30 Haziran 2019 Pazar

Pazar Yazısı #60 - Verimli Haftanın Pazarı


Bir pazarı daha bitirdik ve uzun zamandan sonra en gönül rahatlığıyla bitirdiğim hafta olarak tarihlere yazılmalı, 24-30 Haziran haftası... :) Ben kendisini çok sevdim doğrusu.



Bu hafta yer egzersizlerime yeniden döndüm ve yaz ayının etkisiyle de bir aksilik olmadıkça sürdürecek, diliyorum ki kışa da bir alışkanlık olarak devam ettirmeyi sürdüreceğim. :) (üstteki fotoğraflarım bugünkü yer egzersizlerim sırasında çektiğim fotoğraflarım.)


Bugün tüm haftayı değerlendirdim kendimce; Salı, Perşembe, Cumartesi ve Pazar (yani bugün) olmak üzere, 4 gün yer egzersizlerimi ihmal etmeden sürdürdüm ve öyle bitirdim haftayı. İtiraf ediyorum, çok uzun zaman oldu yer egzersizlerimi bir hafta boyunca böyle istikrar ile sürdüremeyeli... Aksi bir durum olmadıkça da, fizik tedavilerimin olmadığı günler bu rutinime devam edeceğim! :) 

Bu sene mevsim geçişlerinde yine çok sıkıntı çektiğimden sebep, abartısız 7-8 haftadır "bu hafta kesin yer egzersizlerime başlıyorum" diye karar verip, o kararımı bir türlü düzenli şekilde gerçekleştiremedim. Kimi zaman belim ağrıdı, kimi zaman soğuklardan ötürü kasılmalarım meydana geldi, çoğu zaman da acayip yorgunluklarım beni vurdu... Kas Erimesi hastası olduğum için, bu belirtilerin hiçbirini es geçemiyordum da tabi; ama öyle basit olan ağrıları da umursamama becerisine ve de iyiliğine de sahibim artık şükür ki. Eskiden en küçük bir ağrıda bile birçok şeyin düzelmesini beklemem gerekiyordu. Artık daha tahammüllü, daha iyiyim birçok ağrı ve sıkıntıya karşı ama. :) 

Neler Yaptım Peki;

Salı günü ilk yer egzersizlerime başlama günüm olarak, ısınma hareketlerimle başladım ama kendimi fazlasıyla yapabiliyorum hissinin güzelliği ile dinlenip devam ederek sürdürdüğüm egzersizlerimle yorduğumu, babam beni yerden kaldırdıktan yaklaşık 1,5 saat sonra otururken anladım! :) Yer egzersizlerimde, oturma pozisyonunda gerdirmelerimi, sırtüstü pozisyonda ayaklarımı gerdirir iken kol hareketlerimi ve yüz üstü pozisyonunda iken de bacaklarımın arka kısmının kaslarını gerdirme ve çalıştırma hareketlerimi yaptım... Sonuç olarak; o gece karın kaslarımın ağrısı ve de kol bacak hassasiyetim ile öyle güzel uyudum ki, beden yorgunluğu ile uyuma lüksüme bir kez daha kavuştuğuma çok memnun şekilde ve dinç olarak da ertesi sabaha uyandım! =)

Perşembe günü Yalova'da fizik tedavim vardı ama fazlasıyla hafif hareket yaptık, fizyoterapistimin izinde olduğu sebebiyle, başka fizyoterapistle. Bende eve gelince akşam üstü yer egzersizlerime yine ısınma hareketlerim ile başladım ama bu sefer yer egzersizlerimi biraz daha kısa tutmam gerekti... Oturur pozisyonda gerdirmelerimi yaptıktan sonra küçük bir yarı yatar pozisyonda sırtım koltuğa doğru gitti; yarı oturur yarı yatar pozisyonda kalınca, bir nefes kesilmesi yaşadım o sırada. Çarçabuk annemler kurtardı da, yüz üstü gerdirme ve egzersizlerimi yapıp kalktım o gün... Ama yine bir kırk beş dakika vakit geçirdim yer egzersizlerimle, güzel uyumama ve karın kaslarımın rahatlığına sebep oldu o gün de... :)


Cumartesi günü yer egzersizlerime ısınma hareketleri ile başladım yine ama bu sefer yere otururken direkt koltuğun hemen dibine dizüstü duracağım ve de  kollarım koltukta iken diz üstü pozisyonunda durabilmeyi geliştirmeye çalışabileceğim şekilde indim yere (üstteki fotoğraf kolajlarında, bugünün de fotoğraflarında görebileceğiniz üzere.) Diz üstü pozisyonunda durabiliyorum ama dizimde öyle hassasiyet varmış ki, kemiklerim direkt yere batıyor ve derim hiçbir şekilde beni korumuyormuş gibi hissediyorum. Sanırım, yapa yapa yeniden o pozisyonu kanıksayacağım. Zira çok eskiden dizüstü pozisyonunda durabiliyor ve hiç böyle bir sıkıntı yaşamıyordum! :) Kısacası dün de; dizüstü pozisyonunda bel boşluğumu geriye ittirip düzleştirerek, karın ve bel kaslarımı çalıştırmalarıma başladım, yüzüstü ve yan pozisyonlarımdaki hareketlerimle de egzersizlerimi bitirdim... 


Bugüne gelince; önceki günden sonra, bel ağrımın birkaç haftadır en hafif derecedeki ağrısı ile uyandım. Öğle vakti başladığım egzersizlerim, hiç şüphesiz salı günü gibi en verimli çalıştığım bir diğer gündü. Tüm bu durumlar yerden mutlu bir şekilde kalkmama da sebep oldu işte. :) Bugün önce dizüstü pozisyonda bel gerdirme hareketlerimi yaptım, ki bu hafta bana en iyi gelen hareketlerden biri oldu; bel boşluğu sorunumu halleder ve bel kaslarımı güçlendirirsem, şüphesiz daha rahat olacağım! Sonra yüzüstü pozisyonda ve otururken de yine hareketlerimi yaptım. Ama en önemlisi, babamla bel gerdirmelerimi de yaptık, sonrasında o benim sırtıma sırtını yasladı olabildiğince o pozisyonda da gerdirdim kendimi... :)


Sonuç olarak; mutluyum... =)

Bugün fizik tedavim olmadığı günlerde yaptığım yer egzersizlerimle bu haftayı değerlendirdim ki, verimliliğimi bir kez daha göreyim ve yarın başlayacak yeni haftada, hiçbir bahaneye sığınmayayım ve böyle devam edeyim... En şahane pazarlarımdan biri idi bugün; haftayı dolu dolu geçirmiş ve bugünü de verimli kılmışım, beden yorgunluğum ile uyuyacağım ya yine bugün de, benden mutlusu yok şu an...

Allahım bugünlerimizi aratmasın; ilerlemek için umudum daha da fazla var şimdi, sıcak havanın etkisi ile kaslarımın bana izin verdiğinin göstergesi olan bu gelişmelerle, ilerlemek için daha da fazla umudum var şimdi. Bir maşallahınızı alırım! :) Kollarım fazlasıyla güçsüz, özellikle koltuğa tutunarak durduğum zaman dilimlerinde; yere indiğimde tekrar koltuğa doğru kalkmam mümkün değil mesela. Ama bir şekilde devam ederken, sırt ve kol kaslarımı da geliştirebileceğimi düşünüyorum. Şimdilik bel ve bacak gerdirmelerim önceliğim durumunda, devamı gelecek ve bu yaz böyle gidersem daha iyi şekilde geçirebileceğim bir kışa doğru götüreceğim bu işin sonunu! :)

Mutlu bir hafta bizim olsun. Devam edersem haftalık egzersiz günlüklerim de gelir artık diye umuyorum. Bu ilk haftanın egzersiz günlüğü olsun, yeniden başlangıç ve milat olsun!

Sağlık, Güç ve mutluluk hepimizle olsun. Sevgilerimle... (:

27 Haziran 2019 Perşembe

Engelliler De Sokağa Çıkarlar...


