11 Ağustos 2023 Cuma

Bir Hayal Daha Gerçekleşirken - Temmuz 2023 Değerlendirmesi


Bu fotoğraf 5 Temmuz akşamı çekildi tarafımdan, yüzümde "sonunda bir hayalim daha gerçekleşiyor ama bu durumun ciddiyetinde korkmaya başladım" ifadesi var.

Siz mutluluğumu görüyorsunuz değil mi? İçimdeki korkuyu bir tek annem babam anlıyordu. Düşüncelerim abartısız şunlardı;

30 yaşında bir birey olabilirim, ama bu zamana kadar yaklaşık 10-12 senedir, günlerinin çoğunluğunu anne babasıyla yan yana geçirmiş bir birey olarak onlarsız nasıl yaparım? 

Nasıl olur? Tuvalet işini nasıl hallederiz?

Dışarıya zaman zaman çıktığım gibi değil ki bu durum, her gün olacağım dışarıda; buna gerçekten alışabilir ve dayanabilir miyim?

Sahi, senelerdir istediğim bir durumda neden bu kadar yok sayılıyor ben gibi insanlar? Evine hapsediliyor, hayata kazandırma konusunda işverenlerin icraatlarında sadece "en işine yarayacağı seçme gibi bir durum var". Engeli ona dert olmasın, istediği gibi işçisini köle gibi kullanabilsin diye en ayakta olan engelliyi seçiyor çoğu işveren. (Kİ bu konu her alanda çok uzar gider.)

Netice olarak, nasıl oldu bilmiyorum; içinde olmayı istediğim bu duruma da çok alıştım ve çok sevdim. Ki tam alıştığım ve 20 gün boyunca çalıştığım üzere, daha işe girerken önceden planlı olan tatilimizi de belirttiğim üzere 27 Temmuz'da hakedişimi aldım ve 28 Temmuz'da deniz tedavisi görmek üzere, Mersindeki halamların yazlığına gittik. 10 gün boyunca girdiğim deniz de çok iyi geldi ve sonucunda 9 Ağustos'un ilk saatlerinde evimize vardık. Kısmetse önümüzdeki Pazartesi de işime yeniden döneceğim... :)

Temmuz böyle dolu dolu başladı ve dolu dolu geçti, benim için unutulmaz ve de gururlanmadan duramayacağım bir yaz ayı olarak hatıralarımda yerini aldı bile!


Temmuz Ayında Başka Başlangıçlar Da Oldu;


Yaz ayı çok müsait şekilde, zayıflayabileceğim bir ortam sunuyordu ve ben tam da Temmuz başladığı gibi Yumuşak Şekerimizi kullanmaya başlamıştım! Bahsettiğim yumuşak şeker, kendi girişimciliğini yaptığım Dr. Clinic'imizin zayıflamak üzere takviye gıdası bir ürünü.. Bu ürünü sabah ve akşam öğünlerinizin yarım saat öncesinde iki adet şekeri çiğnemek ve üzerine iki su bardağı ılık su içmek suretiyle tüketiyorsunuz. Toplam 15 gün boyunca kullandım ben bu ürünümüzü. 

İki adet şeker, yemeklerden yarım saat önce çiğnenince midenizde şişiyor ve zaman içinde sizin açlık hissinizi bastırıyor. Yeterince yediğinizden fazlasını yemenize izin vermiyor... :) Şimdi bende nasıl etki ettiğini ve şimdilik neden ara verdiğimi anlatacağım;

Ben ayın ilk gününden ortasına kadar kullandım ve işe ilk başladığım iki haftaya denk geldi ya, stresten yemek yiyemiyorum ve bu başta size anlattığım "Yapabilecek miyim? Başarabilecek miyiz?" düşüncesinden ötürü iştahım kaçtı sanacağım kadar yiyemez hale geldim! Abartısız 3 kaşık yemekten sonra zorla yer hale geldim. Meğer o geçiş evresi imiş, o şekere bünyem adapte olmuş. 

Tam o sırada da "yaz sıcakları dolayısıyla ürünlerin kargoda eridiği şikayetlerini aldıkları için 1 Eylül'e kadar satışa kapatıldı" haberi geldi. Elimde sadece 2 kutu vardı ve yarım kalacaktı zayıflama maratonum. Bir de tatile gideceğiz ne olsa, döneyim kullanmaya başlayayım ve o zaman başlayayım; 1 Eylül'de de devamını sipariş ederim dedim. Böylece kullanmayı bıraktım 15.günden sonra...

Sonuca geleyim; benim yeme düzenim yine eskisi gibi oldu, iştahım kesilmeden yemelere başladım ve o zaman anladım stres sebepli değil şeker sebepli iştahımın kesildiğini! :) Neyse, Temmuz ayında bu maceramla beraber, annem de ben başladığımda benimle zayıflama takviyemizi kullanmaya karar verdi! =) (Yukarıda gördüğünüz kolajda, en alttaki iki fotoğrafım; soldaki ayın biri, sağdaki ayın 12'si! Görülüyor aradaki fark yüzümden bile de mi?)


**
Bunun gibi başlangıçlarım daha oldu; misal tam yazmaya geri dönüyordum, işe başladım misal... Yaz boyu bebek örgüleri öreceğim, kışa hazır olacağım dedim ama işe başlayınca ip almaya dahi çıkamadım! Ama gördüğünüz üzere, bir adet bebek yeleğim hazır bile! =))

Bir tek kitap okumalarıma ara vermedim şükür ki; ay boyunca 2 tane de olsa kitap okuyabildim, üstelik yeni iş dönemimde kendime de vakit ayırmayı ve kendi kendimle kalmayı es geçmemem demekti benim için bu... :)


İşe Gider Gelirken Ayrı Bir Haz Aldığımı Farkettim Zamanla;


4 Temmuz 2023 günü sabahı ablamın aramasıyla bu işten haberim oldu ve görüşmeye gittim. Aynı günün akşamı benim sahilde stant açma planım vardı, yeğenimle oraya gidecektim. İlk böyle başladı her şey... 4 Temmuz 2023 görüşmeye gittim, iş görüşmem olumlu geçti ve 6 Temmuz Perşembe günü başlamak üzere evime gittim. Akşamına stant açmaya yeğenimle yemeğimi yiyip sahile indim, sonra üstüne yeğenimi gönderip geç vakte kadar da sahilde stant bekledim...

