30 Eylül 2017 Cumartesi

2017 Ağustos Ve 2017 Eylül Nasıl Geçti?


Eylül ayı bitmek üzere iken yazıyorum bu yazıyı ama vardır bir hayırlısı diyelim, olmadı denk gelmedi ve bir türlü yazamadığım yazılar arasına girdi. Ağustos 2017, hızlı ve bir o kadar da dolu dolu geçti benim için. Ama esas olarak Eylül ile beraber yazmama karar verdiren de birbirine benzemesi oldu. Şimdiden iyi okumalar diliyorum. :)


Birer kitap okudum - birçok kitabı da yarım bıraktım, bu iki ay içinde;




Ateş- Ertürk Akşun (Destek Yayınları); Yarım bıraktım; Her şey fuarda alıp da bir türlü bitiremediğim Ateş kitabı ile başladı. Ertürk Akşun'un kitabını Destek Yayınları'nın standından 5 Tl'ye almıştım Mart ayında Bursa 15. Kitap Fuarı'ndan almıştım bu sene. Çok beğeneceğime emindim ama bazen olmayınca olmuyor. 4-5 ay boyunca geri dönüp durdum, elime almıştı kitap benim için hep aynı hızda aktı. Bana göre fazlasıyla kendini tekrarlayan kelime ve cümleler vardı kitapta... Eylül ayında bu bitirme çabamdan vazgeçtim, "olmayınca olmuyor demek ki, bazen vazgeçmek gerek" dedim. Yarım bıraktığım kitaplardan oldu böylece...


Emile Zola - Nana' yı bitirmiştim Ağustos ayında ama sorun bir nasıl; binbir zorlukla. Tarafımdan okunmayı bekleyen kitaplarımın büyük çoğunlukla bitmeye başlaması ile sona bıraktığım kitapları okuyamaz oldum bu iki ayda resmen...


Mrs. Dalloway - Virginia Wolf (İletişim Yayınları); Yarım bıraktım; Mrs. Dalloway bilinç akışı tekniğiyle yazılmış bir kitap imiş. Ağustos ayında başlayıp bir türlü bitiremediğim kitaplardan ilki oldu benim için. Bir de bu teknik ile yazılmış kitaplardan okumaya uğraştığım ilk kitap oldu kendisi... 

İnce bir kitap olmasına rağmen, tek bir gün içerisinde Mrs. Dalloway'in bilincinden akıp giden kişi ve olaylar örgüsünün anlatımına ne yaptıysam bir türlü tutunamadım. Kitap benim için durakladı durdu sanki... Yayınevinden veya olay örgüsünden değil bence, bu bilinç akışı tekniği benlik olmayabilir. Bu benim fikrim...


Boş Koltuk - J.K. Rowling (Doğan Kitap); Yarım Bıraktım; J.K. Rowling'i okumaya başladığım en yanlış hikaye olmalı bence bu kitap. Harry Potter filmlerine bayılıp, bir türlü okumaya başlayamadığıma üzülür dururum bunca sene. Belki bir gün derdim eskiden, şimdi de belki ilerleyen günlerde ilk kitaptan okumaya başlarım Harry Potter hikayesini diyorum. 

Ama Boş Koltuk bence J.K. Rowling'in hikayesi değil. 150. sayfada yarım bıraktım, konuya bir türlü giriş yapamamasına deli gibi üzüldüm kendimce. Yarım bıraktığıma en üzgün olduğum kitap ki, kitaplığımdan çıkarmamayı ve birkaç ay sonra yeniden kaldığım yerden devam etmeyi denemeyi düşünüyorum. Çok büyük heveslerle almıştım ama olmadı... Ama bu kitap aynı zamanda, Temmuz ve Ağustos ayında Kağanımın sayfalarını saymaya doyamayıp okuduğu kitaptı. Sırf bu yüzden bile kitaplığımdan çıkaramam, zira o artık Kağanımın kitabı... :) (Öyle diyor kendisi beyefendi!)


İstanbul'da Ölüm - Douglas Frantz&Catherine Collins (Mitra Yayınları); İstanbul'da Ölüm kitabına kurban bayramda Antalya'da başladım. Konusu ne kadar güzelse de, bir o kadar benim için değildi. Struma'nın Gizli Hikayesini, Yahudilerin ölümlerine göz yumanları anlatıyordu ama tüm işkencelerinin ayrıntılarıyla beraber. 30 sayfaya kadar dayandım, sanırım bayramın ikinci veya üçüncü günü idi.

