28 Şubat 2015 Cumartesi

Şubat (2015) Ayında Okuduğum Kitaplar...

*Bu bir aylık okuduğum kitaplar yazısıdır... :)


Şubat bitmek üzere. Ve bu akşam, epey verimli geçirdim bu ay'ı diyebiliyorum şimdi. Birkaç aydır, böyle kitap okuyamamıştım sanırım. Sonbahar benim için epey verimsiz geçmişti; hem kitap okumam hem de film izlemem açısından... Bu ay 4 kitap okumuş, 10 film izlemişim...

Gelelim Şubat Ayında Okuduğum Kitaplara; 

Şubat ayında bitirdiğim ilk kitap, Eragon oldu... Sonbahar'dan bu yana, elime bir alıp bir bıraktığım kitap olmuştu kendisi. Şubat ayının ilk haftalarında elime tekrar alıp, kaldığım yerden 3-4 günde bitirmiştim. Kötü bir kitap mıydı, hayır. Sadece, Sonbahar aylarında bitirebilecek güç içimde yoktu sanırım. Olur ya; bazen okuyamazsınız veya yazamazsınız. Eliniz gitmez işte bir türlü. Eragon'un okudum yazısı ise burada... :)

Antalya'ya gitmiştik 1 haftalığına daha sonra, Şubat'ın ikinci haftasında... Neden gitmiştiniz derseniz, sebebini buradan okuyabilirsiniz... Oraya giderken yanımda 3 kitap götürmüştüm. Bu 3 kitap, üstteki resimde bulunan kitaplar... 

Taaşuk-ı Talat Ve Fitnat- Şemseddin Sami; Antalya'da okuduğum ilk kitap oldu. Eragon'dan sonra Şubat ayının en çok beğendiğim diğer kitabı oldu. Hikayesi çok güzel ve özgün geldi bana. Önceden okusaymışım keşke dedim. 

Kohlhaas İsyan-H. Von Kleist; değişik bir kitaptı bence. Bir at tüccarının, atlarına yapılanlar karşısında mücadelesini anlatıyordu kitap. Ama hiç es noktası olmaması beni zorladı. Hiç bir bölüm ayırma yoktu. Başladığı noktadan, son sayfasına kadar paragraflar sürüyor da sürüyor. Bu beni yordu bir tek. Kaldığım olayları çözmekte zorlandım, durak noktaları verdiğinde. Anlatımı beni zorlayan bir kitaptı...

Ve bitiremekte çok zorlandığım kitap, Decameron Hikayeleri-Gıovanni Boccacio; Hikayeleri birbirine tekrarlayan birçok hikayeyi ard arda veya aralıklarla okumak epeyce yorucu idi. Bölümsüz olan Kohlhaas İsyan zorlamış dahi olsa, bitiremeyecek kadar değildi. Ancak Decameron Hikayeleri benim için zorlu bir kitaptı. Kütüphanemde, zorlu kitaplar halinde yer aldı maalesef...


Böyle işte, toplamda 4 kitap bitti bu ay... 

Ocak ayında 1, Şubat ayında 4 olmak üzere; 2 ayda 5 kitap okudum şimdiye kadar. (Resimde görüldüğü gibi...) Bu sene kendime 50 kitap okuma hedefi koymuştum. Olur mu? Olur bence... :) 

Şubat güzel geçti işte; bu sebepler açısından da, normal açıdan da. Şükür yani... Mart için diyeceğim, Şubat'ı aratmazsın bizlere inşallah. Mart güzel gelsin ve daha da bol okumalı geçsin hepimiz için inşallah... 

Sevgilerimle... :)

24 Şubat 2015 Salı

Oyundan Ayrı Kalıp Yazamıyorum...


Başlıkta da yazdığım gibi, oyundan ayrı kalıp yazamıyorum bu sıra. E malum kuzucum geri döndü Pazar günü, kavuştuk ve doyamıyoruz ikimizde oyuna... =) Çok özleşmişiz ailecek. Beraber oyun oynamayı da özlemişiz epey; yazıyoruz, çiziyoruz ve oyun kurmaya devam ediyoruz şükür... 

