28 Şubat 2017 Salı

Avm'de Çocukça Eğlenmek... - 23.02.2017- Perşembe


Avm'de yeğenimle çocukça eğlendiğimiz bir gün oldu, 23.02.2017- Perşembe günü. O akşam eve geldikten sonra İnstagram hesabıma attığım teyze-yeğen fotoğrafımız, uzun zamandan sonra beraber çekindiğimiz bir fotoğraf olmasının yanında, beraber çekindiğimiz boydan ilk fotoğraflarımız da oldu en azından. O fotoğraf, alttaki fotoğrafın ta kendisi... Öyle bir durum oldu ki, İnstagram sayfamda en çok beğenilen fotoğraflarımdan biri şimdi o fotoğraf. İnstagram hesabımda ise, burada... :)


İkimizin beraber ayna karşısında fotoğraf çekinmeleri, cansız mankenlerle fotoğraf çekimlerimizden sonraydı. O gün bu fotoğrafları çekmeye başlamam da, Kağan'ın annem ve benim etrafa bakarken sıkılmasını veya haylazlığa vurmasını engelleme uğraşım hakimdi. Oyun bulma konusunda benden iyi artık, bazen öyle oyunlar üretiyor ki beni şaşkın bırakıyor ardında... O gün oyun bulma, onu eğlendirme görevi bende idi. Artık yaşına göre, Avm'de bizimle de dolaşabiliyor mu onu ölçmek istemiştim. 

Tabii öncesinden bahsetmek de gerekir ki, biz onun istediği Avm'nin önünden geçip de Nilüfer Aöf Bürosu'na giderken çok kızdı bize. "Onun istediği olmuyormuş, hep bizim istediğimiz oluyormuş, sakın onun istediğini bizim işimiz bittikten sonra da yapmayalımmış..." Nasıl tripler attı bize, görse idiniz o hallerini hem güler hem şaşırır kalırdınız. :) 

O gün ilk işimiz Naide anneannemizi Bursa'da bir hastaneye bırakmaktı, oradan da Nilüfer'deki Açıköğretim Bürosuna gidecektik. Tüm bunları halledip, benim dönem ders kayıtlarımı onaylatma işimizi de hallettikten sonra, yakındaki bir Avm'ye gittik. Kağan'ın istediği Avm'ye gitmeyi düşünsek de bir an, planlarımıza uymadı. Oradan dönüp bir de ablamı almak vardı, ablamın iş çıkışına yetişmemiz daha zor olacaktı... Öyle böyle derken, Kağancım Avm'ye girene dek bize trip attı durdu. Hayır teyzesine çekti desem, ben öyle tripli biri de değilim ki...

Neyse, Nilüfer'deki bir Avm'nin otoparkına geldik. Babam benim akülü sandalyemi kurdu, Kağan-annem-ben girdik Avm'ye. O an yeğenimin ağzından çıkan cümle şuydu; "Aaa burası çok güzel. Bana burada gezmek çok güzel gelir. Yaşasın!" Onun o suratındaki gülümseme ile söylediği bu neşeli cümle, arabadaki tüm triplerini ve huysuzluklarını unutturdu annemle bana... :)

Girdiğimiz ilk mağaza Koton'un mağazası idi. Gel görün ki; Kağanımla uzun zamandır beraber bir avm'de bulunmadığımız için, ne yapacağından yana merakla gözlerim üzerinde idi hep. Gördüğüm üzere, cansız mankenlere karşı hala bir korkusu bulunmakta idi; çünkü cansız mankenlere mesafeli duruyor ve beden dilinden bunu sezdiriyordu o tarafa bakmamaya çalışarak... Kağan'ın küçüklüğünden beridir de cansız duran heykel ve benzeri şeylere bir korkusu vardı, bu dediklerim büyüklüğüne göre değişen bir korku idi. Aynı benim küçüklüğümdeki gibi. 

Ben de küçükken aynı Kağanım gibi korkardım, büyük heykellerden ve canlı-cansız bilmediğim birçok şeyden. Antalya'daki bir tatilimizde, dedem beni hemen hemen yaşıtım olan erkek kuzenimle bir defasında gezdirmek için dışarı çıkartmıştı. Bizi bir heykel'in yanına oturtup fotoğraf çekmek istemişti. Nasıl korktuğumu, nasıl ağladığımı hala hatırlıyorum. Bu anımızın bir fotoğrafı bile var üstelik, eski fotoğrafların olduğu albümlerimizde... :)



Kağan'ımın korkusunu ona belli etmeden yıkmak istediğim için, cansız mankenlerin yanında durmasını sağladım o gün öncelikle. Fotoğraf çekme eğlencelerimiz böyle başladı işte... 

Cansız mankenlerin eski hallerini bilmem ama yeni cansız mankenler daha da korkunç. Eskiden yüzleri vardı, neden şimdi yüzsüz bu mankenler? Ben bile bakmak istemiyorum diyeceğim ama şimdi zaten yüzleri değil üstündekiler önemli derseniz de cevabım yok doğrusu. Zira ben sadece üstlerine bir şey giydirmelik olarak görmedim küçüklüğümden beri vitrin mankenlerini... 


Neyse; ilk oyunumuz yeğenim ile fotoğraf çekinmece oldu işte böylece...

