Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2022 Çarşamba

Türkiye'de Fizik Tedavi Hastası Olmak - Şubat 2021


Sağlık durumumla ilgili bayadır yine görüşemedik değil mi? Sırası geldiğini hissettim de döndüm bu konuda da. İçim doldu taştı yine, aslında konuştuklarımızdan öteye gidememek gerçekten çok üzücü. Ama yaşananları da yok sayamam. Yazarak anlatmak bana çok iyi geliyor ve başka türlüsünü başaramıyorum şu an için. Nasılım bu ara dersek, çok şükür ki iyiyim ama tedavileri alırken zorlandığımız noktalar hala baki hayatımızda...


Türkiye'de Fizik Tedavi Hastası Olmak demişken başlığa, keşke anlamı şu olsa diyorum bazen "Türkiye'de Fizik Tedavi hastası olma durumuna hastayım. İşimiz o kadar kolay ve bizim durumumuzu herkes o kadar iyi anlıyor ki!"... :) Ne yazık ki gerçekler bu kadar pespembe değil. Ciddi anlamda Türkiye'de Fizik Tedavi alanında gelişmiş olsak bile oralara gidebilmek için biz hastaların geçmesi gereken yollar çok zorlu... 

En basitinden ihtiyacım olduğu için evde tedavi aldığımız için, yasal gereklilik gelene kadar sıkıntı çektiğimizi ben yine bu bloğumda yazdım. Sesimizi duyurmak için uğraş verdik. Hadi neyse öyle böyle bizim işimiz halloldu da, SMA'lı hastalarımızın şu an tedavisi varken o tedaviye kavuşmak için milyon dolarlar biriktirmek zorunda kalıyorlar. (Söz etmişken lütfen SMA'lı ailelere destek verebildiğimiz kadar destek verelim olur mu? Zira, artık tedavileri var ama bu tedaviye ulaşmak için türlü kıstaslar ile sınanmaya devam ediyorlar.)

Velhasıl, Türkiye'de Fizik Tedavi ihtiyacı olan bir hasta olmak çok zor. İlk 30'luk ek tedavi hakkımı kullanıp bitirdiğim için ikincisine başvurma hakkım var ama onu da her defasında vermeme verememe durumları var. Bu yıllardır böyle.. Bu sefer ben aldım ama nasıl, yıllar sonra ilk defa! 2017-2018'den beri ilk defa hele hele... Bu seferki doktorun bana bu ikinci 30'luğu vermesinin sebebi de, pandemide alamadığım tedavilerin sonrasında zaten gerilemiş olmam ve alabildiğim 30'luk sebebiyle gelişme göstermiş olmamdan sebepmiş. Bana şöyle dedi doktor "Zaten iyileşemeyecek bir hastalığın var, ikinciyi vermemize gerek de yok. Gelişme çağında ve de iyileşmesi kesin olmayan hastalıklara ikinci 30'luğu vermiyoruz veremiyoruz." Bir de ekledi, "O sebepten şimdilik veriyorum ama bir dahakine veremeyeceğim."


Öncelikle bu konuşmak istediğim konunun doğruluk yanı olmadığını yaklaşık 25 senedir fizik tedavi hastası olduğum ve hastalığım sebebiyle hastanelerde gezdiğim için çok iyi biliyorum. Kas hastasıyım, kesin tedavim de yok henüz ama fizik tedavi ile çok ciddi ölçüde toparlanabilen bir hayat kalitem var. Türkiye'de fizik tedavinin bu kadar önemsiz ve sadece gelişme çağında işe yarar görülmesine çok ama çok içerleniyorum. Ciddi anlamda kanıma dokunuyor... Bunu nasıl özetleyebiliriz biliyor musunuz; Televizyonlarda oldukça pembe gözlüklerle anlatılan "engellilik durumu", hastanelerdeki bazı doktorlar tarafından "kapkara gözlüklerle" hepten geçersiz olarak görüntüleniyor...  


= Çok ağır geçirdiğim hastalığımdaki atağımdan sonra, 2 sene içerisinde aldığımız gelişme tekrar ayağa da kaldırıp yürütmüştü beni. Tekrar ayakta durabilir de kılmıştı... Bunların hepsi fizik tedaviyle oldu, üstelik bu bahsettiğim zaman dilimlerinde gelişme çağımı da çoktan geçmiştim!