Böyle bir başlık olabilir mi demeyin, ben de çoğu zaman bu durumun bizim için tekrarlanması gerektiğini düşünenlerdenim; söylememiz gerek ki bilinsin, "Engelliler De Sokağa Çıkabilir!" Artık ne olur garipsemeyin ve yer alma önceliğimiz olan alanları da gaspetmeyin, bizi bizim de dünyamız olan bu dünyaya ait hissettirin... :)

Yaz geldi, kış mevsimindekinden daha fazla dışarı çıkma vaktidir benim için. Ama yaz kış farketmez, dışarı çıktığımda mutlaka varlığımı garipseyen veyahut yerimin dışarısı olmadığını belirten kişilerle karşılaşırım mutlaka. Artık birçoğunu garipsemiyor olsam da, sosyal alanların çoğunda insanların en az bir aykırı sorusuyla, can sıkı bir sorun veya "neden ya, cidden mi?" gibisinden sorularla karşılık vereceğim davranışlarıyla karşılaşıyorum hala...

Engelliler ve de engelli aileleri beni çok net anlayacaktır diye düşünüyorum, ki aksiyle karşılaşanlar yani bahsettiğim örneklerle veya benzerleri ile karşılaşmayanlar o kadar şanslı sayılmalıdır ki benim ülkemde... :) Hadi buyurun yazıma, bugün size ne örnekler vereceğim ne örnekler... (:


Geçen gün yine instagramda gezinirken, gördüğüm bir engelli annesinin paylaşımıyla; tek başına ele almayı ertelediğim ama sıklıkla yazılarımın içeriğinde bahsettiğim konu bu, "neden daha fazla erteliyorum ki" dedim o paylaşımı okuduktan sonra. Sonuç olarak, biz engelliler ve engelli yakınları dışarı çıktığımızda; dışarıda bulunmaması gereken şeyler olarak algılanıyoruz, bizlere garip bakmaları umursanmayacak noktaya gelmişken bile her biri garip soruları ile rahatsız ediyor ve bizleri "neden buradayız ki harbiden?" demeye itiyorlar resmen!

Oysa bu alışılmış olan olmamalı, bizler için de, sizler için de... Bizleri dışarıda olduğumuzda garipsenecek bir durum oluşturuyormuşuz gibi bakmamalı ve öyle hareketlerde bulunmamalısınız. Zira, "Engelliler de sokağa çıkarlar; bu dünya bizim de dünyamız aynı zamanda...

Hani en ufağından dışarıda olduğu zaman, bir anne bebeğini nasıl doyuruyorsa nasıl davranıyorsa ve nasıl yetiştiriyorsa ona saygı duyulmalıdır ya; ama öte yandan ağzı olan konuşur da, "Öyle yedirme, öyle giydirme, aman öyle yetiştirme!" diye söylenir durur, iyi bir anne olmaya uğraşan annenin anneliğini sorgular o çocukla bir gün dahi geçirmeden. Ama bu kişiler aksi durumda davranan annelere veyahut kişilere hiç sesini çıkarmaz... Aynı şekilde engelli ailelerine de maalesef karışıyorlar, anneliğini sorgularcasına ve çoğu zaman da önemsemezcesine!

Ne duydum ben biliyor musunuz, bunu sıklıkla duydum ve de birkaç kez de maalesef ki gördüm; engelli ailelerine, "Çok yoruluyorsun ya, bunu bir yere ver de sen diğer evlatlarınla daha çok ilgilen. Seni yoruyor ve yıpratıyor bu çocuk, üzülüyorum!" diyenlerin varlığını duydum da, gördüm de! Bu ne demek biliyor musunuz? "Senin çocuğun da çocuk değil zaten!" demek...

Bir annesiniz, evladınızın varlığıyla şöyle bir benzetme yapılmasına göz yumabilir misiniz; - Boşver sen onu, o zaten yoruyor. Daha iyileri var, onlarla ilgilen onları al en iyisi sen! Sırf engelli çocuğu oldu diye; "çocuk yapmayın bir daha" diye önereni de, "olsun hepsi böyle olmayacak ya bir daha deneyin siz" diye öneride bulunanı da duydu bu kulaklarım ve de gördü gözlerim... Kısacası, içeriğini deneyimlemediği her şeye laf edenlerdi bunlar ama hep üzmeyi bilirler de; anlayışlı olmaya gelemezdiler! Yaşamayı göze alamayacakları şeyleri gözden çıkarmaya pek hevesliydiler, kendileri yaşayanlar olmadıkları halde! (Bekara karı boşamak kolay, dedikleri gibi işte)


Keşke şaka yapıyor ya da uyduruyor olsam ama bu zihniyette insanlar var ülkemizde. Okuyan bir kısım, ülkeyi kötüleyenlerden olduğumu düşünecek ama insan kendi ülkesine yapmaz bunu. En azından ben yapmam, ülkemi çok seviyorum zira; ya da sevmediğim şeylere bile saygı göstermem gerektiğini biliyorum birçok şeye. Ben bizim insanımızın sağduyusunu da çok seviyorum üstelik ama bir yerde de yanlışımız var, kabul edelim. 



Bizim insanımızın en ne yapacağını bilmediği zamanda bile eksik kalmamak uğruna sözünü esirgememesi durumu var. Bunların bir çoğunluğu "ben kötülüğünü istemiyorum ki"ciler ve "yanlış anlamazsan"cılar, böyle giriş cümleleri ile başlayıp aslında ne yapacağını bilmediklerini de bildikleri halde, yanlış da olsa bir şey yapma hissiyatına kapılmışlıklarına hizmet ettiklerinden sebep düşüyorlar yanlışlara! :) (Ne cümle kurdum ama yine!)


Hatalarımızdan ders çıkaralım, bunları bir daha yapmayalım diye yazıyorum bu konu için de ben. Fena olmaz mı sizce de? Duyursak cümle elaleme, farkında olmadığını sandığınız şey bir grup insanı "farklı" hissettiriyor diye... Farklılıklarımız gurur kaynaklarımız diyoruz ama bir noktada da saygı çerçevesini geçmemek gerek!



Gerçekten ülkem için bir şeyler değiştirebilmek isteyenlerden biriyim, özellikle de bizim bu hassas konularımızda! Çünkü ben de hassasım, evet 20 sene oldu bu hastalıkla yaşayalı ama... Nasıl olur da dışarıda yabancı sağlıklı birini gördüğünüzde garipsemezsiniz, bizi de gördüğünüzde garipsemeyin istiyorum... Çok karşılaştım, ailesiyle karşıdan gelen çocukların anne ve babalarının ellerinden tuttuğu gibi benden uzaklaştırılmasıyla; üstelik bir canavardan kaçırır gibi! 


Küçükken eve geldiğimizde çok oturup ağlamışlığım var bu konu sebebinden... Onlara garip gelen tek şey;aksayan yürüyüşüm, biraz yorulunca vücudum korumaya geçebiliyor, aksayabiliyordum. Bel problemim vardı mesela, onu giderememiştim kas uzatma ameliyatımdan sonra mesela... Bakın Zombie'lerin gündemde olmadığı zamanlardan bahsediyorum! :D Ona göre düşünün yani... :)

Şaka bir yana, gerçekten hala korkutucu bir yanım olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki, çocuklara nelerden korkmaları gerektiğini de bu tarz örneklerle biz büyükler öğretiyoruz; artık biliyorum! :)

Gerçekten hala garip geliyor bana, neden evladını kaçırırsın ki benden? Tekerlekli sandalyemde otururken sizin üzerinize uçup da bowling topları gibi sizi devirebileceğimi mi düşünüyorsunuz acaba? (vay be, çok iyimsersin yine Didemcim ve de fazla hayalperest! =) ) 

Birinden neden kaçırırsınız çocuğunuzu veya neden kaçarsınız peki? Hayati tehlikeniz vardır de mi, koruma içgüdüsüyle ne yapacağınızı bilemezsiniz, bunları anlarım. En doğal hakkınızdır tabii ki! Ama hayatla iç içe bulunmaktan başka bir amacı olmayan birisinin karşında, ilk tepki çocuğunuzu kaçırmak ve göz göze gelmekten korkmaksa, ben orada hayata bakış açınızı sorgularım! Üzgünüm...

