Şiirlerle Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiirlerle Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2018 Perşembe

Şiirlerle Hayat #22 - Çocuklarınız... #HalilCibran


Bugün 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günüymüş. Bu her şeye bir gün bulmaya nasıl karar veriyorlar bilmiyorum ama bazen de bazıları uygun düşüyor... :)

Madem konu kız çocukları, yanına erkek çocuklarını da katıp evlat gözüyle de bakabilirsek eğer; her çocuğun kendi kararlarını alma, hayatlarını yönetme ve yollarına bakma gibi bir yaşam özgürlükleri olduğunu ortak bir öğreti kabul edebiliriz. Bunu ortak bir düşünce olarak kabul etmeliyiz! Bence öyle, ya sizce? Bu konularda da benim aklıma bir tek şiir geliyor, en sevdiğim... 

"Çocuklarınız Sizin Çocuklarınız Değil." Halil Cibran. Şiirlerle Hayat adlı yazı dizimin, 22. şiiri. İyi okumalar olsun... :) Diğer "Şiirlerle Hayat" yazılarıma da, buradan ulaşabilirsiniz...


Çocuklarınız... 

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.

Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin.
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever

Halil Cibran (Khalil Gibran)


Halil Cibran, 6 Ocak 1883 doğumlu, Lübnan asıllı ABD'li ressam, şair ve filozof. 
Kendisini Türk yazarlarımızdan sanıyordum ama değil imiş. Vikipedi'ye göre; 3 adet filmi bulunmakta, eserleri 30'dan fazla dile çevrilmiş ve oldukça başarılı da bir ressam imiş...
10 Nisan 1931'de ABD'nde hayata gözlerini yummuş..


Bu benim en sevdiğim Halil Cibran şiiri, daha ne kitabını okudum ne de başka şiirini. Ama bu öğretiyi benimsemiş kişilerin çocukları olsun isterim hep, okuduğumdan beri...

Sanırım ilk okuduğumda bu şiiri lisede idim ve birçok arkadaşım vardı çevremde; ailesi tarafından, nasıl düşünsün ve ne okusun diye kendisi adına karar verilmiş. Üzülürdü her biri, üzülürdüm ben de. Benim ailem öyle birileri olmadı, bizi şekillendirdi ve de doğruyu öğretmeye çalıştılar ve elbette fikirlerini de sundular; ama tamamiyle bunu yapmalısın demediler hiçbir zaman. "Okumalısın!" dediler ablama da bana da, onların tek koşulu ikiniz de okuyacaksınız oldu bize...

Sonra büyüdük, ben bu şiirin üniversitede de değerini gördüm; mesleğini de, yaşayacağı hayat tarzını da seçmiş arkadaşlarım oldu yine. Ok'u da yay'ı da kendi bilen ailelerde yetişmişler ve hayatı yaşayamıyordu arkadaşlarımın çoğu... Boşverdi hepsi birer birer, yapmak istediklerini de unutup zaman doldurdu ve hayata atılmayı geciktirdi! Kimisi de, kendisine biçileni gerçekleştirmeye uğraştı. Ama zorlandı, ama kolay yaptı ve sonucunda bir kısmı sadece kendi istediği yola dönüp yeniden yol alabildi...

Yok muydu, kendine biçilen yolun esas doğru olduğunu görenler de oldu; ama kendileri değil, ailelerinin yönlendirmesiyle buldu. Kendileri gibi yapmaya çalışan ailelerin yetiştirdiği bir kısım arkadaşlarımı da, lise ve üniversite bittikten sonra bulamadım mesela. Belki çok yoğunlardır, kendilerine biçilenlerden yana dedim; belki de kendilerine biçilene razı gelmek zorunda kalmışlardır... Ama hep bildiğim, Halil Cibran'a hak verdiğim oldu... Hiçbirimiz başkasının çocuğu değiliz hayata yönlendirilmek manasında, yolu bizim bulmamız gerekiyor; gösterilmesinin ötesinde bizim karar vermemiz gerekiyor...


