6 Ocak 2018 Cumartesi

Not Aldım Veya Not Ettim #36 - 2017'den Kalan Notlarım


2018'den yakın geçmişe yol almak istedim bugün, taslaklarıma kaydettiğim ancak her birini topladığımda bir yazı çıkan ve silmeye kıyamadığım 2017'deki notlarıma uzanıyorum...

2017'den unuttuğum ve eklemek istediğim notlarımla geldim karşınıza, 2,5 aydır yazmadığım ama yazmayı sevdiğim yazı dizimle... İyi okumalar. :)


Ulak filminden bir söz alıntıladım -16.09.2017

"Üzülme, dudaklar sussa da kalbin yüz dili vardır." diyordu Ulak filminde. Bir tek cümleye, aylar boyu birçok anlam yükledim. 

Dudağımın sustuğu ama kalbimin şekilden şekile girdiği bazı konular ve bazı insanlar var. Yıllar geçmiş olsa bile, insan kalbinde geçmişten kalan anıları saklıyor, geleceğe ise çok ümitler besliyor çünkü... Kalbin yüz dili olduğunu inkar edemeyecek boyutlara varıyor yerleri, bazı insanların ve de bazı anıların... İşin gerçeği, o kişilerin umurlarında olmamanız veya o hislerde olmanızın hiçbir şeyi değiştirmediği gerçeği de var! 

Hayat karmaşık değilken, olaylar bu kadar basitken, kalbimiz mi yoksa biz mi bilmem, işleri başka boyuta vardırabiliyor; kendi içimizde... İşte tam o noktalarda da, kalbin yüz dili var evet diyor insan. "Kalbin yüz dili var ve sen birine karşı beslediğin duygulara da, yaşadığın anılara da hangi dilden cevap veremeyeceğini bilemiyorsun!" Bu söze içimde getirebildiğim son noktam şu an böyle işte... :)

Dulda Ne Demek, Öğrendim; -(05.11.2017)

Babama Kasım ayının 5'inde eve geldiğinde, sitemizde yaşayan kediyi sordum; zira kendisi bir süredir görünmüyordu ortalıkta. "Baba, aşağıdaki kedimiz nasıldı, gördün mü onu hiç? Havalar da soğudu ortalıkta yok kedi..." Babamdan cevap ise şöyle oldu; "Kedi yoktu yine aşağıda, herhalde duldalık bir yere saklamışlar kediyi!" Dulda mı? O da ne ki? derken öğrendim...

Meğer Dulda; yağmur, güneş, rüzgar, soğuk gibi hava koşullarından uzakta, kuytu korunaklı yerlere denirmiş! Her gün yeni bir kelime öğrensek bir ömür boyu yetebilecek kelimelerimiz var, ama Türkçemizi o kadar yabancı kelimelerle donatıyoruz ki bazı eski kelimeler su yüzüne çıkınca da şaşırıveriyoruz. Aslında bu bile bizim suçumuz mu bilemiyorum. Ciddi ciddi günümüzde herkes her şeyden etkilenir oldu, dilimiz mi etkilenmeyecek ki. Ama yine de öğrenmeyi bırakmamak ve ertelememek gerek, her an her koşulda... :)

Esfel-i Safilin - Kalbimdeki Deniz; - 10.12.2017- Pazar

Aralık'ın başlarında, televizyon karşısında ders çalıştığım zamanlardan biri idi ve Fox Tv'de Kalbimdeki Deniz'i takip ediyordum bir yandan da... Ben ders çalışırken veyahut bir iş yaparken müzik dinlemekten hoşlanan biriyim. Ve televizyon izleyerek de ders çalışabiliyorum... 

Neyse Kalbimdeki Deniz'i izleyerek ders çalıştığım o pazar günü dizide işlenen konu, çocuklara uygulanan taciz vakaları idi. Dizideki çocuk oyuncunun oynadığı "Ozan" karakteri, bir taciz vakasından kıl payı kurtulmuş sanırım, bunun ardından da dizideki baba-oğul iki karakter Mirat ve Yosef konuşuyordu. Yosef babasına, "Bu mu baba, Eşref-i Mahlukat dedikleri." dedi. Mirat ise, "Eşref-i Mahlukat değil bu oğlum; Esfel-i Safilin dedikleri, sefillerin sefilleri bunlar!" dedi... 

Esfel-i Safilin'i öğrendim, bildim böylece de... Eşref-i Mahlukat, Yaratılanların şereflisi; Esfel-i Safilin ise sefillerin sefili imiş... Çocuklara el uzatan, zoraki her duruma bulaşan insan, "Esfel-i Safilin'dir...

Swan Lake Waltz - Tchaikovsky

Ve 2017'de kalan notlarımdan bir müzik var ki, 2017'de rastladığım ve küçüklüğümden kalan en güzel anıları hatırlatan müziklerimden biri bu! Tchaikovsky'nin Swan Lake Waltz adlı eseri, bizim küçükken tiyatro oynadığımız sahnede; tiyatro öğretmenimiz Şirin hocanın, kötülerin rolü oynanırken sahne ardına verdiği müzik idi. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler oyunu sahnelenmişti bir sene, o oyunun çoğu sahnesinde yer alan bir müzik idi. Benim oynamadığım tiyatro oyunlarındandı ama çoğu provasını da izlemeye doyamadığım bir oyun idi ortaokuldan... Düşünün ki, bu yaşımda hala netlikle hatırlıyorum o anları... :)

Geçmişe ait bir anıyı hatırlatan ve o geçmişi daha net hatırlamanıza imkan veren kapıyı açan bir şarkı veya resmi bulduğunuzda, bir somutluk kazanıyor o hatıralar... Bu şarkı ile de tiyatrodan kalan o sahneleri izlediğim anlar somutluk kazandı işte... Nicesine olsun, eskileri unutmamak ve de hatırlamayı ihmal etmemek hepimize nasip olsun...


2017'den kalan notlarım şimdilik bu kadar, bildiğim kadarıyla başka da yok buraya yazmak isteyebileceğim... Es geçemediğim notlarımda bunlar vardı işte bugün. Öğrendiğiniz ve de not aldıklarınızı benimle paylaşırsınız umarım. 2018'in ikinci yazısının da sonuna geldim böylece; bu ay sayayım da yazıların sayılarını, sonra saymayı ihmal edebilirim sanırım..

