle bu konuya da değineyim: Türkiye'de Rehabilitasyon Nedir, Kimler Gidebilir?

Devlet % 45 ve üzeri sağlık raporu bulunan ve özel eğitim ihtiyacı olan vatandaşlarına, haftada iki - aylık toplamda 8 seans olmak üzere tedavi hakkı sunuyor. Evet bu bir vatandaşlık hizmeti, buna bir para ödemiyorsunuz, ama eksiklikleri olan bir sistem. Daha çok bu eksiklikleri Rehabilitasyonlarda halden anlayan çalışanlar kapatıyor.

Mesela en belirginini söyleyeyim; böyle eğitim merkezlerinde devletin zorunluluk kılmadığı ve rehabilitasyonların da bulamadığı üzere, servislere bindirmek üzere yardımcı olacak çalışanlar yok. Eğer -sağlık durumunuz ne olursa olsun-; eğitim aldığınız rehabilitasyon merkezinizin aracı da aracında bulundurduğu yardımcısı da evden alıp sizi eğitim merkezine kadar götürebilecek ve geri getirebilecek yeterlilikte ise, engelli olarak inanın çok şanslı sayılıyorsunuz benim gözümde. Zira engelli olmanızla kalmıyor. Türkiye'de hayata karışmaya çalıştıkça, daha çok engel ile karşılaşıyorsunuz...

Bir de diğer yandan, bir engelli olarak alabildiğimiz hizmetler bununla sınırlı. Ayda 8 adet fizik tedavi yetmiyor her birimize, çünkü her birimiz birbirimizden farklıyız. Fazlasını almak isterseniz; 2006-2007 senesi fizik tedavi aldığım zaman seans başı 45 Tl idi, şimdi 85 Tl imiş. Düşünün siz gerisini... (Tabii buna ek fizik tedavi hizmeti başlatmışlar 2009'da senelik ama bizim bundan 2015 senesinde haberimiz oldu. Senelik ek 60 seans ders veriyorlar, Yalova'da bir Rehabilitasyon Merkezinde bu ek tedavimi de alıyorum. Orası da benim en büyük şansım; evden inmeme servise binmeme ve de eve geri çıkmama yardımcı çalışanları var... En iyi hizmeti de bu rehabilitasyonun bu hizmeti sağlayabilmesi sayesinde alabiliyorum... Ama eğer bir aksilik olmaz ise, devam ettiğinde çok fayda sağlayacak bir sistem ama her sene bir şekilde daha zorlaştırıyor ve azaltıyorlar. Umarım bitirmez veya azaltmazlar...)

Velhasıl bu bilgileri de geçtiğimize göre; 2006-2007'den beri haftada iki gün aldığım fizik tedavilerimden ve bu zamana dek 10'u aşkın fizyoterapistimden bahsetmek istiyorum...


Türkiye'de Fizyoterapi dersi almak:

İyi bir fizyoterapist bulursanız ve iyi bir fizik tedavi eğitimi alırsanız, hayatınızı çok iyi yönde etkileyen ve hayat kalitenizi arttıran bir etken. Ama tam tersi olduğu an da, hayatınız kökünden başa sarabilir. Öyle ince bir çizgidesiniz işte...


- 2002'de geçirdiğim Kas Uzatma Ameliyatının sonrasında, yaşadığım aksaklıklarımı, 2006-2007'den sonra tanıştığım Seher abla ve Ekrem abi toparladı. Ameliyattan sonrasında toparlanamadığım ölçülerin hepsini de, ameliyatımdan öncesinden bile iyi halime getirdiler. Misal, onlardan aldığım fizik tedavi sonrasında, oturduğum yerden kalkmalarım da, kaldırımlara çıkmalarımda cesaretim ve becerim de, merdiven çıkarken ve hızlı yürürken kazandığım kas kazanımlarım da, dehşet iyiydi. Yalanım yok, o hallerimi çok özlüyorum...

-2010'dan sonra, toparladığım noktadan en dip noktaya da; Balıkesir Sındırgı'da örgün öğretim iki senelik Dış Ticaret bölümünü okuduğum sırada fizik tedavi aldığım bir hoca getirdi mesela. Bu konu en derin sızılarımdan biri ama bu sefer açıklıkla yazmak istiyorum. O Fizyoterapist ile hasta-doktor ilişkisi kuramadık; o beni sanırım 12 senelik hastalığım sebepli bilgimden ötürü ukala gibi gördü, bana inat gitti ve benimse tek düşündüğüm sağlığıma iyi gelecek şekilde fizik tedavime devam etmekti. Hareketlerime normal şekilde devam etse idik, şimdi hala ayakta olabilirdim. Belki başka bir yer ve şekilde geçirecektim de o atağı, ama bazen böylesi acı geliyor hala...

