12 Ekim 2021 Salı

Yenilenen Koşullarla, Ek Tedavime Başladım - Ekim 2021

 

Dün beklenen hafta ve yenilenen süreç başladı, çok şükür ki bu yeni süreç içerisindeki ilk ek tedavimi de aldım. Bu yazımda bahsetmiştim ya, başlayacağım diye. Başladım gitti, hepimize hayırlı uğurlu olsun... =) 2018'den sonra, 3 senenin ardından yenilenmiş formatıyla ek tedavi rutinimle yeniden merhaba... 


Pandemi sağolsun umutlarımızı yitirmemeye zorlasak da kendimizi, esas rutinlerimize dönemeyeceğiz ve hep böyle devam edecek bazı şeyler diye ürkerek geçirmiştik günlerimizi. Ek tedavilerimi almak konusunda da süreç çok uzayacak diye dönem dönem ürkmedim değil, ama çok şükür ki onun da zamanı geldi. :) 

Dün saat 12.30'a doğru geldi aldı servis evimizden. Önce fizik tedavi doktoruna muayenemi oldum, değerlendirmemi yaparken epeydir kontrol de olamadığım üzere durumumu daha derin inceledi. "Magnezyum ve D Vitaminini düzenli kontrol edebiliyor musun?" diye sordu. "D vitamini kullanmıyorum ama magnezyum kullanıyorum" deyince de çok şaşırdı. Bu zamana kadar hiç mi D vitamini kullanmadın, dedi. Gerçek anlamda hiç D vitamini kullanmadım, çünkü doktorlarım bunu sunmadığı gibi kendim almaya gayret bile ettim bir zaman. Ama pandemi dönemine kadar doktorlar söylemedi, ben de doktora gidemediğim için kendi başıma bu işe kalkışamadım.

Neyse, bu konuyu da yarın devlet hastanesine kan tahlili verip çözeceğiz işte. Gitmişken Kardiyoloji muayenemi de olacağım. Sonra da öğlen 1de yine fizik tedavim var hastanede...

Bu ek tedavi dediğimiz nedir onu konuşalım yeniden yeri gelmişken; Devletin biz fizik tedavi hastalarına sunduğu, yıllık 3 adet 30'luk ek tedavi hakkı var. Anlaşmalı özel fizik hastanelerinde veya özel hastanelerin fizik bölümlerinde alabilme hakkımız var bu tedavileri. Biz kronik rahatsızlıkları olan fizik tedavi hastalarına haftada istediğimiz gün kadar alıp bitirme hakkı sunuluyor, ben haftada iki gün alıyorum senenin belli kısmına tedavimi yayıyorum ve kendi rehabilitasyonumdan aldığım haftalık tedavilerimle beraber haftada toplam 4 ders almış oluyorum..

2018 Kasım ayına kadar, 2015'ten 2018'e aldığım ek tedavilerle bu bahsettiğim çoklu tedavi beni desteksiz ayakta durabilir, daha rahat sırtta yürüyebilir, ağrılarımı azaltır ve yatakta döner, otururken daha rahat eder gibi gibi iyilikler yaşatmıştı. Şimdi yeniden bunlar gibi belirgin ve daha kalıcı gelişmeler yaşayabilmeyi umuyorum kendi adıma. İsteyen herkese de sağlık şifa olsun inşallah... :))

Fizyoterapistim yeniden bir iken iki oldu, ikinci fizyoterapistim de işinde bilgili ve de ilk dersimizde gayet ilgiliydi. İlk dersimiz tanışma tadında geçmeden çalışmalara da başladık olağan hızıyla... Dün güzel bir ders yaptık ve tanıştık böylece Mithat Hoca ile ve ders sonunda da 10 dakika akım cihazı taktı bana. Her ne kadar önceden uzak durduysam da (önceki ek tedavilerimde de beni yorduğunu gördüğüm üzere), olabildiğince kasları çalıştırabilmek adına denemeye karar verdik bir daha. Şayet perişan etmez ise bir dahaki derse 15 dakikaya çıkarmak üzere de anlaştık. Yordu biraz ama perişan etme durumu olmadı gibi görünüyor şimdilik, onu da gözlemleyeceğiz... :) 

Bir de gittiğim hastanede benim Gemlik'te ilk fizyoterapistim olan Seher ablam da bir diğer fizyoterapist olarak çalışmakta, onunla da 11 sene sonra yeniden kavuştuk. :) Görüşüyorduk ara sıra, ben onun orada olduğunu da biliyordum; çünkü takipleşiyorduk da yıllardır ama bu kadar sık görüşememiştik bunca zaman boyunca.. Bundan sonra yeniden bir arada olmak müthiş olacak inşallah... =)

**

Dün Dünya Kız Çocukları günü idi, bu fizik tedavi bahanesiyle annemle ve yeğenlerimle idik yine; eve döndüğümüzde bu sıra biraz hasta ve halsiz olan Defnenin uykusu vardı yine. Malum salgın var ortalıkta, doğru dürüst bir şeyler bile yiyemiyor kuzum! Biraz zaman sonra yiyebildiği şeylerden sonra yattı yanıma uyudu canımın içi. Uyandığında az biraz daha dinç idi ama yatağından kalkmadan oyun oynadı benimle... Çocuklar hasta olmasın, hani yerinde duramıyor diye şikayet ediyoruz bazen; yoruyorlar dakika durmuyorlar diyoruz ya, sağlıklı olsunlar da önce yine durmasınlar yer yer canım çocuklar... :/ (Bu yazıyı sonlandırmaya doğru, Defnem acilde serum yiyordu. Çok şükür şimdi daha iyi kuzucum)

Bu bahaneyle tüm kız çocuklarımızın da günü kutlu olsun, her gün onların sevildiği kıymet gördüğü oyunlar oynayıp mutlu ve rahat büyüdüğü günler olsun... Amin!