Başladığım gibi 30 sayfa okudum ama daha ötesine gitmeye cesaret edemedim. Akıcı bir kitap ama gelin görün ki, ama sosyolojik bir konu da olsa benlik değildi anlatımı. Bende Antalya'da Hatice yengemlerde, Saniye Kivramlar ile kalır iken bayram üstü ona hediye ettim. "Bu kitap tam senlikmiş, sana vermek istiyorum Saniye teyzem. Çünkü ben devam edemedim." dedim. Çok mutlu oldu, okudukça beni hatırlayacağını söyledi. Ama biliyorum hiç unutmaz ki o. <3 :)


İşte böyle; Ağustos ve Eylül'de 4 kitap yarım bıraktım, 2 kitap (Nana ve Sevda Sözleri) okudum. Sevda Sözleri'nden bahsetmeyi sona bırakmam şu sebepten, o başucu kitabım artık zira. Onu hep okumaya devam edeceğim, Cemal Süreya'nın şiirleri benim için başucudur artık... :)




9 Film İzledim, Ağustos 2017'de; 




Ağustos 2017'de iki film beğendim, ikisi de en çok beğendiğim idi tabii ki. İzlediğim diğer filmler de fena değildi ama bir Esaretin Bedeli ve Evdeki Düşman kadar değillerdi. :)

Esaretin Bedeli'ni, bayram öncesinde kuzenim Gizem ile izledik; bir akşam üstü izlediğimiz bu film bana "Monte Kristo Kontu" kitabını ve filmini anımsattı. Daha ben çok küçükken kitabının iki cildini de ablam okumuş ve çok kitap okumayı sevmediğim için, büyülendiği bu hikayeyi bana anlatmıştı. Sonra filmini de beraber izlemiştik. Ama sadece olanları hayal meyal hatırlıyorum. Film aklımda değil tamamıyla ama ablamın kitaptan anlattığı hikaye hala hatırımda... Esaretin Bedeli, bana ablamla yaşadığımız bu güzel hatırayı anımsattı. 

Esaretin Bedeli filmini kuzenimle beraber beğenerek izledik ama İmbd'nin listesinde birinci olacak kadar güzel mi bilemedik. Birçok film var, birinci sıraya bundan başka film mi yoktu bile dedik. Benim için İnception İmbd'nin birinci sırasına layık filmlerden mesela... :) 

Evdeki Düşman'a gelince; uzun zamandan sonra izlediğim ilk korku filmi idi ve ailecek izlediğimiz için bazı yerlerde çok korkuyorum diye kastığım oldu başlarda. Ne yaparsınız, bir türlü korku filmlerine alışamadım. Sanırım ömrüm boyunca da anlayamayacağım, neden korkmak için film izliyoruz ki? Bana korku hikayesi anlatıldığında bile korkuyorum ben, böyle adrenaline gerek bile yok! =)

Ağustos 2017'de izlediğim 9 film;

Bir Zamanlar (Once) – 01.08.2017-Salı
Gelin Benim Olacak (Made Of Honor) – 01.08.2017-Salı
Felekten Bir Gece (The Hangover) – 01.08.2017-Salı
Yok Artık – 09.08.2017-Salı
Hayalet Dayı – 16.08.2017-Çarşamba
Küçük Ortak (2017) -18.08.2017-Cuma
Dev Avcısı Jack – 20.08.2017-Pazar
Esaretin Bedeli – 24.08.2017- Perşembe
Evdeki Düşman – 29.08.2017- Salı



5 Film İzledim, Eylül 2017'de; 4'ünü tavsiye ediyorum




Eylül 2017, film izleme konusunda Ağustos kadar verimli değildi. Ama Malefiz'le başlayıp, bugün Neşeli Ayaklar 2 ile bitirdiğim bu ayın en iyi filmi benim için kesinlikle "Ulak" idi. 

Malefiz; bu ay izlediğim en güzel animasyon film idi. Ailecek izlediğimiz bir filmdi yine. Bu aralar daha iyi ailecek film izliyoruz galiba. Angelina Jolie filmi izlemeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki, beni şaşırtan bir oyunculuk göstergisi idi bu film resmen... Hani Uyuyan Güzel filmini klasik biliriz ya, "kötü kalpli peri ve iyi kalpli kral".. Malefiz filmini izleyin ve bir de bu açıdan bakın diyorum... Benim için artık Uyuyan Güzel filminin hikayesi bu filmdir... :)

High Strung; uzun zamandan sonra izlediğim en güzel dans içerikli romantik filmlerdendi. Ben tam bir romantik film izleme tutkunuyum. High Strung klasik sayılabilecek bir konu da olsa, güzel işlenmiş bir film idi. Bu sebeple Eylül tavsiyelerime ekledim bu filmi...

Ulak; Çağan Irmak'ın izlemediğim filmlerinden biri idi. Sanırım neredeyse tüm filmini izlediğim tek yönetmen, Çağan Irmak. Her filmini zevkle izledim, sıkılmadım da. Ulak'tan çok sıkılacağımı geride kalmışlığı sebebiyle düşünmüştüm. Ama hiç tahmin ettiğim gibi olmadı. Beni bu hikaye öyle etkiledi ki; çocuk oyuncuların oyunculuklarına mı hayran kalsam, hikayenin anlatımı sırasında içine işleyen sahnelere mi? Bilemiyorum... 

