30 Nisan 2018 Pazartesi

Bir Film İzledim - Me Before You


30.04.2018 Pazartesi 03.15; 

Çok uzun zamandır küçümsediğim ve konusu itibariyle kendimle eşleştirme gereği duymama tenezzülünü gösterdiğim bir filmdi, Senden Önce Ben. 


Bu gece izledim, içimdeki korkuların uzun zamandır bu kadar su yüzüne çıktığı anı hatırlamıyorum. Güya ben kitabını okumadan filmi izlemeyecektim. Güya ben, filmi izlemeye gerek duymuyordum ki; olayların dramatize edildiğine emin olduğum bir filmdi benim için. En fazla içim gidecek, bizim ülke ve dünyada böyle olaylar yaşanıyor da beni niye bulmuyor hala diyecek ve birkaç gün müziklerini dinleyip atlatacaktım etkisini.

Ama film bana şunu yaptı, yarım saat ağlattı. Filmin kendisi değil, bana geçen duygulardı elbet beni ağlatan ama neden bu kadar yıprattı bilmem. İçimde tıkalı olduğuna emin olduğum bir yerin tıkanıklığını açtı sanki ve korkuları da varolmadığını hissettiğim çaresizliğimi de su yüzüne çıkardı. 

İçimde kendimce hiç önemsemediğim bir öfke, hiç yapmayacağıma ve de itiraf etmeyeceklerime emin olduğum cümle ve durumlar; kısacası hepsi kalbimin tam üstünde yerini almış ve saldırıya geçmişti sanki. Bunu sadece filmin son 1 saatinin yaptığını söylersem, baş karakterin korkuları ve de hayatı seven umudunu kaybetmeyen ama bir o kadar da umudunu umuduna gömen yanına kendimi benzettiğimi anlarsınız. 

Belki de anlamazsınız... Çünkü ben de şu an kendimi anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorum aslında. Gecenin bir yarısı, elimde telefon filmi izleyip siteyi kapatmışım ama mail sayfamın taslak bölümüne bunları yazıyorum. Ne için peki? - Hayallerim için yöntem arayışında bulunan ben, buradan bana bir yöntem kapısı açılır mı diye umut dolu haldeyim çünkü...

Korkular, umursamaktan yana endişesiz umursamazlığa verdiğim ve böyle başarabileceğime inandığım korkular; biraz daha yok sayarsan bizleri, sabah kalk akşam yat rutinin gerçek olacak ve bir başkası olmayacak diyor. Oysa elimden geleni yaptığıma inandığım  halde, bir hayat hikayemi yazma konusunda beceriksizim; içimde bir yer, her sabah, gün boyu her saat ve dakika olmak üzere "Bugün o gün!" dese bile. Ben bu durumu rutinim yaptım, neyime gerekti ise...

Büyük konuşmaktan, kendimi küçük veya büyük görmekten vazgeçip, sadece yapmaya dair içimde bir ateş topunun alev alması; "böyle, bir gecede bir film izleyip dakikalarca ağlamama ve de sarsılmama bağlıymış. Öyle mi?" Diyorum işte. 


Sadece yapmam gerek, bir arayış içinde "nasıl yapsam" ı düşünüyordum oysa günler aylar ve belki de yıllar boyu. Başarısız girişimler, ama bir gün olacağına inancımı yitirmeyişlerimle bugünlere geldik. Kendimi iç çeke çeke ağlayacak boyuta nasıl getirdim bilmiyorum (kısmen biliyorum), ama kendime ders etmem gerektiğini de biliyorum...

Saat şu an sabaha karşı 4; uyumak için geç bile kaldım, artık tam zamanı. Korkuların yüzeye, bahanelerimin ise böyle bir depreme ihtiyacı varmış. Ben isteklerim ve kendimi kısmen baş karakter ile bağdaştırmam sebebiyle (bana göre baş karakter William Traynor idi), çoğu kötü hayalimi, görmezden gelmeyi tercih ettiğim hislerimi gördüm. 

Filmde emeği geçen tüm oyunculara ve kişilere teşekkürlerimle, William Traynor karakterini kısmen affetmeyeceğim gibi... Ama muhakkak, bu benim miladım olabilir gibi hissediyorum. 

Yarın korkularımdan korkmadan yazmaya ve kendimi gerçekleştirmeden bu dünyadan göç etmemek üzere harekete geçmeye kendimden daha emin ve daha olumlu hissediyorum kendimi...

Sevgilerimle, Didem Köse... 04.03 - 30.04.2018 Pazartesi ~

27 Nisan 2018 Cuma

Malum Oldu - 27.04.2018


Bir önceki yazım olan "Korkulu Bir Rüya Sabahı Daha"'dan sonra, bugün büyük bir haber aldım. Benim ve bizim için bu büyük haber, bir fizyoterapistimden daha ayrılıyor olmam demek anlamına geliyor...

Bundan 5-6 ay kadar önce, Yasemin'in (bir önceki fizyoterapistim) İstanbul'da bir hastaneden iş teklifi alması ve oraya yerleşme kararı alması sebebiyle bir ayrılık yaşamıştık. Ardından Merve ile çalışmaya başladık. Yasemin, yerine gelen bu yeni fizyoterapistim Merve'ye, bilgisine ve de çalışma stiline güveniyle gönül rahatlığıyla emanet etmişti beni. Yasemin ile de başlarda sürekli irtibat halinde idik ve yeni bir fizik tedavi düzenine sağlam geçiş yaptık böylece... Yasemin benim hem fizyoterapistim hem de arkadaşım olmuştu yani..