İyi ki varsınız, sevgilerimle... :)

2 Ocak 2018 Salı

2018 Yılbaşı Gecemız Ve 2018'in İlk Günü


2018'in ikinci gününden bildiriyorum, bomba gibi girdik 2018'e... Ailecek enerjimiz bol, umutlarımız yerinde ve iyi dileklerimizle dolu; yemek masası çevresinde geçen, bol yemekli ve de bol hediyeliydi. Evde en küçük kim varsa, böyle gecelerde en mutlu olması istenen o oluyor genelde; gecenin en mutlusu, uğraşıldığı ve de başarıldığı üzere yeğenim Kağanım idi... Yılbaşı gecemiz de, sonraki ilk günümüz de güzeldi. Dilerim tüm yıl güzel geçecek, niyet ediyorum ki 2018'in verimli ve güzel geçmesi için elimden gelenlerin en iyisini yapacağım... :)



Bu yılbaşı sadece biz bizeydik; geniş aile dediklerinden, "anneanne, dede, torun, teyze, anne, baba" (Yeğenim üzerinden anlatmak daha kolay.) :)

Yemek masamız, ablam ve annemin bir gün önceden organize olarak hazırladıkları ara sıcak veya mezelik denebilecek orta yemekleri ile ablamın sarması, annemin çorbası ve de nacizane güzel sohbetimiz ile oluştu, gece boyu sürdü. Birçok Türk ailesinde de olabildiği gibi, bizim aile ve akrabalarda da yemek masası ve yemek masası sohbeti önemlidir; bir yılbaşında daha bu hakimdi. Gece boyu kalkmayan, güzel bir yılı daha devirmenin gururu ve mutluluğu ile bir araya gelinir ve sohbetlerle eğlenilir...

Bu sene spontane olarak gelişen bir durumla, ablamlardan annem ve ablamın hazırlıkları sonrasında eve geldiğimizde; yeğenimin şapka ve hediye ortamıyla o coşkuya kapılması ile fotoğraflarla başladık geceye...Gecenin başlangıcında, üstteki fotoğrafları çekindik işte; ablam, ben, babam ve Kağanım, o yılbaşı coşkusunu en öncelikli alan ve coşturanlar olduk yani... 2018 umarım tüm ailemizi böyle neşe ile coşkulu şekilde sarar sarmalar...

O masa başını seviyorum ben, sevdiklerimin toplandığı bir masa ve bol sohbet. Başka bir şeyi düşünmeyeceğin, geleceği ve de zor ya da kolay geçmiş olan geçmişi düşündüğün nadir gecelerden biri halini alıyor. Soframızın iki baş köşesinde annem ve babam, Allah başımızdan eksik etmesin, karşımda ablam ve eniştem, yanıbaşımda da yeğenim vardı masamızda... Tabii yeğenim çabuk doydu ve kalktı; ama olsun, onun sandalyesi yanıbaşımda durdu ve oturdu kalktı sürekli... :)


2018'e girerken, evimizin küçüğü yeğenimin en bilinçli girdiği yıllardan biri olarak, ona alınan hediyeler çoktu. Bir ben almadım, o da affedilsin lütfen; bir maaşım bile yok. Ben biraz daha tüm sene boyunca, etkinliklerle ve de oyunlarla mutlu etmeye devam edebileceğim sadece... Annem ve babamın, ablam ve eniştemin hediyelerine ortak oldum ben bu sene, fikir anasıyım yani yeğenimin tüm hediyelerinin... =) Bakar mısınız şu mutluluğa, bunun hediyelerinin fikir anası olmayacağım da kimin olacağım. :P 

Yılbaşı Akşamı Yeğenim Harici Bizlerin De Hediyeleri Vardı Tabii... :)


Her birimiz nasıl yaptık bilmem, birbirimizi çok mutlu edecek noktaları bulduk. Hediye alınan kişilerin haberi olmasa da, herkes herkesin hediyesini biliyormuş. Yeğenim ile ben en ters köşeye yatanlardandık ama! 

Eniştem sağolsun, dostum Meromdan destek alıp, "okumak istediğim kitap var mı?" diye sormuş ve Kristin Hannah'ın Bülbül kitabını almış bana. :) Ne yalan söyleyeyim, bütçemi ayarlamak için para biriktiriyordum; Ocak ayında ben kendime alacaktım ama hediye geldi. Kitabı görünce çok şaşırdım ve aklıma bu fikri bir tek Merodan alabileceği geldi. Enişteme bir kez daha teşekkür ediyorum buradan, bir de dostum Meroma; beni hem çok şaşırtıp hem de çok mutlu ettiler... :)

Bir diğer şaşırdığım hediyelerim; annem ile babamın kazak, ablamın hırka almış olmasıydı. Hem de parıl parıl parlayan simli kıyafetler almışlar. Üçü de pek parlak şeyleri sevmezler, ben de bir o kadar parlak şeyleri severim; tabii yine de aşırı abartılı olmadıkça... Beni mutlu edecekleri noktaları iyi biliyor ailem, ihtiyacım olan noktaya yönelmeleri ve zevkime hitap ederek beni düşündüklerini belirtmeleri o kadar yeterli ve değerli ki... :) İyi ki varsınız canım ailem...

Diyebilirim ki; önemli olan hediye almak değil, hem de hiç değil! Önemli olan hediye edilen küçük bir şey de olsa, seni sana özel hisettirmesi. Çok küçük bir yazı yazılsa bir kağıda, çok ince bir kitap alınsa, her giydiğimde beni ısıtacak veya rahat hissettirecek kıyafetler olsa; önemli olan köşeye konulacak bir şey olması değil, iyi hissettirmesi, hem de çok iyi... Sanırım anlatabildim. :)


Masa Başı Diyordum...