(Uyguladığı yanlış tespit, ayakta olduğum şeklimden geçip atak geçirme halime geçti. Zira o, zaten yeterince gergin diz kapaklarımı daha fazla ağır gerdirme ile açmak istemişti. Bunun haricinde de çok az hareket yaptırdı. Çok kavga ettim, hiç başıma gelmediği için başta 4 haftada bir şey olmaz dedim. Ama oldu. 4 hafta sonrasında, ona daha çok direnip bu düzeni böyle devam ettirmeyeceğini söyledim ve kavgaların boyutunu bana yaptırdığı hareketleri yaptırtmamaya kadar götürdüm. 

Ama olan olmuştu; 1,5 ay sonucunda Gemlik'e vize sınavları sonrasındaki ara tatilimiz için 2 haftalığına geldiğimizde, bir Avm önünde dayanılmaz ağrılarımın artması sonucunda bayıldım ve atak geçirdim. Şimdi bile, o ilk atağın kasılmalarından 1 sene sonrasında kurtulabildiğime hala bin şükür ediyorum ama gel gelelim hala ayağa kalkamadım. Buna da şükür, yaşamam gerekeni yaşadığıma inanmaya devam ediyorum. Affettim, onun özürlerini ilk seferde hiç affedememiştim ama yıllar sonra affettim; affetmem bana fayda sağlayacaktı, sağladı da. Onu affettim, ben ona iyi ders oldum eminim; bir hastanın, kendini bilen bir hastanın istediği tedavi düzenine uyulmaması ne sonuçlar doğurabilir, anladığına eminim...)

Kas Erimesi hastalığımın teşhisi konulduktan sonra, "ömür boyu fizik tedavi tek kurtuluşunuz!" demişlerdi bize. Bu daha sonraki birçok kontrolümde de yinelendi ve yinelenecek de. Fizik Tedavi böylece hayatımın büyük bir parçası oldu işte. Günlerim, haftalarım, aylarım ve yıllarım egzersizsiz geçmedi.

Beni Sındırgı'da geçirdiğim ataktan kurtaran fizyoterapistim, bir hızır gibi yetişti adeta; Özkan abim, tıp eğitimini yarıda bırakıp fizyoterapiye gönül veren bir fizyoterapist idi. Sındırgı'daki o olaylar dizisinden sebep geçirdiğim atağın sonucunda, ilk kasılmalarımı Özkan abim geçirdi. Doğru egzersiz programı, hayat kurtarır. Ne yaptığını iyi bilmek, hayata can katarmış meğer! Dualarımda hep yeri var Özkan abimin de... 5-6 ay çalıştık sanırım beraber, sonra göç etme kararı aldı ve benimle ilgilenmesi için en güvendiği arkadaşlarından birine emanet etti; beni ve Sındırgı'da eğitim gördüğümüz rehabilitasyondaki tüm öğrencilerini...


Niyazi abim ile tanıştım sonra (üstteki fotoğrafta, pilates topu üzerinde. Çok uzun zaman oldu görüşmeyeli, izinsiz fotoğrafını paylaşmış olmayayım diye yüzüne smile koydum :)); Özkan abinin emanet ettiği kadar vardı, emanet aldığı yaralı kaslarımın tedavisini yaptı ve Sındırgı'da öğrenimimi bitirene dek öğretmenim oldu... Örgün Öğretimimi bitirip, Sındırgı'dan Bursa'ya döner iken; Seher ablanın ayrıldığı rehabilitasyonuma dönmek istemedim, durumum hassastı ve Niyazi abim de iki arkadaşını yaşadığımız şehirdeki rehabilitasyonlara yönlendirdi. Kendisi Bursa'ya gidip geliyordu ve iş imkanı olan bir yer arayışında olan iki arkadaşını, bizden bilgi alarak iyi iş alanı olan şehrimize yönlendirmişti. Birkaç aylık süreçte de, o iki fizyoterapist ile çalıştım; Fatih abi ve Cumhur abi...


Kaç etti, 8 değil mi? :) 

-2013 senesinde, eski rehabilitasyonuma geçtim; Fatih abi ve Cumhur abinin şehrimizden ayrılmaya karar verdiğinden sonra. Tamara abla ile tanışmıştım Bilgi Bahçesi'nde, kendisi Gürcü ve çok iyi bir fizyoterapistti. Çok şükür ki iyilerle karşılaştım Sındırgı'dan sonrasında da... 4 sene çalıştık Tamara abla ile ve kas kuvvetimi çok iyi derecede geliştirdi, faydalı dört sene geçirdik beraber. Sonra mecburi bir rehabilitasyon değişikliği yaptığımız sebebiyle Tamara abla ile çalışamamaya başladık. En uzun soluklu çalıştığım fizyoterapistlerim, Seher ablam ve Tamara ablam oldu bu zamana dek böylece...

-Son rehabilitasyonum ise; o başta kendi öğrencisi olduğum halde, yeni açılan rehabilitasyona kayıt olduktan sonra bizi bulan rehabilitasyon var ya? Üniversiteden sonra döndüğümden sonra Fatih abi ve Cumhur abi ile çalıştığımız ama bu sefer o kurumun üçüncü kez yönetim değiştirmesi üzerine, yeni çalışma düzeni ve çalışma kadrosu ile Yağmur Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi...


