15 Şubat 2023 Çarşamba

6 Şubat 2023'den sonra çok şey değişti... - #deprem


Üzerinden nasıl 9 gün geçti, koca 1 hafta nasıl geçti anlamak güç geliyor bazen... Ama bu ülke 6 Şubat 2023 sabahı felakete gözlerini açtı. Susmaya çalışıp hep içimden konuştum, ama bazıları ağır geliyor yüreğime. Yazıp ferahlamak istiyorum. Böyle bir acı felaketi, görsellerde ve videolarla acı dolu halde yaşadığımız için unutabileceğimizi düşünmüyorum; ama olur da hisleri şu andaki derinliğinde hatırlamazsam eğer diye de yazmak istiyorum...




Pazar gününü pazartesiye bağlayan o gece, ben uyuyamıştım yine. Düşlediğim şuydu, hayatım yolunda gitmiyor! Bu ay planlar istediğim gibi işlemiyor! Bir de ben bu ara çok serdim kendimi, yemek ve uyku düzensizliğim olarak; nasıl yapar da bunu toparlarım? Bunları düşünerek yattım. Yok, bir türlü uyuyamadım...

Sonra telefonumu açıp önce 7 defa inşirah suresini dinledim, sonra kendim de ezberden okudum. Sonra sıkıntılarımı alacak başka dualar araştırdım. İşte o sırada karşıma sosyal medya hesaplarından birinde "sıkıntılı iseniz Kefh suresi okuyun" yazıyordu. O kadar çok yarın için yapacaklarımı not etmiştim ki kendimce, bunun üzerine surenin 23 ve 24. Ayetine gelince dondum kaldım. Sureyi okumaya devam ettim ama en son 23 ve 24'e dönüp ekran görüntüsü de aldım. Dönüp dönüp okudum, "Allah dilerse yapacağım!" ve bunu Unutmayacağım vakit bulup hep okuyacağım. dedim. Tekrar okudum ve uyudum...

Kefh Suresi;

23. Hiçbir şey hakkında sakın "yarın şunu yapacağım" deme!

24. Ancak, "Allah dilerse yapacağım" de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır" de.

6 Şubat 2023 Sabahına uyandım, saat 11'i geçiyordu. Babam beni kaldırırken, "deprem oldu" dedi. Deprem oldu! Bu ifadenin anlamını şöyle sandım, normal sallanıp geçti! Gemlik'te deprem bölgesinde oturuyoruz ve son 3 aydır 1 hafta içinde en az 2 gece sallanmadan uyuduğumu bilmiyorum ben. Annemlere kalkıp, gece deprem oldu dediğim de çok oldu; şiddetli olanları bir an önce bildirip hissettiniz mi? Dediğim de... 

Velhasıl babama bu sebeple; "Ben bu sefer hissetmedim, çok mu salladı?" Dedim. "Burada değil, Maraş'ta oldu. 10 ili etkiledi, çok ölümüz çok yaralımız var kızım." Dedi. İşte bu konuşmadan beri yaşadıklarım kabus gibi geliyor. Gördüklerim ve duyduklarım ağlatıyor, burnumu sızlatıyor, yüreğimi sancılara sokuyor ve anlatamayacağım kadar nefesim daralıyor. Hiçbirinin yakınım olmasına ihtiyacım yok, can olmaları canlarının acıması canımın-canlarımızın acımasına yetiyor...


6 Şubat 2023'ten beri çok şey değişti. Misal o sabah uyandığımda, canımın sıkıntısı bu sıkıntıların yanında hafif geldi. Bir felaket yaşandıktan sonra hiçbir önemi kalmayacak şeyler için de 5 dakika canımızı sıkmamak gerekirmiş meğer, ben bunu öğrendim. 
 
Hayatlar bitti; hayatlar yarıya indi, hayatlar eksik kaldı, acı doldu ve çaresizlik uzakta olan bizlerin bile içine işledi... On binlerce bina yıkıldı, yüz binlerce hayat yerle bir oldu... Ulaşım güçleşti, haber ağları çok sarsıldı. İnternet üzerinden bizlere dahi ihbarlar geldi, ekip arkadaşlarımızın yardım ve de destek çağrılarına elimizden geldiğince ses verdik. Yıprandık, ulaşamadığımız zaman deliye döndük. Hayatlarımızın tek bir anla yok olacağının daha net farkına vardık...


İlk gün yemek yerken su içerken, aklımı korumak için uğraş verip başka şeyler yaparken; elimizden gelen internet üzerinden sevdiklerimize ulaşma ve enkaz altındakileri bildirme uğraşımızdan sonra unutmuş gibi yapmaya çalışırken yani, kendimize eziyetler ettik. Suçlusu bizlermiş gibi hissettik... 

