31 Mayıs 2015 Pazar

3 Yıldır Beklediğimiz Kavuşmamız...

Dün 30 Mayıs 2015'ti, beklenen kavuşma günümüze kavuştuğumuz gündü. 3 sene önce dün; kep atma törenimizin yapıldığı, o güzel ama -ayrılacağımız için de- bir o kadar hüzünlü günün 3. sene-i devriyesine denk geldi kavuşmamız. Tesadüf diyorlar, ben tesadüfe inanmam her zaman. Bu güzel bir mesajdı da aslında bize bence. 3 yıl önce ayrıldığımız vakit, ailecek gidip gelme sözü vermiştik birbirimize. Fırsatı bulduk, sözümüzü tuttuk nihayet. Devamı da gelecek inşallah. Allahım ayırmasın, bir ömür beraber nice sohbetlerimiz ve nice vakitlerimiz olsun inşallah dostlarımızla... :)


 Bugün saat 14.00'e kadar İstanbul'daydım, şimdi Gemlik'teyim. Biraz buruk ama enerji doluyuz... :)

3 yıldır beklediğimizi, nihayet dün ve bugün gerçekleştirdik. İki dost ve iki aile bir araya geldik yeniden. Bugün öğlen 2'ye kadar İstanbul'daydık ve geleli kaç saat olduysa da aklımdan çıkartamıyorum, geride kalan müthiş 1,5 günü. Sındırgı'dan edindiğim sağlam dostlarımdan olan Pelin'im ve ailesiyle görüşebilmek çok uzun zamandır fırsat oluşturup gerçekleştirmek istediğimiz bir eylemdi. Nihayet gerçekleştirebildik; darısı kavuşamayanların başına dedik ve doya doya dünün-bugünün tadını çıkarmaya uğraştık.

Çok mutluyum yine, bir kez daha sevdiklerimizle bir aradaydık çünkü. Ama içimiz buruk ayrıldık  ister istemez, 3 yılın ardından -19 saat- bir aradaydık. Şok gibi bir şeydi biraz, bir süre inanamadım Pelinimle yan yana olduğumuza. 3 senedir konuşmayı çok şükür hiç kesmedik, gerek internet gerek telefon ile sürdürdük. Ama bu beraberlik hepimize büyük bir moral ve enerji oldu... Yan yana olmak çok başka, doyamıyor insan hemen... :)



 İstanbul'a gitme amacımız, Annemin teyze kızı Neslihan ablamın düğünüydü. Düğün zamanı ve yeri çok önceden belliydi. Ama benim ve bizim gideceğimiz kesin değildi. Trabzon'daki ikinci düğüne gitmek planlarımızdaydı, ona da sadece annem gidebilecekti. Ama durumlar ve şartlar değişince, Annem ve Babamla İstanbul'daki düğüne gitme planları yaptık... Hal böyle olunca, beklenen fırsat elime geçmişti. Önerimi sundum ve amacımıza kavuştum...  Ve belli olur olmaz, Pelin'lere haber verdim; "Düğün sonrası sizle olmak istiyoruz" demek çok güzeldi. Çok istedik ve oldu çok şükür... :)

Şanslıydık ki düğün Cumartesi 12.00-17.30 saatleri arasındaydı. Saat 18.30 gibi, Gemlik'ten beraber geldiğimiz akrabamız Sakine teyzemi de alıp düğünden çıktık ve Pelin'lere doğru yola koyulduk. Böylece de haftasonunun büyük çoğunluğunu bir arada geçirmemiz için fırsatımıza kavuşmuş olduk düğün sonrası. Ve bu sabah da, Gemlik'ten geldiğimiz kadro ile evimize geri döndük...


Resimler dönüş yolculuğumuzdan...