Malum, bugün Dünya Kız Çocukları günüymüş, tüm kız çocuklarımızın günü kutlu olsun; Kuzenim İncimin ve de tüm kız çocuğu olmuş nice yakınlarımın... :) Bu yazıyla bağdaştıracak noktaya gelene dek bir şeyler daha söylemek istiyorum...

Yıl 2018 ama hala eğitimden arda koyulan ve evlendirmeye erken değilmiş gözüyle bakılıp, 18'inden önceki yaşlarında yetişkin ilan edilmeye kalkılan kızlarımız mevcut. Ne yazık ki, böyle görülen erkeklerimiz de mevcut... Anadolunun dört bir yanında hem de, doğu-batı ayırmaksızın... "Bir gün batarsa bu ülke ekonomiden değil, ahlaksızlıktan batacak bu gidişle!" diyen bir kesim var bu sıra, abartıyorlar diyemiyoruz!

Kız çocukları okumalı, kendini savunabilmeli, kendini her türlü hayat üzerinde idare edebilmeli; diye bilmeli, bildirmeliyiz bu sebeple. Kız çocukları, evlendiğinde erkek eline bakmadan yaşamalı ve anlaşamadıklarında ayrılmaya kalktıklarında da bana ve evladıma kim bakacak dememeli!

Erkek çocukları da okumalı, ama okurken de çalışırken de kendi işini görebilmeli. Evlense de evlenmese de, kadınlardan medet ummamalı her işte. Ne yemek, ne çamaşır ne de hayatının kararlarını, bir başkasına devretmemeli de...

Velhasıl bir gün hayatın çocuklarından birini yetiştirecek olursam (bir anne olarak da!), hem benim hem de benim olmayan bir çocuğu; bu annelik babalık öğretisi olan şiiri, hiç unutmamak istiyorum. Kendi fikirleri, kendi kararları ve iyi yönde olmasına uğraşacağım kendine ve hayata dair idealleri olan bir çocuk ve çocuklar yetiştirip, onu hayatta tutmak istiyorum. Yanlışlardan korurken, benim yapmak istediklerim veya benim olmasını uygun gördüklerimden ibaret bir hayatı olmasın.

Çocuklarınız, sizin çocuklarınız değil. Onlar kendi yolunu çizen hayatın oğulları ve kızları... En sevdiğim ve en anlamlı bulduğum, hayatın içinden şiir dizeleri; benim size bugün Şiirlerle Hayat köşemden hediyem olsun istedim. Halil Cibran'ın kalemine sağlık, ruhu şad olsun...


26 Eylül 2018 Çarşamba

Şiirlerle Hayat #21 - Bittiğine Yanarım #AliKızıltuğ


Bittiğine Yanarım - Ali Kızıltuğ

Niye bayram edem yılbaşlarında
Ben ömrümün bittiğine yanarım
Çocuklar sevinsin onlar böyür
Ben ömrümün bittiğine yanarım

Çok değiştim kim demiş aynıyım
Yavaş yavaş eşitmeyim duymayım
Maçım bitti uzatmaları oynuyom felek
Ben ömrümün bittiğine yanarım

Yıkılsın başına saraylar hanlar
Bir gün ömür almıyı kullar vay dünya vay
Neye yaradaki artık paralar pullar
Ben ömrümün bittiğine yanarım

Kızıltuğ niye sustu dillerin
Kokusu kalmadı sanki eski günlerin
Çok kahrını çektim gurbet illerin
Ben ömrümün bittiğine yanarım

Ali Kızıltuğ


Dedemin hastalığının haberini, 2017'nin Aralık ayında almıştık. Tedavi sürecine sonrasında karar verildi ve Şubat ayında Antalya'ya geldik annemle. İlk hastalık haberini aldığımız sıralarda paylaşmıştı dedem bu şiiri, facebook hesabından... O zaman çok içime oturmuştu ve dönüp dönüp okuyamamıştım bile, hep aklında bu şiir var bildim ve benim aklımda da hep bu şiiri oldu son zamanlarında. Bana şimdi dedemi hatırlatacak bir şiir olarak kalacak, Ali Kızıltuğ'un "Ben Ömrümün Bittiğine Yanarım" şiiri. Biliyorum...