Bir hayvandan korkarsınız, içgüdüleri yoktur ve bilirsiniz ki onun size bir şey yapabilme ihtimali oldukça yüksektir. Peki ya benim? Valla kimseyi bu zamana dek ne ıssırmışlığım oldu ne de kovalayıp korkutmuşluğum! :D (Bakmayın siz bana, aklınızda kalsın diye ciddi manada komikliğe vuruyorum işi. İşin içinde olduğunuzda hayli can sıkıcı yoksa...)


Bunun gibi birçok örnek ve anlam veremediğim durum söz konusu tabi... Hep hani bahsediyorum, bir kez Avm'de ayna karşısında ruj sürerken, bir kez de rujumu sürüp gittiğim bir avm'de garip karşılandım; her iki durumda da, "Aaa, bak engelli kız dudağına ruj sürüyor!" dediler yanındakilere ve garip karşıladılar hayat dolu olmamı... :) (Tabii ki de üzerimde "Duyamıyorum" yazılı bir kart asılı değildi, ama ne bileyim engellilerin her uzuvdan yoksun olduğunu düşündüler bence. Yoksa neden nezaketten yoksun davransınlar canım! Aaa...)

Çok ciddiye aldım, o günden sonra ruj sürmedim diyemem; daha fazla sürdüm belki de, ama o davranışlarını hala pek çok garipserim... 


Size eskisi gibi dışarıda gördüğüm bakışlara kızdığımı ve içerlendiğimi söyleyemem yine de. Ama benim gibi birine veyahut olmak zorunda değil farklı birine, toplu alanlarda bizlere özel yapılan makineleri kullanma esnasında önceliğimizi kullanmak istediğimizde "Ne işin var dışarıda, git otur evinde!" diyenlere gereğinden de fazla kızıyorum, darılıyorum, güceniyorum ve hiç mi hiç anlayış gösteremiyorum! Bu ne kendini bilmezlik ve kendini beğenmişliktir deyip sinirimi de içimde tutmaya devam etmeyi istemiyorum...

Ben engelli isem, dışarı çıkarım. Ben bebekli isem, dışarı çıkarım. Hamile isem de çıkarım, lohusa isem de çıkarım. Kimse karışamaz ve saygıda kusur etme gibi bir ayrıcalığa sahip olamaz! Bunu sadece duydum ama birçok engelli arkadaşımdan duydum, ama yaşamadım; bir tekerlekli sandalyede oturan görünce, eline çok para sıkıştıran varmış. Siz, bunu duydunuz mu peki?

Ben bunu ilk duyduğumda, "dilencilerin insanların acıma duygusunu kullanmak için tekerlekli sandalyede el açıyor olması sebebiyle garip bir alışkanlık olmuştur bir çeşit insana" diye düşünüyordum. Ama sonrasında da okudukça, kendi işine giden kendi kendine gezinen ve hiçbir şekilde birilerine el açmayan kişilere zorla para tutuşturuyorlarmış diye duydum. Bunu ilk defa Twitter'da bir engelli büyüğümüzün twit hesabına yazılanları okuduğumda duymuştum. Twit'in altı, "bana da şu sebeple elime tutuşturdular, bana da bu şekilde elime tutuşturdular" diye cevaplarla dolu idi...


Gelelim Nacizane Tavsiyelerime Şimdi De; 

:)


Bu örnekler altında, nasıl toparlayacağımı bilemedim açıkçası ama ilk aklıma gelen de şu oldu; görmek de umursamak da zorunda değilsiniz, bunu çok net bildiriyorum! Ne yapacağınızı bilemiyor iseniz, hiçbir şey yapmamanız daha iyidir! 

Engelliler dışarı çıkabilir, sokaklar da sosyal alanlar da hepimizindir değil mi? Öncelikle bunun varlığını kabul edin, dışarıda erkek veya kadın olmak üzere çift cinsiyetten insanlar görebileceğinizi bildiğiniz gibi! Normal bir insana ne kadar saygı göstermeniz gerekiyor ise, bizlere de o kadar saygı göstermeye davet ediyorum sizleri. Bir de herhangi bir arkadaşımı gördüğünüzde, ona bu durumunun nasıl olduğunu sormayın rica ederim. Hiçbir engelli dışarıya hastalığının veya başına gelenlerin nasıl olduğunu anlatmaya çıkmıyor sonuçta. Bırakın o anlatsın istiyorsa, aranızda bir sohbet de varsa zaten öğrenirsiniz ya... Bir engelli zaten dışarıda olmadığı çoğu zamanda, başına gelenleri o kadar çok sorguluyor olabilir ki!

Herkes birbirinin aynısı değildir. Esasında birçoğumuz bize bizimle ilgili sorulan soruları da garipsemiyoruz da çoğunlukla, her birimiz bir değiliz ki işte! Kimimiz anlatmaya ve anlaşılmaya can atıyor benim gibi, kimisi de anlatmaya gerek kalmadan anlayış bekliyor insanlarımızdan. Kimi farklıyım işte, gör ve anla beni diyor da; kimi de farklıysam farklıyım kime ne deyip aldırmıyor bile... 



(2012'den kalma bu resim, çok manidar oldu yazımın sonuna doğru değil mi? Madem öyle bu fotoğrafım, tüm bizi anlamayı reddedenlere ve de farklılıklara kendini kapalı tutup, önyargı ve kalıpyargılarında güvende olduğuna inananlara gelsin. Bazı şeylere de bizim gülümsememiz gerekip geçtiğini öğreneli çok uzun zaman oldu, önerim her birimize. Sizi anlamayı reddedenlere gülümseyin geçin benim gibi... :) )

Öğretme, öğren bizden kimiz neyiz ve nasıl yaşıyoruz diye ama sakın önyargılarınla gelme karşımıza işte; kimseye önyargılarla yaklaşılmamalı ya işte...

Lütfen yargılama hayatımızı, tedavilerimizi ve de tercihlerimizi. Kimimiz zor yürüyor olsa da ayakta kalmak zorunda, sandalyeye oturursa daha çok hareketini kaybedecek zira. Belli bir zamana dek benim de olduğum gibi yani... Bana egzersizlerini yap bol bol deme, nasıl çabaladığımı bilmeden; benimle en az bir ay sohbet etmeden, yakinen görüşmeden...

Son ricam ve de tavsiyem de şu; sanma televizyonlardan gördüğün engelliler gibi her birimizin hayata küstüğünü, sanma her birimizin iyi şartlarda yaşayıp aynı tedavi koşulları ve  de süreçlerine sahip olduğunu. Ama bil ki öğrenmek istedikten sonra daha güzel olacak her şey, senin için de benim için de... Sen de dahil, her birimizin hayatı birbirinden farklı! Hani şu her birimizi "farklı" kabul ettiğinizi söylediğiniz ama daha da bize çok daha farklı davrandığınız gibi... :)

İnanıyorum ki bu konularda daha çok yazacağım ben yeniden, tıpkı eskiden olduğu gibi. Ve umarım siz de okuyacak ve birilerine okutacaksınız da değişecek bu düzen... Ben her neysem de artık, elde olmayan sebeplerden aramıza katılan engelli arkadaşlarımıza ve gerçekten bu yönden sıkıntılar çekenlere faydalı olabilirsiniz, hala her birimiz için de faydalı olabilirsiniz. Önce bizi kabul ederseniz, sosyal alanlarda önceliğimiz ve de ihtiyacımız olan alanlarımıza da anlayış gösterirsiniz ve her anlamda bir bütün olabiliriz... :)

Her insanın farklılığı ve de farklılıklara ihtiyacı var, bizimse farklılıklarımız var ama bizlerin farklılıklarına saygı gösteren ve anlayışla yaklaşanlara ihtiyacımız var... Hayata ait hissetmek her birimizin hakkı olsun, her birimiz sokaklarda ve özgür olalım... =)

Okuduğunuz için teşekkürlerim ve de sevgilerimle...