2017'den 2018'e girerken, o masa başında bol bol fotoğraf çekecektim ama an'a odaklanmaktan beceremedim. Tombala oynadık, 10 el kadar... En çok kazanan babam oldu, en çok eğlenen de yeğenimin tombala çektiği anlarda hepimiz olduk! :) 

Kağanım bu yılbaşı ilk defa tombala oynadı, 6 yaşında sayılır artık ve sayılara hakim maşallah. Kağıtlarımızda olan sayıları çeksin diye her birimiz çok dil döktük, ama kendisi bildiği gibi çekmeye devam etti. Karıştırmadan çeke çeke, bir kez anneannesine bir kez de dedesine kazandırdı. 15 diyorsa, "16'dır o," diye takıldığımda, "16 olsa 16 derim" diyordu mesela atarını yediğim! :D Güzel anılarla dolu, bomba gibi bir yılbaşı idi çok şükür. İçeceklerimizi kaldırdıkça, "En kötü günümüz böyle olsun!" dedik. İyi günde, kötüyü çağrıştırmak yine biraz garip gelse de katılıverdim bende işte; el mahkum, ortama uyum sağlayayım dedim! :)


Yılbaşı akşamı çok televizyon izleyemedik bu sefer; ara sıra Tv8'de O Ses Türkiye'ye baktık, Star'da Sibel Can'a ve de daha öncesinde de biraz filmlere... 

Gece saat 3'e doğru bittiğinde, Yılbaşı akşamımızdan aklımda kalanların en başında; Kağanımın tablette de oynamayı sevdiği satranç oyunundaki taşları baskı şeklinde yaptırdıkları gömleğine sevinmesi vardı. Durup durup bakması, 3 gündür hala o gömleği giymesi ve hala şaşırması hakim. Ama gömleğe yapmış olmak biraz aceleye geldiği için acemice de oldu. Tişörte tekrar baskı yaptıracak annemler. Ve bu cumartesi annemizin dayı kızının nişanı var ve yeğenim böyle şeyleri sevmeyen biri olmasına rağmen, bu gömleği giyip gideceğini söyledi. Hala gömleğindeki baskısına bakıp bakıp duruyor! :) Yılbaşında da dediği gibi; "Çok beğendim ya, durup durup bakmak istiyorum buna!" Canım yeğenim ve tüm çocuklar mutlu olsun inşallah! 

Çocukların mutluluğu dünyaya bedel, yeğenimin mutluluğu akşamımızın güzelliklerinin de en başında idi...


Geceden aklımda kalanlarda, fotoğraf çekinmeyi pek sevmeyen ablamın kendi rızası ile fotoğraf kareme girmesi ve güzel bir anımızın daha kalmış olması vardı bir de... Sanırım yılbaşı akşamından resim albümümüze koymak istediğim birçok resim oldu böylece...

Hediyelerimiz, masa sohbetimiz ve de Kağanımın mutlulukları; 2018'e girerken unutmak istemediğim ve şükrettiğim olgularımızdandı... Dilerim bu senede ve bir ömür de sürer böyle... Ailelerimizin birliği, dirliği ve mutluluğu hep sürsün inşallah. Yeni yıl için istediklerime ekleyeceğim son notum olsun bu da... :)


Ve 2018'in İlk Gününün çoğu; yılın ilk kahvaltısından sonra, 3D Puzzle yapmak ile geçti... =)


Kağanımın bu seneki bir diğer yılbaşı hediyesi idi, Kız Kulesi'nin 3D Puzzle'ı... Akşamdan yapmak istedi ise de, yarına diye diye en sonunda ikna edebildik yılbaşı akşamı. Yeni yılın ilk günü ise, kahvaltı ve çay keyfimizden sonra; babam çalışmaya gitti, Kağanım ile ben puzzle yapmaya başladık. Bir süreden sonra eniştem yardıma geldi, anlayamadığımız ve yapımını okuyamadığımız bölgede ablam yardıma geldi ve sonra nihayet bitirdik... 


Kağanımın hiç gitmediği bir yer Kız Kulesi ama çizgi film kanallarından, benim odamdaki koltuğun üzerindeki minderin kılıfındaki yapılardan gördüğü ve de bizim gösterdiğimiz resimlerden sevdiği kadarıyla biliyor ve çok seviyor... Bir gün İstanbul'a gitmek ve canlısını da görmek nasip olur kuzumuza inşallah... :)

3D Puzzle'ı yapma deneyimimize gelince; her birimiz ilk defa 3D Puzzle yaptık, ablam eniştem ben ve Kağanım. Kağanım kartonlarından parçaları çıkarmaya yardım etti daha çok, nazik bir yapı kalın kartondu ama biraz da bağlantı noktaları nazikti. Böyle puzle parçalarının birleştiği yerleri ve de diğer parçalarında, çizgi şeklinde açılan yerleri vardı... Güzeldi, eğlendik ve de epey iyi uğraştık. Sanırım biraz daha sonra da eniştem 3D Gemi Puzzle alacakmış. Bakalım... :) Kağanım da ileride daha çok yardım edecektir bize, bu başlangıçtı ve deneyim oldu bize...

Yılbaşı akşamımız ve de Senenin ilk günü böyle geçti işte. Tüm aile üyelerime ve Allahıma varlıklarına teşekkürüm ile, nice güzel senelerimiz olması dileğimle. Ve bu da benim 2018'de yazdığım ilk yazım oldu; tüm sene bol ve güzel yazılar yazabilmem dileğimle. Güzel seneler olsun hepimize, Sevgilerimle... =)

30 Aralık 2017 Cumartesi

2017 Nasıl Geçti; 2017'ye Değerlendirmeler, 2018’e Hedefler


2017 henüz bitmedi ben bu yazıyı yazarken ama geçti gidiyor yavaşça, yarın 2017’nin son günü… Bir daha gelmeyecek bir yılı daha uğurluyoruz; garip, güzel ve heyecan verici hala bu durum benim için… :) Değerlendirmeler en sevdiğim durumlardan biri… Bugün 2018 adına planlarımı yazmaya da geldim ama önce istiyorum ki yine gitmek üzere olan yılı değerlendireyim…  :)

Benim için 2017; birkaç ayı iyi, birkaç ayı kötü, birkaç ayı yine iyi ve tamamıyla gri bir sene idi… Kötü günleri iyiye de bağlayan; üzen ama toparlayan da bir yıldı. Birçok açıdan birkaç yılı bir arada yaşamışız gibi bir his bıraktı bende, özellikle son 3-4 ayda yordu da toparladı da… Çok korkular yaşadım başa da çıktım, ama unutamayacağım korkulardan birini anılarda hafızalara kazıdık maalesef 2017’de. Allahım bir daha yaşatmasın diyerek yaşadık o korkuyu ama “çok şükür” diyerek de atlattık – en korktuğumuza uğramadık şükür!  Her anı ve her acı bir ders bizlere biliyorum ama Allah beterlerinden korusun bizleri nice yıllardan inşallah… Ve şimdi yarından sonra 2018…



Birçok başarılara sahip bir yıl da oldu benim için 2017; gerek sağlık açısından, gerek derslerim açısından, gerekse de kavuşmalarımız açısından… Bizden hissettiğim noktalar, başarılar açısından güçlü hissettirmesindendi. Üzüntülerimiz de oldu sevinçlerimiz de, tam bir gri idi! 