İkinci gün; İlk günden hazırladığımız paketleri ilettik belediyelere, sonra bölgeye neler lazım diye belirleyip onlardan elimizin yettiğince gönderdik. Şirketimizin tırları, yaşadığımız bölgeden giden tırlar; her birinin Valilik onaylı olmasına dikkat et, kendi başına iş yapma derken o gün de geçti.. Ülkemizin birliğini ekibimizin dirayeti ve sevgi bağını görmek bana da her birimize de çok iyi geldi. Çok güzel bir milletiz, bunu fazlasıyla hissederek avunmayı ihmal etmedik... 

İlk bir hafta böyle geçti; içim acıdı ağladım, çevremdeki yakınlarımla olabildiğince konuşup sakin kalmak üzere İlk günden itibaren tenkit ettim kendi kendimi. Yer yer ağladım, yer yer duruldum; ama bolca elimdeki örgüme ve önümdeki bilgisayara odaklandım. Tüm bunları evimizin salonunda açık televizyon yanında yaptım. Haber almaya devam ettim, kurtulan her bir vatandaşla daha dirayetli durmaya gayret ettim...


Çok düşündüm bu arada; hayat bir anda geçip gidebiliyordu. Kullanmasam da sakladığım eşyalar, canımı sıktığım yersiz olaylar, derdine girdiğim ama aslında çok sık ertelediğim durumlardan ibaret "yapılacaklar listem"; her biri olabildiğince beni meşgul etmeyecek ve yapabileceğim düzeyde olmak zorundaydı artık...

-- Bir gün kalkıp odamdaki ürünlerimi ve kullanmadığım eşyalarımı düzenledim. Gereksizi attım, ürünlerimi depo sayımı yapar gibi not ettim. Beni akşama kadar oyalayıp, aklımı sağlam tuttu. (Bu arada hala enkaz çevresinde arkadaşlarımızın durumlarını öğreniyor, birbirimize ekip olarak destek oluyorduk yine) 

-- Bir başka gün kalkıp yeğenim Kağanımla örgü bileklik yapmasını öğrendik, o bileklik örerken tüm dikimi veya örmesi yarım kalmış örgülerimi ve kullanacağım iplerimi düzenledim. Yarım gün oyalayıp hayatta tuttu bu işlem de beni. Arkadaşlarımız iyiydi ama çok ihbar geliyordu. Akrabalarını kaybeden veya onlara ulaşamayan kişilerin sesine ses vermek içten içe oraya gidemediğimiz için bir nevi işe yarar hissettirdi.

-- Sonraki günler boyunca da kalkıp "bugün yazsam içimdekileri" dedim ama hep örgü ördüm, hep yeğenlerimle ve ailemle vakit geçirdim. İzlemediğim dizi ve filmler listemdeki maddelere göz attım. Birçok film ve diziyi sevemediğim için listemden sildim... Böylece beni her zamankinden daha kötü edebilecek bu ortamı en iyi şekilde geçirmek adına da, elimden gelen desteği ülkem adına da kendi çapımda verdim; ama bu sefer aklımı ve sağlığımı da koruyarak yaptım...


Gelgelelim tüm bugünler yine de nasıl geçti akıl erdiremiyorum! Enkaz altından çıkan Ayşegül ve çocukları çıktığında nasıl sevindik ekibimizle beraber, 2 aylık Yağız bebek çıktığında nasıl hayret ettik? 48-50-60-26-28-21-19 bunlar yaş sayıları idi ama bir de o enkaz altında kaldıkları saat sayıları vardı. Küçücük çocuklar sahi o enkaz altında nasıl aç susuz kalmıştı? Allahım çok büyük, onlara öylesine kol kanat gerdi ki... Bizlere de mucizelerini vererek, "benden umudunuzu kesmeyin asla!" Dedi...


İlk iki-üç günün sonrasında idi sanırım, ses duyulmayan yerlerde kurtarma çalışmaları yapılmadığı bilgileri aktı hepimize. İçim daha bir yandı, paramparça olur kendi muhtemel çaresizliğimi hissettim; 

"Ya o enkaz altında bedensel engelli varsa, dermanı kalmadı ve gücü çabuk tükendi ise? Ya enkaz altındaki duyma ve konuşma engelli ise? Ya astımı varsa ben gibi, oradaki havasızlıktan nefesi tükendi ise?" 

*** Bunları düşünüp dururken bir gece, ekip arkadaşlarıma dile getirdim. O gece işitme ve konuşma engelli bir kız kurtarıldı enkazdan, bu düşüncelerimi dile getirdikten yarım saat sonra! Rabbim dedi ki bana; "Sen sen gibileri durup düşündün, bu da benim sana cevabım. Ben de seni unutmadım, umudunu kesme benden sevgili kulum!" 


Velhasıl bu deprem gerek ihmaller sonucu apartmanların eski ve de kontrolsüz olmasından bu kadar sancılı oldu, gerekse de insanoğlunun fazlasıyla bilgisiz ve eğitimsiz kendini çok fazla gördüğünden ötürü. 

