9 Mayıs 2017 Salı

Okudum; Atlıkarınca - Jelena Bacic Alimpic


Hatice Yengem, dayım, İncim, Merom ve dedemin, Mercan halamın vefatının ilk haftasında burada oldukları zaman içinde Hatice yengemin bana aldığı bir kitaptı; Atlı Karınca. Yazarı Jelena Bacic Alimpic, daha önce hiç okumamayı geçtim hiçbirimizin duymadığı ama konu itibariyle arka kapağını okuyunca yengemin bana almak istediği ve ben okuduğumda ise okuma listemde en ön sıralara aldığım bir diğer kitap oldu...

Uzun zamandır bu kadar uzun bir kitabı 21 günde bitirmemiş ve böyle hem bitsin hem de bitmesin ikileminde kalmamıştım. Nisan ayında bitirdiğim tek kitap oldu, malum ara sınavlarına hazırlıklar sırasında bu bile büyük bir şey... :) Kısaca söylemek gerekirse; kitap acayip sürükleyici ve çok güzel bir konu bütünlüğüne sahipti.



Hani derler ya; ciklet kitaplar var diye, hayır sadece öyle bir kitap değil bu. Bana göre okuması çok zevkli ama birçok yerinde de duraklanası bir kitaptı. Hikayenin arasında çok güzel tespitleri vardı mesela, ikinciye okuduğumda daha fazla alıntılarım arasında duraklayacağıma eminim. Ancak ben okurken en çok hikaye bütünlüğüne odaklanıp, "acaba şimdi ne olacak ve bitmese mi ki?" düşüncelerinde dolandım durdum... :)


Kitabın konu özetini yapacağım, kendimce :) (Olabildiğince ayrıntı vermemeye çalıştım ama yine de tam başarılı olamadım bu konuda); 


Anna Balint, Annesi Lenka Balint'in de desteğiyle hayallerininin peşinden koşmak için izbe çiftliklerinden kaçmaya ikna olduğunda sadece 6 yaşındadır. Anna annesinin sözünü dinleyen bir kız ve bir o kadar da dans etmek için tutkuludur. Bu tutku başına neler getirecek bilmeden, Atlıkarınca'sından ayrılmayı göze alabileceği kadar büyüktür. Lenka ise, kızı için her şeyi yapabilecek kadar cesurdur. Önce büyük aşkı için kendi hayatını hiçe saymıştır, şimdi de kızı için herkesi karşısına almaya hazırdır. Lenka'nın hisleri hakkında şöyle bir tabir var başlarda;

"Sadece yıldızlar ve çocuklar büyük zorluklar içerisinde doğarlar."
Lenka tüm zorlukların üstesinden gelebilecek bir annedir, tüm annelerimiz gibi... Anneliği uğruna, yalnızlığı da karşılaşacağı zorlukları da büyük bir cesaretle göğüslüyor. Annelerimizin varlığına şükür dedirtiyor...

Anna Balint'in hayatına birçok insan giriyor. Kitabın başlarında hep, anne-kızın hayallere giden yolculuklarının babasının engeliyle son bulacağı hissine kapılıyorum nedense. Ama öyle bir şey olmuyor, Anna'nın hayatına o kadar çok insan giriyor ki; dost oluyor, kardeş oluyor, abla oluyor, abi oluyor, hayatında hem hep varmış gibi hem de hiç olmamış gibi kalabalıklar var oluyor. Çoğunlukla kitap boyunca, bu durum için "güzel mi değil mi?" diye de sorgulatıyor kitap. Anlatımla ilgili şünü söyleyebilirim ki; hikaye birçok kez "bundan sonra biter hikaye" dediğinizde devam etmeyi öylesine başarıyor, bu sebeple de çok sevdiğimi düşünüyorum. Kitap boyunca okumaktan usanmadığım nadir kitaplardandı benim için, Atlıkarınca...

"İlk aşk gelip çattığında ihtiyat dediğin şey eldivenindeki kar tanesi gibi eriyip gider."

Aşk, sıklıkla konu alınan bir duygu kitapta. Sevgiliye duyulan, evlada duyulan, dansa duyulan, kaybettiklerine ve elden kaçırdıklarına duyulan aşk... Duygu karmaşasına bile sokuyor diyebilirim... :) Başta sevemediğim birkaç karakteri bile, sanırım duydukları aşklarının güzel anlatımının uğruna sevdim. Tek bir karakter değil, her karakterin hikayesi dolu dolu anlatılıyor; her karakterin içerisine rahatlıkla girebildim doğrusu. Beni bu sebeple de mutlu eden bir kitaptı işte...