Benim Ulak filminde favori oyuncum, Ezel dizisinde de oyunculuğuna hayran kaldığım Yağız Atakan Savaş idi. Bir repliği vardı Ferhat'ın, babasına birkaç kez söylediği; "Ulak gelecek, sana kalbinin karasını göstertecek. Gözünü kör eylecek. Bekle hele bekle, Ulak İbrahim sana gelecek!" Ah o Ferhat'ın babası için ne çok gelsin istedim film boyunca. Geri planda kaldığını düşündüğüm, az kişi tarafından bilinen şahseser filmlerden bence bu Çağan Irmak'ın filmi... İzlemenizi tavsiye ediyorum.

Neşeli Ayaklar 2 ise; birinci filmine bayıldığım animasyon filmin ne zamandır ikinci filmini de izlemek istiyordum. İzledim ama hem çok beğendim, hem de birinci film daha güzeldi de dedim. :) İzleyince pişman olunmayacak filmlerden ama her koşulda...


Eylül 2017'de izlediğim 5 Film;


Malefiz – 12.09.2017 – Salı
High Strung – 15.09.2017 – Cuma
Ulak - 16.09.2017 – Cumartesi
Eski Sevgili – 19.09.2017 – Salı
Neşeli Ayaklar 2 - 30.09.2017-Cumartesi


-- 2017 Ağustos ve 2017 Eylül ayında epey kendimi dinlediğim günler, anladığım - anlamlandırdığım zamanlar da yaşadım... 


Ağustos 2017 Kurban bayramı sebebiyle Antalya'da bitti, Eylül 2017'de de Antalya'da başladı... 

Neler mi yaptık Antalya'da; Köprülü Kanyon'u gezdikLunapark'a gittik, Phaselis'e gittik, Meromla beraber muhabbetlerin dibine vurmaya uğraştık, Merom ve abisiyle Okey oynayıp  Tabu partileri yaptık. Anı biriktirmeyi ziyadesiyle başardık... :)

Kalabalık ile geçen bayramı ardımızda bırakıp eve döndük, Kağanım anaokuluna başladı. Gerek 2017-2018 dönem derslerime, gerekse de fizik tedavi derslerime tüm hızıyla başladık.. Terapilerim güzel geçti bu ay, yine fazlasıyla dolu dolu ve fazlasıyla verimli. Yazısını bugün yazdım güzel gelişmelerimin, burada bulabilirsiniz o yazımı da...

Şimdi Eylül bitiyor, dolu dolu geçirdiğimi bildiğim bir Sonbahar başlangıcını uğurluyorum bu sefer. Artık çok şükür deyip, geçmişin kötü anlarıyla kıyaslarken sağlığımı mutlu oluyorum sağlığım hakkında. Dilerim geçmişimde kaldığını düşündüğüm anları da daha iyi canlandıracağım zamanla...


Bu iki ayda biriktirdiğim bir cümleler topluluğum var kendi adıma da, bu cümleler ile veda etmek istiyorum bu yazıma...

İçime tutsak ettiğim cümlelerim varmış meğer, ama tutsak ettiğim cümlelerin ve olayların bir o kadar beni mutlu etmesi durumu da varmış; bu iki ayda daha iyi anladım...

Anılar biriktiriyormuşum, zamanı şimdi ve geçmiş olarak ikiye ayırıp geçmişten aldığım derslerle geleceğimi yazıyormuşum meğer.

Kim nasıl görürse görsün, ben başarabildiğime ve başarabileceğime öyle inanmışım ki, baştan başlamaktan hiç bıkmaz olmuşum zamanla. Öyle ki; yine mi ya demeden, her şeye yeniden karar verip hiç olmamış gibi yeni kararlarla başlatabiliyor olmuşum anlarımı...

Sonbaharın giriş ayını uğurlarken de çekilmez olabiliyorum diye biliyormuşum ama ilk defa kendimi çekebilir olmuşum yeniden; çabalayınca oluyormuş meğer, oldurabilmişim de bu kadar çok konuşasım gelmiş. :)

Cesaret dolabilmek için karar almışım Ekim'e, başaracağım diyormuşum yine. Ve yılmadan güle güle git Eylül, diyormuşum yine. Hoş gel yeni ay Ekim 2017...

Mutluluk, sağlık ve huzur dolu; başarabileceğimize olan inancımızı hiç kaybetmeyeceğimiz bir ay gelsin yeniden. Ekim hoş gelsin hepimize. Sevgilerimle...


Tatlı Yorgunluk Mu - Eylül 2017 Terapilerim


Ne zamandır uzay terapilerimden ve fizik tedavilerimden haberler veremiyordum, bayram sonrası geldiğim gibi başladık oysa derslerimize. Haftanın iki günü fizik tedavi, iki günü uzay tedavi almaya devam ediyorum... Ama bir yandan da ders kayıtları başlamadan derslerime çalışmaya başladım ve şimdiden iki dersin ara sınav ünitelerini çalışmayı da bitirdim... Perşembe günü Yalova'dan geldiğimde, İnstagram hesabımda bunlardan bahsettim işte. İyi haberleri yazamadığımdan, soğukların "vurmayacak bu sefer kaslarımı" derken vurmaya başladığından bahsettim. Bir de o paylaşımımdan sonra buraya da bir şeyler yazmak istedim. O paylaşımım burada...