Görüşmeyeli resim yapmaya başlamış iyice kuzum. Resim kabiliyeti çocuk çizimlerinden bile kötü olan teyzesiyle, gündüzleri resim çizmeye çabalıyor her fırsatta. :) Gündüzleri diyorum; malum babam eve gelince, (resim kabiliyeti benden çok çok iyi olduğundan) hemen ona devrediyorum çizim işini genellikle. :D 


Hafta başında da hızla Yalova yollarına düşmeye başladık yine Kağanımla... Evet evden çıkışlarımız bazen zor oluyor ama, yine de eskiye nazaran şükür daha iyiyiz. Maşallahları alabilir miyim bu tarafa?? :)

Üstteki resim, dünden Yalova'da epey oyun oynayıp yorulan annanne-torunun dönüşteki uyku halleri... Bu sıralar şimdiki sorunumuz; uykularımızı düzene koymak... Geç yatıyoruz ve geç kalkıyoruz yine maalesef, düzelir kısa zamanda inşallah... :)


Dediğim gibi oyunlar oynamanın yanı sıra, çoğunlukla çizim yapıyoruz. Kuzumla vakit geçirmeyi çok özlemişim. İnternete girme işini de akşamlara bırakıyorum bu sebeple yine. Kağanım olduğu vakit; ya o uyurken, ya da o annanne ve dedesiyle oynarken girebiliyorum nete. "Bir çocukla oynamanın bu kadar da zevkli olabileceğini bilmezdim, yeğenime kadar" diyorum yine bu sıra... :) (Biliyordum ama bu kadar da değil. Her gün oynayabileceğim bir çocuk olmadı bu yaşıma kadar yakınımda sonuçta...)

Üstteki çöp adam benim çizimim, gerisi de kuzumun çizimleri. 2,5 yaşında birine göre benzetme kapasitesi yüksek gibi. İlk çizimleri olmasına rağmen, güzel çiziyor bile kuzum...


Üstteki resimde iki gözü ve burnu var gibi görünen daire şekli, benmişim. Kağan'ım öyle dedi =) Nasıl, güzelim ama değil mi? =)

Hayat bir çocukla beraber iken, daha gerçek ve daha anlam yüklü. Ve tabii sevdiklerinle iken, hep daha önemli... Düşüncelerimi derinleştiren her anımı da değerlendiriyorum bu sıra. Derin duygularla dolu anlar, daha da ilham veriyor bu sıra ve daha da güzelliklere sürüklüyor gibi...

Her geçen gün eskisinden daha çok vaktimi güzel ve sağlam değerlendirmeye çalışıyorum bu sıra bir de... Sanki anımı telaş içerisinde geçiriyormuşum gibi geliyordu bir süredir ve iyi değerlendiremiyordum hayallerim için anlarımı sanki... 2-3 gündür bu duruma da daha çok odaklandım gibi. Bir gelişme var mı, onu henüz bende bilemiyorum... :)

İşte böyle; Oyun oynamaya aç kalmışım Kağanım yokken resmen, oyun anlarımızı o da bende sömürüyoruz yine... Akşam uykularımızı düzene sokma çabalarımız hakim bir de bu sıra. O da olacak inşallah, kavuştuk ya işte sonunda... Ev ahalisi olarak halimizden memnunuz şükür. Sizler de iyisinizdir inşallah? Sevdiklerimizin ve oyun anlarımızın kıymetini bilelim. :)

Sevgilerr...

22 Şubat 2015 Pazar

İzledim - Keşke (If Only)

*Bu bir İzledim yazısıdır... :)


"Geçmişin hiçbir önemi yok, önemli olan şimdi..". İşte 2-3 gün önce izlediğim, filmde geçen bu cümle ile özetleyebilirim size filmi. Aslında hepimizin diline pelesenk olmuş bir cümle değil mi; Önemli olan şimdi. Ama hayatın içinde akıp giderken; bunu bir hatırlıyoruz, bir unutuyoruz...

Şu an için, ileride keşke dememek için çok fırın ekmek yememiz gerek. Ve bunu şu an yapmamız gerek... Film tam da bunu anlatıyor işte. Keşkelerimizin, hayatımızda nasıl da yer edindiğini. Ve maalesef bu durumu düzeltebilmek için ikinci bir şansımızın bile olmadığını hatırlatıyor; ikinci şans bu filmde verilmiş bile olsa...

Aşkı ve anı kaçırmak büyük bir delilik olsa gerek, bunun farkına varmak için acılara teslim olmamalı hayatta. Hayat keşke demek için, çok kısa. Ve keşke demektense, geri dönüşü bulunmaz yola sapmamak gerek hayatta...