Merve ile de çalışmaya başladığımız ilk 2-3 hafta sonrasında, yine güzel bir senkron tutturmuş ve güzel gelişmelerimi almaya devam etmiştik şükür ki... Gel gelelim, gideceğini bilmediğim halde, Salı gecesi gördüğüm rüyamda -Allah uzun ve sağlıklı ömür versin!- Merve'nin ömrünü uzattığımı söyledikleri o rüyayı gördüğümde şöyle demiştim; "Merve de gitti, ne yapacağım ben şimdi, bir arkadaşım daha gitti ve yine bir fizyoterapist değiştirmem gerek! Merve gibi mi olacak hem? Onu çok özleyeceğim..." -Evet, kesinlikle aptala malum olurmuş; malum oldu bana da herhalde!- :) 



Merve adına mutluyum, o da kendi evine yakın bir rehabilitasyonda çalışmak için gidiyor sonuçta, kariyeri ve hayat tarzını oluşturmak adına olması gerekeni oldurması benim için de önemli ve inşallah hep güzel şeyler olsun hayatında. (Çünkü bir fizyoterapistiniz olduğunda, o da arkadaşınız oluyor aslında. Ve arkadaşınız olursa, o kadar iyi geliyor tedavi aslında...) Ancak ne yalan söyleyeyim; kendi adıma yeni bir süreç yaşayacak olmamdan ötürü de, Merve ile çalışamayacak olduğuma da üzgünüm... (Kimi sevdiysem, hepsi gitti! dramı yapasım var azıcık ama tutuyorum kendimi!) =)


Şuna inanıyorum ki; neyden çekinir ve endişe duyarsan, o seni mutlaka ziyaret edermiş. Ben sürekli yeni bir fizyoterapistle yeni bir fizik tedavi stiline alışma evrelerinden korkuyor ve çekiniyorken; bu sene ikinci oluyor, korktuğum yine başıma geliyor işte... (:


Bugünkü dersimin hemen öncesinde, Merve benim arkam dönükken anneme sessizce söyledi ve annem de şaşırdı "Aaa, cidden mi?" diye. Aklıma ilk, "herhalde Merve evleniyor!?" diye geldi. Ama Merve, "Evet." dedi ve "İşte gidiyorum.." diye şarkı mırıldandı. Merve'ye bakışımı görmeniz lazımdı ya, yüzüm esnedi resmen; beklemiyordum ki yine! "Ne, Merve yoksa sen de mi gidiyorsun?" deyiverdim. Tabii, "Nerden anladın, nerden duydun hemen yahu!" dedi, biraz gülümseyerek biraz da çekinerek. (Kulağı kesik derler de mi, iyi duyanlar için? Ben onlardanım biraz galiba!)

Tabii ben serzenişlere geçtim, "Gün geçmesin ki, bana bir fizyoterapist daha dayanamasın. Atanamayan ve iş fırsatlarını yakalayamayanları resmen atıyorum." vs, vs dalga geçtik benimle. :) Tabii son dersimiz olabileceğini bilmediğim için de, bunu daha sonradan sorup bugünkü dersimizin beraber son dersimiz olabilme ihtimalini de öğrendim.. 1 Mayıs'a kadar kalmak üzere benim gittiğim rehabilitasyonla ve ertesinde de diğer rehabilitasyonda çalışmaya başlamak üzerine anlaşmış... Merve diyor ki; "Çarşamba sabahında gördüğünü söylediğin rüyadan sebep, şaşırdım. Nasıl anladı, "hissetti mi acaba" da dedim ama seni strese sokmamak için söylemedim. Yani evet, resmen sana malum olduğunu düşündüm ben de rüyanı anlattığında!"


Hayat garip, sen ona ayak uydurmaya çabalarken o sana kendini kovalattırıyor resmen. Üzücü ki, tam alıştığım esnada bir fizyoterapistim daha gidiyor... Ama bugün en çok beklemediğimden sebep üzüldüm, sonradan da bugün öğrendiğime sevindim. Yani, daha önceden öğrense idim her ders daha zor olacaktı yine belki de... Dilerim yolu hep açık olur Merve'nin de, güzel hastaları ve öğrencileri olur; benim onu tanımaktan mutlu olduğum gibi, mutlu olur onlar da... :)


Velhasıl, malum oldu işte... Allah uzun versin; bir şey olmasın Merve'ye de sağlığına da. Teknoloji sağoldukça, onunla da görüşmeye devam edeceğiz inşallah. Dilerim, ben de yine iyi bir fizyoterapist ile çalışmaya başlarım. 2 hafta kadar sonra yine Antalya'ya -dedemin tedavisi için- gideceğiz ama döndüğümde devam edeceğimiz üzere bir tanışma ve alışma safhasını atlatırız herhalde bu iki haftada. Hayırlısıyla...

Sevgilerimle ve işaretleri göz ardı etmemiz temennisiyle, Görüşmek üzere! :)

25 Nisan 2018 Çarşamba

Korkulu Bir Rüya Sabahı Daha - 25.04.2018


Bilinçaltımdan korkuyorum, bunu sık sık dile getiriyorum; hayatımdaki kişilerin öldüğünü gördüğüm rüyalarımdan sonra... Dün şu an çalıştığımız fizyoterapistimin evinde, tanımadığım ailesiyle beraber ağlıyordum rüyamda; daha doğrusu gece... Rüyalar, gerçekte olabilecekten de kötü oluyor. galiba. Rüya olduğunu bildiğim ama bir o kadar da uyanamadıığımdan sebep sıkıntılar yaşadığım bir gece idi benim için...

Sabah uyandığımda rüya olduğunu anladığımda bir oh çektim ama rüyamda gördüğüm insanlar, -fizyoterapistimin ailesi ve benim ailem hariç- insan değillerdi. İçinde bulunduğumuz durumun bir biz farkında idik sanki ve diğerleri için hayat olduğu yerden devam ediyordu. Allahım uzun ömür versin, hani derler ya; "ömrünü uzatmışsın." diye, uyandığımda annemlere tek cümlede rüyamın içeriğini anlattığımdan sonra böyle söylediler yine bana. Umarım sağlık ve mutluluk içinde yaşar bir ömür, sevgili fizyoterapistim Merve... :)


Gelelim bilinçaltıma; dün doktor kontolü varmış fizyoterapistimin benim dersimden hemen öncesinde ve birkaç değerinin dengesiz çıktığından sebep korktuğunu söylemişti dersimiz sırasında. Onun korkusu bana geçmiş olmalı, böyle düşünüyorum ve bir o kadar da biliyorum esasında bunun olduğunu. Dersimiz sırasında, konuştuğumuz ölçüde endişelendim bende. Ama onu endişe duymaması ve de sakin kalması adına sözlerimle teselli ederken, kendimi de teselli ettiğimi düşünüyordum ama meğer başaramamışım...