(1) Dün saat 19.00 sularında kavuştuk Pelin'imle ve ailesiyle. Bugün yan yana uyuyup uyanmışken, Pazar kahvaltımızı yapmış ve güne devam ediyor haldeyken, ayrılmak kolay olmadı tabii; Saat 2'den sonra çıktık yola, Pelinimle Mustafa bizi dün aldıkları yere kadar bıraktılar önce. Orada tekrar vedalaşmak kaçınılmazdı yine.
(2) Saat 14;20 sularında bindik Yalova'ya gitmek üzere vapura.
(3) Vapur'da hüznümü yaşarken, Pelin'imin kitaplığından aldığım kitapla geçtim Yalova'ya. Burukluğumu biraz da olsun dindirdi.
(4) Ama Orhangazi'yi geçene kadar içim bir buruk kaldı nedense. Sonrası gülümseyerek ve sohbetlerimizi yan yana oluşumuzu düşünerek geçen bir yolculuktu. Ve bol sohbetlerle elbetteki...

Değerlendirmesi çabuk bitmeyecek dolu dolu bir düğün, ardından dolu dolu bir kavuşmalı 1,5 gün geçirdik. :) Ve şimdi bu kavuşmanın devamı da gelecek inşallah diyoruz. Bu bir başlangıç olsun, görüşmelerimiz devam etsin, özlemlerimiz uzamasın... Dünden bugüne öyle güzel anılar biriktirdim ki yine, unutamam.

Pelin'imin ve Bahar teyzemin yaptığı yemekleri, ettiğimiz sohbetleri, Pelinim ve kardeşi Mustafayla dayanabildiğimiz kadar uyumayıp gecelediğimiz her türlü sohbet ettiğimiz dün geceyi, sabah ettiğimiz kahvaltı sohbetinden ve Mustafa'mın ellerinden içtiğimiz güzel kahveden bir kez daha şunu anladım; dostluklar aramakla bulunmuyor, sahip olduğumuz gerçek dostluğa sımsıkı sarılmamız gerekiyor. Hayatımda bunu var etmeye çalışıyorum, değerli gördüğüm ve değer gördüğüm insanlarla. Ve uzaktan görüşmek özlemi hafifletir gibi yapıyor ama yanında olduğu kadar hafifletemiyormuş. Buruk ayrıldık ister istemez, ama çok mutlu oldum ben bugün. Unutamam, unutmayacağım. Bu bir başlangıç olacak ve görüşmeye devam edeceğiz diyorum. Uzakların bir gün çok çok yakın olmasını diliyorum yeniden, imkanlarımız dahilinde... :)

Not; İyi ki tanımışım, iyi ki yollarımız kesişmiş ve iyi ki varsın dediğimiz dostlarımız; hayatımızdan eksik olmasın. Onların varlığı bize büyük moral ve destek. İlaç oldu İstanbul bana ilaç, içinde sevilecek ne var ki derdim. Benim kalabalıklarım var bilirdim, ama bir türlü gidemezdim çünkü. İşte bu da oldu sonunda çok şükür. Yine olur inşallah... :)

29 Mayıs 2015 Cuma

İhtiyacımız Varmış Demek Ki...



Sebepsiz yaşanan bir şey olduğunu düşünmüyorum şu dünyada, acının da mutluluğun da bir sebebi var. Acı veya üzüntü belki bir sınav veya güçlülüğünü sınama şansı vermek bizlere, mutluluklar da sabrımızın ve sabrımızın taştığı yerde kendimizle başa çıkabilmemizin ödülü... Bu sıralar, sünnet sonrası Kağanımın değişken ruh halleriyle uğraşırken düşündüm durdum bunları ister istemez... Bugün Kağanım eniştem'i beklerken çektim, üstteki fotoğrafını. Babayı daha son görüşünün üzerinden 2 gün geçmiş bile olsa, öyle büyük bir heyecanla ve sabırla bekliyordu ki bugün; "çok şükür daha sakin kuzum bugün, maşallah" dedim içimden. (Evet iç sesim bile "maşallah'ı" dilinden düşürmüyor ama yine de nazar değiyor işte) :)

Gel gelelim kalabalıklar arasında, Kağanımın sünnet sonrası oluşan korkularıyla yaşadığımız stresli günlere; Kağanımın birkaç alışkanlığını terketmesine, epey asabi olmasına ve hiçbir şekilde ikna olmayan tavırlarını bize sunmasına sebep oldu. Bu durum ise bizi epey sabırsız kılmakta başarılı oldu yer yer. Ama; Annem, ablam, eniştem ve babam, benden çok daha sabırlı davrandılar bu süreçte bence. Evimizde bir sıkıntı hakimdi, Kağanımın korkularıyla beraber. O sıkıntıyı bugün ve dün atlatmaya başlar olduk biraz biraz çok şükür. Kolay değildi bizler için bu bitmek üzere olan Mayıs, üzüntüler de mutluluklar da birarada geldi. (Gerçi hep öyle oluyor biliyorum. Oluyor ama bu sefer ki daha yoğun ve yorucuydu sanırım benim için)