Sonra kalktım eve geldim, içimdeki haz çok büyüktü... Ertesi güne annemle Bursa'ya planlanmış şekilde yeğenimin Eyül'deki sünnet düğünü için kıyafet alışverişimizi yaptık ve bana bir çanta ile bir de matara aldık. Yeni işimde yeni çantam ve rahat şekilde su içebileceğim mataram olsun istemiştim...

Diyeceğim o ki, insan bir yola girdiğinde öncesinde hissettiği ve hayal ettiği her şey gerçeklikle savaşıyor. Önceki hayallerin ve "şöyle olsa" hislerinizin yerini, "bu ciddi ciddi yaşanıyor!" olgusu alıyor. Temmuz ayı başladığından beri bu haldeyim inanır mısınız? Ben meğer bildiğim ve sandığımdan da güçlüymüşüm. Gel git yaşadığım, ağladığım korktuğum ve garip hissettiğim haller içinde "cesaretimi kendim için daha sıkı kuşanabiliyormuşum!". Aksini düşünmememe rağmen daha güçsüz hissediyormuşum ve bunun farkına vardığımdan yana çok mutluyum :)

Hayatın İçinde Çalışabiliyor Olmak;


Sabah erkenden işine gidenlerin ve akşam işinden eve dönenlerin arasında yerini alabilmek benim için çok uzun zamandır beklenendi... Şimdi hayatım bundan sonra nasıl evrelere girerse girsin, biliyorum daha çok dışarıya çıkmaya hazırım artık; yaz kış, soğuk sıcak, akülü sandalyedeyim ve insanlar nasıl bakar ki! Demeden... 

Biliyor musunuz sabahları işe gider, akşamları işten dönerken bile; senin burada ne işin var dercesine bakan, ima eden ve de suratıma bıkkınlıkla bakanlar oldu. İşe gidip işten geldiğimi gördükleri gibi bana saygı duyduklarını da, nihayet beni anladıklarını da gördüm kimisinin. Birçoğunun da hala bu derecede bir ilgisini göremedim, "ne gerek var ki?" dercesine sorguladığını ve hadsizlik yaptığına da şahit oldum ama yok yine de aldırış etmemeyi öğrendim... 

Şimdi biliyorum; her ne olursa olsun savaşmaktan vazgeçemeyeceğim; çok korksam da, çok çekinsem veya çok strese girsem de... Bu durumlar beni hep bir adım ileride ve herkes gibi hayatta tutan şeyler olacak ileride de...

Kimine otobüste okuduğum kitabımla örnek olacağım, kiminin kucağımda bilgisayarımı görüp de "işe mi kızım?" deyip "evet" cevabını aldığındaki gözlerinde parıldayan ışığına destek olacağım; kiminin de hiç denk gelmediği ama yepyeni bir evredeki benimle karşılaştığı üzere, dünyası içerisine yeni bir hayat gerçeğini tartıştığı yol üstünden geçen normal bir insan! 2012'den beri, normal insan statüsünde olmayı özlemişim inanın ve umarım kimsenin zorunuza gitmesin! Bir engelli olarak, bunu özlemek; üstelik ailesi tarafından elinden gelenin yapıldığı bir yetişkin olsam da, hayatın içinde "engellenen değilmiş gibi yaşadığımı hissedebilmek çok iyi geldi!"


Bir Ayda İki Kere Saç Kestirme Meselem De Vardı;



Temmuz ayı boyunca saçımı kestirmeye uğraştım, esasında Haziran başında kestirecektim ya; "Eylül'de yeğeninin sünneti var, uzat ki saçını yaptırabilesin!" diyenlere kandım, kandırıldım!

Sonraki zaman diliminde de, karar verdiğim gibi kuaförümü boş yakalamam mümkün olamadı. Bir gün tam yakalamıştım, işten geç çıktığım ve havanın yağmurlu olmasına rağmen kuaföre ulaştığım gibi sıramı beklerken kuaför ablam rahatsızlandı. Bana sıra geldiği sırada kestiremeden saçımı evime döndüm! Üstelik, bugün git yarın gel durumu da yoktu; yarın tatile çıkıyorum eşim ve kızımla, 10 gün sonra geleceğim dedi! Düşünebiliyor musunuz halimi. Nasıl dayandım o uzun saça... :)

Kısa saça alışmış biri olarak ve kışın da banyoda çok üşüyen biri olarak, yazın da o uzun saçın taranmasından toplanmasına en çok zorlanan annemle ben olduğumuz için; saçımı kestirme kararım kesindi yine ve yolumdan dönme gibi bir mevzu olmadı... 

1 hafta içinde iki kez kestirdim böylece saçımı. =) Vur dedik mi öldürüyoruz malum, ilk kestirmeye gidebildiğimde "otobüsümü kaçırmamak adına, bir an önce düz kestirdiğim için; çok kullanışsız ve şekil almaz bir düzlükte oldu saç kesimim!" Sonra bir hafta sonra, doğum günümden bir gün önce gittim kuaförüme yeniden, "Abla kat atabilir miyiz saçlarıma hem yüzüm şişman göründü böyle, hem de saçlarımı taramak hala zorlu oluyor annemle bana banyoda" dedim. Kuaförüm sağolsun ikiletmedi, zaten bana kendi söylemişti "düzü belki kullanamayabilirsin ama!" diyerekten. Kuaför ablama tekrar teşekkürlerimi sunayım, her türlü memnunum ama son kesimde olduğu gibi katlı küt kesimi benim için en iyi kullanımı sunuyor; iyiden iyiye kabullendim!