Rüyamda çok ağladım, çok kederlendim ve çok kez kendimi sorguladım. Her sevdiğim için yeterince değer kıymet biliyor muyum dedim, bence biliyorum diye de ekledim. Rüyam, önceki kayıplarımı düşünmelerimle devam etti. Sonra karanlık içerisinde oturmayla. Korkulardı rüyamda beni tedirgin eden. Her sevdiğimi kaybettiğim rüyada en son sorguladığım, bir gün ben de ölürsem olgusu oluyor. Bu sefer bunu sorgulamadan önce, birçok sevdiğimizin yanında bulunup da gizlice biri ile birbirimizi severek oturdum. Bir gün ölürsem, bir erkek tarafından sevilmeden, diye sorguladım bu sefer. Yanında bulunduğum kişi beni destekleyen ama bunu göğsünü gere gere yapamayan biriydi. Bu da korkularımdan bir diğeri idi, gerçek anlamda sevilememek...

Kendi ölmeden öncemi sorgulamadan, diğer korkum olan farkedilememek ve yok sayılmak ile ilgili sorguladım ki; rüyamın ikinci karanlığı idi... Diyebilirim ki, dün sevdiklerimin hastane işleri bir değil iki adet olunca kafam bu konulara yoğunlaşmış olmalı. Dün annemin de anjiyo randevusu vardı ve çok şükür ki kalp damarları temiz çıktı. Ama hala sevdiğim kişiler hasta olunca, hastalık konusunda beni geçecekler diye korkuyorum. Kendi hastalığımla başa çıkabiliyorum; varlığını ara sıra buhranlara giriyormuş gibi olsam bile kabullendim ve bir şekilde yeniden şu anki yürüyememe ve de hareket kabiliyetlerimi en az seviyede ama geliştirebiliyor olduğumu, gücümle kendimi bir şekilde gerçekleştirebileceğimi de kabullendim...

Bu sabahki rüyam, sanırım bilinçaltımda yüzleşmem gereken bir noktanın daha olduğu anlamına geliyor. Bence bilinçaltım bana diyor ki; kendi hastalığının varlığı sebebiyle, sevdiklerinin hastalıklarıyla yüzleşmeye tahammülün yok belki de Didem. Al bu da sana en kötü senaryom! dedi. Ne ben hastayken sevdiklerimin üzülmesine, ne de onlar hastayken çaresiz hissetmeye dayanabiliyorum. Tamam, bunu zaten biliyor ve kabul ediyordum; olabildiğince kendimi sakin tutmaya da uğraşıyordum, başarılı olduğumu da düşünüyordum, ama bilinçaltımın bana yansıttığı eksik yanlarımı yüzüme vurdu resmen... Hastalık benim gözümde bu dünyanın en kötü senaryolarından ve kendimde iyileşmeyi gerçekleştiremediğim bu senaryonun sevdiklerimde olması ise en kötüsü. Bu rüya bu demek...

Ailem veya sevdiklerim için endişeli bir durum söz konusu ise, benim durgunluğumun sebebi o konu oluyor istemsiz hala. Ama diğer yandan da kendime verdiğim bir söz vardı; endişe duyduğum ne olursa olsun, endişelerimi de kontrol etmeyi öğreneceğim: kendim ve de çevrem için. Olabildiğince başardığımı görüyorsam da, bilinçaltıma yansıyanlar da varmış hala...


Bu sabaha şükrederek uyandım bu rüyam sonrasında; ama günün ilk yarısında en başını, diğer yarısında da ikinci yarısını düşündüm durdum istemsiz. Sevdiklerimin acılarıyla sınamasın rabbim hiçbirimizi, en yakınımızdan en uzağımıza her birinin acısını yaşamak da atlatmak da zor çünkü... Ama mecburuz; sevdiklerimiz için endişelerimizle başa çıkmaya da, bu baş edişlerimizi hayatımızın amacı yapmaya da... Yaşamak zor bu dünyada, evet; kalbimizin bize ettikleriyle ve Allahın verdiği en zor sınav olan sevdiklerimizi ilgilendiren sorularıyla... Ama yaşamak gerek, zoruyla da başa çıka çıka... :)

Sevgilerimle...

23 Nisan 2018 Pazartesi

23 Nisan Kutlu, Günümüz Mutlu




Bugün tüm çocukların bayramı; 23 Nisan. Kağanımızın çocuk bayramını neşeyle kutluyorum sabahtan beri ama bugünün bir diğer özel önemi de annemin doğum günü olması... :) İki güzel anlamın bir arada olduğu güzel ve özel bir gün bugün. Özel günleri seviyorum, bazı özel günlerin haricinde. Hani çoğumuz için anlamsız gelen ve de herkes için aynı şeyi ifade etmesi beklenip de ifade etmeyenleri...

Her gün çocukların olmalı ama bugün Kağanımın da çocuk bayramı, içindeki çocuğu kaybetmemiş bizlerin de... Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ümüzün bize armağan ettiği bu özel günün tam anlamını bilemese de artık kavrıyor yavaşça yeğenim ve kendisine armağan edilen bayrama sahip çıksın diye elimizden geleni yapıyoruz biz de. Bugün bayramına sahip çıkmasını öğrensin diye, kutlaması gereken özel günlerden biri haline getirmeye çalıştık yine; bayramını güzel bir oyuncak ile kutladık. Bilsin kendisine hediye edileni, yaş aldıkça da öğrensin ve öğrensin somut olarak da dedik... Artık hatırlayacak yaşta günlerini ve gecelerini, kendisine hediye edilenleri... :) Çok mutlu oldu kuzum ve bugünü yine oyunlar oynayarak geçirdik yeni oyuncağı sayesinde de. :)