Sağlığım adına; bağdaş kurma, örümcek sisteminde de olsa hareket kabiliyetimde gelişme, eskiden yapabildiğim üzere yatağımdan tek başıma oturur vaziyete gelebilme, gibi beceriler kazandım yeniden. Beni motive eden birçok etken oldu ama en büyük etken de kendimdim. Vücudumun ağrıları azaldı bu sene ve birçok açıdan kendimde cesaret bulabilmeme sebep oldu bu durum da. Ama son iki ayda korktuğum sinir ağrılarım da oldu, şükür onu da atlatabildik ama…

Derslerimde ise; bu dönem itibariyle, son 6 derslerimi bitirme uğraşındayım. Bir önceki dönemde bu duruma gelebilmek için bir ders harici derslerimi verebildim… Kaldı son 6 ders, umarım 2018’de mezun olabileceğim…

“2017’de çok kitap okuyup, çok film izleyeceğim” demiştim. Kendime yeniden bir ismi olsun diye koyduğum 25 kitap hedefimi geçemedim, ama her ay için 8 film izleme hedefimi yerine getirebildim. 25 kitap hedefimden, 17 adet kitap okuyabildim; tüm sene boyunca aylık film izleme hedefime ise sene sonu durumu ile kavuşmuş oldum diyebilirim. 2017’de hiçbir ayı film izlemeden geçirmedim, 75 film izledim bu ay da dâhil… :)

2017'de Okuduğum Kitaplar yazım burada...

Ayrılmalar da oldu 2017’de, kavuşmalarımız da… 2017’nin başında, annemin teyzesi Mercan halamızı kaybettik… 2017’nin sonuna doğru ise, dayımın eşi Hatice yengemin babası Hüseyin amcamızı kaybettik… Kayıplarımız bizi çok üzdü, Allah topraklarını bol mekânlarını cennet etsin inşallah… İyi-kötü tüm olaylardan sonra, uzak-yakın sevdiklerimizle bir araya gelmek bizleri toparladı 2017’de. Dilerim hep sevdiklerimizle toparlanalım ve Allahım bir daha sevdiklerimizin acılarını bize göstermesin…

2017 adına daha fazla bir şey söylemeyeceğim, böyle geçti işte; grisiyle, acısıyla-tatlısıyla, İnişleri-çıkışları ve de başa çıkışları ile…



Ne güzel anılar biriktirdik sevdiklerimle 2017’de, en sevdiklerimin varlıklarını gösteren fotoğrafları seçip bir kolaj yaptım bu sene; çok gezdik, çok öğrendik, çok güldük, çok hüzünlenip-ağladık ve gönderiyor olmak belki de bu çoklardan ötürü 2017’yi bizlerden kabul etmemi sağladı… :) Bu seneki 2017 kolajlarımı ayrı sevdim, her aydan birer fotoğraf ile ayrıca özene bezene ekledim fotoğraflarımızı… 2017’de yanımda olan, beni güldüren, destekleyen, sevgisiyle onure eden ve candan bildiğim her sevdiğime teşekkürlerimle bu fotoğraflar… :)

2018 İçin Planlarıma, İsteklerime Ve Düşüncelerime Gelince;

2018 için de çok bir şey istemiyorum aslında… 

* Hayallerime giden yolda duraklamamak istiyorum mesela; çok okuyup çok yazmak, çok egzersiz yapıp sağlığımda sağlam başarılar kazanmak, filmler izlemek ve çok üretken olmak istiyorum…

*Zinciri kırmamak istiyorum 2018’de kararlarım adına; egzersizlerimi, kitap okumalarımı, kendi adıma verdiğim kararlarımı ihmal etmediğim bir yıl olsun istiyorum… Zinciri Kırma ne demek derseniz, Barış Özcan’ın videolarından öğrendiğim güzel bir toplumsal etkinlik olan bu durumu siz de buradan bakabilir ve öğrenebilirsiniz de… :) 2018’de beraber zincirleri kırmayalım, 2018 zincirlerimizi kırmayacağımız bir sene olsun hepimiz için!

* Yenilmemek istiyorum hiçbir zorluğa, yenilmemek de değil istediğim aslında zorluklar karşısında her defasında daha da fazla yıpranmamak istiyorum. Yeniden devam etmeye hep güç bulabilmek! Bu yüzden kendi içimden gelişmek ve toparlanmak istiyorum, önce ruhen sonra bedenen. 2018’de meditasyon yapmalara ve kendimi daha çok geliştirmelerime önem vermek istiyorum o sebeple… :)

* Sağlıklı beslenmek adına, hassasiyetim olan besinlere karşı kendimi koruyorum artık. Zayıflamak adına yapmak istediğim başka şey yok artık aslında, beslenmeme dikkat etmeye devam edeceğim yeni yılda da. Ama gel görelim, bu konu adında kendim adına zinciri kırdığım çok durumlar oluyor hala… Sağlıklı beslenmeyi ihmal etmek de değil bu, küçük ihmalleri göze almak ve dağ gibi durumları göğüslemekten vazgeçmem gerek sadece…


* Bunlar tabii kendi adıma istediklerim, bir de sevdiklerimle beraber hayatımda istediklerim var;

- Başa çıkamayacağımız zorluklarla sınamasın Allahım bizleri inşallah…
- Hayallerimizi gerçekleştirebilelim beraber…
- Acılarımız ve zorluklarımız elbet olacak, her birinden birbirimize kenetlenerek toparlanabilmemiz nasip olsun bizlere…
- Sağlığımız, mutluluğumuz ve huzurumuzun hep sevdiklerimizle olduğu bir yıl olsun…

= Biliyorum; yeni yıl olgusu, hepimize şansın sağlığın paranın mutluluğun ve bilimum güzelliklerin bizi bulduğu bir sene olmayacak. Dilekler dilemek, hayaller kurmak ve çabalamak bizim işimiz. Ben hepimiz için diliyorum ki olması için çabalamayı ve de gelişmeyi elden bırakmadığımız bir sene olsun…