Neyse yol yakınken geri döndüm yanlışımdan; üstteki kolajımda maviler son saç modelim, diğer fotoğraflar da 1 hafta önceki saç kesimim... (= Bana sıhhatler olsun ve sizlere de önerim olsun; siz siz olun, kendi rahatınız ve kullanım kolaylığınızdan yana ödün vermeyin. Bir anlık "mantıklı bulduğum" saç yaptırma davası sonrası, bir daha saç kestirebilmem "girişten kuaför yeri bulamamaktan da, her kuaförün saç kesimini beğenememekten yana da 1,5 ay sonrasına kaldı saç kestirmem resmen. Hayatınızın başrolü olarak, kararlarınız sizlerin olsun. Saç kökü sizde, yine uzar. Haziran başında kestirmem yeterli uzunluğa gelmiş olacak ve yine saç yaptırabilecektim istenilen gibi ama şimdi hiç umurumda da değil. :)


Velhasıl toparlayayım; 28'inde Mersin'e deniz tatilimize gittiğimiz üzere, 7-8 Ağustos tarihlerinde de evimize döndük. Bu yazımı tatilde ve öncesinde çalıştığım üzere yazamadım, ancak tamamlayabiliyorum. Ağustos'a Merhaba, Temmuz'a güle güle demeye bloğum için çok geç kaldım. Ama varsın olsun, sebeplerinin bu yazımda gayet anlaşılır olduğunu düşünüyorum...

Ağustos ayınız nasıl başladı? Mutlu mu, gergin mi, tatilde mi, işte mi? Her nasıl başladıysa başlasın, hayat her türlü olaydan kendine ders çıkarmak için çok kısa; kendimi çok kötü gördüğümden değil ama hayata dair çalışıyor olmanın verdiği normalliğine bile özlem duymuş olan beni hatırlayıp, Ağustos'ta da bundan sonraki zaman diliminizde de her anınızın kıymetini bilmeyi unutmazsınız umarım. Sadece içimden geldiği için bu notu eklemek istedim. Ağustos ayı Temmuz ayından daha verimli ve daha bereketli geçsin! :) 

Sevgilerimle...


16 Temmuz 2023 Pazar

Yeni İşimle Başlayan Temmuz ✌️🙂 - 4 Temmuz'dan 15 Temmuz'a


Sevgili Okuyucu; Bugüne bugün tam 9 günlük çalışan olarak yazıyorum bu yazımı sana... Temmuz bu sefer çok başka başladı benim için... Ama ben bile çalışmaya başladığıma yeni yeni inanırken, buraya direkt "Ben iş buldum!" yazamadım... :) Elim gitmedi inanır mısınız! 

Bugün benim izin günüm, bir pazar günü yazıyorum bu yazımı size. Ve diliyorum ki; engelli engelsiz tüm herkese umut olsun, heves olsun hiçbir zaman pes etmeyelim yaşam adına savaş verelim hayatlarımız adına. :) (Hayatlarımızın başrolü olmayı ihmal etmeyelim e mi?)

Hani bazen bir şeyleri olduğu gibi söylediğimizde, çabuk değişir işler. Derler ya büyükler, "Her şeyi hemen anlatmayın." diye... Aslında ben 1 haftadır İnstagram hesabımda hikayelerimde yer veriyorum bu konuya. Süreci ve yaşarken hissettiğim gariplikleri anlatıyorum, o sırada kendimi de inandırmaya çalışıyorum galiba... :) Ama burada yazmak, en ciddi kullandığım mecralardan biri olduğu gerekçesiyle daha bir duraklattı beni. Hikayeler harici instagramda gönderimde yazışım bile daha iki gün öncesi gerçekleşti. Dedim ya hani, ben kabullenmek istedim ve bu süreçle baş edişimi bir görmek istedim... :) Allahım hayırlı gidişatlar nasip etsin cümlemize inşallah... =)


4 Temmuz günü başladı her şey; sabah ablam aradı beni, evde olmaktan ötürü geç uyuyup uyanmaya alışığım malum, uyuyordum o sırada da. Uykumdan uyandığım gibi, "beni bir dinle" deyip anlatmaya başladı. Fırsat geldi mi akıyor galiba, bana bir telefonla geldi bu fırsat, yeniden inanasımın gelmediği bir gün yaşadım ben de... :) "İş yaptığımız bir oto kurtarmanın sahibi geldi bugün, kendine ön muhasebe yapacak birini arıyormuş" dedi. "Kalk hazırlan bir görüşmeye git" diye de ekledi. Önce telefonda sonra da yüz yüze görüşmek üzere iş yerine gittim o gün. Ablamın da patronun da söylediğine göre saat konusunda anlaşabileceğimiz biriydi. Olursa, olur olmazsa da bakarız duruma diye düşündüm hani... Çünkü bu zamana kadar saat konusunda anlaşabileceğim kimse çıkmadı ya karşıma. Hadi hayırlısı dedim, şükür ki hayata dair umudumu hiç kaybetmiyorum...

Görüşmemiz güzel geçti, perşembe günü başlamak üzere anlaştık aynı gün. :) Ön Muhasebesini takip etmemi istedi, deneyimimin de bilgimin de ve eğitimimin de olduğu bir alan neticede. Bu konuda sıkıntı olmadı tabi. Çalışmamın önündeki tek engelimin desteksiz yürüyemediğim üzere tuvalete kendim gidemediğim mevzuuydu ya, tuvalet meselesiyle annemler uğraşmasın istediğimi de söyledim. İlk süreçte 7'den önce çıkmamamı istediğini söyledi ve ben de bir zaman böyle idare edebilir miyim bakabileceğimi söyledim. Sonraki süreçte azaltmak şartıyla böyle anlaştık... Şimdilik 9 gündür 11.30 gibi orada olup, akşam 7de çıkıyorum işten. Malum havalar sıcak, dayanıklılık sınırım şimdilik iyi. Ama kışın durum bu şekilde olmayacak, malum kendimi de biliyorum... :)

Ertesi güne Bursa planımız vardı annemle, gerek bu iş için gerekse de bu Eylül'de olacak yeğenimin sünnet düğünü için birkaç bir şey bakmaya gittik. O gün gelip hiç uyuyamadığımı hatırlıyorum... :) 4 Temmuz'daki görüşmenin üzerine, o günü de endişeyle geçirip, akşama annemle de konuştum ama tuvalet mevzuu canımı çok sıktı. Gerek konfor alanımdan ayrılıyor ve yeni bir şeye atılıyorum, gerekse de bambaşka bir ortama girip bilmediğim bir ortamı deneyimlemeye girişiyorum. Ciddiyetle farkettikçe bu durum beni epey sarstı... (= Sabaha karşı zar zor birkaç saat uyudum sanırım, sonra sabah kalktım ve işime gitmek üzere hazırlandım. Ama öncesi akşam da o sabahki korkumu da size bence tam olarak anlatamam. Yaşamamanızı dilerim ama hala bazen "Nasıl gidip geleceğim, dışarıda bu kadar kalmam tehlikeli mi, yapabilecek miyim korkum oluyor." 