Ali Kızıltuğ; dedemlerin köyünden bir ozanımız, Sivas'ın Mursal köyünden bizim köylümüz oluyor. Ailecek tanışır ve de görüşürdük küçüklüğümden beri, gelmeseler de bilir ve arar sorardık. Ben büyüyene dek türkülerini çok sık duysam da, açıp açıp dinlemiş değil idim. Ama annemle babamlar ve Dedem de severdi Ali Kızıltuğ'u, dinler ve bilirlerdi de türkülerini. Ali Kızıltuğ'a da dedeme de Allahım rahmet eylesin. Umarım öteki dünyada buluşmuştur, diyorum şimdi ikisi için de...

Dedem vefat edeli bugün beş gün oldu; defnedildiği gün, yani pazar günü, dedemin evine geldim yine. O gün dayımlardan küçük kuzenimle beraber dedemin evine getirildiğimden beri garip hissediyorum kendimi. Bu ev onsuz çok garip şimdi. Her an her yerden çıkacak, her an gelip bir şey söyleyip televizyonun başına dönecek gibi; gözüm odaların kapılarında... Her an yüksek sesle izlediği televizyonunu açacak gibi geliyor mesela; geldim geleli televizyonu açmaya bile cesaret edemedim mesela, büyük kalabalıklarımızı dün göndermiş olmamıza rağmen üstelik. Şimdi annemin dayısı, iki yengemiz, iki de teyzesi ile kaldık dedemin evinde annem ve ortanca dayımla beraber... Bir de benim dayılarım var, dedemin oğulları işte... "Bu ev anneannemden sonra kapanmadı, gelip gittik de; şimdisi zor, öyle böyle kapanacak diye üzüntülüyüz." Bir ocak kapandı, bir devir bitti diye hissediyoruz. Ben kendimi bildim bileli dedemler bu evde oturuyor, daha nasıl garip hissetmeyeyim ki kendimi diye düşünüyorum...

Dedem bu şiiri paylaştığında, eminim ki benim ve sizin okuduğunuzda hissettiğinizden çok başka bir şey hissetti; şiirin de sonunda dediği gibi, "neye yarar ki artık paralar pullar, ben ömrümün bittiğine yanarım!". Ömrünün sonu için korkardı, hastalığı ve kullandığı ilaçlar çoktu. Kimse zahmet etmesin, gerekirse birini tutarım gibisinden düşünür ve kefen parası yapardı herkes gibi kendine. Ne yazık ki, onun bile kendini kurtaramayacağını biliyordu belki de... 

Ömrünün bittiğine üzüldüğünü ve daha fazla yaşamayacağını bilmeye duyduğu üzüntüyü tahmin edebiliyorum; sadece bu şiirle bile, hayat dolu bir adam olduğunu anlatabilirim size dedemin... Kalabalığı, yedirmeyi içirmeyi ve hoş sohbeti seven adamdı dedem. Anneannemden sonra, evlatları her ne kadar her fırsatta çevresinde oldu ise de; eskisi gibi kalabalıkları olamadı dedemin. Ama yine de severdi arkadaş edinmeyi ve dernekler aracılığıyla çok arkadaş edindi... Ama ömür en nihayetinde yine yetmedi ve o uzatmaları oynuyorum hissini tattı ya, buna üzülüyorum beş gündür! Dedemin hastalığının ciddiyetine rağmen, bu kadar acı çekeceğini tahmin etmezdik. Evlatları son anına dek hep başında idi de, ecelin önüne geçemediler yine de...

Bu şiiri okuduğumda en çok canımı yakan mısra var; "Çok kahrını çektim gurbet ellerin!" Ömrü boyunca Almanya'da Ankara'da yaşadı da, devam edemediler ömürlerine uzun seneler boyu köylerinde. Tam köye ev kurdular anneannemle, birkaç sene yaşadılar ki; anneannem vefat etti.. İçine bir özlem olduğuna ve de o özlemi ne kadar gitse de dindiremediğine, anneannemden sonra köyden daha çok koptuğunu bildiğim için de üzgünüm maalesef ki...