Dünle ilgili instagram adresimde bu gönderimi paylaşmıştım. Bu yazım da anı diye kalsın. Çok güzel gelişmeler aldık diye yazması da yine burada nasip olsun! Hayatımda güzel şeyler oluyor bu sıra, üst kolajda da görünen resimlerin bulunduğu o camlı balkon içimdeki sevinçleri anlatıyor. 

"Bir şeylerin zamanını bekliyorum günbatımında gibiyim, sabırlı ve çok istekli yeni bir sürecin içerisindeyim. Zamanı gelene dek şimdilik anlatamıyorum ama diğer yandan da içim heyecanla salıncakta uçuyor aslında... :)) (Tıpkı o fotoğraflar gibi, bence beni yansıtıyorlar.)"





10 Ekim 2021 Pazar

Sonbaharın Adı Soğuğun Acı Tadı - 10.10.2021


Başlığım çok mu acı oldu? Benim için böyle ama üzgünüm! =) Sonbaharın adı güzel, hissiyatı özel olabilir ama benim için soğuğunun tadı çok acı... Kışı geçiyorum şimdilik, o daha da zorlayıcı oluyor çoğunlukla. Ama sıcaktan soğuğa geçmek de epey zorlu. O geçiş esnasında çektiğim sıkıntılar; bir buza sıcak su dökmek gibi ya da sıcak bir şişeyi soğuğa koymak gibi sarsıcı. O materyaller acı çekmiyor olabilir, ama ben onların yerine acı çekiyorum sanki...

Magnezyumumu ihmal etmeden içiyor olsam da, son bir haftadır katlanarak artan ağrılarıma karşın iyi de idare ediyorum aslında. Ama ne yalan söyleyeyim, geceler yine çok zorlu olmaya başladı. Geç uyuyabiliyorum ağrılardan sebep, uyanmakta zorlanınca da güne yansıyor etkileri. Bu sonbahar da soğuklara karşı bu tepkilerle başa çıkmak için uğraş veriyorum... :)


Kendi halinde geçip, verim aldığımı düşündüren bir haftayı geride bırakıyorum. Kitaplarıma da örgülerime de, kendimi iyi hissettiğim halime de kavuştum yine; olabildiğince. Üstteki kolajda benim bu haftama dair fotoğraflarımı görüyorsunuz. Kendimi hissettiğim şekiller adına konuşmak istedim bugün de... :)

Geçmişte kalan haftalarda soğukların başladığı zamanlarda "durakladığım" diyebileceğimiz zaman dilimi yine geride kaldı şükür. Aslında yine soğuk sebepli kasılmalarımdan ötürü zorlandığım bir hafta idi ama ona rağmen okumalı örmeli ve olabildiğince de yazmalı geçmesi beni çok iyi hissettirdi... Zira kasılmalarla dolu bir mevsim geçişinde, kitap okumak örmek yazmak mümkün olmamaya devam etmeliydi. Şükür ki, iki haftalık kendimi kötü hissetme ve de sevdiğim bu şeyleri bile yapmayı istememe hallerim çabuk bitti! =)

Üst kolajın son fotoğrafı var ya, hani en altta sağdaki özçekimim; o fotoğraf nihayet gün içerisinde de kalın sweatshirt giymiş olmamın ve artık gün içerisinde üşümüyor olmamın mutluluğundan ötürü ortaya çıktı! (uzun kollu kazak olmayan tişört demek istiyorum yani, Türkçe'de tam karşılığı yok gibi hissetmek çok kötü!). :) Neyse, üşümüyorum ya artık gün içinde de; evde kışlıklarına en erken kavuşan ben oldum, annemle babam hala tam anlamıyla üşümüyorlar soğuklara rağmen... :)

İki kitap bitirdim bu hafta; Aşk Bekliyor (Kerime Nadir) ve Kış Bahçesi (Kristin Hannah) adlı kitaplarımı. Elimde idi ikisi de, Kış Bahçesi'ni elime alalı bir hafta olmuştu ve o kadar güzel okudum da yine çabucak bitti ki! Kristin Hannah benim için kadın drama yazarlarında kraliçe resmen... Kitapla ilgili 1000Kitap hesabımdaki yorumumu burada bulabilirsiniz. 

Nihayet kendime kazak örmeye başladım bu arada. İki bere yapmam gerekiyordu, ipleri elimde duruyordu zira. Onları bitirdim ve nihayet başlayabildim bu hafta kazağıma! =) Düz örgü yapıyorum, ip kendiliğinden renkli zaten. Ama bu benim ilk hırka deneyimimden sonra bir diğer büyük örgü deneyimim olacak. İlk kazağım düz örgüyle öğrenmem üzerine olsun ki, sonrasına modellilerine de başlayacağım inşallah... 

