21 Şubat 2022 Pazartesi

Olanı Sevmek - Byron Katie #Okudum


Aylar sonra ilk okudum içerikli yazım "Olanı Sevmek" adlı kitap için. Çünkü öğretisi derin ve aslında içimize dönelim dediğimiz noktada çok mantıklı idi... Kitabı okuduğum zamanların en başında "anlayamıyorum, bunun mantık neresinde?" demiştim. Sonrasında hala birkaç küçük nokta mantıklı gelmiyor da olsa, "bu işin mantığı sadece kendine odaklanmakta" dedirtti... :)


Byron Katie sorular sorup kendimize döndürerek "sorun gördüklerimizi çözme meselesine" Çalışma adını vermiş... Çalışmayı yapan herkes kendini tanımaya girişiyor aslında. Buna öncelik verilmesini istiyor Byron Katie... Basitçe diyor ki, dışarıda neye takılıyorsan aslında o senin kendinde takıldığın bir mevzu. "Her şey başkalarıyla ilgili sanırken, ya her şeyin senden ibaret olduğunu öğrensen? Ne yapardın?"

"Sizin dışınızdaki bir şeyin size aradığınızı vermesi olanaksızdır." (Sayfa 272)

Bana bunu kavratması güç oldu işte. "Nasıl yani, o kişi beni üzdü misal; bu benim mi suçumdu?" dedim misal. Byron Katie'nin Çalışması diyor ki; "Bu kimin sorunu?" Yani beni o üzdü evet, ama benim buna takılıp kalmam onun mu sorunu. Bu benim sorunum...

Böyle düşünmeyi öğretmeye çalışıyor işte Byron Katie. Tamam üzüldüm, ama bu üzülmenin sonucunda düşüncelerimle ben onun beni üzdüğünden daha beter kendime eziyet etmiyor muyum? Olay fi tarihinde yaşandı belki, beynimde sürekli döndürüp durduğum o hikaye var ya; beni bir ömür tüketmeye bedel hale geliyor. Her birimiz durumların bundan ibaret olduğunu keşfetsek, düşünsenize nasıl olurdu dünya? Evet, bu basit tabirle halledilebilir bir durum oluyor aslında...

İtiraf etmeliyim ki, kitabın birçok yerinde çok zorlandım anlamakta. Kişiler boşuna üzülmüyor diye düşündüm. Kiminin eşi ona anlayış göstermiyor, kiminin kızı veya oğlu annesine hakettiği şekilde davranmıyor ve hayatını yokuş aşağı sürüyor. Byron Katie diyor ki, tamam ama bunu o yapıyor. Sen ona böyle davransan da değişmiyor. Haklı. Dedim. Her defasında haklı olmasa da, hep karşıdakini yargılarken aslında hiç kendi tavırlarımızı görmüyoruz değil mi?

Misal karşımdaki evet bir hata yapıyor, ben ona öfkeleniyorum ve elimden geldiğince o konuya odaklanıyorum. Onun hayatı kendince görse de görmese de zehir, peki ya ben; ben neden hayatımı zehir ederek hayatımın yükünü ağırlaştırıyorum. Kendi işimde kalmam gerektiğini bilmem gerekiyor. (Benim buna çok ihtiyacım olduğunu farkettiğim esnada, çalışmanın mantığını kavradım işte!)

Sayfa 40; KENDİ İŞİMİZDE KALMAK

" Ben evrende üç çeşit iş bulabiliyorum; benimki, sizinki ve Tanrı'nınki. (Benim için, Tanrı sözcüğü "gerçeklik" anlamına geliyor. Gerçeklik Tanrı'dır, çünkü egemen olan odur. Benim, sizin ve diğer herkesin kontrolü dışında olan her şey - ben buna Tanrı'nın işi diyorum.)