Sünnet Sürecimiz Hakkında bilgilerin bulunduğu yazımı, burada bulabilirsiniz. :)


Anne ve babasından sevgi görüp de, onları özlemeyen bir çocuk düşünemiyorum ben. Kuzum da anne ve babasına tutkun çok şükür. Elbet babayı ve anneyi görünce, bizi çoğu zaman arka planda bırakıyor çoğunlukla. Ama artık bu da normal geliyor. Yerlerimizi ayrı değil aynı tutuyor aslında ama, özlemi çok başka onun şimdi... Anne-babasına gidince bizi arıyor, bize gelince de anne-babasını. Hepimizi bir arada istiyor hep. Az kaldı anne-babayı da görme dengesini kurmamıza ve özlemini daha da dizginleyebilmemize, Allahın izniyle... Ev taşıma telaşımıza geliyor sıra, ablamların yakınımıza gelmesi kısmetse Çarşamba günü gerçekleşecek Allahın izniyle... 

Bugüne kadar, bir süredir yorgunluğumla epey iç sıkıntısı yaşamış olan ben; "İhtiyacım Varmış Demek Ki Yine" dedim. Yoğun ve stresli günler, kalabalık arasında hem güzel hem de epey zor geçti aslında. Ama stresli ve sıkıntılı zamanlara da ihtiyacımız var ki, mutluluklara ve aydınlıklara kavuşunca kıymetini derinden hissedebilelim, diyebiliyorum şimdi... (Hüzünlü ve stresli anlarda, durum bazen hiç böyle gözükmese de!) 

Kalabalıkları hep sevdim, bu gidişle de hep seveceğim. Atraksiyon dolu kalabalık ise; yorduğu kadar, garip derecede de rahatsız edici şekilde hafif oluyormuş. Bu anlatılması nedense garip birşey şimdi benim için. Bu kadar yakından hissetmeyeli uzun olmuştu cidden, böyle bir süreci... Bu sünnet süreci, bana bir süre yeter bence. Kağanımın çektiği sıkıntı -korkusundan ötürü- beni esas yoran şeyin başlangıcı bu oldu aslında. Gerisi sadece ardından gelen olaylar topluluğuydu.


Özetleyecek Olursak, Biraz Zorlu Geçen Bu 2 Haftayı;

Sabrımı kontrol edemedim bu sırada; uykuya öyle alışmışım ki, uykusuzluğa dayanamadım mesela ilk 2 gün. Evde olmaya öyle çok alışmışım ki yine, dışarıda olmak gün boyu garip hissettirdi beni. Ders çalışmaya öyle alışmıştım ki, finaller bitince büyük ferahlığa düştüğüm kadar boşlukta da buldum kendimi... 

Kağanımın değişken ruh halleri -öğrenmeye devam ettikçe- var olmaya devam ediyorsa da, bir süredir böylesi ağırını yaşamamıştık belki de. Buna bile ihtiyacımız varmış diyorum şimdi, tabii ki atlatabilmeye başladıktan sonra. Ama yine de alışamadığımı farkettim, Kağanım üzgün ve tatsız iken sabrımı hemen kontrol etme durumuma ...

Büyük sıkıntılar sonrasında da er geç mutluluğa ve ferahlığa kavuşuyoruz, biliyorum aslında. Ama içime geçmeyeceğini sanabildiğim bir sıkıntı çökebiliyormuş hala; konu Kağan'ımın sıkıntısı olunca. Bu sıkıntı esnasında bu oldu yine... Bu sıkıntı sabrımı da, polyannalığımı da yer yer sarsmaya çabaladı. Sarsılmadığıma şükrediyorum. Kendimi çok çaresiz hissettiğim esnada bile, "ihtiyacım olan zaman" diyebildiğime de şükrettim bu süre zarfında...


