İzledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2020 Perşembe

Bu Bir TBBT Yazısıdır - Ocak 2020



En son Kasım 2018'de yazdığım "Bu Bir Gossip Girl Yazısıdır" yazımdan sonra, bir yabancı dizi izleyip bitirmemiştim ki; The Big Bang Theory'yi bu hafta başında son bölümlerini de izleyerek bitirdim. Yine yazısını çeşitli sebeplerim  olması sebebiyle yazma gereği duydum. "Bu bir The Big Bang Theory Yazısıdır" diyorum yani bu sefer de, ismi gereğiyle baş harfleriyle yazdım başlığa; kısaltmayı sevmesem de, bazen ben de gerek duyuyorum işte... 

İlk izlediğim yabancı dizim "Bu Bir One Tree Hill Yazısıdır" yazımı da burada bulabilirsiniz. Ki hala favorimdir, yerini doldurabilen gençlik dizim de hala bulunmamaktadır... :)




The Big Bang Theory'ye gelince; kendi alanında izleyip de beğendiğim tek dizi olabilir o da... İlk izlemeye başladığımda, lise 3 veya lise sonda idim. O zamanlar sevmeyeceğimi, konusu gereği beni cezbedemeyeceğini düşündüğüm dizi, bir zaman sonra fırsat buldukça Cnbc-e kanalındaki yayınlarına denk gelmeye uğraşır olduğum keyifli bir dizi oldu benim için... Çoğu zaman Türkiye Ana Haber bültenlerinin hemen sonrasında yayınlanıyordu ve dizilerimiz başlayana kadar da bitiyordu. O zamanlar en çok bu hali beni cezbediyordu, Türk dizilerinin süreleriyle karşılaştırınca  "tadımlıktan ziyade, doyuruyordu da"...

Sonra örgün öğretimde iki sene önlisans okumak için gittiğimiz Balıkesir'de, yatmadan önceki haftaiçlerimde iki gece denk gelir oldum; toplamda üç bölüm veriyorlardı o geç saatlerde de. Derken, öyle böyle izledim işte... Balıkesir'den dönüp birkaç sene daha TV kanallarından "kimi zaman denk gelemesem de" takip ettikten sonra bir yıl izlememiştim ki, 2017 senesinde diziyi en başından internet ortamından izlemeye karar verdim. İlk 4 sezonu 2017de, son 8 sezonunu da 2018-2019 senelerinde izledim. 

2020 başına da son sezonun 15 bölümünü bırakmıştım işte. Bu haftanın başında izlediğim son bölümleriyle bitti gitti The Big Bang Theory de işte. İlk fragmanlarının yayınlandığı zamanı hatırlıyorum da, sözde "hiç hoşlanmaz idim! Kesin sıkıcı idi!" Ama beklediğim gibi olmadı. Fen konuları sevmeyen beni, matematik'e belirli bir süreden fazla kafa yoramayan beni bile dizi cezbeder halde bilgileri ve tam yerlerinde komedileri içeriyordu...

Dizinin konusu ciddi anlamda tamamıyla fizik üzerine değil, diyebiliyorum şimdi; dizi sosyal ilişkileri bozuk 4 bilim adamının hayatlarını konu almakta aslında... Bu bilim adamlarından ikisi aynı evde, kendi kuralları ile yaşamakta iken; bir karşı cinsleri karşı binalarına taşınıp tüm dengeleri yerinden oynatmaya, terazinin ayarlarıyla oynamaya gelir ve işte oradan sonra karşıt dünyalar çarpışır. Zaten filmin ismi de bu karşıtlığı anlatmaktadır; The Big Bang Theory, aslında gerçek Türkçesi Big Bang Teorisi ama Türkçe yorumlayanlar "Karşıt Dünyalar Çarpışınca" da diyorlar diye gördüm... :)

Üst fotoğrafta göründüğü gibi; oyunlarında, işlerinde ve uğraşlarında, başaramadıkları ve başardıkları her bir durumda heyecanla bulunan 4 arkadaş. Yer yer arkadaş demek de zorlu üstelik ama birbirleriyle dalga da geçen birbirlerine destek de olan türdenler ve arkadaşlık da böyle bir şey ya zaten. Hani çok sevseniz de, kimi zaman sevmiyor gibi takılırsınız. Yer yer şımarmasın istediğiniz, çok sevdiğinizi söylediğinizde değeri yitip gidecekmiş gibi belli edemediğinizdir arkadaşlıklar; özellikle de erkekler konusunda. Bu da öyle bir şey sanırım işte... (:

Dizi ilk başladığında, Sheldon gibi bir karaktere sabredebildiğini gördükçe daha çok sevmeye başladığım "Leonard Hofstadter (Johhny Galecki)" karakteri benim dizide ilk sevdiğim karakterdi. Sonra diziyi 2017'de ilk bölümden itibaren izlemeye başladığımda, "Sheldon Cooper (Jim Parsons)" karakteri en favori karakterim olmaya başladı ve hiçbir karakter onun üzerine de geçemedi bitene dek.. :) 

Dizinin salak kız karakteri, diye gördükleri Penny (Kaley Cuoco) ise; dizinin salağı falan değil aslında, o çok akıllı görünenlerin yanında görmeye alışkın olmayan birini gören izleyicinin yorumu... Benim-sizin gibi biri Penny; fizik ve matematiğe yatkın olmayan bir dünyalı aslında. Nasıl her fizik ve matematiğe ilgi duymayan ortamın içerisine bir fizikçi gönderir de, onun orada kendini garip hissetmesini seyredebilirsiniz; dizide bunu izliyoruz işte. Penny, çok akıllı ve sosyalleşme becerisi en üst düzeyde bir kız. Başrol kadın oyuncumuz aynı zamanda kendisi... Sezonlar boyu onun değişimini de izliyoruz ki, bilim adamlarıyla dolu bir ortama yerleşmek hiç de kolay olmasa gerek! :) 


Sheldon ve Leonard, iki yakın ev arkadaşı. Ama yakın dedi isem, bildiğiniz yakın ev arkadaşlar gibi de düşünmeyin hemen... Biri olabildiğince sosyalleşme uğraşında olup becerikli olamayan Leonard, diğeri ise sosyalleşme amacı olmayan kendi hayatını bile katı yazılı sözleşmeler ve planlamalarla düzenli götürme uğraşında olan, "asosyalliği" bir yaşam felsefesi bilmiş ve neredeyse birçok şeyden hoşlanmayan Sheldon... Sheldon'ın, Leonard'la yaşadığı ev için hazırladığı, kendi sınırlarını da onun sınırlarını da belirlediği, her ihtimali düşündüğü bir sözleşmesi bile var. Bir yandan korkunç, bir yandan da komik geliyor filmi izlerken bu ayrıntı. Karşınızda takıntılı, titiz ve kurallarına sıkı sıkıya bağlı demenin bile az geleceği bir şekilde "kurallara saygılı" bir ev arkadaşı var. Aslında yaşadığınız trajikomik durumlarıyla, hayatı eğlenceli kılar bu durumlar da diye düşündürüyor ama elbet içerisinde olsak epey zorlu durumlar... :) Evde koltukta oturduğu yeri değiştiremeyen, yediği yemeklerin günlerine ve içeriğine kadar planlı, tuvalet yapma günleri bile haftalık planında yazılı, çalışma stratejileri, izleyeceği film ve diziler ayarlı... Aklım almıyordu yani benim de başta, Sheldon karakterinin bir kız arkadaşı bile olamaz gibi geliyordu; fakat o bile oldu ya dizide, her bir gelişmesi efsane idi üstelik de... 

Howard (Simon Helberg) ve Raj (Kunal Nayyar) ikilisi vardı bir de, onların arkadaşlığı ise bazen yakın arkadaşlıktan da öteye gidebiliyordu; ki onların komedisi de buydu… Howard, annesiyle beraber yaşayan bir Yahudi karakter; Raj ise, kadınlarla konuşmak konusunda onların bulunduğu ortamda konuşamayacak kadar çekingen bir Hintli. Aralarındaki komedi, birbirlerinin inançlarını ve yaşayış biçimlerini eleştiren değilse de alaya alırken eğlendiren bir şekil almış zamanla. Çünkü birbirlerinden çok farklı olup da, iyi anlaşabildiklerini farkeden yakın arkadaşlar onlar da…