Stresimizin çoğu zihinsel olarak kendi işimize bakmamaktan kaynaklanıyor. "Senin bir işe girmen gerekiyor, ben senin mutlu olmanı istiyorum, sen dakik olmalısın, kendine daha iyi bakmalısın," diye düşündüğümde sizin işinize karışmış oluyorum. Deprem, sel, savaş gibi konularda ve ne zaman öleceğim konusunda endişe duyunca, Tanrı'nın işine burnumu sokmuş oluyorum. Zihinsel olarak sizin veya Tanrı'nın işine karışınca, bunun etkisi kopuk oluyor. Ben bunun farkına 1986'nın başlarında vardım. Örneğin "Annem beni anlamalı," şeklinde bir düşünceyle zihinsel olarak annemin işine karıştığımda, anında yalnızlık hissine kapılıyordum. Böylelikle anladım ki yaşamımda kendimi ne zaman incinmiş ya da yalnız hissetsem, başkalarının işine burnumu sokmuştum."



Sayfa 68; Herkes, sizin kendinizin-kendi düşüncelerinizin, size geri dönen ayna yansımasıdır.


Çok sarsıcı ve kabullenmesi çok güç geldi bana. Nasıl yani, ben birini çok öfkeli buluyor ve onun öfkesini sonlandırmasını istiyorsam; "aslında kendi öfkemi mi bitirmek istiyorum?" dedirtmeliymiş bu durum bana.

Evet, Byron Katie tam olarak bunun olmasını istiyor. Komşunu Yargıla diyor bu konuya, sonra da tersine çevir... Ben benim için ne doğru veya değil bunu kabullenmek için uğraş vermeliymişim. Bundan ötesine karıştıkça hayatımı hikayelere ve düşüncelere teslim ederek karmaşık hale sokuyormuşum! 


Düşününce hiç de mantıksız gelmiyor. Peki neden, diye sorarsanız; size bir örnek vereceğim hayatımdan...


Sene 2022. 10 senedir es geçmeden her hafta, her ay ve her yıl düşündüğüm bir mevzu var. Ben hayatım boyunca birine, sadece birine çoook kırıldım. Yaptığını bugün olmuş sorguluyorum, çünkü yaptığım her şeyi çok haklı sebeplere dayandırarak pişman olduğumu hissediyorum.. Kitabı okuyana kadar hala "o beni kırdı." diye bakıyordum olaya. 

- Çünkü; "O beni kırdı" ve "O bana yalan söyledi." 

- Çünkü, "O bana güven verdi." 

- Ben onun tüm bunları kabul etmesini istiyorum.

- Ben onun bir daha kimseyi ben kadar hayal kırıklığına uğratmamasını istiyorum. 


Ama şimdi bu yazı içerisinde bu verilerin tersine çevirmelerini yaparak Çalışmayı uygulamaya çalışacağım...


O Beni Kırdı, O Bana Yalan Söyledi...

= İlk Soru şuydu: Bu Doğru Mu? = 

"Ben kendimi kırdım.", "Ben kendime yalan söyledim!" Bu doğru mu? Bilemiyorum. Belki ben ona izin verdim ve o da kendine biçilen rolü oynadı, olay bitti gitti. Şimdi doğruya doğru, onun bu durumlardan haberi olmadığını tahmin edebiliyorum. Onun yalan söylemesi kimin sorunuydu? Benim olmadığı kesin değil mi? O zaman ben önce bunu kabullenmeliyim. Suç değildi, herkes yapabilirdi ama ben bu rolü ona biçtim. Aslında yaşanan olay bundan tam 11-12 sene önceydi ama ben hala yaşatmaya devam ediyorum bu durumu, döndürüp duruyorum zihnimde...


"O Bana Güven Verdi."

= İkinci Soru şuydu: Bunun Doğru Olduğunu Bilebilir Misin? =

"O bana güven verdi." Tersine çevirelim, "Ben ona güven verdim." Bunu yorumlaması çok zor, bunun doğru olduğunu bilebilir miyim? = Hayır. Peki neden bende suç duygusu yaratıyor bu durum? Kitapta "Acı duymak iyidir. Acı aklının karıştığının, bir yalanı yaşadığının işareti.." diyordu... Olanı Sevmek kitabındaki kişiler açısından bakınca çok saçmaydı, bu durum da. Ama şimdi anlayabiliyorum. Ben ona o kadar güven verdim ki, bunu yapsa da sorun olmayacağını mı düşündü acaba? Yani yalan söylesem de, o bana inanır mı dedi. Yargılamadan sonra kendimize odaklanıyorduk değil mi? Ben ona güven verdim, güvenmeliydim ya da güven vermemeliydim değil mesele. Bunun gerçeği, yaşandı bitti.