Hayat şiirlerle dolu, şiirler hayatın her yanında diyorum ya size; bu da benim dedemin, biz evlatlarına torunlarına ve tüm sevenlerine, hayatının şiiri ve türküsü... Ali Kızıltuğ'un türküsü var bu şiiri üstüne, "Ben ömrümün bittiğine yanarım" diye... Bugünü ömür bilip, bittiğine yanmayanlardan olalım diliyorum son olarak. Bir ders niteliğinde şiir, sona gelmeden bu hayatı yaşamayı ihmal etmeyelim; ömür dediğin bir gündür, o bir gün de bugündür... 

Dedeme, Ali Kızıltuğ'a ve tüm ölmüşlerimize rahmet ve kabir rahatlığı diliyorum. Sevgilerimle...

14 Aralık 2014 Pazar

Değişme Ve Değiştirme...

Bugün şiir dizesi diyebileceğim birkaç dizeden bahsetmek istedim. 2011'den beri bildiğim ve dün facebook notlarımı kontrol ettiğimde yine karşılaştığıma sevindiğim bir not oldu. Charles Bukowski'ye ait olduğunu biliyorum, ama yanılıyorsam düzeltin lütfen... :)

Charles Bukowski çoğu sözünü sevdiğim bir yazardır, kitaplarını okumak bu zamana kadar nasip olmadıysa da...

Diyor ki Bukowski;

Kimseyi değiştiremezsin hayatta.
Ve kimse için de değişmemelisin.
Kimliğini kaybettiğin an yaşamını çöpe attın demektir.

İstemediğin sürece hiçbir şey için ödün vermeyeceksin hayatta.
Gün gelir verecek bir şeyin kalmaz çünkü.

Her şeyi sen istediğin için yapacaksın, başkası senden istediği için değil.
Ve sen, sen olarak kaldığın sürece senin yanında olanlar da mutlu olacaktır.

Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle. Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil. Herkesin gidebileceği bir yol vardır.
Sen yeter ki yanında yer ayırmayı bil.

Ne sen kimse için mecburi istikametsin, ne de bir başkası senin için…
Seninle gelmek isteyenleri yanına al. Belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata.

Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında, zorlama kendini.
Hayat rahat insanlarla güzel.
Ve hayat hak ettiği gibi yaşandığında güzel...

Charles Bukowski


İlk okudugum andan beri kavradığımı düşünürdüm bu dizelerle ilgili tüm anlamları. Oysa asıl bu sene kavramışım bu dizeleri, okuyunca tekrar anladım. Altını çizdiğim yerler, bu dizelerin can alıcı noktaları bence. :)


Zamanla anladıklarım var bu dizelere dair...

Mesela; Kabullenmek zor olsa da bazen, birinin size karşı değişen tavırlarını ve aslında değişmez sandığımız gerçeklerin bile değişebilir olduğunu kabullenmek ve hakedileni gerçekleştirmek gerekmiş meğer. Bu dostluklarda da böyle, hayat akışında da...

Değişmelerini kabul edemediğim kimseler oldu zaman zaman benim de. Üzdüm de üzdüm kendimi. Bu dizeleri ilk okuduğumda değişmemem gerektiğini kabullenmiş ama değiştirebileceğimi düşünürdüm biraz da olsa. Yanlış yaptığımı anlamak için çok üzülmem gerekti elbette. Bazı şeyler biz istesekte değişmiyormuş bazen. Değiştirmemem gerektiğini bu sene anladım.

Değişme, Değiştirme

Ve bazen de değişmeye çalıştım, deymeyeceğini bile bile ve kendimi büyüyor sanırken. Düşünürdüm ve sanırdım ki; insan büyürken değişir zamanla, uyum sağlamak için ortamlara.

Değişmedim kimse için ama degiştirmeye kalktim zamanla bende. Şimdi ise hepsinin boş oldugunu kavramış bulunmaktayım şükürler olsun. Hayat rahat ve hakettiğince yaşayanlarla olunca güzelmiş gerçekten.