Üst resimlerde gördüğünüz o kağıt, benim ikinci 30'luk tedavi için devlet hastanesinden yazdırdığım rapor... Fizik tedavi ihtiyacı olan bir hastalığınız olunca, o tedavilerin verdiği fiziksel rahatlığın tüm hayatınıza da etki ettiğini çok iyi biliyor ve görüyorsunuz. Bu sebepten o fotoğraflardaki kağıt benim için sadece kağıt değil, o üstündeki fotoğraflar da bugün tarafımdan çekildi ve onlar da basit birer fotoğraf değiller. O fotoğraflar rahatlık demek, ailemle beraber daha kaliteli yaşamak demek, daha rahat nefes almak demek! (Tüm bunları anlamanız da tabii benim için çok önemli. Ömür bir tek kendimizden değil, çevremizde gördüğümüz kişilerin hayatlarına sağladığımız etkilerden de ibaret sonuçta. Artık Fizik tedavinin önemini umuyorum ki birçok kişi kavrayabiliyordur ve bu durum zaman içerisinde de olsa nice güzel sonuçlara ulaşabilir...)

***

Neyse, bugün gittim bu bahsettiğim konuları ek fizik tedavi aldığım Tıp Merkezindeki fizyoterapistime ve de fizik tedavi doktoruma da anlattım. Onlardan da böyle bir şey olmadığını ve de olamayacağını tekrar duyduğum için bir iç dökme seansı yapayım kendime dedim... Doktorların neden böyle söylediğiyle ilgili bir bilgimiz yok, üstüne şaşkınlığımız var. Ne var biliyor musunuz, artık kendi durumumu o kadar ispatlamaya odaklanmış ve fizik tedavimin işe yaradığını göstermeye alışır olmuşum ki; "Olur mu öyle şey, ben fizik tedavi almazsam durumum daha kötüye gidiyor ama?" demedim-diyemedim bile bu sefer!


Pazartesi günü sabahı devlet hastanesindeki fizik tedavi doktoruna randevuma gittik ve üstte bahsettiğim konuşmalar gerçekleşti. Doktor tedavimi verirken muayene de etti tabii ki ve direncimi çok beğendiğini söyledi. "Sadece oturduğun yerde de olsa yer çekimine karşı koyamadığını görüyorum ama fizik tedaviler yaramış görünüyor." dedi. Ne kadar çok fizik tedavi alırsam o kadar kasılmalarımın ve kramplarımın geçtiğini anlattığımda da, üstte bahsettiğim mevzuları söyledi. Bizlerin iyileşmesinin mümkün olmadığı için tedavi veremediklerini...


Çok garip biliyor musunuz, genel olarak söylüyorum (lütfen böyle bilinsin); sağlık sektöründe doktorlara böyle yapılması söyleniyor olabilir ama insanlara at muamelesi yapar gibi hareket edilmesi çok ama çok rahatsız edici... 

Ben haftada iki gün bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinden devletin bana sunduğu fizik tedavimi alıyorum biliyorsunuz, üstelik evde tedavi alıyorum. Ama inanın ki sadece haftada iki ders hiçbirimize tam olarak yetemiyor, çok iyi biliyorum. Kendim de hareketlerimi yapıyor olmama rağmen, devletin ek fizik tedavi verdiği üzere 30+30 seanslarımdan da haftaya iki ders daha ekleyip 4 seans fizik tedavi aldığım zaman çok daha iyi oluyorum. 

Ne kadar çok fizik tedavi alırsam o kadar aktif, kasılma, kramp ve ağrılarımdan uzak yaşıyorum. Bunu doktorlara veya hiçbir şekilde alakaları olmayan devlet memurlarına anlatmak ve de ispatlamak zorunda olmak sizce de çok utanç verici değil mi? Benim değil onların utanması gerektiğinden bahsediyorum. Bu ülkede yaşayan her vatandaşın hakkı, devletin verdiği sağlık eğitim ve de barınma hakkından yararlanmalıdır değil mi? Ama ben ömrüm boyunca ispatlı yaşamak zorunda değilim. Ya da hayatımı birilerinin ağzından çıkacak kararlarla şekillendirmemem gerekmez mi?


Öyle böyle ben bir şekilde bugün ek fizik tedavilerime yeniden başladım işte. Diliyorum şifa olsun, diliyorum şifa dileyen onun için uğraşan herkes şifa bulsun... Ama lütfen birileri de fizik tedavinin biz fizik tedaviye ihtiyaç duyan hastalar için altından bile kıymetli olduğunu anlasın...