Sonra ana karakterlerden bahsetmediğim bir diğer iki kişi, Howard'ın önce kız arkadaşı sonra da karısı olan Bernadette (Melissa Rauch); Sheldon'ın kız arkadaşı ve çok zor da olsa ilerleyen bölümlerde karısı olabilen Amy Farrah Fowler (Mayim Bialik)... Bu iki karakter de kendine has idiler. Üstelik Bernadette'in hayatında herkes kendini bulamazdı ama Amy karakterinde herkes kendini bulabilirdi bana kalırsa... Bernadette, kısa boyuna ve ince sesine rağmen, özgüveniyle kendini birçok alanda yükseltebilmiş; özellikle de sivrilmekte başarılı olduğu, sert mizacı ile... Ama Amy öyle değilmiş, özgüvenden yana eksik kalmış ve genelde çekingen davranmış bu konulara... En beğenilen en kabul gören olmak daha kolay bu zamanda ya, Amy karakteri en sönük kız olmuş okul hayatı boyunca. Ne bir erkek arkadaşı olmuş, ne tavırları hareketleri benimsenmiş. Oysa o kendine has tarzı ile hep var olmak için uğraşmış durmuş. Derdi herkes için iyi olmak değilmiş ama olduğu gibi kabul görmekmiş... Amy, Sheldon ile tanıştıktan sonra zor da olsa kendini olduğu gibi kabul ettirebildi Sheldon'ın arkadaşlarına ve onun da arkadaşları oldu onlar... Olduğu gibi kabul etmek, bir insanı değiştirmeden ve birilerini hep standart oldukları takdirde sevmelerden öte mükemmel bir davranış gibi geliyor bana. Aramızda, dış görünüşü veya hayata karşı bakış açılarından yana; zevklerinden ve farklılıklarından yana, kendini olduğu gibi kabul ettiremeyen o kadar çok insan var ki...

Amy en başta sevmediğimiz, bize itici gelen ama sonra tavırlarıyla sevdiğim bir karakter oldu işte. Bernadette ise normal gördüğümüz, tanıdıkça çoğu özelliği ve tavrını normal bulamayıp zaman zaman bir karakter olarak sert mizacını itici bulduğum ama yine de onu öylece de kabul edip sevebildiğim bir karakter oldu işte...


Dizide benim en merakımı cezbeden ve böyle bir oyun olsa dediğim Dungeons ve Dragons (Zindanlar Ve Ejderhalar) oyunu oynadıkları bölümler vardı sonra. Bu oyuna D&D diyorlardı çoğunlukla, ama gerçekte böyle bir oyun bulunmamaktaydı Türkiye'de ilk baktığımda. Şimdilerde Türkiye versiyonu da bulunan oyunun, online'da da oyun platformu bulunmakta imiş... Hikayeleştirilen ihtimaller dizisine bağlı bir oyun, D&D. Belirlenen mekandaki oyun platformu içinde, rollerle oyun oynanmakta... Her oyuncu karakterlerinin hamleleriyle oyun gidişatının değişimine sebep oluyorlar. Üstte göründüğü halleriyle beraber, birbirlerine verdikleri cevaplar da komediye sahne oluyor tabi. Kadın karakterlerin de D&D oynadıkları bölümler favorimdi bu arada… :)

Benim en sevdiğim bölümler Amy karakteri de diziye dahil olduktan sonra devam etti aslında, fakat 4.sezondan sonrasını beğenmeyen bir kesim de var tabii ki. Ama ben bu konuda şunu savunuyorum; nadir diziler vardır, bir karakteri itici kılığında diziye ekleyip de, onu dizinin en sevilen oyuncuları konumuna getirebilen. Bence Amy bu karaktere sahipti dizide. Sheldon ile önce çok yakın arkadaş oldular, Sheldon göremese de Amy ile aralarındaki aşk da başlamıştı tanıştıklarında esasında; birbirilerinin konum ve karakterlerinden çok hoşlanmışlardı. Sonra bunu güzel bir yere bağladılar ama çok sancılı oldu. Düğün günlerinde "gelin ve damat odalarında" aynada teori bulmaları ise, daha bir efsane idi onlar için... Bence o sancıları “Sheldon’ın Sancılarını” izlemek çok güzeldi. Her ne kadar 1 sezon daha devam etse izlerdim desem de, tam zirvede bıraktıklarını düşünüyorum; her çiftimizin aşkları en güzelce bitti, Raj’ınki hariç ne yazık ki!