Ne değişim yaşayalım kimse için, ne de değiştirelim kimseyi sevgili okuyucu. Hayat cidden bazen çaba verip de gerçekleştiremediğini kabul ettiğinde güzelmiş.
Dün ve Bugün bunları daha iyi anladığıma sevinerek bu yazıyı yazmak istedim. Kabullenemediğim ve yıprandığım günlere de üzülmüyorum, beni bu günlere getirdikleri için teşekkür ediyorum. :)

Mutlu ve kabulleniş dolu güzel bir pazar diliyorum okuyucu. Kabullenmek zayıflık değilmiş bazen de mutlulukmuş, bu mutluluğu ve rahatlığı yaşamak ne güzel... :)

30 Nisan 2014 Çarşamba

Hz. Mevlana Ve Yitirilenler



*Resim; Konya Hz. Mevlana Türbesi'ne 2012 Temmuz ayında Annem ve Babamla yapmış olduğumuz ziyaretten... Aşçı Dede Odası ve Bal Mumu Heykelleri... :)

Uzun zamandan sonra geçmiş zamanda kırıldığım birine yazdım bugün. Bazen içimizde büyütüyoruz bazı kişileri, olayları, anıları, mekanları... Öyle ya insanız, nasıl büyütmeden ve büyümeden yaşayabiliriz ki sonuçta. Bedenen büyütmesek de, ruhen büyütüyoruz birbirimizi benliklerimizde...

Hep söylediğim sözlerden biri vardır, ve benimsediğim bir sözdür; "Hiçbir gerçek, bir yalan kadar acıtamaz canınızı bu dünyada." Hiçbir gerçek acıtamaz canımı bir yalan kadar. Yeter ki gerçek olsun; gerçek sandığım şey başka bir gerçekle yalanlanmasın... İçimde büyüttüğüm kişinin yalanı yıkmıştı zamanında beni. Ama kırgınlıklarımı atlatabildiğim için, daha rahatım artık...

Hayat; acılar da sunar bize bazen, tatlı anılara yer verdiği kadar. Ve hayatın içinde acı hatıralara denk gelen anlar ve olaylar, ders alabilmek için gerek bu hayatta... Acılara tutunmamayı öğrenebilmek ve pişebilmek gerek bu hayatta...


Zamanıdır dedim bugün için; ne zamandır bahsetmek istediğim bir konuydu çünkü bu. Bu hayatta yitirmek üzere olduğumuz dostluklar veya ilişkiler adına bir kez daha düşünebilmek ve şans vermek cesaretini gösterdikten sonra, yavaşça uzaklaşabilme cesaretini de göstermek gerek. Zira bizi yıpratan insanlardan uzaklaştıkça; daha mutlu, daha umutlu ve daha kendimizce yaşayabiliriz hayatımızı...

Birini silmek hiç kolay olmadı benim için hayatımda, silmek demiyorum bu anlatıyor olduğum olaya o yüzden. Uzaklaşmam gerekti zamanında birinden, çünkü yıpratmıyordum ama yıpranıyordum sürekli. Dostluğumuz tükenmişti resmen. Zaten epeydir uzaktık da birbirimizden. Ve asıl kırıldığım nokta, yalanlarla incitilmiş olmamdı asıl...

Bunlardan sebep; uzaklaşmıştım bir dostumdan 1 sene kadar önce. Daha yeni yeni kırgınlığımı atlatabildim ve durumu kabullenebildim. Şimdi daha mutlu daha umutluyum... Uzaklaştığım kişiyi silmedim, ama kırgınlığım yaklaşmama engel oluyor ne yazık ki. Çünkü; Kızgınlıklar gelip geçici de olsa, kırgınlıklar bir nebze kalıcı hep bir yanımızda... Bir dostum var benim, Mero'm; o yardımcı oldu sağolsun bu kırgınlığı atlatabilmem de. İyi ki var o, iyi ki var onun gibi dostlar... :)

Epey yol alabildiğimi görüyorum artık. Kızgınlıklarımızı unutmak, kırgınlıklarımızı hafifletmek dileğimle; affetmeyi öneriyorum bende artık... Affetmek acıları unutturabiliyor şükür ki; hafifletiyor kalp yangınlarımızı, geri döndürüyor hayata... Ve aslında en güzel sözleri bu konuda Hz. Mevlana söylemiş, eklemek için uygun gördüm; Üzülme, Dert etme can! Demiş, ne de güzel şeyler söylemiş...