Bu yazı da bayramdan sonraki, Eylül ayının Fizik Tedavi ve Uzay Terapilerimin Gelişmelerinin yazısı... :)


3 hafta olmuş bayram tatili bitip yine evimize döneli. 3 haftada hiçbir şey yapamadım diye düşünürken, yapabildiklerimi yazınca yine mutlu oldum geçen gün... İlk hafta Uzay Terapide de, Fizik Tedavide de fizyoterapistlerim, 10 günlük bayram tatili boyunca aksatmadığım egzersizlerim sebebiyle kas kuvvetimin değişmediğini ve gerilemediğini söyleyip bu durumumu beğenmişlerdi... 2 haftadır da her ne kadar yorgun da olsam performansımı koruyabildiğim için mutlu ama havaların değişimi sebebiyle biraz yorgun geçiriyorum günlerimi. Yine de aynı durumumu koruma çabasında, egzersizlerimi aksatmadan devam edebiliyorum günlerime şükür ki... :)


İki Perşembedir üst üste terapiler sonrasında kaslarımda oluşan yorgunluğu, üstteki resimdeki pozisyonumda yatar iken dinlendirebiliyorum; pilates topum ayaklarımın altında iken, bacaklarımı gerip uzatmış iken. Bu durumu paylaşmak istedim; çünkü öylesine rahatlatıcı ki, belki size de yorgunluğunuzu geçirmenizde yardımcı olur... Bu pozisyon benim resmen kurtuluşum gibi, 4-5 aydır en sevdiğim yatış pozisyonum oldu. Hem belimi düzleştirip dinlendiriyor, hem de ayaklarımı gerdirip dinlendirirken kaslarımın çalışmasını da sağlıyorum bu halde. Bir de bu pozisyonda iken yaptığım egzersizlerim var; hem dinlendiren, hem çalıştıran hem de mutlu eden cinsten... 


Bayram tatilinden döndüğümüz günün ertesi günü, 11.09.2017-Pazartesi, Uzay Terapi'de Örümcek sisteminde bağlı iken Yürüme bandında bu zamana kadar yaptığım en iyi performansımı gerçekleştirdim. 3 set halinde olup toplamda 15 dakika yürüdüm. En güzel gelişmem buydu öncelikle... :)

Geçen hafta perşembe günü en son örümcek sisteminde yürüme bandında idim yine, ama bu sefer 6-7 dakika ancak yürüyebildim; çünkü epey yorgundum bir gün öncesinden. Eve döndüğümde bu yorgunluk, havanın güzelliği ile dinlenmeyi daha keyifli hale getirmişti balkonumuzda. (21.09.2017-Perşembe) 

Bu perşembe ise (28.09.2017), örümcek sisteminde iken güçlendirme çalıştık sadece. Epey yoğun ve dizlere yönelik güçlendirmelerdi yaptıklarımız. Fizyoterapistimin yapmamı istediği birçok denge hareketini, yapamayacağımı düşündüğüm halde yapabileceğime inanınca gerçekleştirebildiğimi gördüm. Bu duruma geldiğime çok mutlu oldum ama bir o kadar da yoruldum... Çok çabuk yorulmaya başlamalarıma 2 haftadır anlam veremiyordum ama yine havaların değişiminin etkisine girdiğimi anlayabildim. Havanın serinliğinden ötürü eve döndüğümüzde odama geçirip yatırdı bu sefer annem. Geçen hafta perşembe günü ile bu perşembe gününün ortak yönü yorgunluğum, farklı yönü ise hava durumu oldu bu sebeple... :)


Fizik tedavilerimde ise Yasemin ile güzel bir gidişat çiziyoruz yine üç haftadır. Soğuk havaların gelmesi ile son iki haftadır ev ödevlerim daha da ağırlaştı. Fizyoterapistlerim daha iyi olmam için uğraşıyor, bende onlarla çalıştığımız zamanlardan bana kalan zamanları, kaslarıma hem güçlendirme hem de bol bol rahatlama sağlayabilmek için kendi görevlerimi yerine getirmeye uğraşıyorum... 

Yasemin ile her dersimizde germelerimi yapıyoruz ve ilk başladığımızdan bu yana büyük gelişme olduğunu ve iyi gittiğimizi söyledi. Yasemin benim fizyoterapistim olmayı geçip, arkadaşım da oldu tanıştık tanışalı. Her hafta sadece hasta fizyoterapist olarak değil, iki arkadaş olarak da buluşuyoruz. Çok şükür... Bir dersin sonunda yüz üstü sırt çalışıyoruz, bir dersin sonunda da yatak ucunda otururken denge ve sırt-bel gerdirme...