Diyeceğim o ki; yazamadığım 6 günlük çerçevede, kendi içimdeki fırtınalarla başa çıkmaya çabaladım durdum çoğunlukla. Çok şükür daha iyiyim, daha iyiyiz... Yine de iç sıkıntısı diye tabir ettiğim bu durumu da, tüm hayatımın bir ihtiyacı olarak görebilmeye gayret ettiğim zaman toparladım kendimi... Kalabalıklarımız ve yatılı misafirlerimiz de olmasa idi, sakinlikte daha zor olurdu benim için. Hiçbir şey sebepsiz değil bence. Hayat bir sürü seçenekten oluşan, bir kurmaca dünya, benim gözümde... 


Güzelliklere doğru yönelen olaylar, dün ve bugün gerçekleşmeye daha da belirgin devam etti. Alışkanlıklarımıza dönüyor gibiyiz yavaş yavaş, Allahım nazar değdirmesin. Üstteki manzarayı yarını düşünerek çektim, yarın yolculuğumuz var birazcık uzağa. Bu iyi gelecek bize, azıcık bile olsa uzaklaşmak her zaman iyidir. Geri dönmeyi de düşleyerek. İçim yine kıpır kıpır iki gündür, düzelmeye başlayan şeyleri düşündükçe...

Allahım bozmasın, tüm bu mutluluğumuzu. "Allahım sen daralt ama bunaltma" der annem böyle zamanlarda. Daraltsın Allahım ama bunaltmasın inşallah, sıkıldığımız yerde daha da sıkmasın yüreğimizi. Mutluluklarımızın da kavuşmalarımızın da, güzel yolculuklarımızın da hakim olduğu bir haftasonu olsun hepimiz için. 

Mutlu haftasonları dilerim, sevgilerimle... :) 


25 Mayıs 2015 Pazartesi

Oldu Da Bitti, Maşallah...


Merhabalar; Finallerimin bitmesinin ardından, karşınızdayım nihayet. Hala biraz yorgunum ve kafam biraz bulanık ama çok rahatladım şükür. Sebebi ise tabii ki başlık; Sünnetimiz de, finallerimiz de oldu da bitti maşallah... :) Çok şükür, bu sünnet sürecini de bu ders dönemini de böylece atlattık. Hepimize geçmiş olsun... :)


Geride bıraktığımız Cuma günü, Kağanımın sünneti oldu da bitti işte çok şükür. Üstelik beklediğimizden de iyi geçirdik ilk süreci. Ama akşamına başladı sıkıntılarımız, iki gecedir de uyuyamıyorduk sıkıntılardan ama dün rahat bir uyku uyuduk çok şükür. Başlangıçta kolay ve küçük bile olsa Kağanım; "Sünnet denilen şey ne de zormuş..." dedirtti bize kuzum. "Ama sağlık olsun da, bu zor süreci de böylece atlatıyor olalım böylece" diye dua ettik durduk...



Sünnet Sürecimize Gelirsek; 

Cuma günü öğlen Kağanım ile; anne-babası, kivrası ve dedesi beraber sünnet kabinine gittiler burada. Sonra evde, bir bekleyiş başladı tabii. Nasıl olur, çok ağlar mı, Kağanımız durur mu, meraklı bekleyişimiz sürdü de sürdü işte... Sonra merak edip aradık ki ablam, "geldi bile, çıktı geliyor yürüyerek" dedi. "Hayret" Ve "Oh çok şükür." nidaları ile karşıladık bu haberi elbette. Çünkü Kağanımdan beklediğimiz daha da fazlası idi. 

