1 Mayıs 2014 Perşembe

Biliyor Muydunuz?


Taslak yazılarım arasında bir yazı buldum bugün, Kadınlar gününün ertesi gününde yazmak için yeltenmişim, sonra da vazgeçmişim bu yazıyı. :) Onu paylaşayım dedim; günün anlam ve önemi üzerine paylaşılmayacak gibi değil çünkü... :)

Yazım şöyle;

" Dün haberlerde bahsedilmesi üzerine tam olarak öğrendiğim bir olay var. 1857 yılında ABD'nin New York kentinde kadın dokuma işçileri daha iyi çalışma koşulları isteyerek bir tekstil fabrikasında greve başlamış. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, ardından da yangın çıkmasıyla, olay işçilerin katliyle sonuçlanmış. Fabrikanın önüne kurulan barikat sebebiyle çoğu kadın olan 129 işçi can vermiş. 

- Bu olay sebebiyle, Kopenhag'da 1910 yılında toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı'nda 8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak belirlenmiş. Daha sonra da, 1975'te Birleşik Milletler tarafından Dünya Kadınlar Günü Olarak ilan edilmiştir. 
(Tarihler ve olayın ayrıntılarıyla ilgili bilgiyi,Vikipedi sayfasından aldım. Daha fazla bilgi için devamını burada bulabilirsiniz... "


Bunun şimdiyle ne alakası var diye sorabilirsiniz tabii. Bugün 1 Mayıs. Bir tek bu olay değil, Dünya üzerinde birçok emekçi var. Ve iş kazaları sonucu hayatını kaybeden sayısı ise ülkemizde çok fazla. Avrupa'da 1., Dünya'da da 3. sırada olduğumuz söyleniyor iş ve işçi kazalarında... Ve ne yazık ki işçi'ye verilen değerimiz hayli az. Oysa grev de, çalışmak da ve yapılan iş karşısında emeğinin karşılığını istemek de haktır... Türkiye'de üzgünüm ki; 1 Mayıs da özel gün değil, devlet tarafından özel gün kabul edilememe gibi bir anlam altında kutlanılma çabasıyla geçiriliyor. Benim dışarıdan gördüğüm durum böyle...

Sadece kutlama adı altında halkım bir yerde buluşmak istiyor, "Orası olmaz." diyorlar. Sonra gün geliyor, 1 Mayıs oluyor; Ve tüm halkımız yine böyle bir günde, gerek yol kapatmalardan, gerek polis ve vatandaş arası çatışmalardan, işine de geç kalıyor, gideceği yere de... Bugün yine tablo bu durumdalardı ne yazık ki...


Neyse diyeceğim şu ki; Ülkemde; İşçisinden, tüm emekçi halkıma kadar, değer kıymet bilerek yaşanacak ortamın sağlandığı günleri yaşamayı diliyorum. (Bu arada Türkiye'mde ne kadar çok ummalarımızla ve dilemelerimizle geçiriyoruz, özeliyle geneliyle günlerimizi...)

Fiziken çalışandan beyinen çalışan işçisine, emekçi annesinden, emeğiyle tüm çalışanlara; işine ve mesleğine değer veren tüm çalışan veya çalışmayan halkımın İşçi Bayramı Kutlu Olsun...

Gün bitmeden şunu da ekleyeyim; Bugün aynı zamanda Regaip Kandili... Böyle bir günde, gerek hayatımız ve gerek ülkemiz için edilen tüm dualarımız da kabul olsun inşallah. Daha güzel günlere erişebilmek dileğimle... Allahım cümlemize, sağlık-mutlulukla beraber sevdiklerimizle güzel ömürler nasip etsin... :)

Not; Nasıl giriş yapabilirdim yazıma bilemiyorum. Taslaklarımdaki yazılarımı ayıklayayım derken, üstteki alıntıyı buldum. Sonrasında da bu yazı çıktı. :) Tüm okuyanlara selamlar... :)