Dil çalışmalarıma ve de günlük yazılarıma da döndüm ki, tekrarlamalıyım bunda şu yazımın etkisi büyüktür; Erteleme, İstifleme, Okuduğun Kadar Yaz... Kendimizi bu şekillerde motive edip ifşalamaktan vazgeçmeyelim. Yapmak istediklerimize dair bizleri çok güzel teşvik ediyor resmen. Bloğumda yazmasaydım eğer, "ben bu sıra çok boşladım kendimi, oysa bunları yapmak istiyorum" diye; hadi şimdi başlayayım o zaman, diyemezdim sanırım... :)

Bu haftaya dair bir haberim de var size, beklediğim o güzel haber geldi; önümüzdeki pazartesi ve çarşamba gününden itibaren, yıllık ek fizik tedavilerimi almaya başlıyorum. (: Şu son iki haftadır bu durum beni en çok motive eden konular arasında baş sırada! Ne kadar çok fizik tedavi, o kadar çok iyilik sağlık demek benim adıma ya; 2018'den beri iyilik sağlık durumum yer yer düşüp artıyor, malum her şey üst üste geldi pandemiyle beraber. O sebepten, yeniden o daha çok tedaviyi almanın gücüyle toparlanmaya öyle ihtiyacım var ki; siz düşünün gerisini yani! Bugün heyecanla erkenden yatacağım, iki haftadır yattığım gibi uyuyamıyorum ama bugün bu durumun varlığıyla çok iyi uyuyacağım inşallah! 

Buraya bu tedaviye yeniden başlıyor olmama dair bir hedef bırakayım mı? İlk hedefim 2018'deki gibi yeniden ayakta desteksiz durabilmeye başlamak. Sonra da destekle de olsa adım atabilir hale gelebilmeyi hedefliyor olacağım... :) Düşünün ki, haftada sadece 40'ar dakika olmak üzere iki ders alabiliyorum sadece. Ama ek tedavimle beraber iki ders daha alabilme hakkıma kavuşuyorum şimdi yeniden! 2018'e kadar 3 sene boyunca haftada 4 ders alabildiğim fizik tedavi rutinime dönüyorum kısmetse. Allahım utandırmasın, iyi işini bilen ve sevenlerle karşılaştırsın inşallah. Aminn... :)





Dün ise annem ablam ve yeğenlerimle Bursa'da AVM gezileri yaptık, biraz mecburi idi; yeğenlerimin kışlık kıyafet ihtiyaçları vardı. Alabildiniz mi derseniz, ikisinin de ihtiyaçlarından sadece birer tanesini alabildik. Her şey ateş pahası olmuş! Kağanıma mont, Defneme de uyku tulumu alabildik; o kadar gezmenin sonunda alınması gereken bot, eşofman, pijama takımı gibi ürünlerin hiçbirine yaklaşamadık... Ne acı ki, bu saydıklarımın ne bedenleri tam anlamıyla bulunabiliyor ne de alabileceğimiz şekilde fiyatları mevcut!



Önce As Merkez AVM'ye gittik dün, yıllar olmuştu oraya gitmeyeli. Buz pistinde kayanları görünce öyle duygulandım ki, çook eskiden biraz daha kaslarım güçlenince denerim diyordum. Hiç cesaret edemesem de istiyordum ama şimdi daha da zorlaştı o iş. İzlemesi o kadar zevkli bir spor ki, izleyerek bile o sporu dansı icra edebildiğimi düşünüyorum... :)

Artık dışarıda fotoğraflar göründüğü üzere maskeler ile çekilebiliyor! O gün maskeli de olsa fotoğraf çekilelim istedim. Ablamla ve Defnemle fotoğrafımız As Merkez AVM'nin asansöründe, Kağanımla fotoğrafımız da Anatolium AVM'nin asansöründe çekildik. As Merkez'de o kadar az kaldık ki, 30 dakika falan. Gezdiğimiz dükkanlardaki fiyatlar çok fenaydı! Anatolium da ondan aşağı değildi gerçi ya, ama yine orada daha fazla gezdik ve de Kağanımla ben yemeğimizi de yedik orada iken. En son durağımız Metro AVM oldu, montu ve tulumu oradan aldık. Market alışverişlerini de yaptılar da eve döndük sonra. Akşam 8.30'a doğru idi dün eve döndüğümüzde... 

Ve üstte gördüğünüz kitaplara gelelim; alamadım onları ama yemek yemeden önce Anatolium AVM'de kaçarak D&R'ı gezdiğimde o üç kitap dikkatimi çekti. İlk gözüme çarpan Gece Yarısı Kütüphanesi adlı kitaptı, bir kitap sitesinden açıp bir okuyun arka kapağını derim; hikayesi çok hoşuma gitti ama mağazada çok pahalı idi. İnternette ise mağazadakinin yarı fiyatına idi. Büyük ihtimalle alacağım o kitabı bir dahaki kitap alışverişimde o kadar hoşuma gitti yani. :)


Sonbaharın Adı, Soğuğun Acı Tadı ve de Mağazaların Ateş Pahası; bunlar Ekim 2021'nin bizim için başlıca konuları oldu... Bir hafta daha bitti, yenisi başlayacak ve de Ekim sanki şimdiden bitmiş gibi hissediyorum yine ama daha yeni başlıyoruz demeliyiz sanırım. (: Yarın yeni bir dönem başlayacak inşallah yeniden, önümüzdeki haftaya da geriye kalan "hikaye yazmalarıma dönmek, daha çok dil çalışmalarıma odaklanmak ve bloğa daha çok yazmaya devam etmek" gibi konulara da yoğunluk vereceğim! :))

Bu arada hiç merak ediyor musunuz bilmiyorum ama aklıma geldi, soğuklar geldi ama ben hareketlerimi daha da arttırarak egzersizlerime her gün devam ediyorum. Bir Kas Erimesi hastası olarak buna rağmen kramp ve kasılmalarım soğuktan azıcık olsun daha az etkilenmeli ama olmuyor. Bu da hayatın bana şakası sanırım. İçimden geldi bunu bildirmek istedim. :) 

Sevgilerimle, orada olup okuyor olduğunuz için teşekkürlerimle! Umarım yorumlarınızla da şenlendirirsiniz...