( Kivrası demişken, bizim adetlerimizde kirvelik vardır. Zamanla ağızda kirve-kirvaya dönüştü. Kirvelerimiz yeni değiller, daha önceden annannemlerin aile dostları ve hemşehrileri iken; önce dayımların, sonra da kuzenimin kirvesi olmuşlar. Ben bildim bileli görüşürüz kivramlarla yani... Bu zamana kadar akraba bağımız bundan ibaretken, bir bağ daha kuralım denildi Kağanımın sünneti ile. Küçük oğulları Ufuk abim, kuzumuzun kirvesi. Kirvelik, güzel bir bağ. Kirvelerimizi seviyorum-seviyoruz. Allahım muhabbetimizi bozmasın. Sağlık ve sıhhatle, ömür boyu bu güzel bağımızı sürdürmeyi nasip etsin inşallah... )

İşte Cuma günü onlar sünnetçide, biz de evde; bekledik ne zaman gelecekler diye. Ama gelen giden olmayınca biraz sonra yine aradık ablamları. Öğrendik ki sonradan, daha yeni girmişler içeri. O yürüyerek çıktığı, fıs fıs sıkıp dışarı yollamalarıymış meğer. Ablam da, bitti sanıp bize onu söylemiş; geliyoruz, diye...

Son arayışımızdan yarım saat kadar sonra geldiler eve. Kağanım belki kucakta gelir dedik ama, yürüyerek geldi çok şükür maşallah. Hepimiz maşallah ve şükür diye diye hayret edip durduk. Saniye kivram (Kivramızın annesi), "Ummadık taş baş yararmış." demişti, işte aynen öyle oldu. Gün boyu koşturdu da koşturdu kuzum, dur dedik de bizi dinlemedi. Günü bir öğlen uykusu haricinde yatmadan akşam etti, diyebiliriz... Öğlen kuzumun sünneti olduktan sonra, pide ayran ve tatlısını yedik akrabalarımızla. Sünnet düğünü sonra yapılacak ne de olsa diye, kendi aramızda yemek yedik sadece işte...

İlk günümüz o bölgenin uyuşuk olmasından ötürü, beklediğimizden çok iyi geçti yani. Esas durum ilk günün akşamında başladı bizim için. Gün içinde tuvalet yapmak hiç sıkıntı olmadı da, akşam uyuşukluk geçtikten sonra tuvalet yapmaları sıkıntılı olmaya başladı kuzumun. Uyuşukluğun geçmesi ile, tuvalete çıkmaları zorlaştı kuzumun. Tuvaletini yaptıkça acısı çıkmaya başladı yani...

Herkes dağıldı ve sonrasındaki süreç başladı bizler için böylece... 


Bu resimde ise; İlk 3 resim sünnete gitmeden öncesi; Enver Dedesi (Babasının Dedesi), Ahmet Dedesi Ve Kamil Dedesi (kivrasının babası)'nin elini öperken. Son resim ise, sünnetten geldikten sonra, Ahmet dedesi altınını takarken... :) O gün sunnetten sonra  

Sünnet Meselesi Ve Sonrası Var Bir de;

Sünneti birkaç dakikadan fazla sürmemiş. Eli maharetli bir sünnet doktoruydu yapan kişi. Anestezi ile yapılmadı yani, doktorun değil sünnetçi bir doktorun yapmasını istedik ailecek yani. Kağan'ın ağladığı nokta, elleri ve kollarının tutulması olmuş büyük ölçüde sünnet esnasında. Ağlaması elbet işlem bittikten sonra da sürmüş biraz. Beklediğimiz daha sonasında da ağlaması idi. Sünnet sonrası bir klips takılmış pipisine. Düne kadar takılı idi o da. Düne kadar çıkarmaya uğraşıp yer yer çok ağladı. Dünde doktorumuz geldi onu çıkardı. 

Böylece; İlk gün, Sünnet. İkinci gün, acı dolu bir gece. Üçüncü gün, asabiyet. Dördüncü gün ise, yani dün, korku dolu bir akşam. İşte sünnet sürecimiz böyle geçti, geçiyor...

Dün akşam doktoru görünce, Kağanımızın acıyacak korkusu yine başladı. O kadar sıktı ki kendini dün akşam, acıyacak diye çişini yapmayınca; korkulu anlar başladı bizim için. Sonucunda, kendi kendine pipisini kanattı kuzum. Korktuk bizde çağırdık hemen akşamın bir vaktinde doktorunu. Ama doktoru geldi baktı ki, sünneti ile alakasız kendini sıktığı için olmuş sadece. Sakinleştiricisini vermemizi söyledi, kanamasını durduracak bir ampül kırdı o bölgeye ve kanamasını kesti. Ve "9000-10000'den fazla sünnet yaptım, ilk defa böylesiyle karşılaşıyorum." dedi doktorumuz, çay içmek için oturunca. Asabiyeti ve korkusu sonucunda sıkıntılı geçiriyormuş bu süreci. Ağrı yapabilecek bir durumu yok bu süreçten sonra, dedi doktorumuz..


