Korkular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Korkular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2017 Salı

Korkular Uzak Olsun


Korkuların uzak olduğu bir hafta dileyerek başladım ben bu haftaya, 1 haftadır ablamlarda kaldığımızdan yazamamıştım da buraya; bugün Yalova'daki Uzay Terapi tedavimizden sonra eve döndük yine. Uzağa veya yakına da gitsek, az veya çok da kalsak; evden uzaklaştıktan sonra eve dönmek her türlü değişik bir his, eve dönmek de güzel bir alışmışlık içeriyor... :)


Bugün Yalova'dan dönünce yorgunluğumu atmaya çalışırken üstteki fotoğrafı çektim, haftaya günbatımı ile başlayalım istedim. Kısaca şu İnstagram paylaşımımda bahsettiğim üzere, yarın dişçi randevum var! Ve ben maalesef diş tedavisinden korkan biriyim! :/


Geçen hafta Salı günü gittiğimiz doktor randevumda, doktorumun söylediğine göre diş eti temizliği yapma zamanımız gelmiş de geçiyormuş bile. Kaçtım kaçtım ama artık resmen yakalandım! Yarın hiç kaçışım yok, diş eti temizliği işlemini yaptıracağım... Doktoruma kalsa, geçenki randevumda hemen  yapacaktı. Ama o kadar hazır değildim ki; gözlerim doldu, boynumdan yukarıya sıcak bastı! Derken, önce annem sonra da ben "o an hazır olmadığımı" söyledik... Benim bir bahanem daha vardı ama, geçerli bir bahane; kalp hastalığım sebebiyle, kalp doktorlarım en küçük diş işleminin bile öncesinde içmem gereken bir antibiyotiğin var olduğunu söyleyip dururlardı. O gün bu durumun beni kurtarması öyle bir rahatlattı ki...

Kalp hastalığım çıktı çıkalı, ilk defa kanamalı bir diş tedavisi yaptıracağım yarın; doktorun muayenesi sonrasında ilacımı alacakmışım ve bir saat bekledikten sonra doktorum diş eti temizliğimi yapacakmış... Geçen haftadan beri tüm bildiklerimin bunlar olmasına rağmen, benim içimdeki korku zaman zaman "çok acıyacak, çok sızlayacak, uyuşacak, zor olacak, o koltuğa oturmak çok zor olacak!" gibisinden konuşuyor... Susturmak mı? Başta mümkün olamasa da  artık mümkün olabiliyor gibi... Korkumla başa çıkmaya çalışıyorum 1 haftadır, korkular uzak olsun diye!


Annem-babam-ablam-eniştem, dostum Merom, fizyoterapistim Yaseminim; hepsinden beni yatıştıracak bir şey söylemelerini istediğimde söyledikleri ortak şeyler şu, "O anı düşünme, sonrasını düşün. Sağlıklı diş etlerini, sonrasında acısının geçeceğini...", "Korkunun faydası yok, acıyacak ama geçecek sonra!" 

Yarın sabah, işlem yapılana dek yapmam gerekenin 1 haftadır "Normal bir şey olacağını düşünerek yatmayı sürdürmek olduğunu" hissediyorum. Tamam kaldı ki normal bir şey olacak, geçecek ve bitecek. Ama korku denen şey öyle densiz bir varlık ki; korktuğunuz şeyi düşündürüyor da, korkuyla başa çıkmaya izin vermiyor. O izni almak, zor oldu ama bu hafta içinde başarılı olabilmiş miyim yarın öğreneceğiz asıl...

Yarın doktorun yanına girdiğimde ağlamak istemiyorum. "Neler başarmadın ki, bunu da başaracaksın!" diyorlar, kendi kendime de tekrar ettiğim üzere başardım demek istiyorum. Korkularımın uzak olmasını, dişçi travmasını da yenmeyi istiyorum. Ben ki iğneden korkmamayı başarmış insanım, dişçiden ve diş işlemlerinden de korkmamayı başarmak istiyorum... 


Velhasıl daha fazla uzatmadan bitirmek istiyorum, zira diyeceğim birçok şeyi de unuttuğumu hissediyorum; yazamayınca anladım.

