19 Eylül 2018 Çarşamba

Ruh Beden Zihin, Bir Arada Olmalı İmiş


30.06.2018 tarihinde yazdığım yazım, deneyimlerimden. Taslaklarda öylesine unutuyorum ki bazen...

İki hafta önce idi, acı getiren bir işlemden geçiyordum (madem öyle söyleyeyim, epilasyon aleti ile anneme bacaklarımı aldırıyordum); her zamanki gibi beni acıtacağını umuyordum ve fazlasıyla kasacağını, ama öyle olmadı...


Bacak kaslarım, epilasyon sırasında en çok acı gören yerim. Yapıldığı sırada hastalığımdan ötürü oluşan bir hassasiyetten sebep garip bir acı oluyor, daha çok uyuşma gibisinden ama ıssırgan değiyormuş gibi yakan bir acı sanki. Zamanla daha çok acır oldu ise bile, azalmamıştı hiç iki üç hafta öncesine dek...

O gün dayanılabilir olan ama yine de o acıdan başka bir şey düşünemediğim ve beni kasan bu ağrı ile başa çıkabileceğimi düşünüp denemek istedim. Nasıl oldu derseniz, birkaç zamandır okuduğum meditasyon, ruh-beden farkındalığı, zihni yönetme ve stres ile başa çıkabilme yöntemleri gibi makalelerden güç aldım. Benim okuduğum makalelerin bütününden, beyine giden komutların ruh ve beden bütünlüğüyle esas uyumu sağlayabildiğini anladım. Tamamen böyle olmalı yazmıyordu, ama benim anladığım ve deneyimlediğim bu yönde oldu.

Belki de bana iyi gelen böylesi oldu, bilemiyorum. Zihnimi bazı anlarda meşgul edip başarabileceğimi de o gün daha iyi gördüm herhalde, annem bacaklarımı alırken bu sayede tek bir acı bile hissetmedim. Başlangıçta acı vardı, sonra tabiri caizse beynimi oradan uzaklaştırarak acıyı dayanılabilirden hiçe doğru getirebilmiştim şükür ki. Tek yaptığım; ruh-beden-zihin'e odaklanmaktı. Bunu gözlerimi kapatmış halde, kendime bunları hatırlatarak başarabileceğime inandığımda oldu. Acı hiç yoktu demiyorum, ama cılız bir sinek ısırığı boyutuna gelmişti işte. Annemle konuşabiliyordum, gerilmiyor ve tüm vücudumu yormamayı başarıyordum...

Tek dediğim, kendimi odaklamak için "ruh-beden-zihin" diye içimden tekrarlamak ve anın acılı kısmına değil diğer kısımlarına odaklanmaktı. Beynimdeki kanı, dolaşım olmayan bacaklarıma aktarmıştım sanki... :) 


Günümüze gelecek olursak (19.06.2018); Bunu paylaşmak isteyebileceğimi düşünmüştüm ve not almıştım buraya. Daha sonrasında başka deneyimlerimle de, acıya karşı bir odaklanma veya odaklanmama ile, kendime birçok kez daha "olur"larımı gösterdim... Aslında Haziran'da yayınlamayı düşünüyordum bu yazımı ama olmadı... İyi ki de olmadı. Nedenine gelince de;

Birçok kez deneme fırsatı buldum bu deneyimimin versiyonlarını. Acıya dayanılabilir boyuta getirdim bence kendimi ve bir o kadar da kendimi kasmamayı başarabildiğimi gördüm... Kaslarımın sertliğinden ötürü, bir süredir yumuşamıyor olduğunu bildiğimiz baldırlarımda kas şişkinliklerim de var benim. Bu olaydan sonra, onları da acaba yumuşatabilir miyim diye düşündüm; ruh-beden-zihin bütünlüğüm ile... Hala onlara başka yöntemler deniyorum. 

Kendim kasmıyorum baldırlarımı veya bazı kaslarımı, yani bir garip tepkime benimkisi belki de ama yumuşatmakta zorlandığım bir şişkinlik bu bahsettiğim. Doktorların kontrolleri sırasında da, "Didem sıkmıyor, onun hastalığından ötürü bir kasılma bu." dediklerine çok kez şahit olduk...

Okuduklarımdan sonra deneyimlediklerim ve deneyimlediklerimden sonra gördüklerim üzerine; iki fizyoterapistimin dediğine geldi konu, beynine bilinçli komutlar verdir, derlerdi. Bir hareketi yaparken, güçsüz olan kaslarına ve de oraya güç aktaramadığından değilse bile, o aktarımı sen bilinçli yap ki kasların da tepkimeye girmeden seninle bütünleşsin... Çok garip aslında de mi? Oluruna bazen ben bile inanmıyorum...