Hani pandemi sebepli hepimiz evlerden çıkamadık da, sonrasında da "biz önceden nasıl yaşıyorduk ki?" diye korkuyla uzun bir zaman bocaladık ya; tamamıyla ona benzer bir şey yaşıyorum. Misal diyorum ki; "Ne yani, herkes böyle mi işe gidiyormuş senelerdir? Nasıl insanlar böyle bir şeye alışabilmiş ki?" Ama eminim zamanla alışarak bu durumu da aşacağım ve bu korkularımı da sizlere anlatacağım... :) 



Önce başardıklarımı hafife almadan anlatmalıyım;


Öncelikle her gün dışarıda olmak benim alışık olduğum bir durum değil, üstelik bu kadar zamandan sonra! Şu an bir oto kurtarmacının yanında günde 8,5 çalışmalı ve en az 1 saati de git gel veya durakta bekle şeklinde otobüslerle geçen şekilde dışarıdayım; haftanın 6 günü... Bu durum elbet vücudum tarafından da sınırını ben belirleyemediğim için garip karşılanıyor, son günlerde yorgun düşüyorum misal, aşırı yorgun değilim belki ama son iki gündür biraz biraz bel ağrısı yaşamaya başladım. Kas hastası olup yorulmamam gerektiğini söyledikleri üzere, aklımın bir yanında alarm oluşuyor bu sıra... İstemsizce... Ama mental anlamda bunun haricinde iyiyim. Çalışırken kendimi "normal" hissetmek çok ama çok iyi geliyor! :) Bu durum son 4 senedir evden çalıştığım süreçte "satış yaptıkça ve de içerik ürettikçe" hissettiğim başardım içgüdüsü açısından çok tanıdık. Ama onlardan daha fazla hissiyat dolu. Bünyeme fazla bile geliyor. :D

Uzun vadede beni yormaya başlayacağını daha 3 günün sonunda anlamış ve bu durumu patronumla da görüştüm geçtiğimiz haftasonu. "Bu işi çok sevdim ve de ortam da hoşuma gidiyor ama benden bağımsız bedenim yoruluyor. Alışık değilim. Başta konuştuğumuz sürede hem fikir kalabilecek miyiz? Çünkü işi bırakmam sadece bu sebepten olur yapamazsak, başka hiçbir bahanem yok." dedim. Tuvalet mevzusu da var ki, ilk üç gün tutmakta da çok zorlandım doğrusu. Biraz evdeki sürelerden daha uzun mesane kasımı yormamdan sebep, o da beni endişelendirdi doğrusu... Benim saklayacak bir mevzum olmadığı için, bunu da ilettim ona tabi... 

O da bana "Bu hafta başında bir yardımcı eksiğimiz azaldığı için, dükkanda akşam 19:00'a kalacak kimse de olmadığını ve bu durumu hallettikten sonra çalışma saatimi ilk başta da konuştuğumuz gibi 5 saate indirebileceğimizi" söyledi. Buraya bir dipnot geçeyim mi, karşımda anlayışlı birinin olması bile bana çok şanslı olduğumu hissettiriyor bu sıra... :) Rabbime çok şükür, ablama ve de patronuma çok teşekkürlerimi iletiyorum her defasında... 

Benim işe girerken ilk ve tek şartım, part time çalışma usulüne dair çalışmamdı. Çünkü daha başlamadan ablamın da yanında çalıştığım üzere deneyimim vardı ve bu durumdan yana sıkıntı çekebileceğimi biliyordum tabi. Çok şükür ki anlayışlı birine nihayet denk gelebildim. İlk zamanlarda tam saatimde çıkamadığım için, bu durumun ne gibi yorgunluklar doğurduğunu görüyorum da artık... Ve bu hafta hiç saatimden sonra gecikme yaşatmadı patronum. Çok şükür. Darısı benim gibi olup tüm isteyenlere de olsun, çünkü Türkiyedeki çalışma standartlarımızda biz engelli bireylerin kendisine dair bir çalışma standardı ne yazık ki bulunmamakta. Buna dair Cimer Başvurumu birkaç güne Cumhurbaşkanlık Merkezine ileteceğim inşallah, daha önceden de size bahsettiğim gibi... 

O kadar tuvalet tuvalet dedim, şunu da eklemeyi unutmayayım; Başladım başlayalı her gün 8,5 saat çalışırken, tuvalete girmeden geçirmiyorum iş saatlerimi. Şayet öyle olsa, mesane kasım diye bir şey kalmaz ve bir kas hastası olarak tek bir kasımı kaybetme lüksümüz bulunmamakta zira... En büyük teşekkürüm annem ve babama bu sebeple yine! Ben senelerdir çalışmak istiyorum diye, bana bu kadar destek çıkıyor ve her zamanki gibi yanımda olmaya devam ediyorlar. Babam öğlen servisine çıkarken annemle beraber geliyor, beni tuvalete götürüyorlar ve öyle gidiyorlar. İş yerime portatif tuvaletimizi bıraktık, bu sene vefat eden halamızdan getirmişti annem o yardımcıyı da. Bayanlar tuvaletinde onu kullanıyorum annem ve babamın desteğiyle... :)

Bunda utanma olmaz, olmamalı; bunu yazdığım için de kim garip bakarsa baksın ama devlet desteğiyle aldığımız külot bezleri kullanıyorum işe giderken. Buraya bir kas hastası olarak yazıyorum zaten, bizlerin de nasıl hayatta kaldığını ve bizlerin nasıl çabaladığını görün bilin istiyorum. Yani kendimi de ailemi de çok övmem gereken günler geçiriyorum, hayata atılıp belki de güç bulup ayağa kalkmam için bu zorlukları yaşamam ve hep olduğu gibi bir şeyler yapmam gerekiyor. Ben de yapmaya devam ediyorum, ailemin de desteğiyle... =) Lise son ve üniversite zamanımdan beri hayalini kurduğum işime sahibim şu an. Başlangıçtaki zorlukları atlatınca da, her şey bambaşka olacak. Bunu nasıl biliyorum, çünkü Rabbime inancım çok büyük. O beni görüyor unutmuyor ve ben de bunu hissediyorum. Teşekkür ederim Allahım! 