Fizik doktorum bugün bir şey söyledi bana, onu da ekleyip öyle son vermek istiyorum yazıma;

"Şayet gelişme çağı harici kas gelişmiyor ve de toparlanmıyor olsa, 40 yaşındaki insanları bile spor salonları ve fizik tedavi doktorları kas geliştirmek üzere spor salonlarına alırlar mı sence? Bunu da düşünüp kıyas edemiyor mu o kişiler. Güçsüz bir kas var elimizde, o gücü de ancak fizik tedavi ile pasif şekilde çalıştırmayı da sürdürürsek toparlarız. Atrofi (kasın işlevsiz hale doğru küçülmesini anlatan terim olarak kullandı burada) durumuna girmesin istediğimiz için kasları tek başına bırakmıyoruz sonuçta..."



Onlar anlasınlar veya anlamasınlar, ben anlatmaya da yok sayılan zor durumları dillendirmeye de ve bu durumları sizlerle anlatırken kendi içimde anlamlandırmaya da devam edeceğim. Çünkü şu yazıyı yazdım ya, konuştuğum kişilerin yanında rahatladığımın iki katı kadar rahatladım. Bunun bile bir anlamı olmalı gibi geliyor. Ben yazarak varoluyor ve böyle rahatlıyorumun uzun anlatımıdır bu da bir kez daha... :) 

Sevgilerimle... 

25 Nisan 2015 Cumartesi

Almasak Diyorum Bazen...

Bir tüketici olarak Türkiye'de yaşamak çok zor bazen. Aldığımız ürünlerin kıymetini bilelim diyoruz, ama var mı ki tüketici haklarımız? Bence; sözde var tüm haklarımız sadece. Gerisi hep kandırmaca, hep kandırmaca...

Yalansa yalan deyin lütfen, ben anlatmaya başlıyorum serzenişlerimle beraber..

Türkiye'de binbir emekle çalışıp kazandığımız parayı; 3-5 haberleşme yapabilmek, eh bazen de eğlenebilmek amacıyla teknolojiye yatırıyoruz biraz. Eh malum, teknolojinin gerekmediği alanlar da iyice sınırlandı ne zamandır. Telefonsuz birçok işe bile giremiyorsunuz, internet her yerde gerekli oluyor. Okul deseniz, bilgisayarsız olmaz diyorlar... Üniversite'de bilgisayar aldım, üretim hatası çıktı. Şimdiki haline getirene kadar epey sorun yaşadım. Üniversiteden sonra da telefon aldık, o da üretim hatası çıktı. Peki geri dönüş oldu mu bana? -Maalesef hayır; bilgisayarımı da telefonumu da kendimiz yaptırdık... Telefonumu ise hala yaptırmaya devam ediyoruz...



Artık Burası Türkiye lafını duymaktan sıkılanlardanım ben. Şu teknolojiye verdiğimiz paraya acıyorum. Tüketici değil de, tüketilen yerine konulduğumuzu görebiliyorum... Ülkemizde satış prosedürleri hep üreticinin leyhine düzenlenmiş mesela, farkında mısınız? Garanti adı altında sundukları kağıt parçalarına harcanan ağaçlara da acıyorum ben mesela. Düşürmediğim, atmadığım veya parçalamadığım halde, Garanti'ye giden telefonumun 2 senelik Garanti süresinde hiçbir şekilde olumlu sonuç alamadım ben.

Bir telefon veya laptop alıyoruz mesela, "almasaydık daha iyi" dedirtiyorlar bizlere. Çünkü hatalı çıkarsa veya es kaza bozulursa, geri dönüş sağlamıyorlar. Oysa Garanti Belgesinin içinde, sadece bizden kaynaklı olan durumlarda garanti işlemeyecek, diyor. Bir teknolojik alet veya bir ürün elbet hatalı olabilir; insan ürünü sonuçta o da, hata verebilir. Peki geri dönüşü ya da telafisi olmamasını siz neye bağlıyorsunuz? Siz de bir tüketici olarak, kendinizi pek bir çantada keklik veya üreticinin elindeki oyuncak olarak görmüyor musunuz benim gibi?



Buradaki yazımda da bahsetmiştim; üretim hatası ile elime geçtiğini düşündüğüm bir telefonu kullanıyorum hala ben. Ben şansım yok demiştim ama, çok daha başka olduğunu biliyorum bu durumun... 2,5 yıl önce 500 tl civarında aldık elimde bulunan Galaxy Ace 5830i model telefonumu. Aldığımdan 1-2 ay sonra hafıza problemleri yaşamaya başladım birçoğu gibi. Danıştıysam da Samsung firmasına, hiçbir çözüme ulaştırmadılar beni.