Kısacası 2018, içten dışa kendimizi geliştirebileceğimiz bir yıl olsun hepimiz için! :) Dostuma bir söz çok mantıklı gelmiş, “2017’den kötü olmasın” demiş biri ona… Ben de her defasında bir önceki yılı aratmasın diyorum ama az istemek de mantıklı gelmiyor. 2018 güzel bir yıl olsun; şansıyla, sürprizleriyle, mutlulukları ve umutları ile…

Son olarak 2018;

Var olanı götürmesin, hayırsızı getirmesin ve bize bizi kaybettirmesin! :)

Çocukların güldüğü, zalimlerin ders alıp durulduğu, haklı ile haksızı ayırt etmenin her bir vatandaş için kolay olduğu bir sene olsun! :)

2017’de bizim senemiz gibi idi ama 2018’de ta içimizden olsun, bizim olsun… :)

Hepimize musmutlu bir yıl olsun! =)

28 Aralık 2017 Perşembe

2017 Yılında Okuduğum Kitaplar - Aralık 2017


Aralık ayına da geldik ve yeni yıla doğru son 3 gün kaldı bugün… Üzülerek söylüyorum ki, 2017’nin başında 25 kitap okuma hedefime ulaşamadım. Ama yoğun ders dönemi diyebileceğim dönemlerimde bile kitap okuyacağıma dair söz vermiştim kendime ve en azından bu sözümü tutabildim. İlla ki o sayıya ulaşamadım diye kendimi yiyip bitirmiyorum. Ve 2018 için de yine bir yenileme yapmadan, 25 kitap hedefime ulaşamadığım için; 2018’de de 25 kitap okuma hedefi koyuyorum kendime. Dilerim önümüzdeki sene, yani 2018’de, bu hedef gerçekleşir. Her şey kısmet… :)

Ben 2017’de 25 kitap değil, 17 kitap okudum. Ama gelin sorun nasıl okudum… Yarım bıraktıklarım oldu çok, geri dönüp okumaya da çok uğraştım. Belki de bu sebeple bitirebileceğim birkaç kitabın daha hakkını yemiş oldum. 

Ama o arada, bitiremeyeceğime inandığım kitaplığımdaki birkaç kitabı daha incelemeye aldım ve son 3kitap kitaplığımdan tekrar çıkarıp okumaya uğraştığım ama nihayetinde yeniden yarım bıraktığım kitaplardan oldu. Öncelikle Yarım Bıraktığım Kitaplarım o zaman…


2017’de Yarım Bıraktığım Kitaplar;

1.) Ateş – Ertürk Akşun (Destek Yayınları)
2.) Mrs. Dalloway – Virginia Wolf (İletişim Yayıncılık)
3.) Oscar Wilde- Bütün Eserleri (Mitra Yayınları)
4.) Boş Koltuk – J.K. Rowling (Doğan Kitap)
5.) Kontratak –Şener Çelik Berkman (April Yayıncılık)
6.) Meraklılar – Richard Bach (April Yayıncılık)
7.) Dido – Bir İzmir Romanı – Efe Moral

2017 adına bu saydığım yarım bıraktığım kitaplarım, Kasım ayında kitaplığımdan çıkarıp bağışladığım kitaplarım arasına koydum bu arada. 2018’in ilk kararı da şu olsun o zaman; okuyamadığım kitaplar için uzun süre kendimi yormayacak ve başka kitapların hakkını yemeyeceğim… :)

2017 yılında okuduğum kitap sayısı dediğim gibi 17 idi, ama gördüğünüz üzere yarım bıraktığım kitaplar yerine başka 8 kitap okuyabilmiş olsa idim tam olarak 25 kitap hedefimi tutturuyordum. Neyse, dediğim gibi 25 kitabı bile aşabilecek okuma kapasitesine dilerim 2018’de ulaşırım. Malum 2018’de inşallah kalan son 6 dersimi verip, Aöf İkinci Üniversite Sosyoloji Lisans bölümümden mezuniyetimi alacağım inşallah… :)

2017 Yılında Okuduğum Kitaplar ise aşağıdaki gibi, ama eklemeliyim ki okuduğum kitaplardan da bir daha okumak istemeyeceğim kitapları kitaplığımdan çıkardım ve büyük bir temizlik yapmış oldum kütüphanemde. Sebebi Minimalist yaşama ucundan köşesinden dokunabilmekti, zira büyük bir kitaplık koyabilecek evimizde bir köşe yok. Ama benim daha çok okumak istediğim kitap var, ama yeni kitaplarıma da küçük kitaplığımda yer yok… Bu konudan yeterince; şu yazımda bahsetmiştim… :)



2017 Yılında Okuduğum 17 Kitap;

1.) Gizemli Öyküler – Edgar Allan Poe (Mitra Yayınları)
2.) Ay Işığında Pati İzleri – Denis O’Connor (Mitra Yayınları)
3.) Kötü Çocuk – Büşra Küçük (Ephesus Yayınları)
4.) Bir Psikiyatristin Gizli Defteri – Gary Small & Gigi Vorgan (Ntv Yayınları)
5.) Kötü Çocuk 2 – Büşra Küçük (Ephesus Yayınları)
6.) Atlıkarınca – Jelena Bacic Alimpic (Arunas Yayıncılık)
7.) Sonun Geldi Sevgilim – Tuna Kiremitçi (April Yayınları)
8.) Yeni Moda Turuncu – Piper Kerman (April Yayınları)
9.) İyimser – Laurence Shorter (April Yayınları)
10.) Öksüzler Treni – Christina Baker Kline (Arkadya Yayınları)
11.) Özgür Olma Cesareti – Guy Fınley (Mitra Yayınları)
12.) Arkadaş – Panait İstrati (Mitra Yayınları)
13.) Nana- Emile Zola (İskele Yayınları)
14.) Kore’deki Çatı Katından Sesleniyorum – Didem Duygu Demir (Ephesus Yayınları)
15.) Fi – Akilah Azra Kohen (Destek Yayınları)
16.) Güz Fırtınası- Rita Hunter (Yabancı Yayınları)
17.) Alie Hayatı – Akhil Sharma (April Yayınları)



Son olarak 2017’de okuduğum bu kitaplardan şu kitaplar;