30 Nisan 2014 Çarşamba

Hz. Mevlana Ve Yitirilenler



*Resim; Konya Hz. Mevlana Türbesi'ne 2012 Temmuz ayında Annem ve Babamla yapmış olduğumuz ziyaretten... Aşçı Dede Odası ve Bal Mumu Heykelleri... :)

Uzun zamandan sonra geçmiş zamanda kırıldığım birine yazdım bugün. Bazen içimizde büyütüyoruz bazı kişileri, olayları, anıları, mekanları... Öyle ya insanız, nasıl büyütmeden ve büyümeden yaşayabiliriz ki sonuçta. Bedenen büyütmesek de, ruhen büyütüyoruz birbirimizi benliklerimizde...

Hep söylediğim sözlerden biri vardır, ve benimsediğim bir sözdür; "Hiçbir gerçek, bir yalan kadar acıtamaz canınızı bu dünyada." Hiçbir gerçek acıtamaz canımı bir yalan kadar. Yeter ki gerçek olsun; gerçek sandığım şey başka bir gerçekle yalanlanmasın... İçimde büyüttüğüm kişinin yalanı yıkmıştı zamanında beni. Ama kırgınlıklarımı atlatabildiğim için, daha rahatım artık...

Hayat; acılar da sunar bize bazen, tatlı anılara yer verdiği kadar. Ve hayatın içinde acı hatıralara denk gelen anlar ve olaylar, ders alabilmek için gerek bu hayatta... Acılara tutunmamayı öğrenebilmek ve pişebilmek gerek bu hayatta...


Zamanıdır dedim bugün için; ne zamandır bahsetmek istediğim bir konuydu çünkü bu. Bu hayatta yitirmek üzere olduğumuz dostluklar veya ilişkiler adına bir kez daha düşünebilmek ve şans vermek cesaretini gösterdikten sonra, yavaşça uzaklaşabilme cesaretini de göstermek gerek. Zira bizi yıpratan insanlardan uzaklaştıkça; daha mutlu, daha umutlu ve daha kendimizce yaşayabiliriz hayatımızı...

Birini silmek hiç kolay olmadı benim için hayatımda, silmek demiyorum bu anlatıyor olduğum olaya o yüzden. Uzaklaşmam gerekti zamanında birinden, çünkü yıpratmıyordum ama yıpranıyordum sürekli. Dostluğumuz tükenmişti resmen. Zaten epeydir uzaktık da birbirimizden. Ve asıl kırıldığım nokta, yalanlarla incitilmiş olmamdı asıl...

Bunlardan sebep; uzaklaşmıştım bir dostumdan 1 sene kadar önce. Daha yeni yeni kırgınlığımı atlatabildim ve durumu kabullenebildim. Şimdi daha mutlu daha umutluyum... Uzaklaştığım kişiyi silmedim, ama kırgınlığım yaklaşmama engel oluyor ne yazık ki. Çünkü; Kızgınlıklar gelip geçici de olsa, kırgınlıklar bir nebze kalıcı hep bir yanımızda... Bir dostum var benim, Mero'm; o yardımcı oldu sağolsun bu kırgınlığı atlatabilmem de. İyi ki var o, iyi ki var onun gibi dostlar... :)

Epey yol alabildiğimi görüyorum artık. Kızgınlıklarımızı unutmak, kırgınlıklarımızı hafifletmek dileğimle; affetmeyi öneriyorum bende artık... Affetmek acıları unutturabiliyor şükür ki; hafifletiyor kalp yangınlarımızı, geri döndürüyor hayata... Ve aslında en güzel sözleri bu konuda Hz. Mevlana söylemiş, eklemek için uygun gördüm; Üzülme, Dert etme can! Demiş, ne de güzel şeyler söylemiş...

"Üzülme, Dert Etme Can...