3 Ekim 2021 Pazar

Pazar Yazısı #78 - Kendinde Bir Pazar...


Kendi halinde bir gün ve bir hafta daha bitti bugün ve iki yazı öncesindeki bu yazımda söz verdiğim üzere bu haber vermeli yazımla geleyim dedim. Ben iki yazı öncesinde söz verdiğim üzere; okumalarıma olduğu kadar yazmalarıma geri döndüm, ertelemelerimden uzak durdum ve de istiflemeden geri dyardımcı kendi halimdeki zamanlarıma... :)


Bugün bulutları inceleyerek başladığım bir başka günümde, "oh be" dedim sonunda; bu hafta kendime söz vermiştim ya, "günlük yazacağım, ertelemeden yazmalarıma döneceğim ve de istiflemeyeceğim paylaşımları bile" diyerek... Hepsini başardım. Çok şükür ki... :)

Ama beni en mutlu eden günlük yazmalarıma geri dönmek oldu. 4 gün önce döndüm, yazdıkça rahatladığımı hissederken o gece rahat uyuyup görmek istediğim bir rüyayı gördüm. Hiç beklendikten değildi ama biraz da bilinçaltımla kendimi rahatlattım sanırım...

3 gün önce de istediğim gibi dil çalışmalarıma döndüm; Duolingo'yu kullanmaya başladım ve kaldığım yerden The Vampire Diares'ı izlemeye devam eder oldum. Bir Friends, bir de Vampire Diares beni İngilizce konusunda çok motive eden iki yabancı dizi oldu hep zira... Bir de çook eskiden beri One Tree Hill var ama bölümlerini bulması zor bir dizi artık. :)

Sosyal Medya konusunda, İnstagram Kaydedilenlerimde en zor noktaya geldim. Kaldırmak istemediklerimi nasıl azaltacağımı hala anlamlandıramadım. Vazgeçiyorum kendimce ama daha fazlasına cesaret etmek zor. Her biri sanki hep yardımcı olacakmış gibi orada dursun istiyorum. Bu da aslında iyi gelmiyor bana  Biliyorum. Hepsini niye silmeye cesaret edemiyorum, silmeli miyim onu da bilemiyorum. Sanki beni bunlar bile etkiliyor, ya da ben kafayı çok yoruyorum gibime geliyor. Umarım bir çırpıda silebilirim düşüne düşüne sonradan.

Ertelemeleri bıraktım, istedikçe doğru zamanı beklemeden yazıyorum kendimce yeniden. Bir hikâyelerime tam dönemedim, önümüzdeki haftaya o da tamamlanır inşallah zamanla. 

Bir de yarım bıraktığım kitaplarım var; salonda "Aşk Bekliyor (Kerime Nadir)",  Balkonda "Olanı Sevmek (Byron Katie)", odamda masamdaki rafta "Sofie'nin Dünyası"... Velhasıl Aşk Bekliyor'u okumaya döndüm. Bir hafta içerisinde birçok iş yapmış olduğumu düşünürsek, bu da bir başarı benim için. Okumayı bırakmamıştım, yatağımın yanında her gece okuduğum kitaplarım oluyor (bu sıra da Kış Bahçesi (Kristin Hannah)'ni okuyorum mesela, birkaç güne bitecek o da. Çok güzel ilerliyor yine.). Ama yarım bıraktığım gün içerisinde okurum dediğim kitaplarımı okuyamıyordum. Buna da zaman ayırmayı ihmal etmedim. 

Olabildiğince verimli bir hafta idi yani, not etmek istedim. Sadece kurallar koyup durmamak adına "doğru zamanı bekleme" unsurunu geride bıraktım. Zamanı gelmiş ki işe yaradı diyelim. :) Güzel bir hafta noktalandı... 

Tek sorun diyebileceğim, örgüdeki kararsızlığımdı. Üstteki örgü o hale 5. Kez ör sök yaparak gelmişti. Bugün onu da söktüm ve bere yapmaya karar verdim. Şimdiki haline de +2 ör sök ile geldiğini düşünürsek, esasında bu ara en yapmam gereken bu sanırım "denemeyi çabalamayı ve de beklemeyi bırakıp, ne olursa olsun yapmak". :))

Okudum, yazdım (ki beni en mutlu eden ve başladığımda devamının geleceğini bildiğim halde ara verdiğim bir şeydi), ördüm ve de dil çalışmalarıma geri döndüm. Sizce beni durduran neydi de, canıma tak etti kararı burada aldım da dönebildim yeniden yazmalarıma?? 