Atlıkarınca- Jelena Bacic Alimpic (Arunas Yayıncılık
Yeni Moda Turuncu- Piper Kerman (April Yayınları)
Öksüzler Treni – Christina Baker Kline (Arkadya Yayınları)
Güz Fırtınası – Rita Hunter (Yabancı Yayınları)

Benim en severek okuduğum kitaplardan oldular… 


2018 için; daha çok kitap okumak, daha çok yazar tanımak ve daha düzenli okumayı istiyorum kendim ve hepimiz adına. Öyle bir yıl olsun ki, okumak için keyifli zamanlar yaratabilelim kendimize. Ben 2017’de çok Türk yazar okuyamamışım, yeni fark etmiş değilim ama elime geçirdiğim kitaplar bunlar oldu… :)

Listemde okumak ve okuma listelerime katmak istediğim onlarca Türk yazar olmasına rağmen; 2017 listemde sadece 4 Türk yazar var. Ayırdığımdan değil, kitap okuduktan sonra hepsini okumak gerektiğini düşünüyorum. Ama okumak istediğim onlarca yazarımız var ki daha; yabancısı yerlisi, hepsine eşit zaman dilimi ayırmalıyım bence. Çünkü zaman kısa, 52 haftalık yeni bir zaman dilimi daha bizlere sürpriz şeklinde hediye edilecek olsa da… ( 2018 bol kitap okumalı bir sene olsun dilerim, hepimize… :)

22 Aralık 2017 Cuma

Karmaşık Ruh Hallerim - 22.12.2017


Bazen sussan olmuyor, anlatsan akıl gönül almıyor denilen karmaşık ruh halleri var. Bu karmaşık ruh halleriyle bu sıralar çok sık karşılaşıyorum. Öyle ki, yıllar önceki düşüncelerimle şimdiyi karşılaştırıyorum ve olgunlaşmışım diyebiliyorum. İyi bir durum tabii ki ama kendime söylemem gereken bir çok şeyin de varlığına daha çok varıyorum bu durumların arasında...




Birçoğumuz yaşamışızdır, nesiller arası çatışmayı. Bende yaşadım tabii ki, bizi anlamayan dinlemeyen ve de bize garip gelen büyük nesillerimiz çok oldu küçüklüğümde iken. Espiri anlayışları sevdiğimiz büyükleri eleştirmek olan, sizleri hiçbir söze karıştırmayan ve de tek istedikleri çocuklar kendi çocuklukları gibi yaşasın olduğunu sandığımız büyüklerimizle... Büyüyüp daha çok iç içe olana kadar, annemin babası olan dedeme kızmamıştım. Ama annemin dedesi, annemin büyük teyzeleri veya çok sık görmediğim halaları amcaları vs kızdığım oluyordu. Adı üstünde nesil çatışması işte; onlar seni anlamıyor, sende onları...

Diyorsun ki; neden beni anlamıyorlar, neden şu anın eski zamanla kıyaslanamayacağını - değiştiğini anlamamakta ısrar ediyorlar ve de neden bizi bir başkalarıyla kıyaslayıp daha çoğunlukla kötülüyorlar? Her birimiz bunları sorguladık biliyorum. Ama büyüdükçe geçmişe duyulan özlemlerimizi hissetmeye başlamak, az buçuk onları da anlamama sebebiyet vermiyor değil hani. Evet şimdi bugünü kötülüyoruz ama ilerleyen zamanlarda da bugünün bazı parçalarını özlüyoruz! Biz insanoğlu da dünyanın anlaşılması en zor yaratıklarıyız resmen...


Neyse benim diyeceğim sanırım daha başkaydı, hatırlamaya çalışacağım..... Hatırladım!

Küçükken sizi kötüleyen, sizi beğenmeyen, sizin sevdiğiniz kişilere kötü şeyler söyleyen ve de sizin istediğiniz gibi hareket etmeyen (dolayısıyla sizin de onun istediği gibi hareket etmediğiniz!) büyükleriniz olmuştur. Benim de oldu! Küçüğüm tabi, beni konuşturmayan büyüklerime öfkeleniyorum. Annem kendisinden bile büyük olan akrabalarımızın yanına giderken beni uyarıyor;

"Sakın sesini çıkarma olur mu kızım, sana sorulmadan lafa girme. Biliyorsun o senin büyüğün, benim bile büyüğüm. Biz senin konuşmana karşı çıkmıyoruz ama bu büyüklerin için geçerli değil!"

İlk açıklaması böyle açıklayıcı idi annemin, ama daha sonralarında çenesini tutamayan ve de konuşmaktan deli gibi hoşlanan Didem bazen duramadığı için; her defasında uyarmak zorunda kaldı annem beni maalesef... Küçüğüm, konuşulan alanda anılar ve de fikirler sunulan bir alanda, büyüdükçe bende fikirler sunmak istiyorum ve bunu hakkım olarak görüyorum tabi. Saygı çerçevesini aşacak şeyler de söylemiyorum ki hem! Hele ki, tüm sevdiğim kadınlardan oluşan ailemizin hanımları ile gittiğimiz annemin dedesinin evinde; yengemlerle bile konuşmama izin çıkmazdı, annemin dedesi tarafından. Azıcık onlar konuşurken, bende aklıma gelen güzel bir anımı anlatayım isterdim de, kısık da konuşsam annemin dedesi sesimi duyar; "Şişt sus bakayım kızım, çocuk kısmı konuşmaz öyle!" derdi.

O dedemize gittiğimiz küçük halimi anımsıyorum, televizyonun bulunduğu konsolun hemen bitişiğinde bulunan küçük pufun üzerine otururdum ben. İlk deneyimlerimden sonra, yanımda kalem kağıt götürmeye başlamıştım. Orada oturup ya bir şeyler çizerdim, ya da bulmaca çözerdim; kendi kendimi eğlendirirdim işte. Bir süre sonra; ödevlerimi alıp yanımda götürmüşlüğüm oldu, büyük anneannemden sehpa ister onun üzerinde ödevimi yapardım en azından boş duracağıma... :)