Burada eğitime başladım başlayalı, 6 öğretmen değiştirdim şimdi de. 2,5 senede 6 fizyoterapist tanıdım. 2,5 senedir benim çalıştığım fizyoterapistler hep değişti. Değişimler zorunlu sebepler ile idi; çünkü Yağmur Özel Eğitim'e geçtim geçeli, çalıştığım fizyoteraspistlerim en fazla 4-5 ay sonra şehir veya kurum değiştirdi. Kendi istekleri ve de daha iyi imkanları çıktığı için. 4'ü şehir değiştirdi, biri gitti geldi, biri de şehir değiştirmese de kendisine daha yakın rehabilitasyona geçerek iş değiştirdi. Şükür ki ne ben ne de kurumumuzun yolları kötü şekilde değil, şans eseri ayrıldı... :) Vardır bir hayırlısı diyorum şimdi de elbet bunca fizyoterapist değiştirdikten sonra. Ama bir de istiyorum ki, Tamara abla kadar uzun soluklu bir fizyoterapi düzenim olsun yeniden! Umarım olur bir gün yine diyorum işte...


Ve Kas Hastalıklarında Tek Başına Egzersizleri De İhmal Etmemek Gerek...

Çok küçük yaşlarda egzersizlere başladığımız için, başlarda bıkkınlık oluşmuş ama sonradan farkına varmıştım; ailemin ve doktorlarımın da dediği gibi, tek başıma yaptığım egzersizler en etkilisi idi kaslarım için. Buna rağmen, benim tek başıma egzersizlerimi yapmaya başladığım ve o gün bugündür ihmal etmediğim zaman dilimi 2012'den sonra başladı tam olarak...

Ben olabildiğince küçüklüğümde kendim hareket yapmaz ve aldığım fizik tedavilerin yeterli geldiğini düşünürdüm. Atak geçirene dek de yetiyordu esasında... Oturduğum yerde bağdaş kurup birkaç gerdirme egzersizim vardı öncesinde de, bir de yürüyüşlerimi yapıyordum. İşte o kadar... Ama atak geçirince, önceden yeterli gelen hiçbir hareketim tam olarak yeterli gelmemeye başladı. Şimdi de bu senenin başından beri (2018), bir tek gün bile ihmal etmemeye kendime söz vererek bugünlere dek geldim. Bundan sonra ömrüm boyunca, tek bir gün egzersiz yapmadığım gün kalmasın, eksiksiz egzersizlerimi yapayım istiyorum. Başarıyorum ve başarmaya devam edeceğime de inanıyorum... :)

Velhasıl işte bu şekillerde, Fizyoterapi benim hayatımın çok büyük bir parçası oldu! Ülkemde devletimizin eksik düzenlemelerine ve de anlaşılmaz gidişatlarına çok kez kurban giden bir alan olsa bile, hayatımın en büyük parçalarından birine tutunarak yaşamaya devam edeceğim... Ama ülkemde maalesef rehabilitasyon alanında devletin ihmal ettiği, ya da el uzatamadığı bir kesim var, fizik tedavi ücretsiz devlet karşılıyor ama rehabilitasyonların bünyesinde taşıyıcı çalıştırmak zorunluluğu yok. Ama ben dahil, birçok bedensel engellinin yaşadığı gidiş ve geliş sırasında çektiğimiz zorluklar hayatımızda çok büyük bir yer kaplıyor.

Merdivenlerden, taşıma araçlarına binmeye kadar, zorluklarla dolu bir sistem... Yeni bir düzenleme geliyormuş yakın zamanda rehabilitasyonlara, kamera sistemi. Ama o da daha zora sokabilir, en çok da sağlığı dışarıya çıkmasına el vermeyen hastalarımızı... Dilerim buna da yeterince destekle el atılabilir; fizyoterapi tıp alanının içinde en özen gösterilen alanlardan biri olarak yer görmeli. Önemli ve de özenli olunmalı...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Ömrünün bir kısmında veya çoğunda fizyoterapi görmek zorunda olan hepimize, iyi fizyoterapistler, iyi fizik tedavi imkanları ve de kolaylık diliyorum. :) 

Egzersizlerimizi ve fizik tedavilerimizi ihmal etmeyelim. ;Sevgilerimle... 


30 Eylül 2017 Cumartesi

Tatlı Yorgunluk Mu - Eylül 2017 Terapilerim


Ne zamandır uzay terapilerimden ve fizik tedavilerimden haberler veremiyordum, bayram sonrası geldiğim gibi başladık oysa derslerimize. Haftanın iki günü fizik tedavi, iki günü uzay tedavi almaya devam ediyorum... Ama bir yandan da ders kayıtları başlamadan derslerime çalışmaya başladım ve şimdiden iki dersin ara sınav ünitelerini çalışmayı da bitirdim... Perşembe günü Yalova'dan geldiğimde, İnstagram hesabımda bunlardan bahsettim işte. İyi haberleri yazamadığımdan, soğukların "vurmayacak bu sefer kaslarımı" derken vurmaya başladığından bahsettim. Bir de o paylaşımımdan sonra buraya da bir şeyler yazmak istedim. O paylaşımım burada...