Durumu nasıl şimdi dersek; benim yeğenimin canı biraz fazla tatlı. Bana çekmiş diyeceğim ama, ben bu kadar da değilim. Benim de tatlıdır canım, ama inadım yoktur fazla. Sıkmam zorlamam kendimi mesela, canım acıyor diye inatla tuvalete çıkmaya zorlayamam diye düşünüyorum. Acıya sabrım oluştu yani zamanla, bunu test etmişliğim var başka ağrılarım olduğundaki zamanlarda. Ama kuzum da sabretmeye alışacak belki de. Kısacası olduk bitti ama, sıkıntılarımız biraz sürüyor hala. Bu sıkıntılar da sünnetinden ötürü değil, Kağanımın kendisinden ötürü maalesef... 



Velhasıl; sünnetimiz de bitti, bu okul dönemimiz de... Ve bu süreç nedense beni biraz yordu. dün yazabilirdim ama yazmayı canım da istemedi halim de yoktu... 

Sünnetimiz bitti, rahatladık ailecek bu süreçler sonucunda. Sınavlar bitti, hem kitaplarıma ve hobilerime, hem de bloğuma ve sosyal medyaya dönebilirim. Yaz başladı benim için bu haftabaşında böylece. Oldu da bitti maşallah yani... :) 

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgiler... :)

21 Mayıs 2015 Perşembe

Tatlı Telaşlar Bunlar, Biliyorum...

Bu sıralar tatlı telaşlar içerisindeydik, yazamaz oldum o sebeple. Yarını da hayırlısıyla sağ salim atlattık mı, benden ve bizden iyisi yok diye düşünüyorum şu an... :)



3 yıldır teyzeliği tattıran yeğenim Kağan'ınımın, canımın içinin, sünneti var yarın. Üstteki resimler onun sünnet sonrası tatlısını dağıtmak için, baklava açan hanımlarımızın geçen hafta Cumartesi günkü halleri. Baklavasını açan elleri görüyorsunuz; annem, Aysel Yengem ve Sakine teyzem... Yazısını yazarım diye dolu fotoğrafını çektim o günün ama, yoğunluk arasına finallere hazırlanma sürecim de karıştığı için fırsatım olmadı. Aslında bu yazıyı yazmak bile biraz arada derede şimdi, çünkü dün kivralarımız da geldi evimiz dolu dolu çok şükür. :)

Kivralık derken; bizim adetlerimizde kivralık vardır, dayımın oğlu'nun kirveliğini yapan annannemgilden beri hem akrabamız hem de köylümüz olan kişiler, bu sefer de bizim Kağanımızın kirvesi oldular. Kirvelik, sadece adı konulduktan ve sünnet yapılırken kucağında tutmakla başlar başta bizde. Ama akrabadan öte can olur bizde... Adı 2 sene önce konuldu kirveliğin, sünnet de ancak bu zamana kısmet oldu işte. Büyük oğulları Ufuk abimin Almanya'dan buraya gelebilmesini bekliyorduk, bu zamana ayarlanabildi zaman... :)

Diyeceğim şu ki; ben bu telaşlar arasında yazamadım. Aslında yazılacak çok şey varken hem de. İçim şu an bir garip mesela, ilk defa böyle bir his yaşadığımdan ötürü sanırım. En son küçükken kuzenimin sünnetinde bulunmuştum. Ve küçük aklımla onun neden kaçtığını bile bilmiyordum. Şimdi elimde olsa, yanında bulunabilecek ve kaçırabilecek olsam, Kağanımı kaçıracak olan kişi ben olurum. Canının acımasına hiç dayanamıyorum. Ama bir yandan da; olacak ve bitecek, sağlığı için bu gerekli biliyorum...