Bu ara bir bana olmuyor duraklamalar, olduramamalar, tamamlanamamalar, odaklanamamalar ama olsun istemeler; biliyorum. Ev içerisindeki hallerde kendi hallerimize mi sardık acaba? Sizler nasıl baş ediyorsunuz bu tarz durumlarla, merak ediyorum. Belki de yapmam gereken bu idi diyorum ama bu durum beni bir diğer yandan da rahatsız ediyor doğrusu. Sanırım kafama taktığım şey şu "ne oluyor bana" diye sorgular ve bu bahsettiklerimi uygularken, olanları görmeyi de ihmal ediyorum. Epey yol aldım bunu yok saymamak için yazıyorum bu yazıyı da. :))

İnternette "ne zaman düzeleceğiz be abi?" diye bir soru dolanıyor ya, "Düzeliyoruz belki de diyorum ama bunu kabullenmek bile ağır geliyor. Çok zaman oldu diye!!" :)

Öyle bir iç döküşlü pazar yazısı bu da. Mutlu bir haftaya doğru olsun inşallah, sevgilerimle... =) Bu hafta boyunca yazılarımda ve "Ben yazıyorum yapmak istediklerimin peşindeyim" temalı güzel haberlerimle dolu yazılarımda görüşürüz inşallah.. (:

30 Eylül 2021 Perşembe

LGMD Farkındalık Günü - 30 Eylül 2021

 

Sabahtan beri unuttuğuma şaşırıyorum ama evet böyle bir günümüz vardı. Bugün "Dünya Muscular Dystrophy Limb Girdle Günü" ve ben Dünya üzerindeki LGMD Hastalarından biriyim... =) 


Farkedilmem gerektiğine daha birinci sınıfta iken varmıştım, hastalığımın çıktığı senenin hemen ertesi idi. Anasınıfında o kadar zorluk yaşamamıştım ama hastalığımın ilk zamanlarında ben büyüme sancılarımı herkesten daha değişik yaşıyor ve sık düşmelerim, çabuk yorulmalarım arkadaşlarım tarafından dışlanmalarıma sebep oluyordu. İşte ilk o zamanlar, "benim bilinmem, tanınmam ve ailelerin çocuklarına bahsedilenlerinden olmam lazım!" demiştim. Sonra hep şunun hayalini kurdum, okullara gidiyorum seminerler düzenleniyor ben ve benim gibi arkadaşlarım konuşuyor. Ailelere diyoruz ki; "Biz varız, öcü değiliz, ucube değiliz. Sizin çocuğunuz nasıl komşu çocuğundan farklı ise biz belki de ikisinden birden daha çok farklıyız. Lütfen çocuğunuza anlatın, korkmasın ve de dışlamasın."


Bu hayal internet sayesinde biraz gerçek oldu aslında, ben artık kendimi bir başka şekilde anlatabiliyorum. Yazıyorum, tanımadığım kimselere de ulaşabiliyorum. Şehir şehir gezmeme gerek kalmadı, ama şayet yapabilecek durumda olsaydım en çok yapmak isteğim buydu benim. "Topal, sakat, özürlü, mızmız, sütten ve de benzeri" sözlerle anılmak hiçbirimizin hakettiği bir durum olamaz çünkü!


29 yaşıma geldim öyle böyle, bugün yine LGMD Günü ve ben birkaç senedir böyle günümüzün olduğunun farkındayım. :) Şu yukarıdaki tekerlekli sandalyedeki fotoğraflarım var ya, o durumla da o fotoğrafların varlığıyla da birkaç senedir barıştım aslında. Yani ben de onların varlığının beni rahatsız edemeyeceğini farkettim yani. :) Farkındalık dediysek, o farkındalığı ben de kendi sandalyeli fotoğraflarıma bakmak açısından geç başardım; birkaç sene önce... Bunun da sebebi hep beni birilerinin gördüklerinde verdikleri tepkilerdi aslında. Ben de dönem dönem engelli arkadaşlarım gibi görünmez olmayı çok istedim. Şimdi de görünür kılır oldum kendimi, yavaş yavaş kademeyi arttırmaya devam ederek.. (:


Muscular Dystrophy Limb Girdle, kasların kendi yeterliliğini sağlayamadığı bir DNA Bozukluğundan sebep oluşan rahatsızlık hali. Eskiden ben hastalık demek istemezdim ama şimdilerde kas erimesi bir hastalık değil durum bozukluğudur diyen doktorlarımız da var. Henüz tedavimiz hala yok, çalışmalar devam ediyor olsa da pandemi dönemi dolayısıyla denemeler hayli azaldı. O yüzden hala bekliyoruz. Düzenli doktor kontrolleri ile durumu kontrol altında tutmak ve düzenli fizik tedavilerimiz ile hayat kalitemizi arttırmak dışında, kesin tedavimize hala zaman var... :/ 


Limb Girdle, kol ve bacak kaslarında güçsüzlüğe yol açan kas erimesi hastalığının alt gruplarından biri de olsa her bir hastada ayrı seyir gösteren bir hastalık. Tıpkı birimizde kollarda daha fazla güçsüzlük görülürken, bir diğerimizde bacaklarda daha fazla güçsüzlük görülüyor... Benim genellikle şu sıralar bacaklarında daha fazla güçsüzlük var ama bizim durumumuz tüm kas gruplarını içerdiği için, çoğu zaman solunum kaslarım daha fazla etkilenmekte ve bacaklarımdaki güçsüzlüğü yok saydırabilmekte. O yüzden fizik tedavinin boyutu benim için hayati önemde... 