Bu yazı da bayramdan sonraki, Eylül ayının Fizik Tedavi ve Uzay Terapilerimin Gelişmelerinin yazısı... :)


3 hafta olmuş bayram tatili bitip yine evimize döneli. 3 haftada hiçbir şey yapamadım diye düşünürken, yapabildiklerimi yazınca yine mutlu oldum geçen gün... İlk hafta Uzay Terapide de, Fizik Tedavide de fizyoterapistlerim, 10 günlük bayram tatili boyunca aksatmadığım egzersizlerim sebebiyle kas kuvvetimin değişmediğini ve gerilemediğini söyleyip bu durumumu beğenmişlerdi... 2 haftadır da her ne kadar yorgun da olsam performansımı koruyabildiğim için mutlu ama havaların değişimi sebebiyle biraz yorgun geçiriyorum günlerimi. Yine de aynı durumumu koruma çabasında, egzersizlerimi aksatmadan devam edebiliyorum günlerime şükür ki... :)


İki Perşembedir üst üste terapiler sonrasında kaslarımda oluşan yorgunluğu, üstteki resimdeki pozisyonumda yatar iken dinlendirebiliyorum; pilates topum ayaklarımın altında iken, bacaklarımı gerip uzatmış iken. Bu durumu paylaşmak istedim; çünkü öylesine rahatlatıcı ki, belki size de yorgunluğunuzu geçirmenizde yardımcı olur... Bu pozisyon benim resmen kurtuluşum gibi, 4-5 aydır en sevdiğim yatış pozisyonum oldu. Hem belimi düzleştirip dinlendiriyor, hem de ayaklarımı gerdirip dinlendirirken kaslarımın çalışmasını da sağlıyorum bu halde. Bir de bu pozisyonda iken yaptığım egzersizlerim var; hem dinlendiren, hem çalıştıran hem de mutlu eden cinsten... 


Bayram tatilinden döndüğümüz günün ertesi günü, 11.09.2017-Pazartesi, Uzay Terapi'de Örümcek sisteminde bağlı iken Yürüme bandında bu zamana kadar yaptığım en iyi performansımı gerçekleştirdim. 3 set halinde olup toplamda 15 dakika yürüdüm. En güzel gelişmem buydu öncelikle... :)

Geçen hafta perşembe günü en son örümcek sisteminde yürüme bandında idim yine, ama bu sefer 6-7 dakika ancak yürüyebildim; çünkü epey yorgundum bir gün öncesinden. Eve döndüğümde bu yorgunluk, havanın güzelliği ile dinlenmeyi daha keyifli hale getirmişti balkonumuzda. (21.09.2017-Perşembe) 

Bu perşembe ise (28.09.2017), örümcek sisteminde iken güçlendirme çalıştık sadece. Epey yoğun ve dizlere yönelik güçlendirmelerdi yaptıklarımız. Fizyoterapistimin yapmamı istediği birçok denge hareketini, yapamayacağımı düşündüğüm halde yapabileceğime inanınca gerçekleştirebildiğimi gördüm. Bu duruma geldiğime çok mutlu oldum ama bir o kadar da yoruldum... Çok çabuk yorulmaya başlamalarıma 2 haftadır anlam veremiyordum ama yine havaların değişiminin etkisine girdiğimi anlayabildim. Havanın serinliğinden ötürü eve döndüğümüzde odama geçirip yatırdı bu sefer annem. Geçen hafta perşembe günü ile bu perşembe gününün ortak yönü yorgunluğum, farklı yönü ise hava durumu oldu bu sebeple... :)


Fizik tedavilerimde ise Yasemin ile güzel bir gidişat çiziyoruz yine üç haftadır. Soğuk havaların gelmesi ile son iki haftadır ev ödevlerim daha da ağırlaştı. Fizyoterapistlerim daha iyi olmam için uğraşıyor, bende onlarla çalıştığımız zamanlardan bana kalan zamanları, kaslarıma hem güçlendirme hem de bol bol rahatlama sağlayabilmek için kendi görevlerimi yerine getirmeye uğraşıyorum... 

Yasemin ile her dersimizde germelerimi yapıyoruz ve ilk başladığımızdan bu yana büyük gelişme olduğunu ve iyi gittiğimizi söyledi. Yasemin benim fizyoterapistim olmayı geçip, arkadaşım da oldu tanıştık tanışalı. Her hafta sadece hasta fizyoterapist olarak değil, iki arkadaş olarak da buluşuyoruz. Çok şükür... Bir dersin sonunda yüz üstü sırt çalışıyoruz, bir dersin sonunda da yatak ucunda otururken denge ve sırt-bel gerdirme...