Bir ben eğlenirim sanıyordum, Kağanım da eğlenmeye başladı. Mankenlerin yanında, kendisi nasıl olacağını bilmeden dururken ilk olarak "Kağancım dirseklerini mankenin dizine koy, fotoğraf çekeyim olur mu?" dediğimde, bana delirdin mi sen teyze neler söylüyorsun dercesine baktığına eminim. :) Mankenin dirseklerine elini koydu ama anlatmaya uğraştı isem de anlamak istemedi Kağanım. "Madem öyle elini tut bakalım?" dedim. Çekinerek yüzüme baktı, ellerini uzatırken. "Cansız Manken o Kağancım, bir şey yapmaz ki?" dedim. Bana güveniyor olacak ki, bu cümlemden sonra ikiletmeden tek elini uzattı ve ucundan tuttu. (Ki üstten soldaki ilk fotoğrafta göründüğü gibi, siması da elinin tutuşu da endişesini gözler önüne seriyor zaten) 

Fotoğrafını çektiğim gibi yanıma koştu, "Nasıl oldu teyze?" diye. Fotoğrafa bakarken ben güldüm o da güldü. Eğlencemiz böyle başladı işte. Üstteki fotoğrafların alt sırasında mankenin elini tuttuğu fotoğraf birkaç saniye içerisinde çıktı. Elini tutup yüzüne bakmasını söylediğimde, hemen ayak uydurdu ve elini tuttuğu gibi fotoğrafımız çıktı ortaya... 



Avm'de bir şeyler isteme meselesi de etkindi yine o gün üstelik... 

Koton mağazasında, 20 dakika kadar kaldık. Annem gezinirken; ben mağazanın arka tarafında küçük bir kaldırım gibisinden çocuk reyonu ayrılmış bölümde Kağanı zıplattım. Uzun zıplamaya hevesi boldu yine, taktiklerime uydu ve beraber eğlendik. Derken anneannesini kaybemiş gibi davranıp bulduk kendimizce, annem de bizden kaçtı saklandı... Renkleri seçtirdim ona, kombinler yapabildik. Güzel vakitler orada başladı... 

Avm'nin market bölümüne girdiğimizde, Kağan'ın aklı oturup bir şeyler yemekte idi. Bir de fazlasıyla yorulduğunu daha o kadar zamanlık sürede dile getiriyordu, mağazadan çıkıp marketin içine girene dek kucağıma oturdu ve bir de onu taşıdım yani akülü sandalyemde ilerlerken... :) Ancak, "hadi tamam yemek yiyeceğiz, sende anneannene ayran almaya yardım et." dediğimde indirebildim kucağımdan... Marketin cafeterya tarzı bölümünde camlı yemek sergileme alanlarından bir şeyler alıp oturduk ufak ufak atıştırdık ve gezmeye yeniden devam ettik... 


O gün sevdiğim en güzel şeylerden biri de, bir şeyler isteme mevzuusunda; "Paramız o kadar yok." dediğim dergi fiyatlarına beraber bakmalarımızdı...

Çocuk dergileri, ipince diyeceğimiz dergiler 10,50 Tl'den başlıyor fiyatları. O gün cidden ona ayıracak bütçemiz yoktu. Bunu o gün dergilerin reyonuna yöneldiğimizde Kağanıma uzun uzun anlatacağım sanırken, Kağan sadece dergileri eline alıp fiyatlarına baktı; yaşının gerektirdiği durum sebebiyle sayılara düşkünüz ve merakımız bol bu ara. Gerek kendi, gerekse de bana okuttu durdu sayıları. 

"Bu 10,50 Tl, alamayız. Bu 15 Tl, alamayız. Bu 8 Tl alabilir miyiz? Bu 7 Tl alabilir miyiz?" gibisinden sorular sordu. Tabii istediği her dergi ince ve 13-15 tl gibi miktarlar olunca alamadık. Ama en sonunda bulduğumız ince bir boyama kitabı oldu, "Tamam anneannene soralım." dedim ve sorduğu üzere; "İstiyor musun?Fiyatı ne kadarmış?" dedikten sonra da kabul etti anneannesi. İşte o kadarcık şeyle mutlu oldu, "Artık sorunsuz avm'de de gezebiliyoruz." dedirtti o an bana...

Ta ki ilerleyen saatlerde, asansör sevdası ile üst kata alt kata indir çıkar yaptıktan sonra kendime "Erken konuşmuşsun yine Didem" diyene dek... "Pahalı oyuncaklar da istedi", Reddedilince "kendime bir oyuncak bulabilirim ben o zaman" da dedi. Oralardan çıkarıp dikkatini dağıtmak bir nebze zor oldu ama başardık... Avm'den çıkarken istediği haşlanmış mısır bardağı ise, o günkü zorlandığımız konulardan bir diğeri oldu... :)

Yine de, mümkün olduğunca çocukla gitmemek gerek Avm'lere evet!; Eğlenebildiğiniz nebzede nefis bir şey, dikkat süresi dağıldığında ve yorulmaya başladığında acilen uzaklaştırmak gerek. Bizim ablamın çıkışına doğru son 1-2 saatimiz zorlu geçti. Uyku sıkıştırmıştı, kendini oyalamamı istemesi beni yorar oldu ve sonuç eve dönerken onun sızıp kalması, benimse baş dönmemin eve kadar sürmesi oldu. 

Baş dönmemin nedenini hemen söyleyeyim; Avm'nin içinde kat boyunca onu birkaç kez Akülü sandalyemin arkasına tutunurken hızlı şekilde akülü sandalyemi sürmemi istemesinden ötürüydü... :)


Bıcır bıcır bir oğlunuz veya yeğeniniz mi var? Avm içerisinde benim size önerebileceğim oyunlar ve aktiviteler böyle işte... 

Öğrendim ki o gün; yeri ve zamanı mı diye sorgulamadan, her koşulda çocukça eğlenebilmeyi ve yaşamayı unutmamak gerekiyormuş. Onlarla anı biriktirmek, dünyanın en saf ve en kalp kırılma riskinizin bulunmadığı plan vallahi... :) 


Sevgilerimle... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bloğuma hoşgeldiniz. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.

İnşallah beni yorumlarınızdan mahrum bırakmazsınız... :)