Durumlar böyle yani şimdilik... Dinç ama biraz yorgun haldeyim, geçmişle kıyaslayınca da çok şükür demekten kendimi alıkoyamıyorum. Bu perşembe Uzay Terapideki seansım sonrası fizyoterapistim performansıma, "100 üzerinden 101 vermiş" ve "102'de olabilirdi" diye eklemiş de olsa, buna da şükür diye avunmam bu sebepten... :)




Ve bu perşembenin hava durumu da üst resimde... Gün batımı, hava fırtınaya çevirmeden önce kendini kapatmaya yakın göğü patlatmaya hazırdı ama patlamaz halde idi. Olmadı tabii ki, beklediğimiz fırtına çıkmadı. Sakin gelsin diliyorum havalar, çünkü bu mevsim geçişini ağır geçirmekten korkuyorum hala. Kaslarım bu sefer daha hafif üşüyor olsa da, yine de çok çabuk yorulmama engel olamıyorum. Bu durum artık kaçınılmaz bir şey, benim yapabileceğim tek şeyin kendimi daha çok korumaya devam etmek olduğunu da artık kabullendim. "Neler yapabiliriz"e odaklandık Yasemin ile dün...


Hareketlerle güçlendirmeye, beslenmeme dikkat etmeye devam ederken; yüz üstü yatıp ayaklarımı tersten gerdirmeye başlamama ve bunu her akşam ihmal etmemeye dikkat etmeme karar verildi dün Yasemin ile... 


Diyeceğim o ki; terapiler güzel gidiyor, havalar da fena değil. Yorgunluklarım şimdilik tatlı, daha fenalarını da gördüm ve Allahım o fenalardan korusun diliyorum. Bu kışı da sağ salim atlatacağım inşaallah, hazırlıklara şimdiden başladık. Malum üşümek kaçınılmaz kas erimesinde ama önlem almak ise farzı bu durumun. Allahım her birimizin yardımcısı olsun inşallah.

Fizyoterapistlerimin beni bir yandan kontrollü yorması ve de rahatlatma çabaları, benim yorulmam ve kendimi rahatlatma çabam; biliyorum ki her birinin yeri ayrı ve birbirini tamamlayıcı. Umarım hep bir arada ve sapasağlam devam eder bu güzel çabalar ve gelişmeler.. Sevgiler... :)


26 Eylül 2017 Salı

Öğrendim - Aşuk İle Maşuk (2014'den Bir Yazı)


Taslaklardan bir yazı ile çıkıyorum karşınıza yine, öyle çok biriktirmişim ki bloğumun taslaklar kısmında yazılmış yazıları- yarım bırakılmış yazıları ve sadece ismini yazıp hiç elimi sürmediğim yazı başlıklarını... Bugün, neden yazıp bırakmışım dediğim birçok yazı başlığını sildim ve karşıma bu yazı çıktı. En son düzenlemelerini bile yapmışım ve öylece bırakmışım, son kaydetmesi 26.10.2014 idi; ben bu notu yazmaya başlayana kadar... 

İyi okumalar olsun o zaman, Aşık İle Maşuk'u öğrenmiştim o zaman ve şimdi yine o günlere gittim. O anı en net biçimde hatırladım. İnanır mısınız tek bir düzenleme yapmadan da yayınlıyorum şu an; 2014'den bu yazı, neden taslaklarda kalmasına izin vermişim ki? :) 

Sevgilerimle... :)


Aşuk İle Maşuk


Bir film izliyordum; Bayramda annemler bayram gezmesinde iken, ablam ve görümcesi Berrin ablam da Gelibolu'da Eniştemin annesinin evini süpürürken. Yalnızdım odada, karşıma bir dizi oyuncusu Aşuk ile Maşuk gibi dedi. Ne sahneyi hatırlıyorum şimdi, ne de dizinin hangisi olduğunu...

Düşündüm de duyduğumda, Aşuk'un seven kişi, Maşuk'un da sevilen kişi olmasından başka bir şey bilmiyorum. Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun gibi bir hikayesi var mı acaba dedim. Not aldım kenara araştırmak için. Araştırdığımda gördüğüm, şu yukarıdaki dansa konu olan orta oyunu gösterisi karakterleri idi. Bilmiyordum bu ikiliye Aşuk ile Maşuk denildiğini. Siz biliyor muydunuz? Bilmeyenler için söylüyorum, çok garip değil mi? :)

Araştırdım Tasavvuf Edebiyatında, Seven ve sevilen kişilere verilen isimler olduğunu. Ancak bir hikayesi olduğuna dair hiçbir şey bulamadım. Oysa ne hayaller kurmuştum. Ancak şöyle deniliyor. "Tasavvuf Edebiyatında, Aşuk: aşık olan, Maşuk ise kendisine aşık olunandır.. Bir de Rakib var deniliyor, aşuk ile maşuk'un kavuşmasını engelleyen 3. şahıs. Tasavvuf edebiyatında Maşuk'tan kasıt Allah'mış. Aşuk ise, kendini Allah sevgisine adamış olandır."