Vereceğim tek spoiler -dizinin sonuna dair- bu olsun madem; ah be, Raj gibi becerikli-beceriksiz birini nasıl böyle heder edebildiler bilemiyorum... Bir erkek düşünün oldukça duygusal ve bu duygusallığını karşı cinsin karşısında yeterli düzeyde kullanamıyor ve bir yerde endişelendirici boyutta sergiliyor. Raj tamamiyle böyle bir karakter… Dur durağı yok, ne yapsa en sonuna dek gidiyor ve elbette ki hüsrana uğruyor. :) Ailesinin bulduğu kızla evleniyordu en son, onunla dahi işler tıkırında gidemedi. Bir yerde yine kendi bozdu işi. Ben tam sevmiştim o karakteri, Raj’ın tavırlarıyla ve yaşadıklarıyla o karakteri de sevemedim yine sonrasında. 5 veya 6. sezonda Raj gibi çekingen bir kız vardı aslında, “Tam dengini bulmuş Raj, beraber açılırlar!” demiştik ki; o kız (Lucy), Raj’dan da beter çıktı. Gerçi bu komedileri izledik işte ama tüm karakterlerin mutlu sona ulaşabildiğini görmüşken, Raj’ın köpeğiyle yalnız kaldığını düşünmek üzücü oldu yani…

Benim bir diğer karşıt fikirleriyle karşı karşıya geldiğinde çok eğlendiğim ikili de, Sheldon ve Howard’ın anneleriydi. Sheldon’ın annesi oldukça Hristiyanlık inancına sahip dindar bir kadın, Howard’ın annesi ise Sheldon kadar olmasa da sosyal ilişkiler konusunda geri kalmış sert ve dini inancı bulunmayan bir kadın. İkili bir araya geldiğinde ahlak üzerine sohbetleri de oldu, Hz. İsa üzerine de. İnançları olduğunca sarsmadıklarını hala düşünüyorum ama inanmayan bir kişinin sorduğu her soruya da yer verdiler ki, böyle bir filmde yer alması gereken bir yandı bu konu da...


Dizinin beni bir diğer yandan cezbedici yanı; saygı konusu, ilişkilere dair yaklaşımlar konusu çok inceleniyordu. İlişkiler üzerine, karşıt durumlar ve olgular üzerine işlenen konularda bazen abartılar vardı; sanıyorum beni tek rahatsız eden bu durumdu ama dizi bunu bile kaldırabiliyordu... Saygı meselesine devam edecek olursam; oyunlar oynayan, hayata karşı faydalı olmaya çalışan insanların “gelişmiş bir dünya düzeyinde” yaşayabilmesini izliyoruz aslında. Filmin bu yanından bakınca, “kadına şiddet uygulayan”, “erkeği kalıplara sokmaya çalışan”, kadını küçülten, erkeği yücelten bir ortamda geçmeyen bir diziyi izlemek; hayatın değişebileceğine ve gerçek dünyada yaşanan bu gibi şeylerin bir gün son bulabileceğine inandırıyor. Bir nevi “ütopya” kurulmuş; insanlar eğlenerek ve de her koşulda konuşarak, yeri gelince konuşmayarak da çözebilir meselelerini diyebiliyor ve inanıyorsunuz işte…


Konu bu olunca; “insan meşguliyetlerine ve hayatını kendi tercih ettiği ve beğendiğince yaşama düşüncesine odaklandığında, esasında geri kalan hayatı boyunca karşılaşmak durumunda kaldığı tüm sorunlara daha da çözüm odaklı bakabiliyor.” Dedirtiyor. Dizi film izleyen, kendi zevkleri bulunan, birileri olmasa da yaşayabilirliğini hesaplayan; hayatı başkaları için değil, önce kendi için dünyasını güzelleştirerek “saygıyı” kendinden başlayarak dünya merkezine koyan kişi ve kişilerden bahsediyorum… İzlediğim çoğu trajikomik olayların, kimi zaman çözümlenmediğini görsek de alınan derslerine şahit olduk. Hayat bu dedirtti; en bilgisizinden, en bilgilisine, karakterler bunları öğretti. Benim için alanında efsane olarak kalacaktır…


Bu yazıyı çok uzun tutabileceğimi düşünmüyorum daha aslında; 12.sezon’un 25. Bölümü diye adlandırabileceğimiz, Penny ve Leonard karakterlerinin dizi çekim alanlarında çekim hatıralarından bahsettikleri bölümü de izlediğimde, içim böyle cız etmedi değil yani… Liseden bu yana var olduğunu düşündüğüm bir dizi son buldu, daha ne olsun işte. :) Beğenmemiş olduğum bölümler de oldu ama hiç devam etmemeyi düşündüğüm sezon olmadı şükür ki… Karakterlerin abartılı bulduğum halleri olmuş da olsa; Sheldon, Amy, Leonard, Penny, Raj, Howard, Bernadette, her birini o kadar özleyeceğim ve dönüp dönüp kendimce belirlediğim bölümlerde sevdiğim hallerini öyle izleyeceğim ki… Bundan sonra nice böyle dizilerle tanışabilirim, dilerim ki…