"Tanrı insana her şeyi bir arada vermiyor."
Kitabın ana fikirlerinden biri bile diyebileceğim bir olgu bu idi, "Tanrı insana her şeyi bir arada vermiyor." Öyle ki, kitabın ortalarında bunun yazarın fikri olduğuna emin olmaya başladım. Birinin başına mutluluk da mutsuzluk da bu kadar mı gelir, derken; "hangimizin başına gelmiyor ki sanki." dedim hayata döndüm geri. :) Belki de maalesef ki öyle, diyor insan...


Birkaç alıntım daha var kitaptan. Bana iyi ve doğru gelen son iki alıntım;


"En gerektiği zamanda en sevdiklerinizin yanında olmak arzusu, acılarınız, talihsizlikleri hatta doğru teşhisleri bile silip atabiliyor." (Kesinlikle!)

"Size hayat vermiş, sizin için yaşamış olan annenizin boşluğunu kim doldurabilirdi ki? Hiç kimse dolduramazdı; çünkü hayatta en zor acılar benliğinizi sarmaya başladığında, sizi anlayabilecek, teselli edebilecek ve yeni umutlar verebilecek olan o kişi annenizdir. En ufak bir sözü bile güzel söz olarak kabul edilen, hatta kendinizi aşıp, hep daha iyi olabilmeniz için gerektiğinde sizi tenkit eden babamız da öyle değil midir? Varlığınızın sebebi olan canlarınız bu dünyayı terk edip gittiklerinde, işte o zaman gerçekten de yalnızsınızdır."



Anna iyi bir evlat, dünya güzeli bir kız. Hayallerine kavuşup, en ünlü ve en iyi baş balerin olan şanslı biri. Aşık olup, hayallerini bir arada götürebilmeyi de başarabilen biri. Ama nice üzüntülerle. Sonya teyzesinin, Klara teyzesinin yaşadıklarını öğrenip, aşkına sahip çıkabilmeye uğraşan biri; Sergey'e... Ama sevse de sevilse de şanslı olmadığı nokta, sahip olduğu aşk belki de... Kitabı okurken çoğu kez şöyle dedim; bir aşka sahip olamamak da şu an ki şansımızdır belki, bize zamanın gelmediğini fısıldıyor ve bizi acılardan koruyordur belki hayat... 

Anna; aşkına da hayatına da nice acılar yaşasa da sahip çıkmaya uğraştı, hayalleri gerçekleşirken de yolunda gitmeyen şeylere dayanabilmeyi keşfetmeye uğraştı. Sonra; neler yaşamış, ne hayallerin peşinde koşmuş, ne aşklar ne üzüntüler ne mutluluklar yaşamış... Bunları okurken kitap bitti. Bir hikaye kahramanı da olsa tutunursunuz ya bir anılar dizisine, öyle tutundum bu kitaba... Bittiğine üzüldüğüm kitaplardan biri oldu Atlıkarınca. Her şeyin bir gün bittiği gibi, her hikaye de biter işte. Bu hikaye de bitti böyle...

Aşk-Dram okumak isteyen varsa, tavsiye ederim. Hikayedeki karakterleri unutmamak adına da; Anna'nın büyükleri Lenka ve Steven, Sonya, Klara, Nina Pavlovna... Hikayenin erkekleri Sergey Pavloviç başta olmak üzere; Sergey, Yuriy ve Corce, bunları bile unutmak istemiyorum. Hatice yengem ve dayıma bu kitap için tekrar teşekkür ederim. :) Favorilerim ve önereceğim kitaplar listeme girmiş durumda Atlıkarınca... Böyle kitaplar yazabilenlerin kalemlerine sağlık...

Bir kitap yorumunun daha sonuna geldik. Uzun zamandır yazmıyordum kitap yorumu, şimdilik bu boşluğu da doldurduğuma göre; yakın zamanda yeniden görüşmek dileğimle ve sevgilerimle... :)


2 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Kaçıncı basım olduğunu ne yazık ki bende bulamadım, ama kitabımın başlangıcında basım tarihi; Mart 2012 diye yazıyor.

      Sil

Bloğuma hoşgeldiniz. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.

İnşallah beni yorumlarınızdan mahrum bırakmazsınız... :)