Durumlar böyle yani şimdilik... Dinç ama biraz yorgun haldeyim, geçmişle kıyaslayınca da çok şükür demekten kendimi alıkoyamıyorum. Bu perşembe Uzay Terapideki seansım sonrası fizyoterapistim performansıma, "100 üzerinden 101 vermiş" ve "102'de olabilirdi" diye eklemiş de olsa, buna da şükür diye avunmam bu sebepten... :)




Ve bu perşembenin hava durumu da üst resimde... Gün batımı, hava fırtınaya çevirmeden önce kendini kapatmaya yakın göğü patlatmaya hazırdı ama patlamaz halde idi. Olmadı tabii ki, beklediğimiz fırtına çıkmadı. Sakin gelsin diliyorum havalar, çünkü bu mevsim geçişini ağır geçirmekten korkuyorum hala. Kaslarım bu sefer daha hafif üşüyor olsa da, yine de çok çabuk yorulmama engel olamıyorum. Bu durum artık kaçınılmaz bir şey, benim yapabileceğim tek şeyin kendimi daha çok korumaya devam etmek olduğunu da artık kabullendim. "Neler yapabiliriz"e odaklandık Yasemin ile dün...


Hareketlerle güçlendirmeye, beslenmeme dikkat etmeye devam ederken; yüz üstü yatıp ayaklarımı tersten gerdirmeye başlamama ve bunu her akşam ihmal etmemeye dikkat etmeme karar verildi dün Yasemin ile... 


Diyeceğim o ki; terapiler güzel gidiyor, havalar da fena değil. Yorgunluklarım şimdilik tatlı, daha fenalarını da gördüm ve Allahım o fenalardan korusun diliyorum. Bu kışı da sağ salim atlatacağım inşaallah, hazırlıklara şimdiden başladık. Malum üşümek kaçınılmaz kas erimesinde ama önlem almak ise farzı bu durumun. Allahım her birimizin yardımcısı olsun inşallah.

Fizyoterapistlerimin beni bir yandan kontrollü yorması ve de rahatlatma çabaları, benim yorulmam ve kendimi rahatlatma çabam; biliyorum ki her birinin yeri ayrı ve birbirini tamamlayıcı. Umarım hep bir arada ve sapasağlam devam eder bu güzel çabalar ve gelişmeler.. Sevgiler... :)


27 Mayıs 2017 Cumartesi

Sürpriz Gelişmelerim Var - 16.05.2017


Ben bir Kas Erimesi hastasıyım, 1997-1998'den beri. Hastalığımda ilk atağımı 2011'de ikinci atağımı da 2013'de geçirdiğimden beri, en güzel gelişmelerimizden birini Mayıs 2017'de alabildik. Bu o sürpriz gelişmenin, gurur, mutluluk ve şükür dolu yazısıdır...



16 Mayıs 2017 Günü bir sürprize tanık oldum ve tanık ettim ailemi. Mutluluk ve gurur dolu bu yazımı yazarken, şükürlerimle başlamak istiyorum. Şükür ki, bağdaş kurma pozisyonumu yeniden alabiliyorum; 16.05.2017 günü keşfettiğim üzere. :) 


Egzersizlerimi yapmış ve de yatak ucunda oturur halde kendimi esnetmeye ve de keşfetmeye devam ediyordum o gün (16.05.2017-Salı) yine. Ataklarımdan sonra diz kapaklarım maalesef müsaade etmez olmuştu birçok pozisyonu almama. Bu pozisyonlardan biri de bağdaş kurma pozisyonuydu. Benim en sevdiğim pozisyonlardan birini, ataklarım sayesinde ağrılar ve kas kısalmalarımın meydana gelmesi ile yapamaz hale gelmiştim. Bu durum beni çok üzmüştü ilk başlarda... En kısa zamanda bu ataklar geçince yapabileceğimi umsam da, uzun zaman süreceğini anlamam için de çok zaman geçmedi. 


Diz kapaklarımın ağrıları ve kasılmalarım hat safhaya çıktığından sonra, ağrıları geçirmemiz ve kasılmaları durdurmamız 1-2 seneyi aldı. Diz kapaklarımın ağrılarının geçmesi de daha zor oldu. Bağdaş kurma pozisyonumu almam ise 5 sene... Çok ama çok şükür, bu sebeplerle -5 sene sonrasında- bu büyük bir gelişme benim için; hem de en sürprizlisinden. :)


2011 yılına dek, Bağdaş kurma pozisyonunda rahatlamaya çalıştığım anların çok olduğunu hatırlıyorum. O pozisyonda kalır kendimce de meditasyon yapardım. Tabanlarımı birbirine değdirip oturduğumda benden iyisi yoktu. Hala o pozisyonda popom yerle bir iken oturamıyorum. Ama o zamanların bana ne hissettirdiğini biliyorum. Tabanlarım birbirine bitişikken, kelebek kanadı gibi bacaklarımı açıp kapayarak kendimi tam hissettiğimi hatırlıyordum kendime. Ayakta ama hasta, birçok hareketi yapamayan ama yürüyebilen biri olarak, bağdaş kurma pozisyonuna oturduğumda inanılmaz rahat hissediyordum kendimi... Yapabildiğim şeyleri sürdürmek ve bunlardan hayatıma yer edindirdiğim birçok alışkanlık kazanmak müthiş bir doyumdu; 2011'e dek tabii ki. 