Üsteki fotoğraflar; 15 Nisan 2018 günü, annem babam ve yeğenimle beraber ara sınavıma gittiğimiz gün, ara sınavımdan sonra gezmeye gittiğimiz Avm'de çektiğim fotoğraflar... Anneanne-torun, bu yazı için çekmişim resimlerini sanki... :)

Ve Annem; bugün onun doğum günü demiştim ya, aslında benim için daha fazlasını içeriyor... Çünkü o'na ne desem az geliyor çoğu zaman; anne diyorum ama daha çok şey demek de istiyorum. Canım, gücüm, cesaretim, dünyam... :) Allahımın verdiği en güzel varlık benim için şükür ki. Allahın bana verdiği en güzel koruyuculardan biri annem, diğerleri de babam, ablam, eniştem ve yeğenim Kağan. Ailemin varlığına şükür ki her biri bu dünyadaki koruyucularım ve desteklerim benim... :)

İnsan doğuyor ve birilerine koruması gözetmesi için bir aileye bir çevreye doğuyorsa eğer, ailem bana karşı sevgileri ve de verdikleri destekleriyle mutlu bir birey olarak yaşamama sebep oluyorlar şükür ki... Annem, doğumuma sebep olan güzel iki insandan biri; ömrü hep mutlu olur ve dilerim ki bizlerle bir ömür mutlu ve sağlıklı yaşar beraber...

Bugün annem ve yeğenim için, ikisinin de mutluluğunun üzerine düşündüğüm şeylerden biri de şu oldu; bir ömür mutlu ve de mutluluk saçan bireyler olmaları adına, Allahım bana da sağlık verir de daha da mutlu ederim onları inşallah... Bir güzel ve özel gün olarak, bugün de buraya bunu iliştirerek; ömür boyu mutlu sağlıklı ve mutluluk saçsınlar diliyorum canlarım için... :)

23 Nisan için ise; değerinin bir gün değil, bir ömür bilinmesi gereken dünyanın en değerli varlıkları "Çocuklar"dır diyorum. Bugünden başlayıp onlar için bir ömüre yayarak, dünyayı ve dünyamızı güzelleştirmemizi umuyorum. Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramımız Kutlu, günlerimiz hep beraber mutlu olsun... =)

Sevgilerimle...

21 Nisan 2018 Cumartesi

Hey Gidinin Efe'si! - Nisan 2018




Geçtiğimiz Perşembe yeğenimin, 23 Nisan Etkinlikleri çerçevesinde Efe olarak folklor gösterisi vardı. Adına yakışır şekilde Efe oldu kuzumuz, Kağan Efemiz... :) İki sene kreşe gitmiş ve hiçbir toplu etkinlikte katılımcı olmamış, arkadaşları içinde çekingen kalmış olan yeğenim; folkloru sevmiş ve öyle güzel oynamış ki, "Efelerin Efesi" olmuş arkadaşları ile beraber. :) Şükür ki bizde bu günleri görebilmişiz... 

Ablam işi sebebiyle, bende engel durumum sebebiyle gösteriyi izlemeye gidemedik; kuzum anneannesi, dedesi ve babasıyla gitti ve geldi. Günün birinde benim de gidebildiğim gösteri vakitleri de gelecek inşallah..

"Ummadık taş, baş yarar." derlermiş ya, böyle gidecek diye beklerken hepimizi şaşırttı Kağan Efe. Yüzlerce kişinin önünde, stadyumun ortasında 8 kişilik arkadaş grubu ile öyle güzel bir gösteri yapmışlar ki.. Yeğenimin gösteri bittikten sonra bile devam eden enerjisinin videoya ve bize yansıması ile, öğrencilerine eğitimi sevdiren ve sanata yöneltmesi ile gurur duyduran bir öğretmenin var olabileceğini tekrar kanıtlamışlar resmen... 

Videolarını ve resimlerini gördüğümde, yeğenimin coşkusunu öncesinde ve sonrasında gördüğümde şunu dedim; hep sanata yatkın ve istekli ol, hep öğrenciye ve eğitime gerçek değeri veren şimdiki öğretmenin gibi öğretmenlerin olsun hep. Ve biz sen ve senin gibi öğrencilere ve öğretmenlere maşallah deyip gurur duyalım sevgili yeğenim! (Amin.) =)

23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı geliyorken dileğim; eğitimi seven, sevdiren ve sanatla iç içe bir hayatı öngören öğretmenleri olsun tüm çocuklarımızın. Buna gerçekten ihtiyacımız var diye hissedenlerdenim! Ulu Önder Atatürk'ümüzün bizlere armağan ettiği bayramımız kutlu olsun şimdiden ve her zaman... :)

17 Nisan 2018 Salı

Olsaydılarla Olmaz, Biliyorum


Bir söyleyemediklerimi söyleme yazısı daha çıktı, ihtiyaç duyduğum ölçüde ve de kendiliğinden... İçimde kendime söylediklerim bunlar, bazen hala geçmişe yönelik hayal bile kurduğum oluyor. Gelecekler için değil, geçmiş için hayal kurmak üzücü; doğru. Ama bazen bir o kadar da geleceğe umut olabiliyor. "Olmadı ama olabilir," dememi sağlayarak bitiriyorum her defasında. Eğer öyle bitirmek içime sinmiyorsa da, o hayali bir daha kurmuyorum zaten...

Olsaydılarla olmaz, biliyorum! Dedim öncelikle. Çünkü "olsaydı"; keşkenin daha büyük versiyonu ve ona olabildiğince gerek duymamak en gerekli olanı bana kalırsa. Bu yüzden bu yazıyı yazarken, bunu bilerek bunun bilincinde olarak yazdığımın bilinmesini istiyorum...