"Üzülme, Dert Etme Can...

Üzülme
Dert etme can!
Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan, yürüyebiliyorsan......
Ne mutlu sana...
Elinde olmayanları söyleme bana...
Elinde olanlardan bahset can!

Üzülme
Geceler hep kimsesiz mi geçecek?
Gidenler dönmeyecek mi?
Yitirdiğin her ne ise; bir bakarsın yağmurlu bir gecede..
Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış...

Bil ki! Güzellikler de var bu hayatta..
Gel Git’lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?..
“Hüzün olgunlaştırır” ...
“Kaybetmek sabrı öğretir”...!"

Hz.Mevlana

*Nisan Ayının Şiirlerle Hayat yazısı oldu bu yazımda, aynı zamanda Nisan ayının da son yazısı... Bir ayı daha geride bırakmak üzereyiz bugün. Okuduğunuz için ve bir yerlerden bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Sizler de iyiki varsınız... Yalnız olmadığımı bilmek çok güzel. Sevgilerimle... :)

22 Şubat 2014 Cumartesi

Şiirlerle Hayat #7 - Olmuyorsa Zorlamayacaksın


Şiirlerle Hayat yazı dizimin 7. yazısının konusu Can Yücel ve Olmuyorsa Zorlamayacaksın adlı şiiri... 

Önceki Şiirlerle Hayat yazılarımı burada bulabilirsiniz... :)

Sonradan Ekleme Not; Bu şiir esasında Can Yücel'in bir şiiri değildir, rivayet odur ki Can Yücel'in şiiri diye zamanında çok söz konusu edildi! Herkesin bildiği bir yanlışı, sonradan da olsa düzeltmek her birimizin boynunun borcu şimdi. Fakat elden de gelmiyor Can Yücel'le anmamak, öyle öğrendik ve rehberlik öğretmenlerimiz bile Can Yücel diye söylemişlerdi o süreçlerde. O yüzden bu notu ekledim ve bilhassa "Can Yücel" yazılı alt başlığı değiştirmedim. Bilinmeli diyorum! (:



Olmuyorsa Zorlamayacaksın

Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.

Aşktır ; değer verirsin, ödün verirsin, sevgiden de öte saygı gösterirsin, olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…
Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?) ne de çözüm için bi’şeyler yapma gayretinde.

İştir ; sabahlarsın, “olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…

Dosttur ; hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler, kendine ayırmadığın onca şeyi “O’na” ayırmaya çalışırsın…

Sonra olayın içinden kendini çıkartır şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın… Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Olmuyorsa, olmuyordur!

Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…

Can Yücel


Şiirler hayata uygun görülmüş dersleri anlatır ya bazen, bu şiirde onlardan biri işte benim için. Can Yücel'in yüreğine ve kalemine sağlık, eğer tabii bu şiir Can Yücel'in ise. Ama ben kesin bir bilgi olarak bilmediğim için affınıza sığınarak, Can Yücel yazdım şiirin sonuna. Son zamanda bu şiirin de Can Yücel'in olmadığı iddia ediliyormuş. Birileri Can Yücel imzalı şiirler dolandırıyormuş sosyal medyada. Kendi adları ile atsalar ya böyle şiirleri madem. Neden böyle birşey yapıldığını anlayabilmiş değilim. Şahsen sahibinin adını kullanmayı isterdim. Ama demek ki o büyük bir ustanın ismini kullanmayı uygun görmüş...