Bu kötü haberlerle dolu yaşadığımız günlerde, hayatı geciktirmememiz gerektiğine inandıracak bir film olarak; Keşke filmini izlemenizi öneririm sizlere... Başrollerinde Jennifer Love Hewitt ve Tom Wilkinson yer alıyor. Başta acaba mı dedirtiyor film. Ama daha sonra, aslında film baştan itibaren başlıyormuş dedirtiyor. Bazı filmler ısındırır hani, artık başlasın, deriz. Bu film başından itibaren, birşeyler vaad ediyor bence...

Ve filmde Samantha rolünde oynayan Jennifer Love Hewitt'in oynadığı Samantha karakterinde seslendirdiği şarkılar, daha da bir renk kattı filme bana göre. Ben şarkıları da çok sevdim. Jennifer Love Hewitt`in sesinin güzel olduğunu da, şarkı söylediğini de bilmiyordum. Filme şans vermeseniz bile, bu şarkıyı ve bu şarkıyı dinleyin. Bugün benden sizlere gelsin... Sevgiler... :)

Not; Sevgili yeğenin Kağanım bugün geldi annesiyle, babaanne ve dedesi dun gitti ve biz kavuştuk yeniden. Günümüz şenlendi. Hepimize mutlu pazarlar ve şimdiden yeni hafta da mutluluklarla dolu olsun inşallah.. :))

20 Şubat 2015 Cuma

Kendini Sevmekle Başlar Herşey...


Bu sıralar, yazasım varsa da yazamadım pek. Ama hep içimden geçen; "kendini sev, kendini tanı ve kendinle ilgilen." cümleleri oldu...Tanıyorum diyorum da kendimi, derinliğimde benim de cevaplandıramadığım sorular var hala kendimde saklı. Onları sorguluyorum bende bu sıra yine...


Kendini sevme konusu, yürekten tavsiyemdir herkese... Ben ne olursa olsun kendimi sevmekten vazgeçmedim. Öğretildi ve empoze edildi ki bana küçüklüğümden beri, bir insan sevmezse kendini; ne mutlu olur kendisi ne de mutlu eder çevresini... :) Bu hayat felsefemdir, dersem yalan olmaz işte...

Kendini bilmek ise; kendini tanımak demek. Biz bizi tanımadan, hayata nasıl hazırız diyebiliriz ki? Hayatta önceliğimizde, kendini tanımaya hep devam etmek gerek bence... 

Ve kendinle ilgilenmek unsuruna gelince; bu benim yer yer unuttuğum yer yer de umursamadığım bir nokta olabiliyor bazen. Hayat kısa dememize karşın, nasıl da umursamıyoruz bazen kendimizi bile değil mi? Oysa başkalarıyla ilgilenmekten veya hayatın karmaşasında boğulmadan önce, kendimizle ilgilensek; sorunların başını çözmez miyiz? İhmal etmemeye çalışıyorum bu durumu, bazen göz ardı ediyor olsam bile...

Düşünürüm, düşündükçe de yapmam gerekenleri tartarım kafamda ben hep. Bu ara da böyle, kendime ve isteklerime odaklandım da yazamadım... Kendimle ilgilenmem daha odaklıydı sanki bu sıra... Kendimi biliyor muyum dersek, kendimi sevdikçe tanımaya da hep açığım diyorum kendimce...  Ve kendimi sevme olgumu bile seviyorum ben. (Kendini beğenmişlik gibi görülmez inşallah. :) )



 Evet; yukarıdaki resimdeki tweet'im gibi, bir zaman bende "Beni nasıl beğenirler?" olgusuna takılmıştım ve epey üzmüştüm kendimi. O kısa anlar, en boş vakitlerimmiş meğer. Şimdi düşünüyorum da, kendi beğenimden çok başkalarının beğenilerinin önemini yüksek tutarak nasıl da haksızlık etmişim kendime... Ve şimdi, şükür ki uzun bir zamandır, bu konuda da neyin yanlış neyin doğru olduğunu bildiğimi düşünüyorum...