Üçüncü Soru şuydu; "Bunu düşündüğünde sen nasıl tepki veriyorsun?" 

-- Öfkeleniyorum, kendime küsüyorum ve tavırlarımı çok ama çok saçma buluyorum! Ben bu değilim ve bu olmak istemiyorum diyorum. Kendimle savaşıyor gibi hissediyorum...

"Ben onun tüm bunları kabul etmesini istiyorum." cümlesine gelince. "Ben tüm bunları kabul etmek istiyorum." 

Bu söylem yanlış değil, içten içe kabullenmek istiyorum. Tevekkül diyorlar hani, bu da öyle bir mevzu... Ben kabul edip bu durumları bitirmek istiyorum. Kabul edene kadar döne döne yazabilirim aslında. Cidden, neden kabul edemiyorum bilmiyorum. Ama şimdi bizzat hiçbir yerde değil, çalışmayı kendi üzerimden bloğumda yapıyorum; bu da gayet istekli olduğumun göstergesi değil mi... 

Dördüncü soru şuydu; "Bu düşünce olmasa sen kim olurdun?" 

-- Bence bu düşünce olmasa ben daha az alıngan ve güven problemi olmayan biri olurdum. Kafamda birilerini tartmak zorunda kalmadan düşüncelerime saplanıp üzgün hissetmezdim... Kendime bu kadar kızmazdım, kendimi yer yer bu kadar üzmezdim de!


"Ben onun bir daha kimseyi ben kadar hayal kırıklığına uğratmamasını istiyorum." tersine çevirirsek, "Bir daha kimseyi hayal kırıklığına uğratmayı istemiyorum." Sanırım doğru, artık o bir şey yapamaz ama ben bir şeyler yapıp bu korkuyu büyütmekten vazgeçebilirim...


Bu doğru mu? -Doğru. Bunun Doğru olduğunu bilebilir miyim? - Hayır. Bunu düşündüğümde nasıl tepki veriyorum? -Kaygılı oluyorum. Bu düşünce ve düşünceler olmasa ben kim olurdun? -Ben ben olurdum. Aslında tüm bunlar evet onun sorumluluğunda idi ama ben odaklanıyor gibiyim hala...


Sayfa 155; Beni kimse incitemez – bu benim kendi işim.

Sayfa 172; Gerçekle kavga edersen kaybedersin.


Yani Çalışma diyor ki, sorun gördüğün her şeyi tersine çevir ve sorularını sor. Soruları her yargılamana sormayı ihmal etme diyor aslında. Ben bloğumda düzgün şekilde yer vermek istediğim için uzatmamak adına birer birer sordum ama kendi adıma daha derin çalışmasını yapacağım bu yargılamalarımın... 

Çalışma ile Byron Katie şöyle diyor, kendi anlatımım ve anladığımla anlatıyorum; Sen kendinden sorumlusun bu hayatta, başkalarının işine karışma. Başarı yolunda da, ailen ve arkadaşların ile ilişkilerinde de, üzüldüğün dert ettiğin düşüncelerin ve hikayelerinde de tek sorumlu ve sorunlu sensin. Kendindeki sorunları düşünmeli ve ötesine karışmamalısın. Misal "Ortada bir hikâye yoksa nerede olursak olalım başarılı oluruz." diyor kitapta. Başarıyı da başarısızlığı da biz oluşturuyoruz diyor... Neye odaklanırsak onu büyütüyoruz aslında. Kendimize odaklanır sorunlarımızı çözer isek de, mutluluğumuzu büyütebiliriz mesela...