Yani son durum da şu ki; karmaşık durumlarda, yarının nasıl başlayıp biteceğini merakla bekliyorum çok uzun zamandan beri, ailemin ve kirvelerimizin diğer fertleri gibi... Biliyorum bunlar tatlı telaşlar, ama endişe duymadan edemiyorum. Ve o iş bitene kadar da, bir yandan endişe duymaya dualarımla devam edeceğim...

Şimdilik sadece sünnet olacak kuzum, birkaç sene sonrasında da sünnet düğününü yapacağız... Allahım sağlık sıhhat versin, hepimiz kolayca atlatabilelim diyorum. Çarçabuk yazdığım bu yazıda, ancak bu kadar anlatabiliyorum. Aslında bir başlasam yine susturamam kendimi biliyorum. İçim hem telaşlı, hem de bilinçli. Bu sünnet garip bir heyecanmış, canımın içi sayesinde bunu da derinden yaşamaya başladık ve yaşayacağız. Allahım sağlıcakla atlatmayı ve bir ömür sağlıcakla mutlu yaşamayı nasip etsin, tüm kuzularımıza ve Kağanıma...

Bugünlük duygu karmaşıklığımla benden bu kadar. Biliyorum biliyorum, bunlar tatlı telaşlar... :)

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Düğün Öncesi Hazırlığımız - 02.05.2015

Mayıs başındaki düğün bittikten sonra, bizim biraz tatlı biraz da endişe temalı hazırlıklarımız başlamıştı... Ben mayıs başındaki düğün hazırlığımız ile ilgili yazının sözünü verdim ama, gerek yoğunluktan gerekse de final hazırlıklarımdan bu yazımı bir türlü tamamlayıp yayınlayamamıştım. Telaşımızdan ve son olayların kritiğini yapmak yarına artık diyelim. Geç olsun güç olmasın diyerek; bu güzel hazırlık sırasındaki ve sonundaki halimizin anısı da burada bulunsun istedim. :) 
İyi okumalar... 


Düğün Sonrası Kritiği adlı yazımda da söylediğim gibi, uzun zaman olmuştu böyle, bir düğüne hazırlanmayalı. Ve bu hazırlığımızın arkasındaki güzel ve becerikli ellerin sahipleri; dostlarım Damlam ve Sedam'dı. Buradan tekrar teşekkür ediyorum canlarıma, bizleri çok güzel hazırladılar düğüne. Annemin ve benim saç ve makyajımızı, ablamın da makyajını yaptılar...

En son 2012'de dayımın düğününe hazırlanmıştık annemle ve yengemlerle Antalya'da, dedemlerin evinin yakınında bir kuaförde... 2 Mayıs'ta da bir telaşımız vardı ki, içinde eğlencesi büyük ve deneyimli bir hazırlıktı... Bu yazımda düğün öncesi hazırlığımızı fotoğraflarla beraber okuyacaksınız. İyi okumalar dilerim... :))


Böyle düğün hazırlıkları bana şöyle hissettiriyor; telaşıyla yorucu da olsa çok ama çok eğlenceli, üstelik heyecan verici. Bizim hazırlığımız yine böyle başladı. Önce maşa işlemi başladı, Damla'mın hamaratlı elleriyle. Sonra Seda makyajıma ve saçımın geri kalan kısmına el attı... Dostlarım diye söylemiyorum, çok hamaratlar kendileri maşallah.. Buralarda bir düğün veya eğlence için hazırlık yapılacaksa, güvenerek teslim edebiliyorum kendimi onlara çok şükür. İyi ki yanımdalar canlarım...


Damla saçımı yaparken, Seda da ablamın makyajını yaptı. Ablam Sedalar gelmeden önce kuaföre gitmiş şaçını yaptırmıştı. Makyajı da kendim yaparım demişti. Benim saçımdan sonra, "keşke saçımı da yaptırmaya gitmeseymişim" dedi. Ablamın göz makyajını görüyorsunuz üst resimde. Biz çok beğendik, geri yorum size kalmış... :)