25 Haziran 2019 Salı

Yeni Hafta İle - 25.06.2019


Dün itibariyle yeni bir hafta başladı ve bu yeni hafta ile nihayet ertelediğim bir kısım yapacaklarıma geri dönebildim ben de... :)



Öncelikle yeni hafta başlamadan önce Kış Nefesi (Rita Hunter) adlı kitabımı bitirdim, diğer kitaplarının yanında biraz daha sakinceydi başları; ama çok geçmeden yine fazlasıyla kendisine bağladı, bitirmek istemediysem de bitti işte... :) 

Kitabımı bitirdikten sonra, Kağanım okurken bitirince okumam için bana bırakmasını istediğim Cingo adlı kitabını aldım elime... Onun da son sayfalarını bugün okudum bitirdim. Kağanım çok şaşırdı ama çocuk kitabı olarak okuduğum senenin ilk kitabı oldu galiba ve nicedir okumak istediğim Şermin Yaşar kitabı olarak beni çok mutlu etti! (:  

Şermin Yaşar'ı İnstagram sayfasından tanıdım ben ve ne yazık ki bu zamana dek her paylaşımını okumuş olsam da, kitaplarını okuyamamıştım. 2018'den 2019'a ertelemiştim ki kitaplarını okumayı, nihayetinde nasip oldu bana da. Sıra hikaye kitaplarına da olsun inşallah... :)


Cingo, çok eğlenceli ve bir o kadar da hem çocuklar için hem de büyükler için eğitici bir kitap aslında. Bir köpeğin gözünden bakmak, "belki de böyledir" diyebilmek için o kadar güzel bir kitap ki. Aslında hiç böyle değildir diye düşünmediğim olmadığını farkettim, kitabın bir hayvan gözünden anlatışmış olduğuna yabancı gelmemekten öte; hiç yabancı hissetmedim, Cingo diye bir kitabın varlığına o kadar inandım hani... :) (Onlar da insan değil mi canım!) =)

 İnsanlarla bazı ortak yönlerimiz var. Onlar da böyleler. İki kişiyi kavga ederken gördüklerinde, onları ayırıp meseleyi çözmek gelmiyor akıllarına. Ya olay yerinden uzaklaşıyorlar ya da sebebini anlamadan kavgaya karışıyorlar. (Sayfa 100, Cingo)
 Maşallah, bütün sorunlar da çocuklarda. Bütün yetişkinler sağlıklı,bütün çocuklar sorunlu. Ohh. (Sayfa 122, Cingo)


Dün Yalova'ya gittik yine, fizik tedavim orada da fena gitmiyor tabii ki; ama bu sıra denge sorunum, bel ağrım sebebiyle biraz daha zorluyor tabi beni... Yol boyu çok düşündüm bunu, bir türlü bel ağrısından başlayamadığım yer egzersizlerimle ilgili kendimi yapabileceğime ikna ettim durdum; Yalova yolunda benim sevdiğim yeşil vadiyi izlerken özellikle de, bir gaza geldim ki... Bir yanım, ya yine yapamazsam, bugün yarın başlayamazsam diyordu ama; nihayetinde de bugün yere oturdum ve egzersizlerime giriştim! :)

Yeni hafta ile beraber daha kararlı idim, bugün (25.06.2019 Salı) itibariyle başladım işte çok daha fazla geciktirmeden neyse ki; yere inmeden önce oturduğum yerde ısınma hareketlerimi yaptım, kol ve gövde olmak üzere. Gelgelelim yere indiğimde bugünkü kadar fazla hareket halinde bulunamam sanıyordum ki, yaklaşık 3 saatten fazla "oturma, yatma ve yerde yüzüstü" olmak üzere hareketlerimi de yaptım. :) Biliyor musunuz, şu saatte fazlasıyla karın kaslarımın ağrısını yaşıyorum. Yerde gerdirmelerimi de kol hareketlerimi de yaptım ama dinlene dinlene yavaşça yaptığım bu hareketlerim bile, beni hamlığımla karşılaşmaktan geri koyamadı tabii! :)

Yeni hafta ile bir diğer yapmak istediğim, ingilizce çalışmalarıma geri dönebilmek olsa da; bir onu, bir de buraya dönemediğimi farkettim. Eskisi gibi size anlatmak istediğim, ayrıntılarıyla konuları derinleştirmek istediğim kendi durumuma dair konular birikti tabi; onları da yazmak istiyorum. Ama nedense hala böyle geçiş yazıları yazıyorum (yaklaşık 3 haftadır hem de), bundan ben de sıkkınım ama inşallah geçer biter diyorum... :) Neyse, yorgunluğumu atmak üzere yatmaya gidiyorum; bir günü daha öyle böyle bitirdim işte, şükür.


Yeni hafta ile bir şeyi daha keşfettim; susmamak lazım, bazı şeyleri bizzat kızgın kırgın olduğunuza anlatamıyorsanız da, yakınlarına anlatmayı ihmal etmemeniz gerek. Bu hafta size önerim, anlatmayı ihmal etmemeniz; içinize atmaktansa, bazılarının kulağına kar suyu sokup yolunuzu bulmalısınız! Önemi, değeri büyük zira bunun. Hayat değişmiyor, siz sustukça ve durdukça insanlar yapacaklarından geri kalmamaya devam ediyor. Ne yazık ki! Siz yine de sizi bir daha kırmamalarına dair uğraş verin, benim gibi. Bırakın ayıp olsun, bakmayın yüzlerine. Size değer vermeyen ve hırpalamaya devam edeceğini düşündüklerinize karşı tedbirlerinizi almaktan vazgeçmeyin. :)

Sevgilerimle... =)

21 Haziran 2019 Cuma

İlk Okul Karnesi, Maviş, Kış Nefesi - Haziran 2019



Bugün bir hafta oldu, yeğenim Kağan ilk okul karnesini alalı ve Maviş de onunla beraber bizim evde kalmaya başlayalı... :) İlk okul karnesi başkaymış gördük uzun zamandan sonra, heyecanı ile öğrendiklerimizi pekiştirmelerimize giriştik bu sıra başlayan tatilimizle. Yaz tatili başlayan tüm öğrencilere verimli bir tatil, ailelerine de kolaylıklar diliyorum; dışarıya pek fazla çıkmayan çocukların döneminde yaşadığımız için, evin içinde zorlu geçiyor tatiller yakinen biliyorum ben de... :) Hadi her yönden hepimize iyi tatiller olsun inşallah... 

Ablam ile eniştem, evlerini boya badana yaptırdı ve hazır el değmişken iki odanın değiş tokuşunu içeren bir tadilata giriştiler geçtiğimiz haftadan başlayarak... Kağancım, evlerindeki temizlik hala bitmediği için akşamları da bizde kalıyor bir haftadır ama iyiden iyiye de özledi evlerini tabii. Ödevler yapıyoruz, oyunlar oynuyoruz ama iki gündür yetmiyor kuzuma; iyice sabırsızlandı bu ara, iki gün sonra bitecek temizliği ablamın da döneceğiz eski düzene yine neyse ki... (:

Karne güzel geldi, okuma yazmayı öğrendik zaten bu sene ve öğrenim hayatına giriş yaptırdık çok şükür Kağanıma. İlkokulun ilk senesi bitti işte öyle böyle, yaz tatilimizde öğrendiklerimizi pekiştirme ve okuma yazmamızı daha da geliştirmeye devam etmeye giriştik bu sefer de... Öğretmeninin verdiği yaz tatili dergilerini ve ek olarak verdiği bir kitabı daha yapıyoruz her gün. Günlük 1 saat ders çalışmalarını, on dakika sesli okuma yapmalarını ve de her gün kitap okumaya devam etmelerini istemiş öğretmenleri. Oyunlarımızı da ihmal etmeden, ödevlerimizi yaparak günlerimizi geçiriyoruz bir haftadır... :)