Üzülme
Dert etme can!
Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan, yürüyebiliyorsan......
Ne mutlu sana...
Elinde olmayanları söyleme bana...
Elinde olanlardan bahset can!

Üzülme
Geceler hep kimsesiz mi geçecek?
Gidenler dönmeyecek mi?
Yitirdiğin her ne ise; bir bakarsın yağmurlu bir gecede..
Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış...

Bil ki! Güzellikler de var bu hayatta..
Gel Git’lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?..
“Hüzün olgunlaştırır” ...
“Kaybetmek sabrı öğretir”...!"

Hz.Mevlana

*Nisan Ayının Şiirlerle Hayat yazısı oldu bu yazımda, aynı zamanda Nisan ayının da son yazısı... Bir ayı daha geride bırakmak üzereyiz bugün. Okuduğunuz için ve bir yerlerden bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Sizler de iyiki varsınız... Yalnız olmadığımı bilmek çok güzel. Sevgilerimle... :)

29 Nisan 2014 Salı

İnsanlık Ölüyor Belki De, Ölmesin...



Öyle anlar geliyor ki bir süredir, insanlık mı ölüyor yoksa bizler mi kuyusunu kazıyoruz diye sorma gerekliliği duyuyoruz. Haberler, kıyamet yeri gibi. Ölüler, Caniler,Cinayetler... Ve bir de son birkaç senedir, ölüme ve cinayete kılıf uydurma merakı çıktı ki, duydukça deli oluyorum. Öldürülenlerin yakınları duyup da nasıl kahrolmasın? Çocuğun, eşin, kardeşin, annen-baban, öldürülsün; ama hesap sana çıksın! Gerçekten aklım almıyor bu durumu...

Susmaya çalışıyorum, kendi sağlığım için. Gerek bencillik denilsin, gerekse düşüncesizlik... Ben kendim ve çevremdekiler için de düşünmeliyim kendimi biliyorum bunu. Sağlığımı daha da çok düşünmek zorundayım artık...

Açmadım haberleri bugün, hazır evde kimse yokken. Ama internetten okudum haberleri, yorumları, bildirileri... Ama hayatta bir kısmımızın taktığı olaylar, umursanmamaya başlandı başka bir kısım tarafından. Bölünmeler, ayrımlar böyle çıkıyor işte. Ben başkalarını da asla yadırgamamaya çalışıyorum. Ama rica ediyorum, öldürülene kılıf aramayın. Cinayet işleyeni haklı çıkarmaya çalışmayın. Kimse haketmez ölümü, ve kimse haketmez öldürülmeyi...

Bugün neden yazıyorum; içimde susturmaya çalışsam da susmayan üzüntülerim adına... Çocuklarımız öldürülüyor bir süredir. Bir zaman şehitlerimiz için susmadığımız gibi, çocuklarımızın öldürülmesine karşı da susulmamasını istemiyorum... Sokaklar tehlikeli olmaya başladı. Oysa ben hatırlıyorum ki; küçüklüğümüzde, gece saat 3'lere kadar mahallemizde oynardık. Bu zamana kadar hiçbir şey olduğunu da duymadım ben, o senelerde. Şimdi gündüz vakti kayboluyor çocuklar, sonra birkaç gün sonra ölüsü bulunuyor. Allahım ailelerine sabır versin inşallah ve adalet yerini bulsun dilerim...

Benim içimden şunu söylemek geçti en çok; Annelerinin elinden tutmayı, okumayı, yazmayı, oyun oynamayı hakeden çocuklarımıza kıymayın. İNSANLIĞINIZA KIYMAYIN... Bir hırs veya öfke uğruna, hayatınızı ve hayatlarımızı yakıp yıkmayın...

Pamir, Mert, Gizem, Umut... Çocuklar ölmesin. Öldürülenin değil, öldürenin adalet karşısında hesap vermesi, çocukların çocukluklarını yaşayacakken mezara gömülmemesi dileğimle... Başımız sağolsun...