Bilindi ise başlıyorum; :)



Eğer hastalığımda ilk ve son atağımı geçirmemiş olsaydım; bir iş yerinde çalışıyor olacaktım şu an, bunu canı gönülden istiyordum. Nasıl olsun, ne ölçüde yükseleyim onu bile düşünmüştüm. Mesela; ya Dış ticaret alanımda Gümrükte çalışıyor ve dil bilgime de dil bilgisi katmak için çaba gösteriyor olmayı sürdürecektim, ya da herhangi bir şirkette başlayıp kendim için bir arkadaş grubu kurup o arkadaş grubu ile bir dans grubuna katılma girişimlerine girecektim. Kafamda hep bu iki fikir vardı. Dilimi geliştirdiğim ölçüde, yabancı ülkeden gelen kişilerle bol bol konuşup iş bağlama uğraşlarında gezinen bir çevirmen bile olmayı düşlerdim. Gümrükte birkaç şirketin çevirmen bulma uğraşlarında tavsiye edilen çevirmendim ve takdir etmeye bayılıyordum ve bir o kadar da utanıyordum. Ama işimi olabildiğince yapabilmek adına, bilgilerimi gözler önüne sürüyordum işte. Toplantılardan toplantılara ve de görüşmelere çağırılmak, hayallerimin olmazsa olmazı idi...

Sonra arkadaş grubuyla dans kursuna gitmek, olmazsa tiyatro kulübü kurup gösteri hazırlamak da önemli olacaktı. Her ölçüde eve dönüyor olmak beni en çok mutlu eden diğer şey olacaktı ama.. :) Ailem sağlıklı oluşumdan ötürü mutlu olacak ve biriktirdiğimiz paralardan çok enerji ve sağlığımla onlarla her fırsatta bilmediğimiz yakın yerleri geziyor olacaktık... :)


Hep mutluluk mu var hayallerde derseniz; eğer kalbim 2010 senesinde derinden kırılmamış olsaydı, aşkı deli gibi bekler olmaya devam edecektim.
Biraz olsun akıllıca bekler oldum artık ama beklemekten vazgeçmeyi düşünmüyorum. Aşkın beni muhakkak bulacağını düşündüğüm gibi de düşünmüyorum artık, bir yanım hala kırgın ve de diğer yanıma inat biraz karamsar ne yazık ki. Ama olmasa da üzülmemi sağladı o yanım, diyebilirim...


Eğer lisede, istediğim beden hareketliliğinde olsa idim, düşündüğüm tek bölüm tiyatro idi.
Sahnede olmak büyük haz verirdi çünkü. Çok başarılı değildim belki ama ortaokulda tiyatro sahnesinde olabildiğim zamanlarda en küçük rollerime bile büyük bir hazla çalışır ve de sahneye bir tiyatro sanatçısının ciddiyetinde çıkardım; hatırlıyorum işte.. :)

Eğer ortaokuldaki fikrimde kalsaydım da, bir kütüphaneli cafe açmayı çok istiyordum. Hem sesli hem de sessiz bölümü bulunan, belki konteyner boyutunda belki de iki katlı bir kafe idi düşlediğim. Duvarları kitaplık dolu, kütüphane üyeliği sistemini sürdürerek dışarıya çıkarmak üzere emanet kitap da veren, cafeteryasında okuma ve de araştırma yapılmasını da sağlayan bir kütüphane cafe. Hayaldir ama benim için hala güzeldir mesela bu hayal de... Gerçekleştirebilene helal olsun, ben sağlık durumum sebebiyle hala gerçekleştiremiyorum işte...

Ve eğer; çok düşünen, çok hayallere dalan ve çok fazla karar alıp uygulamaya uğraşan ve başarılı olduğu kadar başarısız da olan biri olmasaydım, şu anımda olmazdım; biliyorum.




Bir güzel söz var; "Beklenen gelmedi, araması gereken aramadı, olması istenen ve beklenen olamadı..." Ama olmasını istediklerin olmadı diye, keyfin bozulmasın ve umutlarını mutluluklarını elinden hiçbir şey alamazsın. yoksa devam edemezsin ki... Yukarıdaki ekran görüntüsünü, Youtube'daki "Daha Huzurlu Olman İçin Yapman Gerekenler" adlı bu videodan alıntılamıştım...

Olsaydılarla olmuyor ama ben eski hayallerimi de hala bazen düşünüyorum. Bugünü bugün kılmaları ve şu an olmayışlarımı anlamama yardımcı olan yine onlar. Gün gelecek, gelecek için de "şu olmasaydı olmazdı" diyebileceğim hayallerim var şükür. Pişmanlık yok ama aklımda biriktirdiğim yapabilirimler var. Belki bir gümrükte çalışıp, dil bilgisi geliştirmeye devam edemedim ama çevirmen olarak çalışamasam da oralarda, bir işte çalışırken bulamayacağım zamanların hepsine sahibim ve kendimi geliştirmeye evimden de olsa devam edebileceğim bir fırsatım var...

Belki tiyatro okuyamadım, sahnesinde bulunamadım ama içimde ukte kalmasına sebebim de yok; günümün çoğu saati, annemle babamla veya ablamlarla konuşurken, tiyatroya çevrilen dalga unsurlarına ve gün içinde kendimce oluşturduğum karakter tiplemelerime dönmeme ve bunu yaşamaya devam etmeme engel de değil... :)

Ve dans kursuna gidemedim veyahut bir arkadaş grubu kuramadım ama sağlam dostlarım ve de "gerek tek başıma gerekse de sevdiklerimle bir araya geldiğim çoğu fırsatta" müzik açıp oturduğum yerde dans edebilecek enerjim var! Tüm bunlar da aynı derecede önemli şu an için...


Olsaydılarla olmuyor ama koşullar değiştikçe hayaller de şekil değiştiriyor, bunu öğrendim. Çok geç de değil üstelik, zamanında öğrendim. Yaşanan yaşandı, keyif anları değişti ama o keyif anlarını şükür ki kimse elimden ve de elimizden alamadı...

Sizin de olmasaydılarınız var mıydı; şekil değiştiren, şekil değiştirse bile hala güzel gelen ve bir gün bir başka şekilde olur diye umut ettiğiniz? :) İşte benimkiler bunlardı.. Son bir notum daha var; 

Bu konunun en güzel savunması, ailemiz veya sevdiğimiz yakınlarımızın sevgisi ve desteği olmasaydılı düşüncelerimiz bence. ;) (Çünkü onların varlığı, olsaydıları düşünsem bile toparlanmama sebep oluyor yeniden.) İyi ki onlar var, iyi ki içten dışa kendimizi doğurabildiğimiz güçlerimiz de var. Sevgilerimle...