Bir De Konfor Alanımdan Ayrılma Mevzuu Var!


İşte bu çerçeveler altında bir haftayı bitirdik misal bu hafta... Önce tek başıma gitmesi gelmesi, otobüs saatimi denk getirip planlaması ve sonra iş yerinde iş toparlamasıyla kendimle gurur duyduğum bir dönemi geçiriyorum.:) Korkmam kadar normali de olamaz diye düşünüyorum şu an! Yaklaşık 11 seneden sonra, tüm iş bulan arkadaşlarımın işine gittiği gibi ben de işe gitmeye başladım. Ama bu 11 sene boyunca böyle bir şey olmamıştı ki... İç dünyamda yaşadığım kargaşa ve anlam verme savaşını anlıyor musunuz şimdi? :)


11 senedir konfor alanım bu değildi, hiç tam anlamıyla da olamadı. Şimdi olmuşken de "doğru konuşalım" uzun süre bu şekilde dayanabileceğimin üst sınırında başladım çalışmaya. Günde 8,5 saat iş yerindeyim ve dediğim gibi ondan öncesi ve sonrası da ya durağa gitme telaşım ya da otobüse binip eve gitme telaşım var! 

(Ah ilk üç gün boyunca yaşadığım otobüs sıkıntısını hiç sormayın bile; ne otobüsler tam dedikleri saatte geliyor, ne de uygulamadaki saatlerin gösterdiklerinin öncesi mi sonrası mı onu anlayabiliyorum. Zira duraklarda kaç sefer bekledim de, gözümün önünde otobüs şirketinin sitesi de dahil uygulamalar "otobüs gitti" diye gösterdi. Ben oradayım ya, gitse görmem mi! dediysem de, doğru saati bulana dek, çok uygulama çok şoför sözü dinledim. Ve ben bu zamana kadar bir yere dakikasında gitme durumumu, sadece hastane araçları için kullanmıştım...)


Evde De Oturuyorsun Ya, Diyenler Var...


Biliyorsunuz ki akülü sandalye kullanarak dışarıda dolaşabilen bir kas hastasıyım ama evde kullanmıyorum. Her ne kadar "evde de oturuyorsun" deseler de, akülü sandalye üzerinde oturmak evdeki koltuk veya sandalyelerde oturmak gibi değil. Akülü sandalyemde rahat hareketimi yapamıyorum, ayaklarım bir süre sonra ayaklıklar üzerinde dura dura ağrıyor. Bir indiriyor bir kaldırıyorum modunda takılıyorum... Yaz mevsiminde bu sorunlar hiçbir şey değil de, ben kış mevsiminde ne yapacağım düşünmeden duramıyorum..

Ah bunları söylüyorum, çalışmak istemiyorum sanılacak, başladığı gibi pes etti bu kız! Hayır, vallahi pes etmedim! :) İçimde bulunduğum, düşüncelerden düşüncelere düştüğüm üzere neler hissettiğimi anlayın istiyorum. Zira çalışmayı da çok istiyorum ve çalıştığım için de kendimi iyi hissediyorum. Ama bu durumları da es geçemem, dün belimin ağrıdığını çok hissettim. Kışa doğru bu saat mevzusunu umarım halletmiş olacağız diyelim... :) Engelli bir bireyin sorunları var diye, "o zaman evde otur!" olmamalı sonucu. Bizim ülke şartlarımızı engelliler açısından da konforlu hale getirmemiz gerekiyor. 

Evet, hep evde oturuyorum; zira çoğu arkadaşım ya çalışıyor, ya da evlenmiş çocuğuna bakıyor. Herkesle sıklıkla görüşemiyorum ve çok yağmurlu olduğu için bu senede çok sık dışarıya çıkamadım. Kaslarını tam gücünde kullanamayan ama oturduğu yerden sadece kendi tuvaletine gidemeyen bir birey olarak, benim dışarıda bulunup hayatın içinde yer almam gerek! Bu ülkenin bir "engelli çalışma şartlarının" olması gerek! Bizim iş yerlerinde part-time çalışmayı bedensel engellilerimize sunulmasını teşvik etmemiz gerek, bizim iş yerine rahat ulaşım sağlayamayacak ama bilgisi ve öğrenim kapasitesi geniş olan oturduğu yerden çok rahat çalışabilen engellilerimize "evden çalışma" imkanını sunmamız gerek! 

Dünya değişiyor ve gelişiyor, bizim yerimizde saymamamız gerek... Bir ülke insanı için geliştikçe ve şartlarını düzenledikçe standardı gelişir ve büyür... Umarım anlattıklarımı birileri anlayabiliyordur... :))


Üstte gördüğünüz resimler, işe başladım başlayalı çektiğim fotoğraflarım; son iki gün hariç neredeyse her gün var o fotoğraflarda... Neşeliyim, kendimi iyi de hissediyorum; başarmak da çabalamak da apayrı bir haz veriyor. İşleri güçleri toparlamamdan patronum da memnun olduğunu belirtti, ki bu durumdan ben de memnunum şükür ki. Sadece şu iki gündür vücudum bambaşka tepkiler vermeye başlayacakmış gibi bel ağrısı yaşadım. Sanırım sınırını belirliyor vücudum, bana daha çok dinlen diyor; diye anladım ve buna da zamanla alışacağım. Artık biliyorum... (=