Şimdilik izlediğim bir başka dizim yok, yarım kalan birkaç dizim varsa da; bitirmek isteyip de son buldurduğum, eski veya yeni bundan sonra bir “Bu Bir … Yazısıdır” ne zaman gelir bilmem. Bir dahakinde görüşene dek, izlediğiniz dizilerin tavsiyelerini ve yorumlarını da bu yazımın altına beklerim ama… :) Ben şimdi istemsiz, bir başka komedi dizisini bu dizi kadar benimseyene kadar arayışta olacağım. Ama tavsiyelere de açığım. Yeni dizi fikirleşmelerinde ve beğendiğim beğenmediğim film ve dizi yazılarımda görüşmek üzere. Sevgilerimle... (: 

30 Nisan 2018 Pazartesi

Bir Film İzledim - Me Before You


30.04.2018 Pazartesi 03.15; 

Çok uzun zamandır küçümsediğim ve konusu itibariyle kendimle eşleştirme gereği duymama tenezzülünü gösterdiğim bir filmdi, Senden Önce Ben. 


Bu gece izledim, içimdeki korkuların uzun zamandır bu kadar su yüzüne çıktığı anı hatırlamıyorum. Güya ben kitabını okumadan filmi izlemeyecektim. Güya ben, filmi izlemeye gerek duymuyordum ki; olayların dramatize edildiğine emin olduğum bir filmdi benim için. En fazla içim gidecek, bizim ülke ve dünyada böyle olaylar yaşanıyor da beni niye bulmuyor hala diyecek ve birkaç gün müziklerini dinleyip atlatacaktım etkisini.

Ama film bana şunu yaptı, yarım saat ağlattı. Filmin kendisi değil, bana geçen duygulardı elbet beni ağlatan ama neden bu kadar yıprattı bilmem. İçimde tıkalı olduğuna emin olduğum bir yerin tıkanıklığını açtı sanki ve korkuları da varolmadığını hissettiğim çaresizliğimi de su yüzüne çıkardı. 

İçimde kendimce hiç önemsemediğim bir öfke, hiç yapmayacağıma ve de itiraf etmeyeceklerime emin olduğum cümle ve durumlar; kısacası hepsi kalbimin tam üstünde yerini almış ve saldırıya geçmişti sanki. Bunu sadece filmin son 1 saatinin yaptığını söylersem, baş karakterin korkuları ve de hayatı seven umudunu kaybetmeyen ama bir o kadar da umudunu umuduna gömen yanına kendimi benzettiğimi anlarsınız. 

Belki de anlamazsınız... Çünkü ben de şu an kendimi anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorum aslında. Gecenin bir yarısı, elimde telefon filmi izleyip siteyi kapatmışım ama mail sayfamın taslak bölümüne bunları yazıyorum. Ne için peki? - Hayallerim için yöntem arayışında bulunan ben, buradan bana bir yöntem kapısı açılır mı diye umut dolu haldeyim çünkü...

Korkular, umursamaktan yana endişesiz umursamazlığa verdiğim ve böyle başarabileceğime inandığım korkular; biraz daha yok sayarsan bizleri, sabah kalk akşam yat rutinin gerçek olacak ve bir başkası olmayacak diyor. Oysa elimden geleni yaptığıma inandığım  halde, bir hayat hikayemi yazma konusunda beceriksizim; içimde bir yer, her sabah, gün boyu her saat ve dakika olmak üzere "Bugün o gün!" dese bile. Ben bu durumu rutinim yaptım, neyime gerekti ise...

Büyük konuşmaktan, kendimi küçük veya büyük görmekten vazgeçip, sadece yapmaya dair içimde bir ateş topunun alev alması; "böyle, bir gecede bir film izleyip dakikalarca ağlamama ve de sarsılmama bağlıymış. Öyle mi?" Diyorum işte. 


Sadece yapmam gerek, bir arayış içinde "nasıl yapsam" ı düşünüyordum oysa günler aylar ve belki de yıllar boyu. Başarısız girişimler, ama bir gün olacağına inancımı yitirmeyişlerimle bugünlere geldik. Kendimi iç çeke çeke ağlayacak boyuta nasıl getirdim bilmiyorum (kısmen biliyorum), ama kendime ders etmem gerektiğini de biliyorum...