14 Nisan 2018 Cumartesi

Çok Fazla Düşünüyorum - Nisan 2018


Başlık, "Ben çok düşünüyorum, ya sen?" dercesine olmuş, ama anlatmak istediğim konuya başka bir başlık bu kadar yakışmazdı doğrusu! :)
Yapmak istediğim onca şey var ve benim icraata geçmeden önce çoğunlukla yaptığım tek şey, bolca düşünmek. O kadar çok düşünmek ki, icraata geçip de yaptıklarını beğenemeyecek dereceye varmak sonunda... En basitinden bile bu yazıyı yazmak için günler boyu düşündüm ve sildim; aslında bir bakıma iyi olduğu düşünebilir ama bir o kadar da yorucu bir durum bu... 

Ben artık çok fazla düşünmek istemiyorum dediğim noktaya ulaşıp çözümler bulmuştum; ama gel gelelim bu çözümler bu ara stresten midir, bir durgunluktan mıdır sekteye uğradı. İşe yaramadı. Sonunda 3 günün sonunda işe yarayan yine çözümlerimden en etkilileri oldu; "yapacaklarım listesi yap" ve "duraklama, 5'e kadar say ve başla!" Bu iki madde en sevdiklerim uzun zaman deneme yanılmalardan sonra... :) 




Hemen deneyimlerime geçiyorum o zaman;

Çok düşünmelere son vermek, diye bir olgu yok sanıyordum ve düşündükçe düşünüyordum. İlk uygulamam; düşünmektense, icraata geçmek olsun dedim mesela. En etkili maddemi geliştirdim böylece; Bulunduğum ortamda bir planımı gerçekleştiremiyorsam bile, yapacaklarımın notlarını mutlaka tutmaya başladım önce... Hemen yapamasam bile, bir yerde yazılı duruyor olması; düşüncelerimden çıkarabildiğimde icraata geçmek için beni hazır orada bekliyor işte. Üstelik yapılması gereken bir işi bitirdiğimde, o maddenin üzerini çizmek büyük bir zevk artık benim için... :) (Zamanla alışkanlık edindiğim üzere, bu kadar düşünmez olmaya bile başlamıştım ama bu hafta 3 gündür düşündüğüm bu yazı haricinde tabii...)

Çok video izledim ve yazı okudum bu konularda, motivasyon eksikliği duyuyor olduğunuzdan bile ileri gelse bu durum; işin başına geçip 5'ten geriye sayıp, iyi veya kötü bir işe başlamak çok yardımcı oluyormuş. Deneyimlediğim üzere, en iyi ikinci maddem bu. Yatağımda bile olsam, düşüncelerime bir yazı konusu girdiğinde; telefonumun not kısımlarından birini açıyorum ve direk onu yazıya döküyorum. Bende en çok işe yarayan bu madde ile son 2-3 ayımı kurtardım diyebilirim. Ama bu haftaki düşüncelerim nereden geldi de, böyle beynimi kemirmeye başladı yine; onu hala bilemiyorum!

İzlediğim videolardan edindiğim bir diğer bilgiye göre; yapacağınız işlerin çoklu olması durumunda, planları yazıya döktükten sonra saat dilimlerine yayabilirsiniz ve bundan da epey verim alabilirmişsiniz. Ama maalesef bende etkili olamayan bir madde oldu bu...

Gelelim etkili olduğuna emin olduğum bir diğer maddeye; Aklınızda gerçekleştirmeye neyin engel olduğunu düşünüyorsanız, önce o işlemi bitirin ve sonra esas yapmannız gerekene odaklanın. Mesela, izlemek için epeyce biriktirdiğim diziler veya videolar engelmiş gibime geliyor, yapmam gereken diğer işlerimin önünde. Okumadığım kitapları, izlemediğim video ve filmleri; yapabildiğim ölçüde azalttığımda, odaklanmam gerektiğini düşündüğüm diğer işlere de o kadar odaklı dönüyorum. Bu da benim kendimce geliştirdiğim bir madde, çoğu zaman etkili ve etkili olmadığı zamanı görmedim henüz. Sanırım bu da benim kendimi sebepsiz yere şartlandırmış bir yanımın ürünü... :)



İşte böyle, çok fazla düşünüyorum ve beni rahatsız ettiği ölçüde bir o kadar da çözüm arayıp buluyorum son birkaç aydır. Diyeceğim son sözüm şu ki; siz de çok düşünüyorsanız ve bir çözüm bulmaktan çok kendinizi yiyip bitiriyorsanız, hayalleriniz size zarar vermeden bir çözüm yolu bulun. Çünkü hayal kurmanın çok iyi birşey olduğuna eminsem de yıllar yılı, artık bir o kadar da zararı olduğunu görmeye başladım. Yapmam gereken işlerin hayalini, olması gerektiğinden fazla kurduğum zaman yaptığım işleri bir türlü beğenemez oluyorum. Hayalleri ne kadar azınlıkta tutar da, hayalleri kurguladığım azınlıkta icraata geçecek olursam; işte o kadar beğeniyorum yaptığım işleri...

Yani çok fazla düşünüyorum hala ama artık düşünmekten de fazla işleme geçmenin değerini biliyorum ve zor olsa da düşüncelerimi beni yiyip bitirme safhasından ayırabiliyorum... Yapacaklarım listesi tutmaya başlamak, zor anlardan kurtaran ilk çözüm yöntemim oldu. 5'e kadar sayıp iş başına geçmekse ikincisi... =)

Sizin var mı peki; durakladığınız ve bu duraklama anlarını çözümlere kavuşturduğunuz? Umarım yorumlarınızı yazarsınız. Sevgilerimle... :)

10 Nisan 2018 Salı

Kavuşmak Bu Demekmiş - Nisan 2018


7 Şubat'ta 2018'de dedemin hastalığının tedavisi için yanında olmak adına, annemle beraber gittiğimiz Antalya'dan evimize -Bursa'ya- döneli bugün 5 gün oldu... Bugün beraber geldiğimiz dayım, yengem ve İncimi yolculadık Antalya'ya ve kısmetse bir ay sonra biz de yine yanlarına, Antalya'ya döneceğiz... :)

Dönüşe bir ay var ve 5 gündür kavuşmanın verdiği mutluluğa ve tam hissettirmesi huzuruna doyum yaşıyorum. Antalya'da geçirdiğimiz ilk bir ayın sonunda, burayı özlemeyi daha derin hisseder ve bu hissi artırır olmuştuk. Şükür ki yine evimize, yurdumuza kavuştuk...