İnternette araştırdığım kadarıyla, anlatabilmeye çalıştım. Görmeseydim duymasaydım, üstteki resimde bulunan dans kıyafetlerine bürünen kişilere verilen isimlerin de Aşuk ile Maşuk mazmunlarından geldiğini bilemeyecektim sanırım... Not almak bundan ötürü faydalı oluyor işte... :) 

Buradanburadan ve buradan okuduklarımdan yola çıkarak yazdım üsttekileri. Tasavvuf Edebiyatına ve Divan Edebiyatına dayandığını hiç düşünmezdim Aşuk ile Maşuk teriminin. Not almanın bundan ötürü faydası çok oluyor bana işte. Buyurun buradan yakın. :) Ayrıca, annem ve babama da sordum dün akşam öğrendiklerimi anlatmadan önce. Üstteki orta oyunu sahneleyen dansçılara verilen ismin Aşuk ile Maşuk olduğunu onlarda benim söylememden ötürü öğrendiler.


“Kimi âşık görecek olursan, bil ki o maşuktur. Çünkü o, âşık olmakla birlikte maşuk tarafından sevildiği için aynı zamanda maşuktur da,” diyor Yüce Mevlâna. (İşte şimdi anladım bu cümleyi)



Aşık ile Maşuk'un hikayesi olarak ise bahsettiği, sevgiliye ben diye değil ben senim diye gelmekten geçermiş. Özdemir Asaf'ın bir şiirindeki sözleri tam anlatıyor bu durumu, direk aklıma o geldi bunu okuduğumda da;


"Kim O'' deme boşuna
Benim ben...
Öyle bir ben ki gelen kapına,
Baştan başa sen...

Özdemir Asaf.

24 Eylül 2017 Pazar

Pazar Yazısı #37 - Şanslı Pazar


Bazı pazarlar yeni haftaya hazırlık ile geçiyor, bazısı da ailecek veya sevdiklerinle vakit geçirerek... Bugün ikinci gruptaki durumla başlayıp, birinci durumla tamamlanan bir pazarı geride bırakmak üzereyiz şimdi. Şansımın döndüğü bir pazar idi benim için, bir de kendimi anlamlandırıp toparladığım bir pazar idi; 1-2 aydır kimseyi yenemediğim okey'de ablamla bir olup bugün iki oyun aldık, annem ile eniştemi yendik... :)



Bayram tatilinde Antalya'ya gittiğimizde de okey oynamıştık Merom, Gizoşum ve Meromun abisi Tolga ile ama olmadı, bir türlü orada kimseyi yenemedim. Tam şansım döndü derken de, son akşam oyunu yarıda kesmek durumunda kalmıştık. Bu hafta içinde de Damlam ile beraber olup, annem ile babamı aldık karşımıza ama yok yine yenemedik. Sanırsınız üzerimde bir şanssızlık çöreklenmiş, ben artık öyle sandım da... Şaka bir yana, buna takılmıyorum ama şanssızlığımın bacağını kırmışım gibi de hissediyorum biraz ister istemez... :) 

Bugün kahvaltıda bizde idi ablamlar; Pazar günlerini seviyorum, ailemin bir arada olmasını ve onlarla hep beraber vakit geçirebilmemize imkan sağlıyor... Kendimi de geçtim artık, en çok Kağanım için iyi oluyor bu durum. Her birimizi çevresinde buldukça daha da değişik bir moda bürünüyor. Bugün pazar olduğundan herkes evde olacaktı, bir tek babam mesaisi gereği evde değildi... Kahvaltı sonrası Kağanım okey torbasını görmüş, "oynayalım" dedi getirtti. "Tamam" dedik; önce oturttu hepimizi, sonra da türlü mızıkçılıklarla masayı bize bırakıp gitti. Biz başladıktan sonra da geri gelince, bu sefer de bize küstü yanımızda oynamak istemediği için. Daha sonra kendi başına oynamaya karar verip, diğer okey taşlarını aldı ve kendince köşesine çekildi kuzum...


Bizse Okey'e bir hedef belirledik önce, 3 setlik oyunda yenilen taraf bir dahaki haftalardan birinde pikniğe götürsün tüm aileyi dedik... 3 seti, ablamla ben 2 setlik oyunda 2-0 yendik annem ile eniştemi. Cadı kahkahalarımızı atıp, annem ve eniştem ile çok eğlendiğimiz bir gün oldu bugün böylece... :)



Şanssızlığımı üzerimden attım bugün, bu okey oyunu bahanesiyle. Yani bu büyük bir şey değil gibi belki de, çok küçük ama güzel bir durumdu... Bir batıl inanç gibi mi görürsünüz bilmem, bazen insan herşeyi üstüne üstüne geliyor gibi görüyor hayatın içinde. Uzun zamandır kendimi bazı durumlarım sebebiyle herşey üst üste gelmiş gibi hissediyordum. İsteklerimi tam yerine getiremiyor ve sıralı günlerde duygularımı yeterince tam yaşamıyor ve anlamlandıramıyor hissediyordum sanki... 