Bunların yanı sıra; hep daha fazla oyun oynamak, hayatla doğayla iç içe olmak, çok sevmeyi ve saygıyı öğrenmek de ödevlerimiz arasında bizim. Her öğrencinin yaz tatilinin olmazsa olmazı olmalı diye düşünüyorum. Gündüz ablamla eniştem işte, Kağanım da okulda olduğu için evde yalnız kalan Maviş 1,5 ay sonra kendine geldi ve açıldı resmen... Kağanla bizim koşulsuz sevgiyi Maviş sayesinde bir haftada öğrenip, korksa da yaklaşmayı onun hayatına saygı duymayı öğrendiği gerçeğimiz baki şu sıralar. İlk defa bir hayvana bağlandığını görüyorum Kağanımın; öyle ki başlangıçta geldiklerinde alelade benim kuşum diyordu Maviş'e, ama şimdi "Kuşcum" diye seviyor Maviş'imizi. Bizim kuşumuz oldu şimdi Maviş, akibeti ne olur bilinmez; bir onlarda bir bizde olacak gibi belirlenene dek de... :)



Kağancım öyle korkuyordu ki başlarda, ne elini uzatıyor ne de üzerine konmasını istiyordu Maviş'in. Maviş ise, bir tek Kağan'ın sesine duyarlı; ilk uçurduğumuzdan bu yana, evi bilmediği için uçarken telaşlandığında Kağanım "Maviş dur!" diyor ve o da sakinleyip konuyor hemen bir köşeye. :) 

Korksa da yaklaşmasına bir engel olmadığını öğrendi Maviş'e bu bir haftada. Maviş daha 3 aylık bir bebek, ısırmaya bile gücü yok ama Kağanım elini uzatamıyordu başlangıçta. Şimdi öyle böyle, elini uzattığında kendini korumak için gagasını açıp kapadığını ama bir şey yapamadığını görüyor. Üstelik bunun yanı sıra, Maviş bir tek Kağan'a kaşıtıyor kendini; onun elini uzattığını görünce kaçmıyor şu sıra dışarıda iken, biz elimizi atar atmaz uçuyor oysa. Sanırım o Kağanın kendi kadar küçük olduğunu biliyor, tam da hayvanların bildiğini söyledikleri gibi... (:

İnstagram hesabımda da söylediğim gibi, Maviş'i bir ben doya doya öpüyorum şu ara. Omzuma konduğunda, boynumu ona döndürüp öpüyorum gagasını kendimce. Başta gagalıyor kendince, öpmeye devam ettiğimde ise sadece gagasını dudağıma uzatıyor biraz ve bıcır bıcır bir şeyler söylemeye başlıyor kendince... Henüz konuşamıyor, gagasından çıkan mantıklı bir kelime yok ama bıcır bıcır gagasının altını şişirip konuşmaya uğraşıyor işte... :) Bir kuşun şu hallerini izlemek benim için en güzel manzaralardan biri resmen yine şu aralar!

Fotoğraflarda gördüğünüz üzere; benim omzumda olmaktan, Kağanımın da kafasında takılmaktan mutlu oluyor Mavişim. Şu an en çok babama güven sağlamış durumda, bir onun eline gidiyor ama Kağanımın omzunda geziyor sadece salondan mutfağa kadar mesela. Aile üyelerinin her birini kırmıyor yani, anneme de gidiyor bana da geliyor. Annemle benim öpmemize izin veriyor mesela ama en çok babama el uzatınca gidiyor. Babam harici diğer her birimize ya çağırınca ya da kendi tercihiyle geliyor kısaca... Bir hayvan da ilgiyle ve sevgiyle açıyor kendisini dünyaya, bir çocuk da. Kağanımın şu sıra korkularını yenip Maviş'e yaklaşmasını takdirle izliyorum. En layıkıyla yaptığımız ödevlerden biri bu şu sıra... =)



Bizim Kağan ile iki sene önce Ayşe teyzemizin getirdiği üzere boyamaya başladığımız, her yaş için boyama kitabımız vardı. Kimi zaman boyadık, kimi zaman ara verdik uzun sürelerle. Derken 15 tatilden sonra, 3-4 gündür yine boyamaya başladık. Boş boş karalanan sayfaları yırttık, birkaç sayfa silinemeyen kurşun kalem izleri ile doluydu onların üstüne çıkartmalar yapıştırdık. Derken bir sayfa o bir sayfa ben yan yana boyayıp, üstteki gibi birkaçını da fotoğrafladık (Soldaki resimler benim boyadığım, soldakiler de Kağanımın)... :) 

Bu sıra elimden düşmeyen Kış Nefesi adlı kitabım var, Kağanımdan fırsat bulabildiğim ve de bazen izin alabildiğim ölçüde okuyorum da; bitsin de istemiyorum şu ara! Beatrice ve Carter'ın hikayesini okumak bir yana, diğer okuduğum 4 kitaptan ayrı sakin bir heyecan yaşıyorum nedense. Yine de bitirmek istemiyor ve de sizlere de önereyim diyordum ne zamandır da. Birkaç güne biter de, son çıkan kitabını da alırım bir sonraki alışverişimde umarım diyorum... =)

Boyama ve okuma yapmalarla, ödevler ve oyunlarla geçiyor günlerimiz yine bu ara. Dolu dolu, kendim ne yazdım ne yazmadım hatırlayamadığım dozda geçiyor yani günler ya; bloğumu boşladım bu ara. Diliyorum planlarıma dönerim de, yazarım yine aklımdakileri de şuraya. Şimdilik gün bitmeden bu yazıyı tamamlıyorum ama son olarak Beatrice ve Carter'ın hikayesinin anlatıldığı Kış Nefesi'nden bir alıntı ile ayrılayım buradan; görüşmek üzere diyerek... 


Gerçekten... Hassas meseleler kararlılıkla ele alınmayı hak ederdi. Aksi halde söylediğiniz her şey boş mazeretler gibi görünmekten başka işe yaramazdı. Tıpkı o an olduğu gibi... 
Ve sonra da pes ederdiniz. 
Pes etmenin kötü bir şey olduğunu kim iddia etmişti acaba?
(Sayfa 269. Kış Nefesi- Rita Hunter)

11 Haziran 2019 Salı

Bayramımızdan Kalanlar - Haziran 2019


Ramazan bayramı biteli neredeyse haftası dolacak (biraz daha abart Didem!), ben daha ramazan bayramından kalanlar'ı bitiremedim kendimce. :) Hazır fırsat bulmuşken bunu da bitireyim dedim kendimce, bugün yapacağım yığılmış bir iş vardı; onu bir çırpıda halledince, bir güç geldi bana! :) Hadi sürsün gitsin bu güçlü verimli hallerim inşallah...


Bayram tatilinde, aile üyelerimin günlük telaşelerinden arınmış olarak tek dertlerinin (çok şükür ki); "Şimdi ne yapacağız", "Nereye oturacağız" olması sebebiyle, tatilin en mutlusu bendim bence. :) Her biriyle ayrı ayrı keyif  çattım, örgümü de ördüm kitabımı da okudum, Kağanımla oyunumu da oynayıp, laklakımı da ettim. Derken bitti işte bu tatil de, darısı bir dahaki böyle kalabalık tatilimize olsun; mutlulukla, sağlıkla, huzur ve bereketle beraber... :)

Tatiller önemli ve değerli, hele ki zamanın telaşesinin git gide büyüdüğü şu günlerde... Ne yaşıyoruz, ne yapıyoruz gün geçtikçe bilemez oluyoruz ya hani rutinde. Rutini bozmaya fırsat bulabildiğimiz tatillerde ise, çevremde rutinlerinden uzak daha çok kaliteli vakit geçirebilmeye dair fırsatları ele geçirmiş sevdiklerimle bir arada olabilmek daha da güzel! 

İki kitap okudum bu tatilde, bundan önceki yazımda da bahsetmiştim muhtemelen. Bu kitaplar, Başıbozuk Sevdalar (Canan Tan) ve Ermiş (Halil Cibran) idi. Başıbozuk Sevdalar'dan "Didem'in Gözünden" adlı sayfamda bahsedeceğim neler hissettirdiğine ama bir küçük hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim buradan da. Yazınca buraya eklerim mutlaka... Ermiş adlı kitaba gelince ki kendisini başucu öğütler kitabım yaptım; çok beğendim, aralıklarla okumak istiyorum ve her sözüne ayrı bayıldığım aforizmalara sahip kendisi. Bu tarz içeriğe sahip kitapları okumayı seviyorsanız, okumak isteyebilirsiniz belki. Önerimdir... 