Diyebilirim ki; artık iş hayatının daha içinde ben de çalışıyorum, biraz korkuyorum ama zaman içinde alışacak ve de toparlanacağım. :)) Bana fırsat veren ve de imkan sağlayan herkese teşekkür ederim. Daha çok yazacağım bu konuda ama bu bir girizgah olsun, siz okuyucularım da bu mutluluğumu ve heyecanımı bilin istiyorum.. Son iki günkü yoğunluğum sebebiyle kendimi anlamaya fırsatım da olmadı. O sebeple yazımdaki endişelerimi dile getirişlerim, kendimi de dinlemeye ve anlamaya yönelikti. Bazı korkularıma aldırmamanızı dilerim, zira her bir kelime veya cümle için söylüyorum, yazmazsam içimde kalırdı. Zaman geçtikçe her türlü zorluğumda neleri başardığımı ve de nelerin nelere sebep olduğunu bilmek adına her yazımı çoğu zaman kendim dönüp okuyorum. Bu benim çok ama çok hoşuma gidiyor... :)


Burası benim hayat günlüğüm ve bana olduğu kadar birçok kişiye destek olsun diliyorum. Ben bedensel engelli olarak uzun zaman sonra hayatın içindeyim. Hep duyardım, aksini düşündüğüm için kulak verdim bu öğüde; benden de size olsun, "HİÇBİR ŞEY İÇİN GEÇ DEĞİL!" Benim de hayatıma olduğu gibi sizin de hayatınıza hep güzel insanlar çıksın ve önümüze çıkan engeller geçilemez hal almasın, hep direnç noktası olsun ve de güçlenmemize vesile olsun diliyorum... =)

Bir sonraki yazımda görüşüne dek, Sevgilerimle... :))


30 Haziran 2023 Cuma

Bayramla Biten Haziran - 2023 #bitenayındeğerlendirmesi

Yağmurlarla başlayıp, Kurban Bayramı ile biten bir bayramdı Haziran. Bugün son günü ama artık bitti gözüyle bakıyorum. Temmuz ayını her aydan çok sevdiğim için de biraz sevinçliyim doğrusu... :) Güle güle git Haziran. Kenara çekil Haziran, 11 aydır beklediğim Temmuz geliyor; hepimizin neşesi. (=


Kurban Bayramında yolcu edeceğiz Haziran'ı, bugün bayramın üçüncü günü. :)

Biz bu bayramın ilk günü evimizin en küçüğünün şu yukarıdaki güzel bayram eğlencesini yaşadık misal. Abisi en büyüğümüz olarak babamın elini öpünce sıraya girdi; elini öptü, alnına koydu ve parasını alıp kaçtı. Fotoğraf çekerek belgeledim bu hızlı giriş gelişme sonucu...(:

Bayramımız yaşadığımız şehirde kalan az sayıda akrabamız ile bayram tadında geçti şükür. Üzücü olan tek şey arefe gününden önceki gün sabahı buzdolabımızın buzluğunun işlem görmediğini farketmemiz oldu. Buzluktakiler çözülmeye başlamış, annem arefe günü öncesi günü buzdolabını boşaltmak ve orayı temizlemek ile uğraştı. Tabi bir de buzluktaki sebzeleri konserve şekline çevirmekle de uğraştı aynı gün. Temizlik ve bayram ikramları hazırlığı da arefe gününe kaldı böylece.

Bayram anneme zor geçti yani, bugünden sonra dinlenecek her aile evindeki anneler gibi inşallah. Buzdolabına bakmak içi de bayram sonrasına gelecekler, Allah'tandır derin dondurucumuz da vardı. Kurtardık bir şekilde komşumuzun da dolabı sayesinde... 

Haziran'a arkadaş düğünüyle başladık, iş fuarı ve arkadaş buluşması ile devam ettik...


2 Haziranda lise arkadaşım Hatice'min kınasını yaktık, 3 Haziran günü de düğününü yaptık. Onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine, böyle başladık Haziran ayına; birbirini seven bir çifti daha kavuşturarak... :)

Sonra 6-7 Haziran günlerinde Gemlik'te İş-Kur'un Genel İstihdam Fuarı vardı. İlk defa bir genel İstihdam fuarına gittim bu ay, aynı gün arkadaşımla da buluştum. Güzel ve benim gözlemlediklerimi iyice anlatabildiğim bir gündü... Yazısını bloğuma da yazıp koymuştum, burada bulabilirsiniz... :))

Haziran ayının yağmurları başlamadan önce dışarı çıkabildiğim günlerden biriydi işte. Kendi adıma ve nice engelliler adına artık yapmam gerekenleri düşünüp harekete etme kararı aldığım gündü... Şükür.

Tek bitirebildiğim dizi, bu sezon son bulan Türk dizimiz oldu misal...


1 kitap bitirebildim, bir tane bebek örgüsü örebildim ve bir de dizi bitirmiş oldum; ki biten dizi de bu sene başlayıp bu sene final yapan dizimiz, Güzel Günler idi... Güzel Günlerin bitmesine çok üzüldüm bu ay, çünkü hiçbir mantıklı ve entrikasız aile dizisi bulunmakta sezonda bu dizi tutunacak demiştik. İmdat dediğimizde bir yudum su olmuştu ama maalesef bu dizimizi de elimizden aldılar.. 

Yaz günü yağmurlardan başımızı dışarı çıkaramadığımız günlerde ne yazık ki biraz bunaldım ben de. Bu yaz vaktini öyle deli gibi beklemiştim ki, yağmur beni beklentilerimden vurdu! :) Neyse toparlandık desem de, öğrendik ki bu yaz Ağustos başına kadar iklim sebepli şiddetli yağmurlar gelecekmiş... Hayır olsun, korkulan gibi olup helak etmesin tarım işi yapan insanların hasatlarını... :/

İskandinav mitolojisi çok güzeldi, tavsiye etmek isterim. Bilmediğim çok şey varmış, Cadının Yüreği ile giriş yaptığım üzere öncesinde, İskandinav mitolojisine dair daha detay öğrendim bu sefer. Şimdi hala okuduğum üzere Suya Yazılan Hayaller kitabımın da konusu çok güzel, ama ben toparlanamadım henüz sanırım. Okuma maratonuma çok başka yavaşlıkta devam ediyorum maalesef... Dilerim Temmuz ayında bu durum geçerli olmayacak. :))

Ve üst kolayda gördüğünüz bebek yeleği için çok ör sök yaptım ama şimdiki hali sonunu tamamlamak kaldı. Bu ay birçok şeye "yağmur sebepli" kafayı takmış bulundum gibi oldu. Buna sebep olan da beklentilerimdi sanırım, altta kendime aldığım ihtiyaçlar doğrultusunda yaptığım hazırlıklar sebebiyle idi bu da en çok... :)

Yaz Stantlarımı Kurmaya Hazırlanmıştım Bu Ay Oysa...