28 Nisan 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam - #47


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,
Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım burada... :)

Vizelerin ardından ilk hafta, bol dinlenme ve bol keyif anları ile geçti. Aslında pek fazla fotoğraf çekmeye dahi fırsat bulamadım. Dinlenmek ve keyif yapmaktan fırsat bulamadım diyebilirim... :) Bakalım geride bıraktığımız hafta nasıl geçmiş? :)


Kağan'ın 23 Nisan Bayramı vardı bu hafta, annemin de doğum günü... :) Annem 23 Nisan doğumlu. Ama bu hafta haftaiçine denk geldiği için, annemin isteğiyle ablamlarla beraber kutladık doğum gününü. Bir arada olmadıkça doğum günü annem için boş oluyor. Eksik olmasın istiyor evlatları yanından işte. :) 

Kağan'ın ise bu fotoğraftaki sevinci, balona. Balonları çok seviyor Kağan... 23 Nisan sabahı da; önce bayrağımızı astık, sonra da balon oynadık... :) Bir etkinliğe katılamadık bu sene, ama yine de eğlenceli ve güzel bir gündü... Haftasonu ailecek vakit geçerek kutladık, hem bayramı hem de annemin doğum gününü. Şükür birarada oluşumuza... :)


Sınavlar bitti, örgüme sarıldım bende hemen. Bu hale gelene kadar, kaç kere söktüm geri ördüm bilmiyorum. Ama nihayetinde kendi uğraşımla ve annemin gözlemleri ve onayları ile, bu yazının sonunda görebileceğiniz boyuta geldi dün örgüm. :) 

Perşembe günü istediğim düzgünlüğü tutturabildim. Altları biraz gevşek oldu ama, büyüttükçe daha da güzelleşti. Boyunluk örüyorum, bu görsel o örgümün görseli. Ve bir süre ara verişimin ardından dönüşüm biraz zorlu oldu tabii. :) Ama yine ören bayan oldum sonuçta. Hadi devamı da gelsin inşallah... :)


Dün ise hava böyleydi buralarda. Gündüz hep parçalı bulutlu ve serindi hava... Bu görüntüye karşı bilgisayarda takılmak, Pazar günü için hoş bir plandı... Ailecek evdeydik bu Pazar, eniştem haricinde. O da akşam geldi... Ve biz akşam yemek yerken, feci yağmur başladı burada. Bereket yağdı resmen. Allahım yoldakilerin ve dışarıdakilerin yardımcı olsun bu sıra. Nisan yağmuru kendini epey gösteriyor bu sıra. Birçok yeri sel almış dünden sonra sanırım... :/ Yağmur yağsın yağmasına ama, kimsenin de canı yanmasın inşallah...


Ve dün örgümün uzamış hali bu da. :) Hala devam ediyorum, istediğim boyuta erişmedi. Boyunluk olması için, sanırım üstünde gördüğünüz yumağı bitirecek. Alt taraflarındaki gevşeklikden sonrası gayet hoş oldu. Bir bitsin bakalım, gevşek kısımlara yapabilecek birşey buluruz herhalde. :) 


Bir hafta daha böyle geçti işte... Mutlu günlerle dolu bir hafta olsun inşallah. 
Sevgilerimle... :)

27 Nisan 2014 Pazar

Not Aldım Veya Not Ettim - #11 - 3 Haftanın Ardından


Not Almak Veya Not Etmek... Bu yazı dizisinde hayatımın içinden not aldıklarımı, sevdiğim veya hoşlanmadığım şeylerden not ettiklerimi, düşüncelerimi ve kaydetmek istediklerimi göreceksiniz... :)

Daha önceki "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı altında notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık... :)

Haftanın notlarını sıralamak, beni hem eğlendiriyor hem de haftalık söylediklerimle beraber bazen içimde kalan hiçbir şey olmadığını hissediyorum. Konuşmayı seven ve anlatmayı seven biri olarak bu benim için bir ihtiyaç resmen. Ve öğrendiklerimi de not alarak öğrendiğimi kendime bırakmıyorum, anlatarak paylaşıyorum da...