Severim bu şiiri de doğrusu... Çünkü bazen insanı çok güzel uyandırır boşuna kurduğu hayalden veya rüyadan... Ben ilk okuduğum tarihi hatırlamıyorum yine, ama pek de büyük değildim ilk okuduğumda bu şiiri. Ama güzel bir şiir, anlamlı bence. Demek istediği de bence şu; "Ay'ın kavağa çıkmasını bekleme artık." :) Bana bunu çağrıştırdı bu sefer de okuyunca. :)

Bazen olmadık hayallere, olmadık isteklere tutuluruz ya; Bu aşk uğruna da olur, inat uğruna da, dost uğruna veya olmayacağını bildiğimiz ama kabullenemediğimiz şeyler de... Ama zamanı geldiğinde bırakmak gerekir bazı şeylerin peşini. Aşk'ın da inadın da sonuna kadar zorladığın çabanın da, dozunca yaşanması makbuldur o noktalarda bence...

Olmadıkça yıkılır yıpranırsın zamanla çünkü. Bu yıpranış herhangi bir işinin gerçekleşmediğince de gerçekleşir, sevdikçe sevilmediğini görünce de, inadının sonucunda hiçbir sonuç alamadığını görünce de... Hayat bazen istediklerini vermiyorsa sana, başkasının istediklerini veriyordur belki de... Ben böyle mutlu olamayacağım belki de diyip, vakit kaybetmeden yol almalı başka diyarlara bu sebeple... Bunlar tamamen benim yorum ve düşüncelerim elbette...



Bana gelince; olmayanı çok zorladığım oldu zamanında, çok yıprandım, çok üzüldüm. Olmadıkça istediğim, birilerine nefret de duydum. Olmadığı için onları suçladım. Öyle ya sevmiyorlardı beni, nedendi, niçindi... Öyle ya; ben çabalıyordum her defasında bir iş için, ama hep birilerinin engellemesi ile gerçekleşmiyordu istediğim başarı... Öyle ya ben inat ediyordum, neden olmasındı? Olmalıydı!

Öyleydim işte; inadım, her sevgime karşılık alma hevesim, her işi başarmak için uğraşmam, sürüyordu da sürüyordu bir ara. Oysa gittikçe yıprandığımı göremiyordum, gittikçe yıpranıyordum ve kendime olan saygımı da özgüvenimi de kaybediyordum zaman zaman.


İnsanın genç yaşlarında düşünmeye pek fırsatı olmuyor bazen. Takıldığımız noktalar çok oluyor çünkü gençliğimizde. Can acıtıcı kararlar verebiliyoruz veyahut gittikçe devam eden kalp sancılarına vesile olduğumuzu bilmeden yaşıyoruz kimi zaman.

Ama bu noktalarda büyüdükçe anladım ki; vazgeçmek, yaşamaya devam etmek için aydınlık bir yol... Hayat kısa, ölüm ani, dünya fani; ne dersek diyelim işte. Her şeyin bir sonu olduğunu da bilerek yaşamalı bu hayatta. Aşkın, işin, başarının, inadın ve belki de çok uğraşsan da seni yıkabilecek kapasitede olan dostluğun... Her şeyin bir sonu olduğunu bilerek yaşamak; olmuyorsa zorlamamayı kabul ettirebilir. Böylece üzülmez, ve birilerinin üzmelerine devamlı göz yummayı göze almayız çünkü bence...

Kısacası; Olmuyorsa olmuyordur bazen. Yaşamı zorlayarak veya her defasında olması gerekeni oldurmaya çalışarak yaşanmıyormuş her zaman, anladım... Sınırlarımızı ve isteklerimizi gerçekleştirme kapasitemizi çok fazla zorlamamalı... 


*Resimdeki ilk resim eskiden internetten beğenerek aldığım bir resim, son resim ise 2013 Aralık ayında evimizin balkonundan çekmiş olduğum günbatımı görüntüsü... :)

*Sürç-ü lisan ettiysem affola. Birilerine laf sokma çabasında değildi düşüncelerim. "Bir şiir okudum ve bu şiir çerçevesinde düşüncelere kapıldım. Ve "büyüdükçe de geliştim, geliştirdim kendimi." tarzında idi bu yazı. :) Büyürken aldığım dersler ve hayatı doyasıya yaşayabilmek adına bir Şiirlerle Hayat yazısı olsun istedim yine... Umarım beğenmişsinizdir. Sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...