Yağmur yağmasa, havalar bu kadar belirsiz olmasa çoktan çıkmıştım stant açmalarıma; kamp sehpası aldım kendime önce, plastik ve portatif. Sonra arkasına yeğenim Kağanımın oturacağı bir de tabure aldım Bim indirimlerinden... Bu ikisini Kağanım taşıyacak ve ben de ürünleri koyduğum kutularda dolu çantayı kucağıma alacaktım. Biz stant açmaya hep beraber gidiyorduk ya geçen sene, yine böyle olacaktı. Bayram sebepli planladığım şekilde bile gidemedim, yine hava muhalefetine ötürü. İkinci gün sakın olur diyordum, hava çok bozdu. Yağar dedim gitmedim, esti ama yağmadı...

Vardır bir hayır, vardır bir kısmet değil mi? Ben de öyle düşünüyor avutuyorum kendimi ama aylardır hevesle beklediğim yaz aylari beni hayal kırıklığına uğratıyor.. :))

Diğer aldıklarıma gelince; Eylül ayında yeğenim Kağanın sünnet düğünü var diye kestirme dedikleri üzere saçımı tokatlamak üzerine toka aldık yeniden. Çok uzun zaman sonra böyle saç toplar oldum Haziran ayında. Garip geliyor inanın ki. :) Bayram öncesi, bayram bitsin kestireceğim diyorum ama hala sabret düğüne az kaldı diyorlar. Havalar böyle bozuk giderse dayanırım da, diğer türlü kestirmeye çok yakınım... 

Kendime Haziran başında bir yüz temizleme cihazı aldım nihayet, dudak üstü ve çene altında çıkan ince ama oldukça siyah göründüğü üzere beni çok yoran tüyleri almamın başka yolunu bulamadım. Ya sürekli Kuaföre gidip para bayılacak, ya da ablamın her müsait anını beklemek zorunda kalmaya devam edecektim. İkinci seçenek sebepli, bu durum peydah oldu. Aldım bu ürünü ve epilator şeklinde bir ürün işte. Kullanıyorum sadece yüzüme ve ben alım gücünden de şarj durumundan da gayet memnunum.. Ne acı veriyor ne de tahriş ediyor cildi. Benzer bir ürüne ihtiyacınız varsa, üstteki ürünlerin de içinde olduğu Hepsiburada koleksiyonumu buraya da bırakıyorum. :))

Gelelim en son aldığım iki adet şarjlı diş fırçasına; annemle Haziran ayında gittiğimiz diş doktorumun bana dişlerimi TEMİZLEYEMEDİĞİMİ söylediği üzere, şarjlı diş fırçası kullanmamı önerdi. 20lık dişim sebepli diş etlerim de iltihap kapmış. Dişlerimi doğru temizlemeye başlayıp Temmuz ortasında dişim çektirmeye gelmemi istiyormuş. Bunu bir sene önceki doktorum da söylemiş ama o sadece arka dişlerimi de iyi fırçalamamı tavsiye etmişti. O zaman iltihap da yoktu... Dikkat etseydim o zaman bu öneri yapılmış olsaydı da, belki böyle olmazdı deyip; anneme de bana da aldım böylece. Üç taksitle aldım ve 1 haftadır da kullanıyorum, çok memnunum şükür şimdilik... :))

Tavsiye eder miyim, tabii ki de ederim... İlk günler diş doktoru koltuğunda gibi hissediyordum kendimi, ama o zamandan beri cidden ben dişlerimi fırçalayamıyormuşum diyorum. İyi ki almışım... 

Kutlaması bol, gezmesi de yağmurlardan fırsat buldukça mümkün oldu...


Üstteki fotoğrafların sol alt köşedeki ve sağ alt köşedeki aynı gün olmakla beraber, diğerleri ayrı gün. İki üç gün de bunlar harici çarşı sebepli dışarı çıktım, yağmur harici bile olsa az da çıkmamışım meğer. =))

Aynı gün çekildi dediğim fotoğraflarda, aylık nöroloji doktoruma kontrolüme gittiğimiz ve sonrasında da kapalı çarşıya gittiğimiz gündü. O gün sabah doktorda gen testi sonucumun çıktığını öğrendik. Biyopsi raporumda çıkan sonuçlardan farklı olarak, hastalığımın alt başlığının da zararsız olduğunu öğrendik. Hangi genimin mutasyona uğrayıp hangi proteinin üretilemediğini öğrendik ve bu hastalığın üstünde çok araştırma yapıldığını ve ilerlemeler olduğunu da öğrendik. Çok sevindik şükür ki... :) Dahasını da ileriki süreçlerde göreceğiz inşallah...

Haziran başında glucosamine kullanmaya başladım, son 5 gününde de Elma Sirkeli Yumuşak Şekerimizle zayıflama uğraşına bir kademe daha dikkat etmek üzere giriş yaptım. :))

Hayırlısı olsun bakalım nasıl geçecek önümüzdeki aylar..

Bu fotoğraflar da son fotoğraflar Haziran ayına kadar...


Annemin teyze kızının diş hediği buluşmasına gittik, komşularımızla başladığımız günde ablamda idik bir hafta sonu, akraba günü sebepli akrabalar bizde idi bir gün de, annem onları ağırladı, bir de en son annemin dayısının torununun 4. Yaş doğum günü kutlaması vardı bir pazar günü de ona gittik (sağ alt köşede annem ve kuzenleri var, şakasız!)... :))

Derken bir de Bursa kapalıçarşı günümüz vardı, çok şükür yeğenimin sünnetine giyeceğim kıyafetimi de aldık o gün. (= Bir ferahlık geldi şükür, çünkü ablam annem ben ucumuzun de elbisesi hazır değildi ve neyse ki bir yerden başladık. Hayırlısıyla devamı da gelir. Bana nar çiçeği bluz bir de beyaz keten pantolon aldık. Eylül'e kadar bu kombin üstüne bir de ceket alırsak, benim Eylüldeki sünnete hazırlığım tamamdır inşallah... (: 


Velhasıl epey dolu ama beklentiler ve planlar açısından da üzücü halde geçen günlerle dolu bir aydı Haziran.. Temmuz ayında stant açma beklentimin ve planlarımın nihayetinde sonuca erdiğini görebilelim inşallah.