Düzenli kontrollerimi olamıyorum pandemi başladı başlayalı ama şu an hala randevu almakla uğraşıyorum. Başarabilirsem en son geçen sene yaptırabildiğim kontrollerimi bu seneden yaptırmaya devam edeceğim. Pandemi döneminde en zorlandığım bir şey de bu oldu işte; doktora gidemiyorum, gitsem kontrol olamıyorum. Doktorlardan azar işitebiliyorum. Dilerim bu sefer azar işittiğiö diğer doktorlara gitmeyerek bunun önlemini de almış olacağım! =) 


Üst kolajda göründüğü üzere bir zorlandığım mevzu da kan aldırma durumum... Gerek ince damarlı biri olmam gerekse de dirseklerimde bulunan dejenerasyon gereği hemşireler kan almakta zorlanıyorlar benden. :) En az 15 dakikada alındı en son, ama en uzunu 45 dakikada alındığı da olmuştu! Neyse ona da alıştım ama annemi alıştıramadık bu konuya. Kıyamıyor benim canım bana... :)


Hayatım böyle renkli işte. Aslında böyle bir hayatım olmasına rağmen seviyorum. Böyle diyorum, çünkü 10 sene öncesine kadar ben yürüyebiliyor konumunda idim. Şimdi yürüyemiyor desteksiz bile ayakta duramıyorum ama fizik tedaviyle neler başarabileceğimi de, nelerin beni yorup tüketebileceğini de öğrenmiş oldum bu sayede. Daha çok dikkat ediyorum kendime, daha da fazla seviyorum olan biten her şeye rağmen hayatımı ve de kendimi. 


Böyle bir gün de bir hastalık da benim ve benim gibilerin içinde var; ama bundan ibaret değiliz aslında, bununla beraber yaşamayı öğrenip hayatı sürdürüyoruz çok şükür. Farkındalık günleri neden var diye düşünürdüm eskiden, işte bu sebeple var. Bilin diye. Hani anlamayıp dışarıda  gözünüzü dikip rahatsız ettiğiniz, cık cık çekerek acıdığınız, bize zorluk çıkaracak engellemelerinize dikkat etmediğiniz için var. Engelliler Farkındalık Günü, Engelliler Haftası ve benzeri nice günler bunun için. Oysa hayatta kimsenin alanına zorluk çıkarmamak adına dikkat etse her birimiz, yaşardık biz de gül gibi aslında... :)


Dışarı çıkamıyorum yeteri kadar insan dikkat etmediği için, hayata katılamıyorum yeteri kadar insan beni farketmediği ve de benim de bir şeyler yapmamın gerekliliğini fark etmediği için; tüm bunları birilerini yeteri kadar beni bizi umursamadığı için, devletimiz gerektiği kadar hayatı bizler için düzenlemediği için yapamıyorum. Bu da burada birilerinin gözüne ilişsin. Değişim bir kişi ile başlar, bir kişi daha bir kişi daha derken kitlelere ulaşabilir. Bizler ister isek eğer... :))


Neyse, tüm bunları anlatasım varmış ve de yine anlatasım güncelleyesim gerekiyormuş yeniden demek. Rahatladım, ferahladım ve de güç doldum yeniden... Bana verildiği gibi size de bir seçim şansı veriliyor bu hayatta, 99da bunu farkettiğim üzere ya hastalığım var diye hayata küsecektim ya da onunla savaşabilmek için hayata daha sıkı sarılarak tutunacaktım. Ben hayata sımsıkı saeılmayı tercih ettim. Ya siz, hayata sıkı tutunanlardan mı hayatı umursamayanlardan mısınız? Dilerim yaşamı her şeye rağmen sevmeyi ve sımsıkı tutunmayı başarabilenlerden olursunuz. Çünkü böyle yaşamak her zaman daha zevkli geliyor bana... :))


Yazıyla, örgüyle, kitaplarla, müziklerle, ailemle akrabalarımla, arkadaşlarımla ve sevdiklerimle tutunuyorum işte. İsteyip de başarması çok kolay, bahane edin şekil değiştiren bulutları çiçek açan ağaçları, gülen bir çocuğu ve güldürebildiğiniz sevdiklerinizi. Hayat güzel, yaşamak özel...

Beni Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Beni yeni fark eden herkesi de ayrıca hoşgeldiniz diyorum. Sevgilerimle... :))

29 Eylül 2021 Çarşamba

İstifleme, Erteleme, Okuduğun Kadar Yaz - Eylül 2021

 

Çok şey yapmak isteyip de yapamadığınız zamanlar oluyor mu? Ben o zaman dilimlerinden birindeyim bu sıra. Biliyorum Eylül'le veya başka bir şeyle de alakası yok, benimle ilgili ama bir şeylere bağlamak daha iyi hissettiriyor kendimi. Sebebi yok... 

Misal çok yazmak istiyorum, yazmaktansa "en doğru zamanı" beklerken öğütüyorum zamanı. Her şeyi erteleyesim var, ama her şeyi. Uykuyu ertelemeyi, gece okumalarımı ertelemeyi, kendimi arındırmam gerektiğini hissettiğim dijital fazlalıklarımdan arınmalarımı ertelemeyi bırakabildim neyse ki; yaklaşık son iki haftadır yani! :)

Yazmaya yeniden hislerimi anlatarak dönmeyi tercih ettim velhasıl. İyi okumalar... =)



İstifçilik Bence Bu;


İstanbul'dan döneli ikinci hafta başına döndük; döndüm döneli anlatmak istediklerimi, İstanbul'u anlatttıktan sonra öteledim. Oysa yapmak istediğim daha da fazlasını içeriyordu. Sonra tamam yapamıyor muyum bir şey, kaydettiğim ve bakmadığım fazlalıklardan arınayım önce dedim. 