Düşüncenizde hep bilmiş olduğunuz şeyi kelimelerle de bilmek istersiniz. Düşlerinizin çıplak bedenine parmaklarınızla dokunmak istersiniz. Doğrusu da bunu yapmanızdır. 
Ruhunuzun saklı pınarı mutlaka yükselip denize koşmak ihtiyacındadır mırıldanarak; sonsuz derinliklerinizin hazinesi gözleriniz önüne serilecektir. 
Ama terazilere vurmayın bilinmez hazinenizi; bilginizin derinliklerini sırıkla veya iskandil salvosuyla ölçmeye çaışmayın. Çünkü benlik sınırsız ve ölçüye gelmez bir denizdir. 
"Hakikati buldum" değil, "bir hakikat buldum" deyin. "Ruhun yolunu buldum" demeyin. "Kendi yolumda yürürken ruhla karşılaştım" deyin. 
Çünkü ruh her yolda yürür. Ruh ne bir hat üzerinde yürür, ne de saz gibi büyür. Ruh sayısız taç yapraklı lotus çiçeği gibi kat kat açılır. (Sayfa 30, Kendini Bilmeye Dair)

Çok okudum diyemem, yanımda götürdüğüm kitap sayısı hayli az gelmişti zaten. Ermiş kitabının kısa olmasına rağmen, içeriğinin derin oluşu sebebiyle; dönüp dönüp okumama sebep oldu neyse ki. Ögü ördüm ve bol bol müzik dinledim, ablamla ve Kağanımla bolca sonrasında... Çok atıştırmalığa daldım bu sefer. Tatil de olsa, bu kadar yenmemeli; "tamam tatildir, yapılır" desek de, bir daha böylesi olmasın diye, kendimi fazlasıyla kontrol altına almam gerektiğini düşündürdü bana! =)

Doymaya fırsat duymadan yediğimiz bir tatil oldu ve sonra bolca okey oynadığımız... Balıkesir/Güre'den aklımda kalan sivrisinekleri oldu ki, ailemizin her bir üyesi bir avcı oldu resmen. Anlamadığım şey, o sivrisineklerden birinin mutlaka ama mutlaka gece beni rahatsız etmesi idi; ki bu sebeple pikeyi başımın tepesine çekerek uyudum hep, gün aydınlanana dek... (:


Örgün öğretim üniversite okuduğum il sınırlarında bulunmak mutluluk vericiydi sonra. Hem de tüm aile üyelerimle... Ablam ben üniversiteden mezun olacağım sene yeğenime hamile olduğu için, mezuniyetime dahi gelememişti; yolculuk yapmak yasaktı. Hep içimde, beraber benim ikinci şehrim diyebildiğim o şehirde olma arzusu vardı. Bu ramazan bayramında, Sındırgı tarafına geçemesek bile Balıkesir'i gördü neyse ki ablam da. Bu isteğim gerçekleşti en azından... Bir gün inşallah, Sındırgı tarafına da gitmek nasip olur ailecek bu tayfa beraber...

Saniye kivram ve Kamil kivram ile güzel geçti işte bayram, bu çerçevelerde; beraber kahve sohbetlerimize de, okey fasıllarımıza ve anlaşamamazlıklarımıza da teşekkürlerimle yine... :) Ördüğüm pembeli etol tipi kısa şalımı bitirmeye yüz tutturtum sohbetlerimiz sırasında. Hani o kalabalık arasında; "nasıl olsun, olur mu öyle şey, böyle olsun, tamam madem" anlaşması ve anlaşamamazlığı oluyor ya, bazı sıkıntılı anlara rağmen (kalabalıkta anlaşmak güç oluyor ya hani, tatlı tatlı)... Öyle anlarda bir arada bulunmak yine güzeldi işte...

Saniye kivram ve Kamil kivram, hep bahsediyorum "anneanne ve dede tarafından aile dostumuz ve ailemiz bizim yıllardır." diye. Kağanımın kirvesi, büyük oğulları Ufuk abi... Bu gittiğimizde kısmetse düğün bir sonraki yaza diye de konuştuk, ki bu konuda dahi anlaşmazlıklar yaşanıyor ya şu sıra; Allahım tamamına erdirsin inşallah! =)

Bizi o çevrede gezdirdi de Saniye kivram bu arada; akülü sandalyem kurulu durdu, gün gün şarj ettik. Orada iken 3 kez dışarı çıkmak nasip oldu; ilki ablamla, ikincisi annem ve Saniye kivram ile, üçüncüsü de annem, Saniye kivram ve ablam ile beraber... Biz ablamla ilk çıktığımızda hava kararmıştı, çok kısa bir sahil ve evin çevresini turlamaya fırsat bulabildik ancak. Nereye saplanırız bilemediğimizden. O kadar çok hanesi olmasına rağmen, o tarafın çevre düzenlemesi eksikti. Dilerim bir daha her nereye gidersem gideyim, akülü sandalyemle her yerde tamamiyle varolabileyim!

Annem ve Saniye kivram ile gittiğimizde ise dışarı, epey uzaklara gittik. Hava kararmadan önceki 1 saatte gitmiştik. Dut ağaçlarından dut toplayıp yedik, çevreyi gördük gezdik ve ev bile baktık. (Saniye kivramlar daha ulaşımı kolay bir yere taşınmak istiyorlar zira, Güre'ye 2 saatte bir otobüs varmış ve şehre uzak tabii ki). Kendi oturduğum yerde de daha çok böyle dışarıya çıkma fırsatına sahip olmak isterim tabi, şu an mümkün olamasa da bir gün nasip olacak o da inşallah diyoruz...

İlk günlerimde Saniye kivram çıkıp çıkıp gezmediğime içerledi, oysa benim akülü sandalyemin akü problemi var şu an garantiye gidecek, bir de çevrenin durumu gerçekten tek başıma gittiğimde yolda kalabileceğim durumlara sebebiyet verebilecek vaziyette... Neyse ki, bayramın ikinci günü kendisi çıkardı da annemle gördü işte durumu. Beraber çıktık fırsat buldukça da ya işte... :)


Buraya da bir not koymak istiyorum; sevdiklerim beni özgür halde, sokaklarla görmek-görebilmek istiyor ve tabii bunu ben de istiyorum. Ama çevre düzeni (sadece sokaklar değil, sosyal yaşam alanları ve apartmanlar dahi), benim bu özgürlüğü yaşayabileceğim ölçüde düzenli değil. Çevrenizde var ise engelli tanıdıklarınız, onlara da sorsanız ülkemde maalesef içler acısı vaziyette kalıyor çoğu il ve ilçe... 

Bizleri görmeyi sizler de istemelisiniz bu süreçte, bizler kadar sizler de gerekli görmelisiniz ki, aranızda dolaşabilenlerden olmamızı. Farklılıklara kendinizden başlayıp, en küçüğünüze olması gereken olduğunu anlatmalısınız.... Ben artık alıştım, hiçbir bakış beni rahatsız edemiyor eskisi gibi (çok nadir zamanlar haricinde) ama; gözlerinizle yargılar gibi bakmazsanız da daha çok var oluruz sizlerle. Bu sizler için yabancı bir durum değil, dışarıda olmak sizin varoluşunuzun bir parçası. Ama ben ve benim gibiler için eksik kalmış bir yanımız ne yazık ki. Düşünün ve ne yapabilirsiniz bulun biraz, hepimiz için. Olur mu? =)


İnstagram hesabımda bununla ilgili resim ve yazı paylaşmıştım; 5 Haziran 2019 günü, burada görebilirsiniz. Onu da okuyun isterim... 