Kavuşmak demişken; esas kavuştuğumuz sevdiklerimizdi, eve kavuşmak onlara kavuşmak demekti. Kavuşmak, tamamlanmak demekmiş meğer; yeğenime yeniden sarılabilir ve dokunabilir olduğumda, eksik kalan yanlarımı tamamlanmış ve düzenimize yeniden kavuştuğumuzu anladım. Bu, yerleşik hayata geçmiş olan insanoğlunun kendini bir yere ait hissetmesinden ötürü bir hissiyat sanırım. Geldiğimden beri, ayrı düştüğüm düzenime kavuşmuş ve son 1-2 haftadır sıkıntılı geçen gecelerimi atlatmış gibi hissediyorum kendimi... :) Bu iyi bir şey değil mi?

Diğer yandan, birkaç zamandır da şunu diyorum: beden sağlığım tamamen yerinde olsaymış da gezemezmişim belki de, öyle ya iki ayda böyle hissediyorsam kendimi; gezerim dediğim ölçüde uzaklaşamazdım belki de evimden yurdumdan...



Düşünceler düşünceleri kovalıyor velhasıl. Kavuştuğumuza sevindiğim kuzum, yanımda yöremde "teyze, teyze" diye dolaşıyor yine şükür. Bir kuzudan uzaklaştık, diğerine yakınlaştık işte. İncim bu sabah gitti, dayım ve yengem ile evine... :) Mayıs'ta da yeğenimle beraber döneceğiz kısmetse bizde dedemin evine...

Geldiğimizde yeğenim küsmeye çalıştı ama beceremedi, ilk önce annemi görmezden geldi ama çabucak geri döndü ve sarıldı sıkı sıkı. Sonra benim yanıma geldi, sıkıca sarıldık birbirimize. Git-gel sarılmalara doyamadık ve hep diyorum, "Allahım doyurmasın da inşallah..." :) Resim yapmalara, oyun oynamalara ve etkinliklerimize sarıldık yine sıkıca, şu 5 günde bile birbirimize yettik yeniden... Yakınlaşmaya fırsatı bulmak kolay; görmek gerek işaretleri, fırsatları ve de teklifleri. Bazen o yönlendiriyor, bazen de ben... Kağanım öyle bir boy atmış ki, bir de sanki yeni gelmişliğimizin üzerindeki çekingenliğiyle az biraz durulmuş. Açılıyor da şimdi yavaş yavaş... :D

Geldik işte evimize, kısa süreliğine olsa bile... Kavuşmak Bu Demek, diyerek döndüm; çünkü bu demekmiş meğer, ben de yeniden adlandırdım. Bir küçük çocuk bırakınca ardında, hayatının başından beri veyahut bir kısmından beri yanında olmaya devam eden; eksik kalmak zormuş ondan ayrılıp da, hem onun özlemi de ayrı oluyormuş. Uzun zamandır yeğenimle bu kadar ayrı kalmamıştık ve de birbirimizi bu kadar özlememiştik; şükür kavuşturana, kavuşturanlara... Babamla, ablamlarla da kavuştuk ama yeğenimle kavuşmak daha başka... :)

4 Nisan 2018 Çarşamba

İnternet Günlüğüm 2018 #3 - Yarın Antalya'dan Bursa'ya


İnternet Günlüğüm 2018 #3 - (04.04.2018- Çarşamba)

Sevgili İnternet Günlüğüm; (:

7 Şubat 2018 Çarşamba günü Annemle beraber uçak yolculuğu ile geldiğimiz Antalya'dan yarın itibariyle kısmetse Bursa'ya dönüyoruz. Uçak demişken, o uçak yolculuğu annem ile benim için bir ilkti ve yazısını gecikmeli de olsa yazmıştım; o yazım burada... Yarın için ne kadar heyecanlı olduğumu yazmadan önce, birkaç değerlendirme yapmak istiyorum...


7 Şubat'ta geleceğiz, 8 Şubat'ta da dedem ameliyat olacak derken; maalesef işler istediğimiz gibi gitmemişti ve dedem 5 gün sonrasında yani 13 Şubat'ta ameliyat olabilmişti. Korku ve endişe dolu belirsizlik dolu bekleyişlerimizi, dedemin ameliyatının güzel geçmesi ile o gün sonuca bağlayabilmiştik... Süreç, dedemin iki hafta hastanede kalması ile başladı ve yarası tahmin edilenden biraz daha zor iyileşti. Dedem eve taburcu olup geldiğinde, endişeler yer yer azaldı ve yer yer de çoğaldı. Ama şükür ki, dayımlarla beraber süreci güzel yönettiğimizi ve de üstesinden gelebildiğimizi görebildik; sabırla bekleyerek ulaştığımız son 1 haftada... 

20 Mart 2018 Salı gününe dek dayımlarda kaldık. Hatice yengem, kuzenim İncim, annem ve ben; akşamları birbirimizi frenleyerek ve de çoğu zaman da gazlayarak, eğlenceli çay ve tatlı keyifleri gerçekleştirdik. Dizi sefalarımız, gündüz kahve keyiflerimiz ve akşam oturmalarımız; Merom ile İsmet teyzem ve Meryem teyzem ile de şenlendi. Antalya'da olmak bu sefer bana sık sık şunu fısıldayan bir hale dönüştü; "Hayat bu, en kötüsünü bekler iken iyi şeyleri de doğurabilir aynı zamanda!" Merom ile en uzun ve en kaliteli vakitlerimizi geçirerek anılarımıza sağlam anılar yazdık. İncim ile bol bol oyunlar oynadık ve kuzen kuzene günlerimizin keyfini çıkardık... :)

20 Mart 2018 gününden beri de, dedemin evindeydik işte. Dayımlarda gördüğümüz herkes, gelip gitmeyi sürdürdü sağolsunlar. Yalnız da kalmadık, her anın keyfini sürdürmeyi ihmal de etmedik... Ama buna rağmen özlüyor insan; çok özlüyor evini, ailesinin diğer üyelerini ve de kendi düzenini... 