Benim için dişçiden korkmak; dişçi koltuğundan, dişe yapılan işlemlerden, ağzını açıp yapılacak olan işlemin bitişini beklemekten korkmayı da içeriyor. Ama "yarın doktora gideceğim ve bunu başarabileceğim!" düşüncesi de içimde bir yerlerde hakim! Zamanında açan çicek gibi, dişçi koltuğuna oturduğumuzda da o işleme hazır olmayı diliyorum kendim ve başarmak isteyen korkularımızın ortak olduğu kişilere... Korkular uzak olsun, azmetmekten yana olan gücümüz bizimle olsun!

Yasemin bana yarın için diş işlemi sırasında kulaklığımı yanıma alıp müzik dinlemek için izin almamı önerdi. Doktorum babamın diş doktoru da olduğu için, ara sıra dinlenme önerilerinde bulunduğunu da öğrendim. Yarın kitabımı yanımda götürüp orada beklerken okumaya da devam edeceğim. Ne kadar korku bana sarılmaya çalışacak da olsa, normal bir doktor randevusu olması için elimden geleni yapacağım. Bu yazının anormalleştirme gibi bir durumu yok kesinlikle, sadece az biraz endişeliyim. Ama umuyorum ki başaracağım... 

Korkulardan uzak, azim dolu günlere. İyi geceler bana şimdilik, bu gece umarım yine en aza indirilmiş endişeli halim ile bir uykuya yatacağım. Sevgilerimle... :)

20 Kasım 2016 Pazar

Korkularımızla Başa Çıkabilmeye Uğraşıyoruz


Yeğenim ve ben, bu hafta korkularımızla başa çıkabilmeye uğraştığımız bir hafta geçiriyoruz. Önce ben giriştim bu işe Salı günü, Perşembe günü de Kağanım. Bu dediklerim bir çırpıda olmadı ama tabii, günün ve haftanın bize getirdikleri dahilinde gelişti başa çıkabilmek durumunda kalmalarımız. Korkular ki, hayatı daha derinden yaşamamızı sağlayan bir gerçeği bu dünyanın... Anlatmaya başlayayım o zaman bende size, neler oldu neler bitti korkularımız dahilinde... :)


Geçen hafta Cuma günü annem ve benim yıllık sağlık kontrollerimizi yapmaya başladığımız gün oldu bu sene için. O gün beraber Genel Cerrahi Polikliniğine gidip Gastrit problemimiz için kontrol olmaya... Annemin de benim de şikayetlerimiz epeydir katlanarak devam eder halde. Annem de asitle beraber, bende çiğ olan bazı sebzelere hassasiyet ile beraber... Derken nihayet gidebildik Genel Cerrahi Polikliniğe ve kontrolden sonra önce ultrason sonra da Endoskopi isteğinde bulundu doktor. 

Endoskopi, anestezi yapıldıktan sonra ağızdan mideye kameralı hortum atılması demek kısaca. Bu beni korkutuyordu ama anestezi bölümüne gidene kadar daha sakin bir korku idi bu. İlk defa yaptırmayacağım sonuçta ama ilk defa bir rıza belgesi ile karşılaştım o gün, risklerin her türlüsünü kabul ettiğime dair maddelerin sıralandığı bir belge...

Anestezi odasına girmeden önce elimize aldığımız riskler belgesinde hafif şeyler bekliyordum ben; ama hafif başlayan maddeler, ağır risklere doğru gitmeye devam etti. O sırada insan şunu diyormuş; "Bu riskleri niye kabul ediyorum ki ben?". Bu dediklerimden sonra, kabul etmeyeceğime ve bu işlemi yaptırmayacağıma dair vazgeçme anlarını bile yaşadım. Ama annem ve babam rahatsızlıklarıma katlanıp katlanamayacağımı sordular, saatler süren şişkinliklerin kalbimi ve nefesimi daha da fazla yormaya başladığı anları. 


Yani, her halükarda riskler vardı etrafımızda...