Ancak 3 haftadır bu yazı dizimi yazamıyorum. Malum; ders çalışma hallerim vardı, sonra vizelerim, bu haftada vizeler sonrası köşeme çekilme ve dinlenme hallerim... Derken uzak kaldım işte. Ama sonunda buradayım... :)

Gelelim notlarıma... 3 haftada bir sürü not edinmiş olmalıydım, ama kendime ayırabildiğim vakit epey azdı maalesef bu sürede... Neler yaptım 3 haftadır yazısı gibi olacak bu yazı, ders çalışmak ve normal yaşamıma devam etmemin haricinde... :) Buyrun...

Sex And The City 1 ve 2'yi izledim mesela...


Ne zamandır izlemek istediğim filmlerden biriydi. Sex And The City dizisini izlemeye başlamadım henüz ama, yakındır başlamam bundan sonra diyorum. İlk olarak Carrie Bradshaw'un gençliğinden başlayarak hayatını anlatan diziye başlamıştım bu sene. The Carrie Diaress'ı izlemiştim. Sex And The City'nin Carrie Bradshaw'unu tanımaya başladım böylece. Sex And The City dizisini de merak ediyorum ama, önce filmini izlemek kısmet oldu işte... :)

Filme yorumuma gelirsek, bırakamadım sonuna kadar filmi. İzlerken umut doldum, birçok istediğimi gerçekleştirebileceğime inancım arttı. Gençlik, başarıya giden çabalar ve yaşam savaşları konuları beni mutlu eden konular film dünyasında... :))

Sex and the city de; bir kadın olarak ayakta durmaya çalışan 4 bayanın hayatlarını ve başarıya doğru giden yollarını anlatıyor. Evet ismi bakımından pek fazla yadırgandığı doğru filmin. Ama zaten, bu bir Türk değil Amerikan filmi... :) İzlenmesi zevkli bir film kısaca. Geçen hafta ilk filmini, bu hafta da ikincisini izledim. İkisi de kendince ayrı güzellikteydi. Karakter ve karakterleri oynayan oyuncu seçimleri zaten mükemmel. Söyleyecek başka söz bulamıyorum bu konularda. :)

Not aldım bir kenara bu filmi de... İlham aldığım noktalar oldu filmin içinde; gerek karakterlerin fikirlerinden, gerek filmin içindeki olaylardan... Umarım aldığım ilhamı güzel kullanmaya devam edeceğim diyorum kısaca. Film açısından gerçekten film izlemeyi seven biriyseniz izleyin derim. Gerçekten film izlemeyi seven biriyseniz diyorum, çünkü içeriğinde kimilerine göre ayıp karşılanabilecek sahneler var... :)


Bol Bol Müzik Dinledim...

Müzik dinleyerek ders çalışmayı çok seviyorum. Bol bol müzik dinledim ve bu sürede yine yeni müzikler keşfettim. :) Mesela İndila... 4 hafta kadar oldu onu ilk dinleyişimden bu yana. Epey kaynaştık ve sıkı fıkı olduk İndila ile... :) Fransızca'ya ilgim oluyor böyle şarkıcıları dinledikten sonra. Bir Zaz dinlemiştim son nesil Fransız şarkıcı olarak, beğenerek. Bir de İndila oldu şimdi... :)

Ben ilk olarak Numberone kanalında denk geldim, Derniere Danse şarkısına. İlk başlangıcında iyi midir ki acaba dediysem de, sonra kaptırmışım gördüm ki kendimi. :) Sonra Tourner Dans Le Vide'yi dinledim. Daha sonra diğer şarkılarını... Düşünüyorum da aslında az Fransız şarkıcı biliyorum, günümüzden. Not ettim; Fransızca'ya daha çok yanaşabileceğim şarkılar ve şarkıcılar bulacağım... :))

Saç Kestirme Düşüncem Var...