Meditasyonlarıma gelince, onlar; ellerim kalbimin veyahut dizlerimin üstünde, kendi düşüncelerimin yoğunluğuna veya an'a odaklanmak demekti benim için. Kötü bir gün geçirmişsem, belimi ensetmek inanılmaz iyi geliyordu. Birileriyle anlaşamamışsam, birileri beni yanlış anlamışsa veyahut birilerine kendimi anlatamamışsam; oturup o pozisyonda kendimi anlatıyordum kendime. Şimdi o pozisyonlarda değilse de, yattığım yerden veya yaptığım beni rahatlatan pozisyonlarımda yapıyorum aynılarını... Değişen sadece Bağdaş kurma pozisyonlarıma eskisi gibi gelememem. İşte o kadar...



Esas olarak sürpriz gelişmelerimin nasıl farkına vardığımı anlatacağım şimdi sizlere ve de kendime; :)



Egzersizlerimin sonrasında, yer yatağının ucuna oturup belimi esnetiyoruz çoğu zaman. Belimi esnetmek hala beni ruhsal ve fiziksel olarak rahatlatıyor. O gün de egzersizler sonrası esneme pozisyonumu almıştım. Tabanlarım birbirine bitişik, ama kelebek kanadı gibi büyük çırpınışlar yapamıyorum artık, küçük çırpınışlar yapabilir hallerdeyim epey bir süredir. Ara sıra önüme esneyerek kendimi rahatlatmaya çalışıyordum yine. 

En sevmediğim şeylerden biri, aynı pozisyonda duran herhangi bir yerimin aşırı uyuşması durumu. Uyuşukluğumu geçirmek için yaptığım hareketlerin işe yaradığı zamanlarda feci bir rahatsızlık hissi oluyor ya, bazen de uyuşuklukları geçirmek zor oluyor hani; sevmiyorum işte bunları ne bileyim. :)

Belli bir pozisyonda kaldığım için, iki ayağım birden uyuşmuştu o gün yine. Bu uyuşukluk beni üstteki hareketleri yapabildiğimi keşfettirdi bu sefer. Her defasında o pozisyonda otururken parmaklarımı oynatmaya çalışarak uyuşukluğu geçirmeye uğraşıyordum, bu sefer başka hareketlerle de geçirebilir miyim acaba dedim. Derken ayağımı yere basabilir hale getirebileceğimi gördüm. Ellerimle hareket ettirmemin yanı sıra, ayaklarım da buna izin veriyordu; bu sefer ağrı, acı veya sızı yoktu. Beni en çok şaşırtan ise; dengede oturabiliyorum artık yatağın ucunda, ayaklarımı tutmasam bile. :) Yapamayan için büyük bir mutluluktur, böylesi küçük bir şey; tahmin edebilirsiniz...



Üstteki kolaj fotoğrafta, dizlerimi karnıma çekip oturabildiğim pozisyonlarımı görüyorsunuz ya; o pozisyonlarda 5 seneye yaklaşık zamandır kendimi hiç hatırlamıyorum. Bir resim var elimde, çocukluk arkadaşım Duygu'mun vefat etmeden önce yaptığı ve bir defterimin arasında unuttuğu dizleri karnına çekik oturma pozisyonunda biri. O pozisyona yaklaşmam için çenemi dizlerime koymam ve bir de bacaklarımı birbirine daha da yaklaştırmam gerek bir tek işte... :) 

Neyse; ben bunları keşfederken, tek bacağımdan tutunarak yanlarıma kaykılabildiğimi ve popomu yataktan kaldırabildiğimi de keşfettim. Tek taraflı da olsa, büyük bir gelişme bu da. Dengede durup hareketleri yapabilmek, başlı başına bir gelişme zaten... 


Maddeler halinde de saymak isterim neler yapabildiğimi;

Ayaklarımı yere bastırır pozisyonda durabiliyorum, demek ki kas kısalığım azalmış.

Tek tarafa yönelerek de olsa, bir tarafa yaslanır gibi yapıp kalçalarımı kaldırabiliyorum.

Dengeli şekilde, yatağın ucunda oturabiliyorum: Oturma pozisyonumda bir sorun olmasa da, yere yakın hallerde oturmalarımda sorunlarım var; diz kapaklarım ve de kas kısalıklarımla alakalı olarak.

Bir de "Bunları yapabiliyorsam, ayaklarımı birbirinin üstüne de atabilir miyim ki?" demiştim kendime. Bunu dedikten sonra önce tabanlarımı birleştirdim, sonra da diz kapaklarımdan izin isteyerek ayaklarımı kaldırmaya gayret ettim. Sonuç; üstte de gördüğünüz gibi bağdaş kurabilir hallere de gelebilir olduğumu keşfettim... :)


Tüm bu anlattıklarımda önemsediğim en önemli noktayı da söylemeliyim; diz kapaklarım bu hareketleri yaparken artık ağrımıyor! Yani yıllar sonra; diz kapaklarımın beni neredeyse hiçbir hareketin başlangıcını bile yaptırmayacakmışçasına, kalkıştığım birçok harekette ağrılarla bana izin vermeme gafletinden beni kurtarmış!