Balıkesir/Güre civarında, dönmeden önceki son akşam oynadığımız okeyler haricinde; çok az oyun kazanabilmişimdir. Ama o son akşam var ya, karşımda oturanlar oldu ve akşam boyunca ben her oyunda oynayan kişi idim. Kim karşıma geçti ise, onunla beraber tüm oyunu aldık işte. Gerek sondan, gerekse de baştan... :) Ne dersiniz, Balıkesir/Güre bundan sonraki egzersiz düzenime ve daha nicesine uğurlu gelir mi? Ben bir anlam çıkartmak istiyorum, canım öyle istiyor nedensiz! :)

Okuduğunuz için teşekkür ederim, bayramımızı güzel kılan tüm sevdiklerime de teşekkürlerimle... Sevgiler... (=

9 Haziran 2019 Pazar

Pazar Yazısı #59 - Rutine Dönüş Pazarı


Geçen hafta bugün bayram tatili sebebiyle ablamlarla beraber Balıkesir/Güre'ye, Saniye kivramla Kamil kivramlara gitmiştik ve dün akşam üzeri evimize döndük yeniden... :) Bir haftalık tatilin ardından, sevdiklerimizle geçirdiğimiz güzel günlerin ardından; yeniden rutine dönme günümüzdü bugün. Çantalar boşaltıldı, rutine dönme hazırlıkları olarak kıyafetler yapıldı ve de yeni hafta başlamadan iyice dinlenildi... :)

Evden uzaklaşıp soluklanmak kadar, eve dönmesi de güzel tabii... :)


Haziran 2019 Ramazan Bayram tatilinde Balıkesir/Güre'de ailecek beraberdik de, uzun zamandır ablamlarla beraber yapmadığımız yolculuğu yaptık yine. Gitmesi de, orada vakit geçirmesi de, gelmesi de benim için ayrı eğlenceli ve lezzetliydi her şeyiyle... (:

2019 başladı başlayalı oynamadığımız kadar "okey" oyunu oynadık mesela, yemesi ve oturup sohbeti boşluğu bol bir tatildi. Kalabalığa girdin mi sevdiklerinle, orada mutlaka yeniyor ya hani; atıştırmalıkları baya kaçırdım bu tatilde ama döndüm yine rutinime...

Saniye kivramların şimdiki oturduğu bölge, çok sessiz sakin bir bölge idi ve gezme fırsatım da doğdu bu arada biraz... Üç kez o çevrede gezme fırsatı buldum ki, bu normal zamanda oturduğumuz bölgede bile bir haftada çıktığım sıklığa eş değer değil... Ama tabii Güre'nin de kendince eksi yanları vardı, misal sivrisinekleri! :) Gerçi Edremit Belediyesi'nin whatsapp'ından şikayetimizi dile getirdik ve ilgileneceklerini yazdılar... Güre henüz benim kendi başıma gezebileceğim gibi yollara sahip değildi, o yüzden hep annemlerle veya ablamla çıktım dışarı. Ama yine de güzeldi. Dilerim, o özgürlüğe hep sahip olabilirim; öncelikle kendi şehrimde, hem de her şehrimizde...

Bugün rutine dönüş pazarımız ya her birimizin; çalışan, okuyan veya çalışıp okumasa da tedavilerine ve gündelik işlerine devam edecek olan herkesin! Bizim evde ve bir hazırlıkla geçti işte. Ben tatil için yanımda götürdüğüm örgümle beraber vakit geçirdim bugün daha çoğunlukla, geri kalan kısmını bitirdim; elimde olan ipi bitirdim, tabii eşyalarımı toparladıktan ve de kendime geldikten sonra... :) (Etol tarzı bir şal oldu, oldukça sade ama benim düşünceme göre oldukça şık. Fazla ipleri kesildikten ve de ütüsü yapıldıktan sonra, manken üzerinde de fotoğrafını çeker ve buraya atarım fotoğrafını.) 

Tatile gelince, bayram tatilinde iki kitap okudum; bir yazı yazabildim buraya (ki kendisi burada), instagramımda da paylaşım yapabildim, ablamla beraber oturup örgü de örüp anda da kalabildim, Kağanımla oyun oynayıp çizgi film de izledim... Bana göre ideal bir tatildi tabii, sakinlik ve sevdiklerimle dolu. Sanırım tek eksi yanı, kalabalıkta çok yemesi ve rutin düzenden sapması idi benim için. Ama gel gelelim, tatiller de bunun içindir değil mi; birarada iken olur öyle şeyler... :)


İşte bitmek üzere olan bir rutin pazarında iken, demek istiyorum ki; yapacak çok iş var, rutine dönmek ve bedeni toparlamak da zor ama yapılamaz değil. Tatil bitti, kendimize ve rutine dönme vakti şimdi. :) Böyle bir zaman dilimine başlamak için de pazar gününden başka bir gün düşünemiyorum ki... Diyebilirim ki, yenisi olacak bu deli dolu tatillerin gelecek yine bir başka fırsatta! (: Kendime çeki düzen verme fırsatını daha sıkıca ele alma zamanımın geldiğine az biraz ürkütücü gözle bakıyorum bu sefer ama bir dahakini daha durdurulamaz atlatmamak için daha iyi olmam gerek ya... Egzersizlerimi, yeme içme düzenimi ve hazırlamam gereken kendi düzenim doğrultusunda planlarımı rutinde uygulamaya geçirmem gerekiyor yine bu hafta. Hadi hayırlısı diyelim bundan sonra da, verimli bir süreç benimle ve bizimle olur inşallah!


Rutine dönme pazarımız çok kararlı bitsin ve sonrası hepimizin istekleri için verimli olsun diliyorum. :) (Hani hiç yapmadığım değil ama bir haftalık kendime gösterdiğim bazı müsemmaları sürdürme isteğim baki şu anda benimle sadece. Kolaya ne çabuk alışıyor insan!) Sizin tatiliniz nasıl geçti, rutine dönebildiniz mi çabukça? Öneriniz var mı bana da, bir yavaştan alma hali hakim bende şu saatlerde hala! 

Ya siz, siz nasıl geçiyorsunuz böyle zamanlarda rutine? Benim motivasyonum kitaplar ve müzik oluyor çoğunlukla. Okumamı bekleyen kitaplarım için sabırsızlanıyorum yine. Yeni haftada görüşmek üzere; mutlu pazarlar ve mutlu haftalar diliyorum hepimize... =)

5 Haziran 2019 Çarşamba

Birkaç Günlük Dedikodu Ve Bayram - Haziran 2019


Herkese Ramazan Bayramının ilk gününden merhabalar ve mutlu bayramlar inşallah... :)



O çok sevdiğim tatlı bayram telaşları hakimdi bayram öncesi bizim evde de ve umuyorum sizlerin evinde de öyleydi işte; temizlikler, üst baş hazırlamalar ve bayram planına göre değişen dahası... Aslında bayram sevinçleri belki de bizim içimizde. Yalnızsak bile bu yalnızlığı gidermek için fırsatları oluşturmak bizlerin elinde, imkanlar ve de istekler doğrultusunda tabii ki de...

Bayram demek benim için; ilk bayramlık telaşım, bol şekerim çikolatam ve de doya doya gezip de sohbete doyulmayan o ortamlarda bulunmaya üç günü az bulmam demek aslında. :) Şimdiki Ramazan bayramları eskisi gibi dolu dolu geçmese de, hatırlamak bizlerin elinde. Bu bayram da bir önceki bayram gibi sessiz sakin geçecekse de yapacak bir şey yok, eskileri hatırlamaktan başka...

Perşembe günü Yalova'da idik, Cuma günü kitabımla haşır neşir olmaya çalıştıysam da yeğenim evde idi imkanım olamadı bitirmeye ve Cumartesi günü de bayram hazırlıklarımız hakimdi annemle... :) Ceviz ayıkladık epey, baklavamız için ve öncesinde de yola çıkmadan öncesi için hazırlıklar yaptık işte...

Cumartesi günü Allaha şükür dediğim süreçleri de yaşadım tabi, ellerim sertleşe sertleşe cevizleri ayıkladıkça çok ama çok eski anım geldi aklıma; drama yapmak gibi olmasın da, onu dahi yapamadığım kısa süreçli zaman dilimi geldi aklıma...