Yaza girmeye az kalmışken, 1-2 aydır saç kestirme düşüncesi alıp götürüyor sürekli beni. Ama bu sefer ki öyle farklı ki... :) Küçüklüğümden bu yana, saçlarımı her kestirme dönemim olaylı geçer benim. Ablam saçını kestirmek için savaş vermeye başladığı zamanlarda dahi, ben hep saçlarımı kestirmemek için direndim durdum bu zamana kadar. Şimdi ne değişti bilmiyorum ama saçlarımı kısacık kestirme hevesim günden güne artıyor. Sanırım artık bana yakışabileceğini düşünme zamanıma eriştim. :)


Evet itiraf ediyorum ki, bunda biraz Friends dizisinde izlediğim Courteney Cox'un da etkisi var. "Birine kısa saç bu kadar mı yakışır ya" dedirtti resmen bana. :) Ama bunun yanında uzun saç kullanmaktan sıkılmamın da etkisi büyük, kısa saç kestirmemde... Diyorlar ki; "Kısa saç kullanmak bir bağımlılıktır. Bir kestirdin mi vazgeçemezsin bir daha." Ve evet bundan sonra kısa saç kullanmaya hazırım da diyebilirim. Artık kendimi hazır hissediyorum. Hevesle Mayıs ayının gelmesini bekliyorum. :)

İstediğim boy ve tarza yönelik birkaç resim de bırakayım bu arada. Courteney Cox'unki kadar kısa olacak bir kere. Onun haricinde aslında fazla söze gerek yok. Ama bana aşağıdaki resimdekiler kadar yakışır mı biraz muamma da olsa, bu sefer küçüklüğümden beri kestirmediğim kadar kısa kestirmek için niyeti bozdum... :)



Resimlerden de anlaşıldığı gibi son diyeceğim şu ki; omuzlarıma dökülmeyen, mümkünse biraz boynumu açıkta bırakacak bir saç kesimi istiyorum. Saç kesimini düzgün ve layıkıyla yapabilecek bir kuaför arayışındayız henüz. Bakalım kısmet... :)

Bir Fikrim Var...


2 haftadır bir fikrim var. Bir gözlem bloğu açmayı düşünüyorum. Aslında bunu bu bloğumda da yapabilirim, ama ayrıca fikrimi ve gözlemlediğimi söyleyebileceğim bir bloğum da olsun istiyorum aynı zamanda. Bu blogda hayatım ve fikirlerim üzerine herşeyi paylaşmaya yine devam edeceğim aslında. Ama orada sadece hayattaki insan ilişkilerimiz ve yaşam üzerindeki canlılar üzerine herşeyi yazabilmeyi istiyorum. Kısmet...

Bakalım bu fikri ilerleyen zamanlarda gerçekleştirmeyi düşünüyorum. Belki önümüzdeki hafta, belki de ondan sonraki hafta... Ama yakındır. :) Öğrendiğim, gözlemlediğim, anladığım ve anlamlandırdığım her konu hakkında olabilir yazacağım bu blogda yazılarım. Altyapısı için çalışıyorum şu an. :)

Yorumlarınız benim için önemli, umarım yorumlarınızı sunarsınız bu fikrim hakkında... :) Bakalım nasıl olacak tabii. Bu haftalık not edeceklerim bu kadar... Umarım sıkılmamışsınızdır. Haftaya görüşürüz. Sağlıcakla ve sevgiyle kalın. Mutlu Günler... :)


Not 1; Bu yazıdaki resimler Google Görsellerden Alıntıdır. 


Not 2; Bu Not Aldım veya Not Ettim yazısı, 3 haftanın ardından fazla ne yaptım ne ettim tarzı oldu aslında. Ancak Pazar yazısı niyetine yazdım biraz da bu yazıyı. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...