Bir kas vardır, yeterli desteği vücudundan beslenemediği için alamıyor ama kas gelişimini bilincini yönlendirerek başarabilmene destek verebiliyorsun. Her ne kadar beyin yetersiz gelmiyorsa da, bir nevi o bu eksikliği doldurabilirmiş gibi... Bana baya garip geliyor bazen!



Gelelim daha sonra deneyimlediğim bir başka bu alandaki becerime; kasılmalarım hala sürüyor ama kasları güçlendirdiğimiz ölçüde geldiğimiz noktada, acıya dayanabilir olduğum noktadayım belki de" diye düşündüm bir süre sonra. 

Bundan 4 sene önceki halimdeki kasılmalarla, şimdi de olsa baş edebileceğime olur gözüyle bakamıyorum ama yine de. Zira o zamanki kaslarımın yıkımı daha büyük ve daha benden ayrıydı. Size o atağın şiddetini birebir anlatamam belki; ayaklarımın birkaç dakika sarkık durduğunda veya aynı şekilde kaldığında yarattığı sıkıntı sebepli dediğimde, beni anlayabileceğinizi umabilirim sadece...

Şimdi bariz şekilde benle bütünlüklerini hissedebiliyorum kaslarımın, ağrılarım da izin verebiliyor birçok şeye ve oturduğum yerde ayaklarımı koltuğa yanıma çekebiliyor ve koltukta da bağdaş kurabiliyorum! :) Bu da Ağustos ayının gelişmesi idi benim için; yazısını buradan bulabilirsiniz, ben ona bir yeni kas açılması demiştim... Çünkü bu da benim garip bir mucizem ve çabalarımız sonucunda gelişen bir şey... 2012 senesinden beri bir daha bunu ya yapamazsam diye endişelenirken buluyordum zira kendimi, bu ve bunun gibi birçok hareket konusunda...

Bu yazının başlığına geri dönersek; anladım ki, Ruh-Beden-Zihin, bir arada olmalıymış! Onlar bir arada olunca, bir uyum sağlanabiliyormuş meğer. Kaslarım buna ortam oluşturmasa ve de ruhumla buna hazırlanabilir durumda olmasa idim, üstte anlattıklarımın hiçbirinin gerçekleşebilmesini umamazdım yine şu an. Gerek okuduklarım, gerekse de deneyimlediklerimden aldığım sonuçlar bunlar...

Benim hastalığımı bilmeyenler ve de bilenler dahi; Kas Erimesi hastalığının, beyinde bittiğini söylüyor ve "Her şey beyinde bitiyor, sen iste yeter!" diyorlar. Evet bunun istenmeyecek bir şey olmadığını bizzat düşünmüyorlar ise bile, çabamı yeterli bulmuyorlar belki de. Oysa ben, gerek zihin gerekse de ruh ve beden olarak istiyorum. Ama bunu bilmeyenler veya anlamak istemeyenlere, inandırmakta bazen zorlanıyorum...

Bakın yazdığım konu zihnimizin gücünden ibaret bile olsa, her konuda bunun böyle olmadığını söylemeye geldim bir ölçüde de. Zira ben sadece zihinin, her şeye yeterli olmadığına inanıyorum. En azından ruhunuzu beyninizle beraber verrebilmeniz ve bedeni buna eşlik ettirebilmeniz gerekiyormuş. Acı dedim ya, dayanılabilir kıldığımı anlattım misal size; dayanılır kıldım ama kaçınılmaz bir durumu yok sayamam, orada çalışan hücreler gereği onu yok sayabilmek ve yok edebilmek daha büyük mertebe. 

Meditasyona ve beyin gücüne çok inanıyorum ben de, ama her hastalık veya eksiklikte bu geçerli de değil. Kaslarımı güçlendirmek için yeterli hareketleri yapmamda, beyin gücüme ihtiyacım var; ama sırf beyin gücüm var diye, vücudumda olmayan yeterli güce inandıramam. Bence bu biraz olasılık dışı... Vücudumu da doyurmam gerekir ki, istediği enerjiye; beynimi de doldurduğum enerji ve istekle, ruhumu bir bütün hale getirebilir kılayım! Misal, kanınızda dolaşım yetersiz ise; beyin ile komut vereceğim ve onu dolaştıracağım! diyebilir misiniz? Eksikliklerin hepsi beyinden ötürü ileri gelmekte değil yani, ne yazık ki...

=) Bir dakika konu nasıl buraya geldi?! Gördünüz ya; deneyimlerim üzerinde bile yazarken, yine kalıpyargılara karşı çıkasım var içimde! 

Beni bazen çok dolduruyor bu kalıpyargılar!  Neyse ki, yazabildiğim bir platformum ve paylaşabildiğim sizler de var; körü körüne inandığımız kalıpyargılardan uzak, kendimizi ve birbirimizi anlatabildiğimiz bir hayat diliyorum hepimize. Sevgilerimle... Didem Köse. :)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bloğuma hoşgeldiniz. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.

İnşallah beni yorumlarınızdan mahrum bırakmazsınız... :)