Saat şu an sabaha karşı 4; uyumak için geç bile kaldım, artık tam zamanı. Korkuların yüzeye, bahanelerimin ise böyle bir depreme ihtiyacı varmış. Ben isteklerim ve kendimi kısmen baş karakter ile bağdaştırmam sebebiyle (bana göre baş karakter William Traynor idi), çoğu kötü hayalimi, görmezden gelmeyi tercih ettiğim hislerimi gördüm. 

Filmde emeği geçen tüm oyunculara ve kişilere teşekkürlerimle, William Traynor karakterini kısmen affetmeyeceğim gibi... Ama muhakkak, bu benim miladım olabilir gibi hissediyorum. 

Yarın korkularımdan korkmadan yazmaya ve kendimi gerçekleştirmeden bu dünyadan göç etmemek üzere harekete geçmeye kendimden daha emin ve daha olumlu hissediyorum kendimi...

Sevgilerimle, Didem Köse... 04.03 - 30.04.2018 Pazartesi ~

11 Şubat 2015 Çarşamba

İzledim - İlk Aşkım...

*Bu bir İzledim yazısıdır... :)


İlk aşkınız kimdi ve sizin hayatınıza neler kattı? Hiç düşündünüz mü? :) Ben yeniden ve yeniden düşünüyorum da; ilk aşkım dediğim platonik aşkımın hayatıma kattığı şey, ne olursa olsun kendimden utanmamam gerektiği ve kendim olmaktan vazgeçmemem gerektiğiydi. Ve ondan sonrasında aşık oldum diye düşündüğüm her defasında, bu öğrendiğimi uygulamaya çalıştım...

Aşk dediğiniz karşılıklı olur derseniz de, bir kere kandım aşkı karşılıklı yaşadığıma. Onda da öğrediğim şey, sırf karşımdakini hoş tutmak için kendimi üzmemem gerektiğiydi... Ya size ne kattı, ilk aşkım dediğiniz? :)


Dün İlk Aşkım (ma première fois) filmini izledikten sonra, hem duygulandım hem de çok düşünceye kapıldım. Bana biraz, daha önceden izlediğim bir filmi hatırlattı sonu itibariyle. Ama işin açıkçası, o anımsadığım film kadar da duygulandım. Anımsadığım film ise, Uzaktaki Anılar (A Walk To Remember) filmi idi...

Filmden çok bahsetmeyeceğim, izlememiş olanlara haksızlık olur. Ama bana şu etkiyi verdi film; ilk aşklar ve ilk kez değişik duyguları hissettiren insanlar unutulmaz. Ama bir de ilk aşk dediğiniz olgu, hayatı da öğretir insana... Ben henüz böyle dolu dolu bir aşk yaşamadım ama yaşarsam nasıl olurdu diye düşündüm yine ister istemez. Tamam itiraf ediyorum, bunu bazen çok sık düşünüyorum zaten... :)


Neyse konumuza gelelim; filmin oyuncu seçimleri de, müzikleri de çok güzeldi. Başroldeki çift karakterler de, kızın arkadaşı da; oyuncu seçimi için hoş bir tercih olmuş... Ana karakterlerden sonra, kızın arkadaşını çok beğendim. Aşık olacaksan eğer, mutlaka filmdeki gibi seni anlayacak bir arkadaşı da olmalı insanın... :)

Pauline, başrol kızımızın en yakın arkadaşı. Şöyle diyor arkadaşına; Pauline tango, "seni haketmeleri için çok çalışmaları gerekecek." Pauline, sevdiğim diğer bir karakter oldu benim...

"Ve aşk hiç beklemediğin ve planlayamadığın bir şey", diyor film. Kızın planlı programlı olması çok hoş da, aşkı hesaba o bile katamıyor işte... Aşk da olsa hayatında, yaşamayı sadece aşkın üzerine planlama diyor. Bir gençlik filmi tarzında, güzel öneriler veren bir filmdi bence. Her filmin beğeneni olduğu kadar beğenmeyeni de oluyor elbet. Ancak ben sıkılmadan tekrar tekrar izleyebileceğim bir film daha izlemiş oldum diyorum şimdi.