İnstagram hesabının kaydedilenler bölgesini kullanır mısınız bilmem, iki haftadır orada biriktirdiklerimi ve bakacağım derken bir kısmına bakıp üzerine birikenleri "ayıklıyorum ayıklıyorum, bitmiyor!" :) Çünkü ben bir garip istifçiyim, sonra bakarımcıyım, "şu şimdilik dursuncuyum!" Yaşayan bilir, berbat bir şey. Kendimle birkaç aydır olan savaşımı nihayet ben kazandım. Son bir haftadır, yeni bir şey kaydetmek ve hazırladığım klasörlere gerçekten gerekli değilse eklemek yasak bana; kendim tarafından yasaklandı! :) Derdimi sevelim bence, küfretmeyin! Bu durumlar, insanı nasıl engelliyor ben çok iyi biliyorum çünkü. Eskiden bunun farkında bile değildim, son birkaç senedir biriktirip sonradan atabilmesini veya silebilmesini de öğrendim kendimce! Bence yani...

Bunu enerji bilimleriyle uğraşan insanlar şöyle açıklıyor; enerjiyi nereye toplarsan, o kadar diğer yerlere yönlendiremezsin kendini. Tamam da o nasıl bir şey, arka tarafa düşmüyor mu beynimizde derseniz; düşmüyor işte. Ne kadar çok şeyi yarım bırakırsanız, sorumlu bir kişilik olsanız da olmasanız da enerji bir yerden sonra kötü anlamda etkileniyor. Bu durumu farkettiğim ilk seferden beri, evde kullanmadığım eşyalardan arınmanın ne kadar iyi geldiğini farkettim. Ama bir o kadar da arınamadığım birçok şey var biliyorum. Dilerim yakın zamanda onlardan da kurtulacağım. En azından enerji merkezim eskiye nazaran daha iyi odaklanma konusunda, ama dijitalde bir şeyler bırakmaya başladım sonra. 

Youtube, İnstagram ve Facebook'ta kaydedilenler kısmım çok dolu. Eskiden Daha Sonra İzle kısmını bile tam yönetemez durumdaydım ama şimdi onunla çok iyi anlaşıyoruz mesela. Öncesinden beri fotoğraflarım çok düzenlidir, o konudan yana da sıkıntım yok. Ama İnstagram ile ilgili çok net bir şeyi farkettim; o akışta olan instagram anasayfası var ya, bir şeyleri kaçırmamak için beni kaydedilenler kısmını hep daha fazla kullanmaya itti. Misal bu konuda bir yasak daha getirdim kendime, kaydedilenler kısmını bir daha böyle kullanmayacağım. İnstagram'ı kullanmayı mı bıraksan? dediğinizi duyar gibiyim ama instagram üzerinden satış ve de pazarlama yapmaya da uğraşıyorum. Oradan yazmayı da seviyorum, her ne kadar bir ara birilerini takip etmekten ötürü orada da yazmaya odaklanamadı isem de; şimdi öyle değil durumlar... 

Neyse, bu konuda kurallarımın son durumu şöyle kendimce;

Geceleri yatağında kaydedilenleri izleyip&okuyup silmekten başka takılmak yasak.
Yeni bir şeyler kaydetmek, bugünden itibaren yasak.
En son kaydedilenleri temizledikten sonra klasörlerini de inceleyecek ve kullanmadığın ne varsa sileceksin. (Bu da en zor madde gibi geliyor nedense, varması zor gibi. Zira kaydırılan ekranla 15-20 arası kaydırmadan daha 7-8 kadar kaydırmaya yeni düştüm. İnternet çok iyi bir şey, ona kapılmadan yaşarsak eğer...)


Şimdi bunları neden anlattım bilmiyorum, esasında ben bu sıralar ne yapıyorum "neden yazamıyorum"u konuşacaktım ki; bu madde demek ki aklımda en baş maddede geliyormuş. Senelerdir bir şeyleri biriktiriyorum, sanırım artık sorumluluğu içimde yük olmaya başlamış! :)



Ertelediğim bir diğer konu, dil meselesi idi. Yine kendi istediğim üzere bir iki ay önce çalışmalarımı bıraktım, onun mutsuzluğu da benimle... Ertelemekte üstüme tanımıyorum resmen bu sene! 

"Bunun yerine ne yaptın Didem peki?" derseniz eğer; aldım elime örgü ipimi ve 4,5 numara misinalı şişimi (Üst kolajda göründüğü gibi), en az 6-7 kez olmayacak sayılarda ilmekler atarak atkı ve boyunluk örmeye çalıştım! Sanki 7 senedir falan örgü ören ben değilmişim gibi... :) Daha bugün az biraz mantıklı olabilip, örebileceğim sayıya mantığımı koyup bir boyunluğa başladım ama utancımdan bitmeden onun da fotoğrafını buraya koymayı kendime yediremedim... =) Bu konuda kararın nedir peki Didem derseniz eğer; 

-- İngilizce öğrenmek için bir ara çok sık kullandığım iki uygulamayı (Duolingo, Voscreen) yarın sabah kullanmaya geri dönüp, bir ay sonrasında da şu ingilizce altyazılı dizi izleme meselesini artık ertelemeden ele alacağım. Kendime söz... :) (Buraya geri döndüğümü de yazarım haftaya inşallah!)