Hayattan bir işaret bekliyor gibi hissedersiniz hani böyle durumlarda ve sonra küçük gördüğünüz somut bir tek şey karşınıza çıkar da ona sarılmak istersiniz. Öyle bir şey bu işte... Bugünkü bu etkinlik benim için aynen böyle bir şeydi. Yenmek miydi seni böyle hissettiren diyeceksiniz şimdi, orası işin komedisi ve eğlencesi. Doyuma götüren şey, ondan aldığım ufak bir işaretti sanki...

Önüme evrenin koyduğu engelleri yıkmak için yeni bir başlangıç olarak görmeye başladım ister istemez bugün... Yani bu okey unsuru çok büyük değil basit bir olgu ama bu pazarı benim kafamdaki çok küçük ama şanssızlık konusunda yılmaz bir his duyduğum durumları silip attı gibi bir şey... Yani yenilsem de durum böyle olacaktı biliyorum! Çünkü bugün beni doyuma ulaştıran şey yenmek değil, ailem ile bir arada yaşadığım kendimi iyi hissettiren komedi ve duygu hali idi... 


Artık hafif halde kurtulabildiğimi düşündüğüm ama yine de her defasında anlatılamaz duygulara sürüklemeye devam edebilmesine şaşırdığım "mevsim geçişi-Eylül etkisi" sebepli biraz da bu durumlar... Eylül'ün etkisi geçiyor yavaş yavaş, bende toparlanıyorum ama her defasında bana bile garip gelen haller içinde kendimi bulmayı hala sevemiyorum. Ama buna da şükür... Yeni haftaya kendimi şanssız, karmaşık hissettiğimin üstüne, üstteki son oyunu da kazandığımız ıstakamdaki numaralar ile girelim hep beraber. Olur mu olur, şans illa ki yine döner ve döndü de bence bizden yana... 


Mevsim geçişi etkisini geride bırakıyor ve ben kendime geliyorum. Yeni hafta bunun etkisiyle başlayıp, hayata yeniden akabildiğim günlerle dolu olsun; benim için de, cümlemiz için de. Mutlu bir haftaya olsun, sevgilerimle... :)

21 Eylül 2017 Perşembe

Aktur Lunapark, Antalya - 03.09.2017


Yıllar sonra ilk defa Lunapark'a gittim, 3 Eylül 2017 akşamı Antalya'da... Daha öncesinde en son 12-13 yaşında iken gitmiş olmalıydım, diye hatırlamaya çalıştım akşam boyunca. Sonra anladım ki, hatırlayamadığım kadar uzun zaman olmuş...

Lunapark Bayram tatilimizde gezdiğimiz ikinci günümüzde gittiğimiz yerdi işte, anlık bir kararla gidiverdik; bayramın 3 gününde... Antalya'ya giderken yanımıza alamadığımız tekerlekli sandalyem sebepli, akşamın 10'una doğru bulabildiğimiz açık hava tek yer çıktı karşımıza; tekerlekli sandalye bulabileceğimizi düşündüğümüz Lunapark... Yıllar sonra gittiğim bir Lunapark'ta hislerimi kontrol etme şansını elde ettim bu sayede işte; ne hissediyorum, ne istiyorum ve de küçüklüğümün büyülü dünyası üzebilir mi acaba beni, yeniden cezbetmesinden ötürü? Üzmedi, aksine hisleri ortaya çıkardı. Ölçtüm biçtim, ben adrenalini bu anlamda hiç özlememişim...



Aktur Lunapark'da eğlence, annem Gizem ve Yurdagül yengemin hız trenine binmesi ile başladı. Tabi dayımla beraber onların bu pozlarını çekmemizle bir de... Onlar yukarıda döne döne dolaşırlar iken, Mustafa dayımla aşağıda fotoğraf çekinerek ve onları takip etmeye uğraşarak vakit geçirdik... Bir 5 dakika kadar sonra yanımıza geldiklerinde, hepsinin yüzünde kocaman bir gülümseme ile eğlenmiş ve yukarıda birbirlerine bağırarak streslerini atmış olduklarını anlatıyorlardı... :)

O akşamın birkaç görüntüsün İnstagram story'de paylaşmaya başladım üstteki fotoğrafla başlayarak... Sevdiklerimin mutluluğu ile epey eğlendim, binmeyi hiç istemediğim birçok lunapark oyuncağı arasında olduğumu hissettim bol bol. Ama beni ışıklar ve müzikler cezbediyordu, onların arasında ve açık havada sevdiklerimle geziyor olmak güzeldi. Beni en çok etkileyen, rengarenk ışıkları olan oyuncakların etrafında dolaşıyor olmaktı. Bir tek ışıklar küçüklüğümü anımsattı güzelce...