Velhasıl şimdi geldi geçti, büyüdüm de, düşüncelerimi değerlendiriyorum! O düşüncelerim bana şunu diyor; ata denecek büyüklerimizin biz çocuklar için anlamı ne, anlamadığıma içerlenirdim o zamanlar, benim için en büyük meselelerden biri idi. Beni kötüleyen, beni yok saymaya hevesli büyüklerimizi sevmediğimi düşünürdüm... Gerçekten sevmediğimi düşünürdüm; küçük aklımla onlar beni ve benim gibi küçükleri yok saydıkça, bende onları yok saymaya gayret ederdim kendimce; tabii ki de saygı çerçevesinde. Mesela, onlar beni konuşturmuyordu ya; bende onların yanına gittiğimde, onların ellerini öpüp bana ayrılan köşeme çekildikten sonra onların söylediklerinin benim için önemi yokmuşçasına dinlemiyordum onları. Kendi kendime, onların bilmediği bir şekilde trip atıyordum köşemde! Ne büyük tepki ama, sanki umursuyorlardı. Onların haberi bile yoktu tabii ki de! =) 




Şimdilerde bende çok gülüyorum kendi küçüklüğüme ya... Neyse hala karmaşan ruh hallerime gelemedim nedense... :)

Bundan birkaç sene öncesine, mesela 7 sene öncesine gidelim. Annemin babası dedem, benim bu hayatta en yakın dereceden en büyüğüm olarak hayatta olan dedem. Allah onu ve tüm büyüklerimizi başımızdan eksik etmesin... Ben küçük halimle, hiçbir büyüğümü sevmem diye düşünürken onu severdim. 2010'dan sonra, bizim ikimizin arasındaki nesil çatışması çok büyür oldu. Ne yalan söyleyeyim 2010-2012 senesindeki evrede, ağır bir ergenlik yaşıyordum kendi içimde galiba. Onun dediği şeyler beni acayip sinirlendirebiliyor, fikirlerini garipsedikçe ağlayabiliyordum. Kendimi yiyordum resmen onunla tartıştığımız noktalarda... Şimdilerde ise; "önemsiz olsa idi, sevmiyor olsa idim dedemi bu kadar kendimi yer bitir halde olmazdım!" diyebiliyorum.


Sonra zamanla bu durum değişti mi derseniz, evet değişti. Benim anlamadığım bir şey vardı ki o ara, bu nesil çatışması benim dedemi ikna edebileceğim bir noktada değildi. Ama dokunuyordu da, şimdi de olsa dokunur ama elbette o zamanki gibi değil. Bizim büyüklerimiz; düşünceleri konusunda biraz daha kesin hükümlüler, onlara "bu böyle olmalı" dediğiniz nokta teknoloji konusu bile olsa, yani onun değil sizin bildiğiniz nokta da olsa, değişmez fikirleri! Siz bilmiyorsunuzdur, o biliyordur çünkü. Ki dedemle bu konuda bile tartışmışlığımız vardır. Az ağlamadım o zamanlar velhasıl onunla tartışırken... (: Şimdilerde artık o ağlama mevzuularını aşmış durumdayım ve bu durum iyi bir şey benim açımdan...

Ama itiraflar demiştim, ben bu konuyu taa Eylül ayında düşündüm ve kendime sordum; "onca tartışmanıza rağmen, bir kez olsun -dedemi sevmiyorum, diyebilir misin Didem?" diye sordum kendime. Bu soruyu esaslı şekilde sorduğumda, Antalya'da Mustafa dayımların biz gençleri Lunapark'ta eğlendirmeye uğraştıkları gecenin sonu idi. Eve geldik, dedem rahatsızlanmış ve hastaneye götürmüş Mehmet dayım. İçime oturan hüzünü, korkuyu, birileri okuyup da anlıyor biliyorum! O günün öncesinde de "hayır" cevabı alamadığım gibi, o gece de "hayır" cevabı alamadım kendimden. Nesil çatışmalarımıza rağmen seviyorum dedemi...

Çok şükür hastaneden geldiklerinde dedem iyiydi, yani öksürüyordu, halsizdi ama ayakta idi. Neden bilmiyorum, o gün çok korktum; yani iyi diye dayımın aramasına rağmen... Yıllar öncesinde, bir yaz tatilinde, -daha anneannem hayatta iken- Antalya'ya gittiğimizde dedem yine çok rahatsızlanmış idi. O zaman yatağından kaldırıp hastaneye götürmüştü annem ile anneannem. Ben Eylül 2017'de Antalya'da iken dedem rahatsızlandığında, yıllar önceki o gece kadar korktum işte...

Şimdi ben dedemin yine bir hastalıklarının olası teşhisleri için çabalandığı şu günlerin sırasında, nesil çatışmalarımızı ve de şimdiki halimizi düşünüp karmaşık ruh hallerinde hallerimizi düşünüyorum yine; bir süredir var bu düşünceler ama birkaç gündür daha yoğun işte...

"2015'e kadar yıpratırdım da, benimle tartışmaya girmeye çalışan herkesin karşısında kendimi; ta ki Merom bu konuda benimle konuşup, az biraz daha sakin olmam ve her konuşmada kendimi ispatlamaktan vazgeçmem gerektiğinden bahsettiğinden beri yıpratmıyorum kendimi." İnanın bazen insanın yakınları tarafından yanlışlarının yüzüne vurulması, bir garip şekilde alınganlık da yaptırsa doğru yolu bulmasına sebebiyet veriyormuş... Biz dedemle yıllardır, eskisi kadar derin derin tartışmıyoruz. En azından benim ağlamama kadar süren çatışmalarımız olmuyor. Yine ben onu anlamıyorum bazen, bazen de o beni anlamıyor. Ama kavga diyebileceğimiz fikir çatışmalarımız bile, büyümeden sonlanabiliyor artık. Bunun sebebi, farkına varmama sebep olan Meryem'imimin bana öğütleridir. Teşekkür ederim dostum...


Diyeceğim o ki; nesil çatışması ne kadar büyük olursa olsun, gerçekten ufak da olsa bir şeyler paylaşmış olduğunuz insanlarla aranıza sevgisizlik ve saygısızlık sızamıyormuş. Ben ettiğim birkaç saygısızlıktan dolayı utanç doluyum, ama geri alamam da onları. Onlar olması gerekenlerdi, o zamanki yaşımda olsam yine aynı şeyleri yapardım muhtemelen; o zamanki yaşım onları yapmamı doğru bulduğunu söylüyordu bana çünkü...