Benim kitaptan anladıklarım işte bunlar... Aslında dünya üzerindeki şiddet, savaş, taciz ve tecavüz konularına da değiniyor. Kendi içinde çözümleri belki bir nebze doğrudur. Şiddet ve taciz konusundaki çözümleme mevzularına doğru açıdan bakamadım ben mesela. Çünkü kişilere "düşün bakalım, sen taciz edilmedin taciz ettin" denilmesi ne kadar doğru? Şiddet ve taciz meselesini elbette içimde büyütmeden bitireyim, ama karşıdaki mağduriyeti oluşturan kötü kişiliği anlamaya çalışmak travmayı yaşayan biri için daha zor değil mi? Tamam anlıyorum: Çalışma aslında diyor ki, bak burada da anlaman gereken bu. O bir kötülük yaptı sen de onun gibi olma, kendin için bitir bundan sonrasını aklında ve de kalbinde. Hikayelerine bir son ver, diyor. Ama bence çok acılı. Acı yaşanıyorsa iyi ve de etkili dese bile, o bölümleri okurken çok zorlandım ben açıkçası!! :( 

Taciz şiddet ve tecavüz olaylarında ve de savaş tarzındaki sıkıntıları çözmekte Neuroformat'ın çözümleme terapilerini daha doğru buluyorum doğrusu. O acı yaşanmalı, o acıyla yüzleşilmeli, yapılan durumun yaşandığı, acı çekildiği ve bünyemize zarar verdiği kabullenilmeli. Ama artık onun geçip gittiğini anlamalı zihin ve beden... Çalışma bunu bana kalırsa çok acılı yönden yapıyor. Her ne kadar bu acı çekmenin çözümlenme olduğunu söylese de kendince... 

Neuroformat ile ilgili yazdığım buradaki yazımı da okumanızı çok isterim, ben kendimi çok ciddi anlamda çözümlediğim bir dönem yaşamıştım pandemide. Barış Muslu'nun instagram canlı yayın ve youtube videolarından sebeple... :) Hala instagram canlı yayınlarına aktif şekilde devam ediyor Barış Muslu... İnstagram sayfasına buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.



Ben düşünüyorum ki, benim bu şekil içimde biriktirdiğim düşüncelerimi silmek için çok büyük yardımcım olabilir. Ben kabul ediyorum, şu üstte yaptığım çalışma bile üstte cevapladığım kadarını bana kavrattı. 

 
Son olarak şu iki alıntıyı paylaşacağım, bu kitabı okumak ve de çalışmayı denemek isterseniz (hayatınızdaki her türlü sorun, problem ve sıkıntı için) bu cümleler de Çalışmanın mantığını anlatacaktır sizlere..

1.) "Adalet ile huzur aynı şey değil. Ben adalete aldırmıyorum. Ben senin özgürlüğün ile ilgileniyorum, seni serbest kılacak olan içindeki gerçekle. Esas adalet odur." (Sayfa 173)


2.) "Huzurun aktif bir hal olmadığı fikrini her kim yaydıysa o kişi huzurlu olmayı benim anladığım anlamıyla yaşamamıştır. Ben hiç öfke duymadan harekete geçebiliyorum. Gerçek bizi özgür kılar, özgürlük ise harekete geçirir.

Bir hikaye, bir düşman olmayınca eylem kendiliğinden oluşur, üstelik açıkseçik ve sonsuz merhametli olur." (Sayfa 190)


Kişisel Gelişim alanında okuduğum iyileştirici kitaplar listeme aldığım bir kitap artık Olanı Sevmek... Çok sevdiğim radyo programcısı Onur Yar abim Youtube kanalında bir akşam programında bahsetmişti bu kitaptan ve yaklaşık 5 yıldır okuma listemde idi... Okundu ve başucu kitaplar listeme alındı kendisi. Listemde bulunan diğer kitaplara gelince; Barış Muslu'nun Beynine Format At, Can Aydoğmuş'un Düşle İnan Yaşa kitapları var. =)


Şimdilik benden bu yazıda bu kadar. Çalışmayı ben sevdim, isterim ki siz de açın okuyun ve kendinize dönün. Zira "beni kimse incitemez - bu benim kendi işim." (;


Okuduğunuz için teşekkürlerimle, yorumlarda görüşebilmeyi çok isterim... :) 

Sevgilerimle...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bloğuma hoşgeldiniz. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.

İnşallah beni yorumlarınızdan mahrum bırakmazsınız... :)