En son kendime diğer notum, "Okuduğum Kadar Şevkle, Dizi Ve Program İzlediğim Kadar Motivasyon İle Yazsam Keşke!" Olacak...




2019 Aralık'tan beri düzenli günlük yazmadığım için yine her şey sarpa sardı gibi hissediyorum ve istediğim gibi yazamıyorum. Çünkü gün içerisinde kafamdan o kadar çok düşünce geçiriyorum ve hepsini yazamayacağımı ve yazmamamın da gerektiğini düşünüyorum ki, geriye yazacağım diğer şeyleri ifade edemez duruma geliyorum. Bu nasıl bir his biliyor musunuz, bir odanın içerisinde en köşeye yığılmış kitaplara ulaşmanız gerekiyor ama o kitaplara ulaşmanız için de öncelikle o yığınlara doğru birikmiş eşyaları odadan çıkartıp boşaltmanız gerekiyor! Kesinlikle böyle bir his işte... :)

Günlük yazmadıkça içimdeki hislerle baş edemez olduğumun farkında olsam da, şuralara iki üç cümle yazıyorum diye kendimi hep erteledim aslında. Oysa bana günlük yazabileceğimi ilk defa öğütleyen ilkokul öğretmenim hala ara sıra "günlük yazmayı hiç bırakma Didem!" diyor bana. "Öğretmenim bir süredir bıraktım, her şey çok oldu ve ben günlük yazmaktan bir ara çok yorulmuştum! Şimdi ise geri dönemiyorum..." diyemedim. Peki öğretmenim, dedim hep. Belki de cümlelerimi yazarken bazı tekrar eden cümlelerimi gördü veyahut hissetti. Ona söz verdiğim gibi dönmem gerekiyor, bu da beni son zamanlarda çok rahatsız ediyor...

Üstte gördüğünüz defter, benim 2020'deki doğum günümde döneceğim diye yeniden yazmaya başladığım günlüğüm. O deftere çok hevesle geçtim, devam edemedim. 1 Eylül'de yazdım tekrar ama yine devam edemedim... Diyeceğim o ki, ben buraya düzenli yazamaz hallere bürünürken aslında önce erteleme hastalığına yakalandım kendimce. İstediğim gibi giden şeyler olduysa da, bir şeylerin istediğim gibi gitmiyor olması beni etkiliyor dedim önce. Şimdi farkediyorum ki, tembellik ettim ve bu tembellik de hoşuma gitti. "Sadece yap!" kısmını es geçtim, hep doğru ve güzel zamanın gelmesini bekledim..

Oysa şu andan başka doğru ve güzel zaman yok, sizce de öyle değil mi? İşte ben bunu bile umursamayı erteledim!


Peki tüm bunları bugün buraya nasıl yazmaya cesaret ettim ve neden yazıyorum biliyor musunuz? Sadece yapabilmek için öncelikle kendime bunları yazıya dökerek de itiraf edebilmem gerekiyordu. Çünkü ben "o-bu-şu" beni okuyan okumayan ne der, düzgün bir yazı yazmadım diye; "bir beni ilgilendiriyor ve birilerine belki ders bile olmaz, bunları anlatacağım da ne olacak" gibi düşüncelere kapılıp kendi tembelliğime çekildim! Sosyal medyanın büyüsüne kapıldım, videoların ve dizilerin büyüsüne kapıldım, zaten bir şeyler tam da istediğim gibi olmuyor ki; "Ben de en iyisini yapabilmeliyim!"in büyüsüne kapıldım.

Neyse işte, gördüğünüz gibi şimdiki yorgun ve yazmaktan uzaklaştığı için bir yanı kendi içinde mutsuz Didem ile aranıza geldim. Düzenli yazdığım sürece ve erteleyerek olduramadığımı bildiğim için ertelediklerimi de kontrolüm altına aldığım sürece yeniden daha da mutlu olarak yanınızda yerimi alacağım bence... 

Bir diğer neden yazdığım meselesine gelince, bilhassa bu sorumluluğu sizlerin karşısında alayım ki, yapmama gibi bir şansım kalmasın istedim... :) Bence ben dil çalışmalarıma da, yarım bıraktığım kitaplarımı da okumalarıma, okuduğum kadar günlük yazarak yazılarıma da, dış dünyanın büyüsünden çok içimin bana söylediklerine odaklanmaya da geri dönebilirim. Sonbahar tüm bunlar için en ideal mevsim sonuçta? Neyi nasıl görmek istersen, o seni öyle karşılar belki de! Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?


Yorumlarda benimle beraber misiniz, kendiniz için neler yapmak istediğinizi yazar mısınız? Hem birbirimizi kontrol edebiliriz, hem de bir zaman sonra dönüp bu söze karşı neler yaptık haber verebiliriz birbirimize?

Size zarar veren enerjinizi emen her şeyi biriktirmeyi bırakmaya, ertelediğiniz için üzüldüğünüz alışkanlıklarınıza dönmeye ve sizi çok iyi hissettirdiği halde yapamadığınız o şeye odaklanmaya var mısınız? Ertelemeden, hemen başlamak üzere. Ben bu sabah başlıyorum, zira şimdi uyuyacağım! Yarın Facebook sayfamda, haftaya da bloğumda bir yazıyla durumdan haberdar edebilirim inşallah... =) 

Sevgilerimle, yorumlarda görüşmek üzere... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...