Kendini sevmek en başta geliyor, kendini tanımak ve kendinle ilgilenmek ise hemen sonra bana göre... Bu 3üyle başlıyor doğru ve dingin hayatımız. Kendimizi sevmeyi ihmal etmeyelim, hiçbir zaman. Ama kendimizle ilgilenirken, sevdiklerimizi de ihmal etmeyelim... Demek istediğim; kendini sevmekle başlar hayat ve hayata dair herşey. Sevilmek de sevmekten gelir sonuçta, değil mi? :)

Sevgilerimle...

16 Şubat 2015 Pazartesi

Biz Döndük Antalya'dan...


Dün itibariyle Antalya'dan döndük biz efendim. Yanımızda bir yolcumuz daha vardı, onu okuduğu şehre Isparta'ya bıraktık önce. Ve bir ilke de imza atmış olduk böylece. Bu yolculuk Merom ile benim, ilk beraber uzun yolculuğumuz oldu. :) 

Antalya-Isparta nedir ki demeyin, insan sevdiği insanlarla biriktirdiği ilklerine seviniyor ve bu ilklerle çok mutlu olabiliyor... Meromdan bahsedişlerimden ötürü, ismini birçoğunuz benden duymuşsunuzdur. Kendisi yukarıdaki resimde yanımda oturan şahıs işte... Merom ile, yengem ile dayımın evlenmesi sayesinde tanıştık ve hem akraba olduk hem de çok iyi dost. İyiki varsın dostum... 

Yani; dün itibariyle o okuduğu şehre, bizde yaşadığımız şehre dönmüş bulunuyoruz böylece... :)


Güzel bir yolculuk, hoş sohbetlerden geçer bence. 4 kişilik başlayan yolculuğumuzda bu hakimdi yine öncelikle, annem-babam-ben ve Merom. Derken Isparta dağlarını görmemiz çok uzun da sürmedi. Yolculuklarda da resim çekmeyi sevdiğimi biliyorsunuz artık. Dün yol fotoğrafçılığı yaptım yine kendimce... :)


Muhabbet ve yolculuk sürerken, bir de baktım Isparta'ya yaklaşmışız. Isparta'ya girmeye yakın, kayalıklardaki şu görüntüyü görünce de yakalamadan edemedim elbette. Sanırım bir sığınma yeri gibi oyulmuş kayanın içi. Doğamız güzellikle dolu...


Her yolculuk bitiyor işte, Antalya-Isparta yolumuz da 1 saat sonunda bitti. Mero'mu evine teslim ettik , biraz tarifte zorlansa da dostum; neyse ki evlerini kolay bulduk... :) Ve sonrasında da yolumuza devam ettik... Ön kadro resimde görüldüğü gibiydi. Malum Kağanım olmayınca, ön tarafı anneme devrettim bu sefer. Arkaya ilk oturuşum değildi ama, ilk yalnız oturuşumdu Antalya'ya gidiş ve dönüşte... Arka koltuğun da rahatlığını keşfetmiş oldum böylece... :)


Velhasıl; dün şükür rahat döndük. Antalya'dan çıktıktan sonra, yol kenarları hep böyle karlı idi. Epey yağmış ve daha da yağacak diyorlar. Yağsın, kış da kışlığını yapsın diyorum ama, Antalya'da bile üşüdük 1 hafta boyunca. Yine de Allahım yardımcımız olsun, karda kışta... 

Dönmek ile bitmedi olayımız; başladık yeniden tedavilerime, kaldığımız yerden devam ediyoruz şükür. Bugün Uzay Terapim vardı Yalova'da, Çarşamba günü Fizik Tedavim var aynı yerde. Perşembe-Cuma, malum kendi rehabilitasyonumdan aldığımız haftalık fizik tedavim var. Haftaya hızlı başladık yine yani. Bundan sonra bırakmadan tedaviye devam inşallah... Yeni haftaya ve önümüzdekileri haftalara da; bu haftaki gibi azimle ve yeniden başlama enerjisiyle girebilmeyi diliyorum. 


Bu hafta ve önümüzdeki hafta için de dileklerim; korkularımızdan ve endişelerimizden bir an önce arınabilmemiz için... Zor günlerden geçiyoruz yine; endişe hepimizin içine işledi, Türkiye'de kadın kimliğimizle yaşayabilmek zorlaştı iyiden iyiye. Şiddetten uzak durabilmek için, sevginin topluma işleyebilmesi gerek diyorum bende. Çocuklarımıza ve birbirimize sevgiyi aşılayalım. 

Sevgilerimle, endişesiz ve aydınlık günlere varabilmek dileğimle...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...