Ve Seda, ablamın geri kalan makyajını yapıp rujunu da sürdükten sonra benim saçıma geçti. Helen topuzu diyorlarmış, o şekilde topladı arkada saçlarımı. Düz saç olduğum sebebiyle, düğün sırasında tokalarım açılmıştı. Ama çok ama çok güzel oldu. Bu yapım sırası. Ama saçımın arkasını Seda'nın çektiği fotoğrafı resmi almayı unutmuşum. :)



Ve sonrasında, önce Damlam biraz kaşlarımın ortasında ufak tefek tüyler varmış onları aldı. Sonra da Seda'm makyajımı yapmaya geçti. Bu kolajı; görün işte, makyaj yapılırken fazlasıyla deneyimsiz ve korkağım. Denemesine çok deniyorlardı bir ara üstümde makyajı; ama fazla sık yapmamamdan ötürü olsa, fazla telaşlanıyorum gözüme makyaj yapılırken. Allahım çook zor benim için... =)

Gözüme kalem çekilecekti aslında. Ben hiçbir göz kalemini kullanamıyorum, kendi göz kalemimi Oriflame'dan almıştım. Bir tek Oriflame'ın göz kalemini kullanabiliyorum, bir o kaşındırmıyor gözümü. Ama Seda, göz kalemimi getirmişken son anda vazgeçti ve eyeliner çekti gözüme. Gözüme makyaj yapılırken, kırpıştırmamak bir eziyetken benim için, bu sefer en az gözümü kırpıştırdığım zamandı. Damla da farketti ve hayret etti. Sanırım daha da cesaretleniyorum zamanla... :)


Benden sonra sıra Kağan'ımda idi. Onunki çok basitti, saç fırçası ile saçları tarandı, sonra da saçları havalanmasın diye ona da saç spreyi sıkıldı biraz. İmage-macker'larımız çok ustaca çalışıyordu doğrusu... :) 

Ve Sonuç; Düğüne Hazırız...


Annem ve ablam... Bence düğünün en şık bayanlarıydılar. Benim şık bulduklarım arasında; annem, ablam ve Ayşe teyzem vardı. Ben mi, ben de şıktım elbet. Kırk yılda bir böyle hazırlanıyorum doğrusu. Doğallığın güzelliği kadar, doğallığa bir şeyler ekleyip de güzel olmak da güzel elbet. Ama olduğunca özel ve güzel günlerde. Onun haricinde doğallığın güzelliği başka... :)


Makyaj yapmak, dediğim gibi çok sık yaptığım bir şey değil. Hal böyle olunca da, bir makyaj yapınca bambaşka gibi görünüyorum hem kendime hem de tanıdıklarıma. Sonuca gelirsek, iki açıdan da güzel bence, doğal olmak da, hafif makyaj da. Ama olduğunca doğallık diyenlerdenim ben nedense. Beceremediğimden de olabilir, uğraşmak istemediğimden de... :)


Ve hazırlıklarımız bittikten sonra, toplu fotoğrafımız. Sayacak olursam, soldan sağa; Ablam, Sedacım, Damlacım, ben ve annecim... Damla ve seda cidden becerikliler, ellerine sağlık bizi toplu bakıma soktular o gün... :)


İste böyle; Bir yazının daha sonuna geldik. Ben anlatmaktan bıkmadım yine, ilgi alanım olmasa bile. Daha birçok şey anlatabilirim bilgim olmasa da makyaj alanında; makyajı aslında sevdiğimden, ama tümden boyanmayı değil de, bir göz bir dudak makyajı yapmanın bana yettiğinden (bir rujla hazır olanlardanım aslında, göz makyajı çok çok istisna zamanlarda)... 

Bu konuya bir açıklık getirelim; makyajı sevmiyorum değil aslında, çoğunluk kadar delisi değilim. Doğallık, cidden benim alanım. Bir ruj yetiyor bana, bazen de bir far ekleniyor yanına. Benim makyajla ilgilenme alanım, başkası yapmadıkça bu kadar kısıtlı işte. Aslında şu BB krem oldukça pratik gibi. Bu sıralar da onu düşünüyorum nedense. Ruj, göz kalemi ve göz farı malzemelerimden oluşan küçük makyaj eşyalarıma eklesem mi acaba? Hayırlısı... :)

Okuduğunuz için teşekkür ederim, Sevgilerimle mutlu kalın... 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...