(Cümlelerim tamamen bölgede ihmale sebebiyet veren binaların hasar raporlarını hasarlı hallerini görmeyen, gördüğü halde düzenlemesini yapmayan, o bölgede son 3 yıldır böyle bir depremin olmasının beklenilir olduğunu söyleyen deprem bilimcilerini duymazdan gelen sorumlularadır! Müteahhit, mühendis, memur, denetim sorumlusu, belge vereni ve daha nicesi... Sizler bizlere hizmet etmek üzere geldiğiniz görev yerlerinde yaptıklarınız kadar yapmadıklarınızdan da sorumlu olacaksınız. İki üç kuruş daha fazla alabilmek için insanlara mezar evlerde oturmayı reva görenler, Allah katında mı yoksa burada mı hesap verecekler onu Rabbimiz biliyor şimdilik...)


Diyeceğim o ki; 

9 gün bitti, 10.güne de girdik. Bu depreme kadar İslahiye'nin bir Antep ilçesi olduğunu bilmezdim, bir ekip arkadaşım sayesinde öğrendim. Çok şükür sağ kurtuldular ama onlar da evlerinden oldular. Antep'e çok gitmek isterdim de, Merkezindeki başka arkadaşıma çadır ulaştıramadığımız için arabada yatıyorlar diye geceleri huzursuz şekilde ısınamadığıma sebep bulamayacağımı hayal edemezdim. (Kalp tarafım yanarken bacaklarım tir tir titriyordu oysa. Bu anılar çok derin izler bırakacak biliyorum, ama yazdığım için daha iyi uyuyacağım bu geceden sonra.) - Derdim kendimi de birilerini de üzmek değil, ben de böyle deşarj oluyorum; yazıyla daha net doğruluyorum hayatta...

Hatay'ın Samandağ ilçesine yüreğimi bırakacağımı, üstelik yüzlerini dahi bilmediğim insanların derdine oradaymış gibi derdim yapacağımı aklım almazdı... Hatay'ın birçok kentini öğrendim, Akevler mahallesinde üst üste binalar yıkıldığını duydum. Gelen ihbarlarla ünlülere dahi duyurmaya çalıştım seslerini. Taha Duymaz adında instagramda yemek yapan gencin de o mahalledeki enkazlardan biri olduğunu duydum. Hala haber yok diye biliyorum. Rabbim cümlesine sabır versin...


Bir de Hatay'ın Erzin diye bir bölgesinin olup da o bölgesindeki belediye başkanının esas örnek oluşturduğuna da şahit olduk sonra ve Hatay bölgesinde bir bina dahi yıkığı olmayan tek kentmiş meğer kendisi. Ülkemde iyisi yapılan bir şeye umutlandığıma da ülkem adına utandım... 

Instagram ve wp üzerinden hiç tanımadığım kişilerle hemdert olarak arkadaş olacağımı kim söylerdi? 

Hiç gocunmadan elimden gelen en basit şeyin içimi rahatlatmasına utandığımda anladım ben insan olmanın garip yanlarını...

Bir de tüm haftanın sonunda banyoya girdiğimizde suyun soğuk aktığına sızlanmak üzereyken utancımla susup, su ısınınca şükrettiğimde anladım; banyoda akan suyun lüks olduğunu anladığım o vakitten önce nicedir ben bu denli içten şükredemezmişim, anladım...


İçim pare pare acı! Geçecek ama nasıl, unutulmadan olsun olmaz mı? Hala çadır gidemeyen bölgeleri bulunan güzel Güneydoğu şehirlerimde üşüyen canlarımız var. 6 Şubat'tan bu yana yasımız var. Hiçbir şey o günden önceki gibi değil. Hepimiz biraz değiştik. Geliştik mi bilmiyorum, kendimi çok yorgun ve garip hissediyorum...

Rüyalar görüyorum, nefes darlığı ile uyanıyorum; ama son 9 gündür çok zor uyuduğum için sabahları da çok zor uyanıyorum. Nefes darlığım her gün değilse de zaman zaman hat safhaya çıkıyor işte. Üstelik bu kendimi en iyi şekilde koruduğum halim...

Geçmiş olsun canım Türkiyem. Ben de sizler gibi o yaralı bölgelerimizde tek bir yaralı insan kalmayana dek iyi olamayacaklardanım. Depremi bir yaşayanlar vardı, bir de sonrasındaki her anına iyi kötü tanık olanlar. Biz tanık olanlar dua ederken elimizden gelen fiziki her şeyi de yapmaya devam edeceğiz. Umarım bu 9 günde olduğu gibi bir bütün halinde halk olarak birbirimize yetmeye devam edebiliriz...

Kalpten sevgilerim ve bolca iyilik dualarımla... Ben Didem, sizi tanımasa bile her acınızla merhamet ve vicdanımla dertlenebilecek Allahın bir kuluyum. Çok şükür ki...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bloğuma hoşgeldiniz. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.

İnşallah beni yorumlarınızdan mahrum bırakmazsınız... :)