Annemler hız treninden indikten sonra Merom aramıştı, "neredesiniz?" Diye. Yerimizi bildirdik ve onlar da geldi. Kadro genişledikçe eğlence daha da arttı. Her ne kadar çok fazla oyuncağa binilmemiş de olsa, güzel bir akşam olmasına vesile olanlarla üstteki fotoğraflarda idik işte; Lunapark'ın içinde ve giriş-çıkış kapısında...


İnstagram Story'de o akşam paylaştığım diğer resimler üstteki kolajdakilerdi... Meryem ile Gizem Captan Barbarossa isimli gondola bindiler mesela İncim ve Tolga ile beraber geldikten biraz sonra. "Captan Barbarossa olsa bile güvenemem." diye bir espri yaptım İnstagram üzerinde. O gece gerçekten hiçbiri bana göre değil gibi geldi, ayakta da olsam binmek istemezdim şuna da dedim kendime hep. Küçüklüğümde de böyle idim, diye düşündüm sonra. Korkaklık mı dersiniz, mizaç mı?

Bu konularda bile canım tatlı galiba hala... Bir zaman paraşütle Fethiye yi turlama hayali kuruyordum oysa, sanki üzerinden 5 değil de 15 yıl geçmiş gibi... :) Heyecanın fazlasına tahammülüm bitti galiba artık..


Dayım ile Gizeme hayret ettim o akşam, Gondol'dan önce "Crazy Dance"a bindiklerinde... Crazy Dance'ın ne fotoğrafını ne de doğru dürüst videosunu çekebildim. Öyle sağlam duran bir şey değil ki, müzik ve ışıklar eşliğinde oturduğun platformu her tarafa döndürüyor. Belki sapasağlam olsa idim, ona binebilirdim bir tek; en fazla sonunda kusardım belki. Ama epey sallayıp oturduğun yerde allak bullak edene kadar her yere döndüren ve ışıkları acayip derecede keskin ve hızla yanıp sönen değişik bir dönence tarzı bu oyuncağa da dayanamazdım. Yok yok, ben böyle iyiyim.. :) 

Dayım bel fıtığı olmasına rağmen bindi ama öncesinde bu kadarına ihtimal verebilsem binmez idim dedi indiğinde. Neyse ki bir şey olmadan da indiler baba kız... Gizem epey eğlenmiş ama onun da başı çok dönmüş. Dayıma gülüyordu indiğinde, allak bullak olmuşlardı hani onlar bile... 

Meroma hayret ettik o gece bir de, Ranger'a bindi tek başına; yanında onun gibi cesaret edip ona eşlik edecek kimse olmadı. Sizi tepe taplak bile bırakan oyuncak var ya hani, işte ona bindi tek başına. Ve ben hiçbir şartta binmek istemezdim o oyuncağa. İnsan korkudan dilini yutar, bayılır ayılır yine bayılır o alette... Ama Merom nasıl gitti ise, ağzı daha çok gülmekten açılmış halde geldi. Bir daha olsa binerim diyordu üstelik, adrenalin işi işte; benlik değil maalesef... :) 




Lunapark gecesi bana küçüklüğümde bir kez bindiğim Balerini ve de onda bile nasıl korktuğumu, en sevdiğim Lunapark oyununun ise Çarpışan Oto'ya binmek olduğunu anımsattı. Her birinde dudağımda gülümsemem ile "geri döndürmeyi de bir kez daha yaşamayı da istemediğim" ve az-öz yaşadığım bu duyguları hatırladığıma sevindiğimi hissettiğime mutlu oldum... :)


Pek burada yazmadığım ama derinden hissetmeye hep devam ettiğim bir şeyi orada bir kez daha acı tatlı fark ettim işte; dans etmeyi çok ama çok özledim... Çalan her türlü müzikle ayağa kalkıp dans etmek istedim. Dans etmek istedimle geçiştirebileceğim bir histen de ibaret değil ama bu, yazısını yazdığımda ancak beni anlayabileceğinizi düşündüğüm derin bir özlem benimkisi... O ışıklar ve müzikler arasında çok derinden hissedip bunları dönünce yazacağım dedim kendime o gece sık sık, şükür ki yazıyorum. Daha fazlası da gelecek ama...


O gece Lunapark eğlencesi, annemlerin 3lü şekilde binip başlattıkları gibi hız trenine binmeyi tekrarlamaları ile bitti. Söylediklerine göre bu seferki daha uzun ve de daha dolambaçlı imiş. Geceyi başladıkları gibi birbirlerine bağırarak bitirmişler... :)

Lunapark bana beni anımsattı da, çekemedi o gün kendine. Ayakta olsa idim gideceğim yer dans partisi olurdu herhalde, Lunapark artık benlik değilmiş; çok küçüklüğümde kalmış hatırlayamadığım kadar. O gün sevdiklerim eğlendi ben de eğlendim, onların heyecanlarıyla mutlu oldum ki en iyisi de bu idi galiba... :) 

Sevgiler... (:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...