Hala bir ömür mutlu olacağım dediğim bir ilk ve son aşkı bulmuş değilim demiyorum, Kağan'ım var sonuçta. :) Ama olur da bir gün, ruh eşi dediğim kişiyi de bulursam eğer onunla bu filmi izlemek isterim diyorum. Eh ne diyeyim; -ilk veya son- gerçek aşkı bulmamız dileğimle...

2 Temmuz 2014 Çarşamba

İzledim - Tamam Mıyız?


*Bu bir İzledim yazısıdır... :)


Tamam Mıyız? Bence Tamamız... :)

Geçen hafta Pazar günü izledim bu filmi. Annemler o sırada, bir komşumuzun oğlunun düğünündelerdi. :) Arkadaşım Melike geldi; önce biraz sohbet ettik, sonra da "Film izlesek ya beraber." dedik. Düzgün bir film bulana kadar biraz zaman geçti ne yazık ki. Ama en sonunda "Tamam Mıyız?" filmine rastgeldik, açılsın diye de çok dua ettik. Zira izlemek istediğimiz birçok filme rastlamış da olsak Youtube'da, filmlerin içinden başka bir şey çıkıyordu hep... :)

Melike ile beraber 41 dakika izleyebildik ancak, sonra onun gitmesi gerekti. Geri kalan noktaları meğer daha da can alıcıymış, annemler gelene kadar bitirdim. Ve sonrasında böyle bir film izleyebildiğime de çok sevindim... Uzun zamandır böyle duygulu ve duyarlı bir film izlememiştim... :)

Birçoğunuzun da bildiği gibi; Film hayatını ya en diplerde ya da en yükseklerde yaşayan Temmuz'un (Deniz Ceciloğlu) yolunun, bedensel engelli İhsan ile (Aras Bulut İynemli) kesişmesiyle başlıyor. Bu güzel başlangıç iki tarafında sorunları tartıp biçmesiyle beraber, hayatlarını bir şekilde rayına oturtup oturtamayacaklarını merak ettiriyor bizlere. 


Tamam Mıyız? Filminin Konusu; 

Film şunu soruyor izleyiciye; siz bir engellinin hayatına adım atıp, onu derinden tanımayı denediniz mi?

İhsan Bedensel engelli, Temmuz ise kendini onun kadar engelli hisseden biri. Çünkü ne hayatında istediği mutluluğu yaşayabilmiş, ne de kendini ispatlayabilmiş birisi. O İhsan'ın rüyalarına girmesinden sonra, İhsan'ı tanıma yolunu seçer. İhsan'ın hayatını gördükten ve onu tanıdıktan sonra da, olmazlarını oldurabileceğine inandırmayı ve inanmayı bir varış yolu olarak seçer. Film böylece şekillenir gider... 

Fazla bir şey de söylemek istemiyorum ama, konuşmadan da edemiyorum. Ama en iyisi bu kadar bilgi verip durmam sanırım. İzlemenizi tavsiye ederim, düşündüren ve düşündürürken de yer yer güldüren yer yer de gözlerinizi dolu dolu eden bir film...

Tabii filmin Çağan Irmak'ın adının ve etkisinin de eseri olma durumu var ki, yok sayılamaz... Çağan Irmak'ın bu zamana kadar 2 filmini izlemiş oldum böylece. Ve ikisi de hayatımda bir yer edindi...


Filmde beni düşündüren yerler oldu...

Filmde beni düşündüren noktalardan biri, bir erkeğin engelli olmasının daha mı zor oluyor acaba sorusuydu. Bunu düşündüm ister istemez. Bir bayan da gurur yapar bunu, herhangi bir insan da aslında. Ama biz film ve dizilerde daha çok bir bayanın mı engelli oluşunu görmüşüz ki acaba. Bana bunu hissettiren sanırım bu durumdu... 

Film çok güzel ve çok etkileyiciydi. Ve İhsan'ın "İnsan eti ağırdır" demesi cidden etkileyici ve can alıcı sahnelerden biriydi. "Hayatına empatiyi yer edindiren iyi insanlar da yaşamakta Dünyamızda" dedim yine ister istemez... 

Ve "insan eti ağırdır." kelimesine ciddi anlamda takıldım. Ağırdır cidden insan eti, sabreden ve sevgiyle hayata bağlayan sevdiklerimin varlıklarına şükürler olsun... :)

Aynı zamanda bir engelliyi kabullenemeyen ve insandan saymayan bir babayı da işlemiş filmde Çağan Irmak. Baba-Oğul sahnelerinde de bir garip oldum. Ve "Şükür Allahım, babam ya da ailem öyle biri değil." dedim. İster istemez bir engelli olarak baktım filme çoğunlukla yani...