Biliyorum bende, en küçük bile olsa her operasyon risk taşıyor ama o gün imzalayacağım belge bana ağır geldi. Başta konuşmayla devam eden itirazlarıma, minik gülme çapında gözyaşlarım da eklendi. Bu korkumun getirdiği davranışlarımdı. Hemen sakinleşemedim, "anladım kabul ediyorum yazısını da ismimi ve imzamı atmamı da" hemen gerçekleştiremedim. Birazcık gülme krizi gelmiş halimle bekledim, sonra düşündüm. Evet annemin dediği gibi ben bu işlemi iki kez yaptırmıştım, ama o zamanlar reşit değildim ve bu belgeleri ben imzalamamıştım. Tüm belgelerimi annem imzalıyordu ve bu riskleri bu kadar detaylı değil de yüzeysel girmiştim o operasyonlara. Şimdi benim korkum daha da fazla can tatlılığındandı, somut olarak daha da farkında oluşumaydı... 

Bu zamana kadar girdiğim her operasyonda (Kas gerdirme ameliyatı, endoskopi, anjiyo), aklımda tek bir ihtimal vardı; her operasyon her türlü riski içinde barındırır. O zamanki cesaret anlarımı düşünüp o belgeyi nihayetinde imzaladım. Ama o koridor bana geri kalan hayatımda ne yapacaklarımı, ne yapmak istediklerimi ve de neleri yapmadığımı düşündürdü; tıpkı diğer küçük büyük operasyonlarım ve sevdiklerimin operasyonlarında olduğu gibi...

Derken bu hallerle Anestezi doktorunun onayından bu operasyona girebileceğime dair onayı almak için odaya girene kadar sürdü bu hallerim. Girdiğimde kas erimesi hastalığımı, tam tanısını, kalp rahatsızlığımı ve bilimum şeyleri anlattım. Sonra ben sormaya başladım; "Ben biraz tedirginim bu operasyon için, operasyona kimler girecek, kim yapacak?" Anestezi doktoru olduğunu söyleyen abi "Ben anestezi ekibimle beraber gireceğim, korkmana gerek yok." dedi. Bunu söylemeden öncesinde hastalığımın tam tanısıyla ilgilenip bu rahatsızlığını bildiğini bildirmesi bile yeterli gelmişti zaten. Kalp doktorumun kontrolü ve onayını istedi, bakışları ve gülümseyişleriyle bana güven verip korkumun bir kısmını da onlar aldı götürdü...

Veri raporlama uzmanı olduğu kartında yazan abla, "Beni ne zaman çağırırsan, ben yanında olabilirim." dedi gülerek. "Adınız?" dedim, kartını gösterdi. Teşekkür ederek, adını aklıma not ettim. Çağıracağımdan emin olabileceğini belirttim, bir stres altına girdiğim anda... :) Can tatlığını düşünmeyi de, kötüyü çağırmayı da es geçtim. Ben canımdan da değil, yaşayabileceğim zorlukların risklerinden korktum daha çok. Ama bu korkuyu da atmam ve daha doğrusu bu korkuyla bir kez daha -hem de bu sırada- karşılaşmam gerekiyormuş... 

Velhasıl bir önceki yazımda belirtmiştim; "Birimizin enerjisi akıp da kimlere kimlere umut oluyor ve etkiliyor hiç düşündünüz mü?" Gülen Suratlar'a sahip o abla ve abi sayesinde de oldu biraz cesaretimi toplayabilmem ve yapabileceğime inanmam. Ben bir kez daha düşündüm, kimlerin enerjimizi ve umudumuzu olumlu yönde etkileyip etkileyemediğini... :)


Derken Perşembe günü geldi çattı, o sabah ise Nöroloji randevumuz vardı. Annem ile aynı anda girdik, şikayetlerimizi belirtip kan ve MR testlerine yönlendirildik. Kan testimizi verdik, MR'dan randevu aldık, doktorumun verdiği bir ilacı almak için Gemlik'imizin meydanındaki Bursaspor'un Timsah heykelinin hizasında bir yerde annemi beklemeye koyulduk. Kağanımın dikkatini çeken Timsah hayvanının yaşam koşulları oldu. Ve bu konuda sorular sormaya başladı;

"Teyze, Timsahların dişleri çok güçlü değil mi?" 
"Evet Kağancım çok güçlü."

"Teyzecim, Timsahların kemikleri var mı?" 
"Var Kağancım ama bizim kemik yapımız gibi değil."