Sonra önceki akşam yatağıma yattığımda aklıma bir bayram sabahı gelmişti, bu anı bloğumda da durmalı; unutmam da, olur ya netlikle hatırlamazsam! dedim işte kendimce... (:

Bayramın ilk günü, üzerimde grili bayramlıklarım var; gri desenli bir dar pantolon, gri örgü ve de satene kaçan kumaş detaylı uzun kollu bir bluzum var üstümde. O bayramlığı nasıl severek almıştım o sene Özdilek'ten! :) Bayram sabahı, ilk büyük misafirleri ağırladığımızdan hemen sonrasında gelen arkadaşlarımı hatırlıyorum; Damla, Duygu ve Seda. Damla beyaz tonları giymiş, Seda'yı netlikle hatırlamıyorum mavi idi zannımca ve Duygu'm yeşil tonları giymişti (ruhu hep huzur bulsun!)..
O bayram sabahı beraber odamda neşeyle baklava yediğimizi hatırlıyorum ve o anıyı hiç unutmayacakmış gibi gülümseyerek üçünün daha çok baklava yeme telaşını izlediğimi. Birbirleriyle gülerek atışmalarına az sonra ben de katılmış ve payıma düşen kadarıyla tabağımdakinden bir fazla yiyebilmiştim ben de... :) 

Sonuç olarak şu basit anı benim için öylesi özel ve de unutulmaması gereken kategorisindeki. Bir de iyi ki anılar bizimle kalabilen türden saklanabiliyor: aklımızda tutamasak da, yazarak veya fotoğraflayarak saklanabiliyor işte. Şükür... 🙏


Bu Bayramı Balıkesir'de geçirmek kısmet oldu, seneler sonra... :)



Örgün üniversitemi okuduğum şehirde yeniden bulunmak, Balıkesir'de bulunmayı böyle adlandırıyorum ben... Özlemişim valla buraya varmak üzere yola çıkmayı ve bu il sınırlarında uyumayı. :)

Yolculuk güzel geçti ve bu haftayı ablamlarla beraber burada başlattık. Onlar da uzun zamandır bu kadar uzun süreli tatil yapmıyordu, birlikteliğimizi yolculukta özlemle kucakladık resmen; çok güldük yol boyu sohbetlerimizde... Bu yolculuğu unutmayacağım özellikle...

Pazar günü farkettim, yola çıkmak çok zorlu olmuş benim için. Her şeyi ama herşeyimi almak istedim çünkü yanıma. :) Altı üstü bir haftalığına geliyoruz hani buraya, Saniye kivram ve Kamil kivramın yanına ama kitaplarım defterlerim ve de örgüm derken; sayılarını ayarlamak başta zor oldu. İster istemez oturduğum yerde evde iken, sık kullandığım veya elimin altında olmasını gerekli gördüğüm eşyalarım yanımda oluyor genelde.. En sonunda; iki defter, iki kitap, kalem kutum, kişisel bakımım için yanımda bulundurduğum gül suyum ve pamuğumun da içinde bulunduğu cüzdanım derken içeriğini epey daraltmayı başardığım çantamı hazırladım ama o arada epey de yoruldum.. :) Örgüm de yanımda, şükür keyfimiz de yerinde işte.

Bir diğer farkettiğim ise, epeydir aile üyelerimin her biri ile çok fotoğraf çekinmediğimizdi. Yolculuk bize hem bu yönden hem de daha sağlam sohbet etmek yönünden güzel anılar bıraktı velhasıl... (:


Balıkesir'de şu kolajdaki gibi geçiyor günler; Güre'de, Saniye kivram ve Kamil kivramın evinde... Burada uyandığımız ilk gün elimdeki Başıbozuk Sevdalar'ı bitirdim bile. Yarısında idim zaten ama bayramdan önceki hafta içi son üç gün yeğenim evde de olunca bitirememiştim. Bitirilmeyecek, okuması zor bir kitap değildi ama eski Canan Tan kitapları gibi de değildi yani. Yorum yapmalı mıyım bilmiyorum; açık hava ve sevdiklerimle beraber takılırken okuması çok güzeldi de, sonlara doğru büyük hayal kırıklığına uğradığımı es geçemeyeceğim. "Didem'in Gözünden" adlı bloğumda bayram sonrası yazılarımdan ilkinde yer vermeyi de istiyorum bu arada... :)

Saniye kivram'a hediye kitap getirdim kitaplığımdan gelirken, kolajda görüldüğü üzere. Özellikle Sevdalinka'yı ben beğendim, o da okusun dedim.. Saniye kivramlarda kahve keyiflerimizi çok severiz biz, her gün doya doya bunun tadını çıkarmaya ve örgü örmeye kitap okumaya devam ediyoruz işte... Bir de yeğenimle bilgisayarın ve internetin yokluğunda daha da çok sohbet ediyoruz. Ortam etkili, okulun olmayışı daha da etkili tabi. Son zamanlarda eve okuldan yorgun gelen yeğenimle, daha az sohbet daha çok oyun oynar halde idik. Şimdi enerjisi toptan dengelendi, doğa onu da ele geçirip huzuru vermeye başladı. Hep doğaya aşık ve doğayla iç içe olma fırsatını yaşayabilir kuzum inşallah... 🙌

Burası hakkında düşündüğüm ilk şey, keşke Akdeniz gibi sıcak olsa ve biraz daha hareketli olsa diyeydi. Sessiz sakin bir yer burası, doğası cıvıl cıvıl ama denizi soğuk ve çevresi şehir içlerine göre sessiz buraların. Tatil beldeleri kadar da hareketli değil; hani emekli olunca taşınılması istenilen sahil kasabalarından, her yeri villa tarzı müstakil ev olan yerlerden. Ama gel gör ki insan alışıyor ve benimsiyor ya hemen, ilk gün hiç benlik gelmeyen yer için; sadece kumsala doğru yolları daha çok düz alanlara çıkabileceğim kadar bakımlı olsa idi diyorum sadece... Kivralarımız şimdilik kirada ama bu çevrede daha toplu taşımaların sık geldiği ulaşımı kolay bir yere taşınmak istiyorlar zamanla... :)

Bayrama gelince, o da güzel geçiyor bu çerçevelerde işte; küçüklüğümün bayramları gibi dolu dolu değilse de, oldukça her anı sevdiklerimizle yan yana dolu dolu geçiyor işte. Bayram dediğin de budur zaten diyorum, evde sessiz sakin bayram geçirmek bana göre değil; ben vaktimi kaliteli geçirmeyi seviyorum böyle zamanlarda, yalnızlığın da bu zamanların da yeri zamanı ayrı olmalı... :)

Birlikte yemesi içmesi, oturması kalkması, her şeyiyle tatil dediğin kalabalık olmalı; misafir ağırlamayı da misafir olmayı da seviyorum ben. Burada ilk yattığım gün, alt katta yatabilmem ve üst kat odalara çıkamayacağım için zorlu geçti. Oturma odasındaki koltuklarda yatamam diye koltuk indirdik ama ilk gecemde o dar koltukta hareketsiz uyudum oldukça; ona rağmen de rüya gördüm ve geleceğe yordum, hani ilk kez yattığınız evde gördüğünüz rüyalar geleceğe yorulurmuş ya" diye dua etmiştim o gece Allah'a. Öyle güzel karşıladı beni, şükür ki... 


Kendimi bir işte çalışırken gördüm, üstelik ayakta idim... Emek verdiğim bir iş üzerine tartışıyordum bir arkadaşımla, mutlu ve başımı kaşıyamayacak kadar da meşgul idim.
Hayallerimi yaşıyordum ki, iş yerimize çok sevdiğim bir yazarımız Şermin Yaşar'ın gelmesi ile daha da güzelleşti rüyam. Onun tarafından yüzüm okşanarak huzurlu bir sohbeti paylaşırken bitti rüyam... Güzel şeyler olacak inşallah, zaman dedim zaman. Rüyamda bana bu öğütlendi durdu işte... ☺😇
Bayram güzel, buralarda sevdiklerimle olmak daha da güzel. Havalar ısınsa çok daha güzel olacak ya, üşüyorum Balıkesir'de biraz da. Bayram sonrası hava düzelecek ve kaslarım daha da toparlanacak diye umuyorum. 

Kalbimi, ruhumu, düşlerimi ve düşüncelerimi beslerken güzellikleri diliyorum hepimize; birkaç günlük dedikodu ve bayram yazımdan bu kadar,