Bir engelli olarak, garipsenecek hiçbir yanını görmedim ama filmin. Acındırma yapmayan bir film. Çağan Irmak, izleyiciye şunu göstermiş oldu; 

"Acınacak birşey yok. Her engelli de bir insan. Ve onların hayatı acıma ile anlaşılmaz, ancak empati ile anlaşılabilir sizler tarafından." 

Bana bir engelli olarak bunları hissettirebilen bir film, engelliler ile ilgili empati kurabilmenizi sağlayabilecek bir filmdir. :) 

Çağan Irmak'a ve filmin güzel oyuncularına teşekkürler, çok güzel bir vakit geçirmeme ve engellileri izleyiciye düzgün biçimde sunmaya gayret eden kişilerin başarıya ulaşacaklarını görmeme sebep oldular... :)

Filmin müziğiyle veda edeceğim; Sıla-Tamam Mıyız?
Sevgiler...


Not; resimler Google Görsellerden alıntıdır...

22 Şubat 2014 Cumartesi

İzledim - Aşka Davet


* Aşka Davet edildim bugün. :)


Bu filmin ismi ne zamandır dikkatimi çekiyordu ve oyuncuları dolayısıyla da dikkatimi çekiyordu elbette bu film. Bu sıra fazla film izleyemediğimi farkedince bugün, bu film yine beni kendisine çekti. :) İzledim ve izlenmesini tavsiye ederim. :)

Başrollerini Richard Gere, Jennifer Lopez ve Susan Sarandon'un oynadığı, dans içerikli bir film... Ve evet beni kendisine bağlamasının bir büyük nedeni de içinde dans'ı barındırması. :) Müzik ve dans birleşimi, enfes bir durum değil mi zaten...


Jennifer Lopez dans etmesine bayıldığım yabancı şarkıcılardan biri. Bu filmde de dans yeteneğini tamamen gözler önüne seriyor. Ancak Richard Gere de becerisini ortaya koyuyor dans konusunda. Çifte şenlik diyebiliriz buna. :)

Filme bayıldım ben. :) Dans içerikli bir film olduğunu görünce bir durakladım zaten. Sağlığım yerinde olsaydı, sürekli bir dans dersleri almaya yönelirdim, biliyorum. Bir eskisi gibi ayağa kalksam yine kendi kendime takılmalarım sürecek de, bakalım... :)


Filmin konusuna gelelim; Richard Gere'in oynadığı John Clark, hayatında herşeyi yolunda giden bir adamdır. Ancak bir şeylerin eksik olduğunu düşündüğü esnalarda, metronun geçtiği sokaklardan birinde bir dans okulunun camında dalgın bakan bir kadın görür. Bu süreklilik onu dans okuluna yazılmaya yöneltir. Ancak uğruna dans okuluna yazıldığı kadın; onunla birşey yaşamayacağını ve dansa yönelmesini söyler. Bundan sonra dansı bırakmayı da düşünen John, aslında dansı ne kadar da sevmeye başladığını farkeder. Bundan sonrası John dansta başarılı olabilecek mi, olamayacak mı? Dans içerikli bu filmi izlerken bence çok eğleneceksiniz... :) Ben çok eğlendim de, ondan yani...

Benim izlemimin doğrultusunda yorumumu okudunuz. :) Filmin en çok hoşuma giden yönü, beni şaşırtmasıydı. Eğlendiren ve rahatlatan bir film. Umarım siz de izler ve beğenirsiniz. Söylemeden edemeyeceğim, sonu güzel biten bir film. :) Bazen sırf sonu iyi biten filmler izlemek isteriz ya, ondan söyledim affola. :)

* En üstteki resim google görsellerden alıntıdır. Onun harici 2 resim benim çekimimden. Richard Gere'in eşi ve Jennifer Lopez ile dans anlarından fotoğraflar. Dans içerikli bir filmde dans'ın sizi etkilemesini ve içinizi kıpırdatmasını istersiniz ya, bana göre bu filmde o kıpırdatma vardı. Hele böyle güzel oyuncu seçimleri varsa diyeyim ben size, artık susayım bu noktadan sonra. :) 

İzledim, beğendim, tavsiye ettim. Bol filmli günler dilerim... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...