Velhasıl, o günkü mutluluğumuzu ve de gururumuzu daha nasıl anlatabilirdim bilmiyorum, bu yazının yazılması ile olabilirdi ancak. Tüm bu güzel gelişmelerimin arkasında; fizik tedavi-uzay terapi seanslarımın, bu seanslarımda beni sağlığıma kavuşturmaya uğraşan fizyoterapistlerimle ortak çabalarımızın ve planlarımızın, ailemin, dostlarımın, kendime inancımın olduğu kadar onların da bana inançlarının-desteklerinin eseridir bu haklı gururumuz... Sevdiklerime bu müjdeyi, instagram hesabımda ayrı bir yazıyla verdim; 3 gün önce bu yazıyı yazamaz halde dayanamayıp: ki o da burada... 


Devamının ne zaman geleceğini bilmediğim; her nefesimde ve her küçük gelişmede heyecanlanmaya devam edeceğime inandığım bu hayat uğraşımın ne başlangıcı ne de sonundayım. Daha gerçekleştirecek çok hayalim ve her biri için de çok yolum var, sabırla devam etmem gereken; bunu da çok iyi biliyorum. Kendimize ve yaratıcı güce inanmaya ve de çabalamaya devam edelim her birimiz, başarmak ve mutlu yaşamak istiyorsak bu ilk şartımız olmaya devam etsin... Bizi güzel sürprizler beklemeye devam etsin. Sevgilerimle... :)


23 Haziran 2016 Perşembe

2016 Uzay Terapi Seanslarım ve Değişen Fizyoterapi Düzenim

Sağlığım ile ilgili yazmayalı çok olmuştu değil mi? Biraz uzun bir yazı oldu tabii, hazırlıklı olun derim ben. Sonuna kadar okuyan herkese şimdiden teşekkür ederim. :)

2016 Uzay Terapi Çalışmalarımdan başlayalım...


Nihayet beklediğimiz 2016 ek tedavime 28 Mayıs'ta başladım ve Antalya yolculuğumuz öncesi ara vermeden önceki seansımı da bu Pazartesi günü (20.01.2016) aldım. Dönene kadar ara vermiş de bulunsam -gerek uzay terapime gerekse de fizik tedavime- Antalya'da gireceğim denizin faydasını alabilmekten yana da umudum var... :)

Üstteki fotoğraf bu Pazartesi'den. 2016 Uzay Terapi çalışmamın ilk 30'luk diliminin 5 seansını alabildim; İki seansı sedye yatakta bel çalıştırmak için iki ayak birden ağırlık bastırma, sırt kasları, bacaklarımın iç ve dış kaslarını ağırlık çalışma ile çalıştırma üzerine idi. Üç seansı da yer minderinde dönme hareketleri ve de kafese bağlı halde emekleme pozisyonunda bacaklarımı ve boynumu çalıştırarak alışabilme üzerine... Tüm bu durumlardan ötürü yine umudum aktif durumda, zira biraz sonra aşağıda da vereceğim ayrıntılardan ötürü biraz umudum azalmıştı geri kaldığım derslerden ötürü bir süredir... 

Orhan abi ile çalışıyoruz bu sene, daha önce burada da bahsetmiştim. Orhan abi Pazartesi günkü çalışmamızda daha iyi olduğumu söyledi. Resimdeki pozisyonda dersi bitirmeden önce dinlenirken durduğum emekleme halinde de anneciğim çekti bu fotoğrafımı, kadrajına sağlık. :) Kendimi böyle görmek de güzel, ilerleyen zamanda tek başıma da emekleme pozisyonunda durabilirim inşallah. Tamara ablam şöyle demişti ya zamanında; "Kendini yürümeye yeni başlayacak bir bebek gibi düşün. Önce emeklemelisin ki, sonra da ayağa kalkabilesin." Böyle düşünmenin emekleme pozisyonunda destekli de olsa durabilirken faydasını daha çok görüyorum...


Velhasıl, yolculuk öncesi Pazartesi günü de yer minderinde çalıştık ve verimli idi güzelce yoruldum epey. Ve bu yorgunluk bana öyle iyi geldi ki, Antalya'ya gitmeden önce de gittikten sonra da hareketlerime yer hareketlerini ekleyeceğim bundan böyle bende... 