Dedem kolay geçirmedi ve henüz atlatmadı tabii ki bu hastalığı. Tüm tedavi sürecimiz yön değiştirdi ama bitmedi. Geçen hafta bugün başlamak üzere, Kemoterapi'ye başlattılar dedemi. Özafagus dedikleri, kanserli hücrelerin kendini yenilememesi için kurutma tedavisine başlatıldı dedem şimdi. Ve 2 kür kemoterapi bitene dek Bursa'da olacağız yarından sonra; orada hem fizik tedavi alacağım hem de ara sınavımı vereceğim. Dedemin 2 kür kemoterapisi bitince de, Mayıs'ın ortasına geliyor, kısmetse bu sefer Kağanımı da alıp geri geleceğiz dedemle. Kemoterapi sonrası Işın tedavisi bekliyor olacak dedemi. Hastalık dediklerinin her çeşidi öyle zor ki; Allahım hem dedeme hem bizlere, hem de nice hastalık yaşanlara ve hastası olanlara yardım etsin inşallah...

Velhasıl; Ameliyatı iyi atlatamazsak diye korktuk ve çok şükür atlattık; yemek yiyemezse dedik, çok şükür -hiç yiyemez derken- çok az da olsa yiyor yine... Öğrendik ki bu süreç o kadar çabuk bitmeyecekmiş ama sağlık olsun! Bulunduğumuz nokta, hiç hafife alınacak bir nokta değil çünkü... Yarası iyileşmezse diyorduk, karaciğer rahatsızlığı sebebiyle çok zorlandık ama şükür ki iyi dedem. Eski toprak dediklerinde ne demek istediklerini şimdi şimdi anlıyorum. :)


Yarın kısmetse dönüyoruz Bursamıza, evimize... Hiç rahat etmediğimiz bir yer değil burası, dayımın evinde kaldık 1 aydan fazla ve çok rahattık. Dedemin evinde kalıyoruz 2-3 haftadır ve zaten yine çok sık geldiğimiz yerlerden biri, rahatız... Ama nerede ne kadar rahat olursak olalım, insan bir süre sonra kendi düzenini arıyormuş. Gezgin bir ruhum var sanıyordum; -gerçi hala biraz öyle bir ruha sahip olduğumu düşünüyorum ama- aileden uzak olmak konusu göz önüne alınca, gezgin ruhumu attım yine bir kenara. Ailemi görmeden geçirdiğim 1 ayın sonunda, benim gezgin ruhum nerede olursa olsun depresyona girermiş meğer! Bunu bir kez daha anladım bu süreçte... İlk defa böyle ayrı kaldığım değil ya, ama ara ara kıymet bilmek açısından tüm uzaklıkların gereğinin var olduğunu düşünürüm insana... :)

Gelelim en özlediğime, yeğenime; Özlemek Çok Özel demiştim, yine geçtiğimiz ayın başında ve söz konusu yeğenim olunca, -bir küçük çocuk olunca yani- özlemi umursamamazlıktan gelemiyormuşsunuz. En uzun ayrı kaldığımız süre oldu bu Kağanımla. Öyle özledim ki diye düşünürken, bir yandan da İncimden uzaklaşacağım; her ne kadar her defasında uzaklaşıyor olsak da, bu seferki bir araya gelişimizde, yaşının daha bilinç düzeyine gelmiş olmasından dolayı, çok anı biriktirdik yine ve sanırım bundan sonraki her gelişimizin sonunda İncimden ayrılırken daha çok üzülmeye devam edeceğim. Biliyorum, Mayıs ayında döneceğiz kısmetse; ama yine de düşüncelerim bu yönlerde işte... 

Antalya'ya gelip Bursa'dakileri özlemek, Bursa'ya gidip Antalya'dakileri ve nicesini özlemek; anı biriktirdiğin ve uzaklara düştüğün tüm sevdiklerin için geçerli ve zor işte... Hep ne diyorum; Allah sevdiklerimizden ulaşamayacağımız kadar uzaklara düşürmesin! Çok şükür ki, teknoloji ve de yaşıyor olarak birbirimize ulaşma ihtimal ve imkanımız var şükür ki. Sağlık olsun, gerisi hallolur sonunda... 


Son diyeceğim şu ki, Sevgili İnternet Günlüğüm;

Yarın iki aydır uzak olduğumuz evimize, Bursa'ya gidiyoruz annemle; dayım, yengem, İncim ve de dedemle... Dayımlar 1-2 haftaya dönecekler, malum iş hayatı. Yarına ve de sonrasına iyi hazırlandım, plan programım işledi ve bu yazımı da yazdım; şu an mutlu ve huzurluyum. Allahım daim etsin... 

Plan programımda, -yine olmazsa diye korksam da, son yazdığım bölümü istediğim gibi düzenleyip yayınlayabildiğim- "Hayaller denizi" adlı hikayeme bölüm atmak da vardı. O hikayemi önceki bölümlerini ve de son bölümü de wattpad profilimde, yani burada bulabilirsiniz... :) Mutlulukla sunuyorum ve devamı bundan sonra yine gelmeye devam eder diye de umuyorum... :)

Yarın yolculuk günümüz, dedim ya; heyecanlıyım. :) Sağ salim, eğlenerek geçirdiğimiz bir yolculuk olacak inşallah. Yola çıkan herkese selamla, selametle ve okuyan herkese de sevgimle; görüşmek üzere, İnternet Günlüğüm... :)