Velhasıl; dedemin iyi çıkmasını umduğumuz test sonuçları var ve ben kendi içimde biriktirmeye devam ettiğim düşüncelerimden yana, bu konuyu da dağ gibi ettim birkaç günde yine içimde... Ve dedeme onca tartışmalarımız sonrasında, birbirimizle aynı saygı sevgi çerçevesinde olduğumuzu düşündüğüm hallerimize artık bir anlam verebilirken buldum kendimi. "Hissettiklerimi asla yazmayacaktım; ama asla dediğim herşeyi yaparken bulmam, benim resmen değişmez bir özelliğim oldu." Ve hiçbir zaman kendimi onu sevmiyorken bulmadım, onun fikirlerini hala hoş bulmazken (ve cidden hala bazı fikirlerine akıl sır erdiremezken(...) ) bile...


Sadece kendim hakkında düşündüğüm şeylere değil; aralarında bir bağ bulundururken bile çok fazla kavga etmeyi başarıp, sonrasında ilişkilerini devam ettirebilen sevdiklerime karşı da bir sonuca varmış oldum şu an bu yazımla... Ne kadar anlaşamıyor olsanız bile bazen, büyük ya da küçüğünüz de olsa bu kişi, sevgiden veya saygıdan götürmeye yetmiyormuş tartışmalar kavgalar... Şimdi düşünüyorum da, bir gün çok büyük bir tartışma yaşar da aramızdaki bağ kopar diye korktuğum dostlarım için de aynı bu durum değil mi? Vazgeçemem ki, onlar da benden yaşanmışlıklarımızın anılarına nazaran "değmez" deyip vazgeçmezler değil mi?

Yani demek istediğim; anlaşamayız, birbirimizi kırabiliriz, birbirimizle bir an için zıt düşebiliriz ama deli gibi aldatmamış, deli gibi onun değer verdiklerine ve var olduğu şeylere zarar vermemişsek eğer, bu tartışmalar bizim sevgimizden saygımızdan çalmaz ki!!

Hayatta kalan büyüklerim; dedem, büyük amcam, bir de annemin dedesi büyük dedemiz... Başka büyüğümüz yok ki benim bir şeyler yaşadığım. Ve dediğim gibi, içinde anılarımız sayabileceğim iyi veya kötü şeyleri de ablam ile benim dedemiz olan Ahmet dedemiz ile yaşadım. İmreniyorum bazen, herkesin aile büyükleri yanında güzel anılar biriktirmişler; tontonum, pamuk dedem vs diye bahsediyorlar fotoğraflarında ya... Ki artık imrenmiyorum da kimseye. Ama ben dedemden böyle bahsedemem mesela, "aksidir ama iyidir de!" diyebilirim. 2014 senesinden beri onu daha çok olduğu gibi kabul edebiliyorum ben. Yıllardır "o böyle büyütülmüş, onlar böyle görmüş büyüklerinden ve başka doğruyu kabul edemiyorlar evladım" dediklerinde, "Nasıl başka doğruları yok sayabilir ya!" der kızardım kendimce. Bazen gözümün önünde öyle doğruları yok sayıyorlar ki, "büyüklerimizin bazı kendi doğrularına yenilerini ekleyememesi mi garip?" diyebiliyorum şimdi...




Yazarken yazmayı bırakacağımdan çok emin olduğum bu yazıyı yazabildiğime çok ama çok şükür. Benim ciddi anlamda çözümlemeler yapmama sebep olan bir yazım daha oldu bugün...

Bu yazı 1,5 saatte yazıldı tarafımdan (22.12.2017- 01.37); doğru kelime ve cümleleri bulabilmek adına da durakladığım, hissettiğim anılarım çok oldu zira. Neden yazdım peki diye merak ederseniz, benim gibi aile büyüklerindeki dedesiyle veya ninesiyle çok fazla anısı yok sanıp da; birçok anısını benim gibi farkedenler vardır aramızda. "Yazmak isteyip de yazmaya gönül bulamayan ama sonrasında ben gibi içinde saklamaktan yorulduğu düşüncelerini anlatmaktan yana kendinde nihayet cesaret bulanlardan..." Bu bloğumda nesil çatışmalarımızdan bahsettiğim yazılarım da olmuştu, hiçbiri bu yazı ile sıfırlanmış düşüncelerimle dolu sanılmasın. "Onlara da hak veriyorum hala, bir de bu düşüncelerim var işte!" diyorum kendime ve de sizlere...

Korkuyor muyum? -Evet. Hastalık deyince, dilim damağıma yapışıyor. Hani derinizin üzerinden nasıl kıl çekerler de, minnacık kıl canınızı derinden derinden yakar! -Öyle yüreğim hopluyor. Bu durum belki de hastanelerin içerisinde çok bulunmuş olmamdan ve hastalığım gerekçesi ile hastalıkların neler yaşattığını daha net bilmemden ötürüdür. Kim bilir?!

Velhasıl bir başkasına anlatsam, duygularımı düşüncelerimi bu kadar derin anlatamazdım; bende yazdım. Hani o sizin konuşmanızı ve de sizi hiç dinlemeyen büyüğünüz var ya, sizin küçüklüğünüzde; çok tartışmanızdan ötürü, "ben onu seviyor muyum, sevmiyor muyum?" diye düşünüp durduğunuz... O büyüklerin de bir yeri, mertebesi, bir amacı varmış meğer. Anlayamıyormuşum da, seneler geçtikçe anlayagelmişim; birkaç senedir buna hep şaşırıyorum işte... Neden peki şimdi yazıyorum? (Güzel soru!) Çünkü, 4 yıldır içime gömdüğüm hislerime özgürlüğü yeni verdim. 4 yıl önce geçirdiğim atakla kısmi bir içime kapanma yaşamıştım belki de. İtiraflar konusuna, Kasım 2017 ayından beri daha çok ağırlık verdim...

Büyüklerinizi küçüklerinizi sevin! Ben tüm sevdiklerimi beni korkutmalarına sebebiyet vermeden önce sevdiğimi-saydığımı belli eden şekillerde davranmaya müsait bir kişilikteyim, biliyorum. O sebeple bu konuda endişem yok şu an için. Ama siz o kişilikte değilseniz eğer, -veya her birimiz bir yanılgıya düşer de yapar isek o hatayı eğer- hayat "size-bize" o küçük olan güncellemeyi büyük bir acıdan sonra yüklemesin dilerim... 

Okuduğunuz için teşekkürlerimle ve tüm hastalıkların kökünün kuruması temennim ile; iyi sonuçlar ve iyi tedavilerle karşılaştığımız günlere olsun. Sevgilerimle...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...