2 kere garantiye gönderdik, güncelleme yapıp gönderdiler her defasında. Ama bir müddet sonra kullandıkça telefonumun hafızası küçüldü. Başta 6-8 arası program sığıyordu 200 mb'lık hafızası bulunan telefonuma. Sonra sondan ikinci çöküşünden sonra 4 programdan fazlasını yükleyemez oldum. Son çökmesinden önce 3 program, şimdi ise sadece 2 program yüklü telefonumda... Başta bu durum katlanabilir haldeydi. Ama bir telefon hafızası her fırsatta yani her işlemde hata vermeye başlar hale gelirse, bu durum normal midir?

En son sistem çökmesinden sonra Salı günü akşamı geldi telefonum tamirden. Garanti süresi dolalı 2 ay oluyor zaten. Bu sefer ki sistem çökmesinin de telefonun hafızasının programları kaldıramıyor oluşundan olduğu söylendi. 2'dir babamın arkadaşına tamir ettiriyoruz zaten, garantisi bittiğinden ötürü...

Yani başından beri farkındayım ki, telefonun hafızası gittikçe yetersiz hale geliyor. Şimdi 2 program yüklü. Peki ya ileride, "bunları da yükleyemezsem" diye düşünmüyor değilim açıkçası. Aklım da almıyor artık, tüketici miyiz tüketilen mi...


Şimdi sorarım size; bu sorunu tek yaşayan ben olmadığım halde, neden bir firma baştan beri şikayetlere rağmen bir çözüm bulmaya gitmez? 

Bence "buradan kaybederim, bir diğer üründen yine kazanırım." diyorlar. Aldıkça alıyoruz, çünkü güvenmek istiyoruz. Ama benim artık Samsung markasına zerre güvenim kalmadı. Daha önceden de söylemiştim, bu 3. Samsung telefonum ve ilki hariç 2'sinde de üretim hatası ile karşılaştım. Bir marka, saygınlığı için her müşterisini hoş tutabilmeli bence. Ama bu tür üretici ile karşılaşmak, çölde kutup ayısı bulmaktan da zor çoğu zaman. Ülkemde maalesef benim görmek istediğim ve kurduğum düşüncede firmalar çok sınırlı sayıda...


Ne Yapmalı Diye Düşünüyorum...

Almayalım diyorum; bizi düşünmeyen üreticileri farkına vardırmaya davet ediyorum hepimizi... En azından bunu söylemek üzücü ama, zorla hakkımızı arama yoluna gidiyoruz resmen. Şöyle yapalım o zaman; Üretim hatası üzerine üretim hatası yapıp, sonrasında da telafi etmeyen üretici firmaları tercih etmemeye gayret edelim mesela. Benim bir ürüne verdiğim paranın değmediğini görünce içim sızlıyor artık. Çünkü annem ve babamın çalışma koşullarını da bildim bu zamana kadar; Türkiye'de para hiç kolay kazanılmıyor, ki içimize sinerek heba edelim değil mi?

Biz ısrarla tüketicinin parasına ve emeğine saygı duymayan üreticileri böyle tercih etmeye devam edersek, çantada keklik olarak görülmeye devam edeceğiz. Bu yazım üreticileri uyarmak için biraz da. Tüketici olarak, hakkımızı arayalım. Size Samsung kullanmayın demiyorum; "Diğer modellerini bilemem ama, Galaxy Ace 5830i model telefonu almaya yanaşmayın" der ve tavsiye ederim, karar yine sizin...


Sonuca Gelirsek; 

Telefon almaya gücüm de yok, gönlüm de... Yine olmaz, alırım ve sorun çıksa da telafisini yapar bu firma, diyebildiğim hiçbir ürün de yok. Siz söyleyin, ne yapmalıyız, sizin düşünceniz nedir? Güvenilecek hangi telefon firması kaldı, müşterisine değer veren? Ben gittiği yere kadar kullanacağım telefonumu artık, gerekirse sonrasında telefon kullanmayı bırakacağım belki de. Akıllı Telefon bizlerin neyine zaten bu ülkede! :) Sizlerin de böyle tecrübesi var mı? Yorum yapın lütfen, yalnız olmadığımı düşünüyorum ben... Sevgiler...


Not; Farkındayım, fazla serzeniş dolu bir yazı oldu affedin. 1 değil, 2 değil. Türkiye'de bir şeyleri yaptığımıza veya aldığımıza değsin artık istiyorum. Siz de istiyorsunuz biliyorum... Tedbir alalım artık, belki işe yarar kimbilir... :)

Dip Not; Almayalım Diyorum, ama aslında Samsung'u almayalım değil. Bu yazıyı Samsung'u karalamak için yazmadım çünkü... Mağduriyetimi dile getiriyorum ki; üreticileri, bizleri yem olarak görmekten vazgeçirelim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...