"Kuyruğunda da kemik var mı?"
"Var diye biliyorum Kağancım ama eve gidince emin olmak için bakarız."

"Timsahlar ıssırır teyze değil mi?"
"Evet, doğaları gereği Kağancım."

Bu sorular zamana yayılarak sürdü gitti. Ben-babam ve Kağan gerek bu konuda, gerekse başka konularda fikir alışverişleri yapa yapa bir 10-15 dakikayı geçirdik arabanın içinde. Derken babam bir süre sonra, "Seni heykelin üzerine çıkarıp fotoğrafını çekelim ister misin Kağan?" diye sordu Kağan'a. Kağan, "Hayır istemem." dedi. Nedenini sorunca da, "O beni ıssırır bence, ben korkuyorum." cevabını verdi. Onun bir heykel olduğunu ve de ısıramayacağını belirttik elbette ama yeğenim ısrarla onun korkunç olduğunu ve ısıracağını söyledi. Aslında bıraksak korkusu sürer miydi bilmiyorum ama o korkusunun kalıcı olmamasını istediğimiz ve Gemlik'te yaşadığından ötürü bolca da o heykelini göreceğinden ötürü korkmaması gerektiğini düşündüğümüzden babam heykelle temasa sokup onu ikna etmeyi harekete geçirdi. 

"Gel yanına gidelim de gör ısırmayacağını. Hem dedene güvenmiyor musun? Sana zarar verecek bir şeye izin vermek ister miyim?" dedi babam. Arabadan çıktıysa da direksiyon başından inip arka taraf kapısını açtığında, "Hayır gelmeyeceğim." cevabını aldı yine Kağan'dan.  

Ben babama, "en iyisi bir yanına git baba heykelin görsün Kağan da bir zararı olmadığını" dedim. Babam heykele giderken Kağancım hala "Gitsin de dedem göreyim bir." diyordu. :) Babam gitti, timsah heykelinin ayağına ve ayağının altındaki topa dokundu. "Gördün mü Kağan, o sadece taştan yapılmış bir heykel." dedim ve babam gelince Kağan ikna olmuş şekilde açılan kapıdan indi böylece. O sırada annem de geldi telefonu ayarladı ve geçtiler kamera karşısına. Heykelin oraya çıkarttıktan sonra tereddüt içerisinde de olsa, korkma meselesi birazcık hala devam ediyor da olsa o fotoğrafı çekene dek durdu Kağanım. 

Üstteki fotoğrafta; Sağdaki fotoğrafı arabanın içinden ben, soldaki fotoğrafı da heykelin önünden babamlar çekti. Kağanım heykelin yanından indikten sonra mutlu ve korkusundan arınmıştı. Korkuyor musun Kağan? diye sorduğumuzda "Hayır" dedi. "Ama hala korkunç bence." diye de ekledi... Benim için bu sözler, Kağanım da korkusuyla başa çıkmış demekti... :)


Teyze-yeğen korkularımızla başa çıkabilmeye ve üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Bu hafta böyle geçti. Haftaya Perşembe annemin ve benim Endoskopi için randevumuz var. Küçük operasyonlarda bile, insan hayatı sorguluyor. Yaşadığımız hayatın şu an'ı bile risklerle dolu, deyince kendime bunu sağlık için yapmam gerektiğini kendime bir kez daha belirtmiş oluyorum. Korkumun üstesinden epey gelebildim, kendi kendimle ve ailemle konuşarak. Perşembe gününe gelince de; annemle beraber o damar yollarını açtıracağız anesteziyi vermelerine izin verecek ve herşeyin hayırlısıyla ve güzelce geçip gideceğini düşünerek o operasyon gününü de atlatacağız. 

Kısacası, "korkularımızın esiri olmadan korkularımızdan arınabilmeliyiz" diyorum. Riskler almamızı değil, korkularımızın üstüne de gitmeyi değil, şartların gerektirdiği şekilde cesur davranabilmemizi diliyorum bizlere. Bu gerekirmiş hayatı ve yaşamayı şartlar dahilince göğüslemeye, ben bu hafta bunları anladım işte. Sevgilerimle... :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...