Haftaya Pazartesi bir aksilik olmazsa da Antalya yolcusuyuz, bu sefer deniz terapim olacak. Benim için uzay terapinin kelime anlamının bir destek olmadan tam anlamıyla hakkını verebildiği yerdir Deniz. İnşallah hava koşulları, sağlık durumları, her bir şey de denize girmelerimizi mümkün kılar bu yaz... :)


Değişen Yeni Fizyoterapi Düzenime Gelince;


Dolu dolu sağlığım hakkında yeniden yazamayalı rehabilitasyon merkezimi değiştirdim. Öyle olması gerekiyordu belki de, yeni bir kapı açılması gerekiyordu diye düşünüyorum şimdi ama; Tamara abla ile ayrılmak ve yeni bir rehabilitasyona kaydımı yaptırana kadar bir süre boşta geçen zamanda tedavi almadan beklemek, benim için umutsuzluk gibi idi. O kadar alıştım ki fizik tedavi almaya ve hayatımın fizik tedavi üzerine kurulu olmasının gerekliliğine bende, doktorlarımızın baştan beri söyledikleri gibi; 2-3 haftalık tedavi alamamak beni epey etkiledi diye belirtmeliyim işte...

Tamara abla ile yollarımızı ayırmak istemedik, sorun ne ondan ne de bizden kaynaklı idi. Sorun tamamen rehabilitasyon merkezinin durumları zorlaştırmaları ile ilgili idi. Çok açık bile olamıyorum şu an ama bu iş terapilerimi kesmeye kadar gitti. Ve şimdi yeni bir rehabilitasyona kayıt olmuş ve de yeni fizyoterapistim Doruk abi ile başlamış halde yazıyorum bu yazıyı. İlk seansımızı tanışma ve durumumu inceleme olarak Salı günü (21.06.2016), İkinci seansımızı da Antalya yolculuğu öncesi ara vermeden önce bugün aldım.

Bir süredir sağlık defteri tuttuğumu yazmıştım daha öncesinde de, burada. İşte bir 5 ay kadar olmuştu sağlık defterime de son durumlarımı yazmayalı, ki nihayet oraya da geri döndüm bu hafta başında. Doruk abi ile de anlaşabilmiş ve bilgisine güven duymuş olduğumdan umudum Salı günü yine tazelenmiş oldu. Doruk abi, benim birçok fizyoterapistime söylediğim "Bana evde yapabileceğim hareket verir misiniz?" cümlesini birkaç ders sonra telafuz etme düşüncemi silip attıracak, "Egzersiz düzenine bir el atmayı da düşünüyorum bu arada" cümlesini kullandıktan sonra "Evet, evet anlaşacağız, hem de çok." dememe sebep oldu.

Yeni Fizyoterapi Düzenim;

Doruk abi ile ilk değerlendirme dersimiz Salı günü hiç fena geçmedi benim açımdan. "Tamara ablamdan ne kadar ayrılmış olmamıza hala üzülüyor da olsam, yeni bir soluk da her zaman iyidir..." diyorum şimdi. İlk kontrollerde, düzeltilmesi gereken ve korunması gereken birçok kas grubum olduğunu Doruk abi de söyledi, Salı Günü ve de Bugün. Bunun elbet bende fazlasıyla farkındayım, bir süredir işlerimizin zor olduğunun... 

Bu hafta iki dersimiz de; hastalık hikayemi konuşarak, kaslarımı tanıma çalışmaları yapmak ile geçti Doruk abi ile. Ve esas olarak Antalya'dan dönünce bir çalışma düzeni ayarlayacağımızı da konuştuk. Öncelik dizler olacak sinyalini verdi Doruk abi, ki 2011'de başlayan ataklarımdan sonra en çok korktuğum konunun dizlerimin olduğunu belli ettiğimin de farkında olduğunu söyledi sonrasında. İnsanın korktuğu başına gelirmiş ya, ilk dersten de üç adet diz hareketleri verdi... :) Ödevlerime sadık olmaya çalışacağım bende seve seve...

Ve bu sabah ki dersimizden sonra, Antalya'ya gidecek olmamızdan ötürü bir ara da fizik tedavime vermiş bulunduk. Bana birkaç hareket tavsiye etti Doruk abi de, Uzay terapi'de Orhan abinin verdiği hareketlerle birçok hareketim oldu böylece.. İnşallah Doruk abi ile de Orhan abi ile de, döndükten sonra daha sıkı bir maraton beni bekliyor olacak. Öncelikle deniz terapimle beraber, kaslarımı biraz daha toparlayarak daha da iyi olmaya hazır halde dönmeye çabalayacağım; dizlerimdeki ağrılara karşı duyduğum korkuyu ve az buçuk da olsa kalmış olan cesaretsizliğimi deniz terapisiyle geride bırakarak inşallah...

Bugün, haftanın olayları ile umudumun şükür ki yerinde olduğunu yazmak, kendime de sizlere de yinelemek istedim. Bu hafta yoğun geçmesine rağmen, yorucu ama güzeldi. Dilerim böyle de bitsin, tüm hayrı ile. Zindeyim galiba ama sersemlik çok fazla bu sıra, malum sıcaklardan ötürü. Aman siz de kendinize dikkat edin, ben kendime olduğundan da çok dikkat etme çabasındayım birkaç gündür. Sevgiler... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...