Çok okusam, çok da yazsam yeniden. Bir de çok çok şekilde satsam. Kısmetse bir de 1 haftalık tatilimiz var Temmuz ayında; onu da hem sağlığım hem de ailecek neşemiz açısından, doğduğum ay olan Temmuz ayının çok güzel geçmesini diliyorum... =))

Vay be Haziran bitiyor, tüm senenin neşesi Temmuz ayı geliyor; onu iyi karşılayıp sahip çıkalım e mi? =)) 

Temmuz hepimize hayırlı olsun, benim doğduğum ay hepimize mutluluk ve bereket saçsın. Sevdiğim çoğu insanın da doğum günü bu ay özellikle, bir ay bekleyin önümüzdeki ay çok daha fazla kutlaması bol ay sonu değerlendirmesi ile geleceğim bloğuma; umarım çokça ay içinde yazılarımı da yazdıktan sonra... 🙂

Sizin Haziran ayınız nasıl geçti? Yorumlarda bir ay değerlendirmesi yorumunuzu alırım. Sevgilerimle... 😇

16 Haziran 2023 Cuma

Bahanelerin Mi Var Çarelerin Mi? - Haziran 2023

Bu hafta baş konumuz bahanelerimiz... İnstagram adresimde buradaki paylaşımında da bulabilirsiniz... :))



Bir soruyla başlamak istiyorum, "Bir çocuğun ve bir bebeğin büyüme adımlarında herhangi bir bahaneye rastladınız mı?

"Ben yürüyemem, ayaklarım çok küçük!", "Ben emekleyemem, yerler çok kirli.", "Ben daha küçüğüm, benden bu kadar şey beklemeyin!" GİBİ...

Büyüyene kadar hangimiz bahanelere sığınmayı bildik ki? Belki hepimizin ilk sığındığı bahane "öğretmen bana taktı" idi okulda, birçoğumuzun da "Bir ben düşük not almadım ki, tüm sınıf düşük not aldı ama!" İdi. (Tanıdık geldi de mi?) :)

Sonra büyüdük bizler, çok kişiyle konuşur olduk, bahaneler sardı etrafımızı... Biz de bize iş başvurusu yapan kişilere işimizi anlatınca türlü bahanelerle karşılaşıyoruz. Çoğu denemiyor bile yola çıkmayı, iş için emek harcamayı... Buna üzülmekten çok, hayatı anlamaya başladım bu olay üzerinden.

Çevrem yok, ben evde paketleme işi sanmıştım, ben katalog işi yapamam, benim çocuğum var ve daha nicesi. En acıları ise, evli olduğu veya kadın olduğu için kabullenmemeleri gereken ama nasıl kabullendikleri "kısıtlanmış olmanın verdiği bahaneleri". Bu bahaneleri sunmadan önce isteyerek girişilen bir mevzu bu sonuçta...

Bugün güldüğüm mevzu da buna benzer, çünkü bu konu bana trajikomik geliyor artık. Diyorum ya, bu kişilerin çoğu işi biraz olsun bilerek başvuruyor bizlere. Ama sonra daha ürünleri tanımadan vazgeçiyor.

TRAJİKOMİK NOKTASI ŞU; 

HERKES BİR ŞEKİLDE İLERLEMEK İSTİYOR AMA ÇOĞU KİŞİ EMEKLEMEK DAHİ İSTEMİYOR! GÜNÜMÜZ KAZANÇ ANLAYIŞI, EMEKSİZ KAZANÇ ÜZERİNE YOĞUNLAŞMIŞ. ÇOK ACI... 

Bu hafta birçok kişi ile görüştüm yine ve onların da istediği üzere işimi anlattım, bu kişiler daha önceden numara bırakmış ve firmamızın kazandıran imkanlarından yararlanmak istemiş kişilerdi.

Aradığım hiçbir kadından "olur, bir deneyeyim" lafını duyamadım. :) Hayır kelimesini duyduğuma değil, hayat bana bir mesaj daha vermeye çalıştı bugün; ona çok güldüm...

Son iki kadın ile görüşüyordum; İlki küçük çocuğu olduğunu ve yapamayacağını, ikincisi de küçük çocuğunun uyuduğunu ve konuşamayacağını söyledi. Ama bu sefer müsait olunca beni arayabileceğini de söyledi.

Konumuz kadınlar ve onların çalışma istekleri değil ama Rabbim bana al sana iki şekil bakış açısı dedi bana. Ard arda bu kişilerle konuşmam hiç tesadüf gelmedi... 


Çocuğu olup çalışanlara "annelik yapmıyor" diyemezsiniz değil mi? Katalog işi yapabilen herkesin de çevresi var nasıl diyebiliyorsunuz mesela? 

Kişiler istemeyebilir ama baştan hükümler vererek denememek bile kaçmaktır bence, uğraşmaktan ve de yorulmaktan kaçmak gibi... Bu iş gibi birçok iş alanında da içine girmeden yapamayacağınızı bilebilmek ne kadar mümkün? Peşin hükümler bilmediğimiz neleri hayatımızdan def ediyor diye merak ediyorum aslında... Bu düşüncelerimi bu sebepten dile getiriyorum.

Çünkü bir zamanlar ben de katalog işi yapamam, diyordum. Şu sıralar en çok sevdiğim şeylerden biri satış yapmak ve her türlü sahada olabilmek benim daha önce neden girmediğimi düşündüğüm bir iş alanı... Tabii zamanı geldiği için bu zamanda oldu, ama iyi ki de oldu dediğim üzere denemeseydim başarabilir miydim şu zamanki mutluluğumu???

TEKRAR GELELİM KONUMUZA; 

SİTEMİM BENİM İŞİMİ KATALOG İŞİ DİYE KÜÇÜMSEYEN AMA DÖNÜP İŞİ ÖĞRENMEK İSTEYENLERE VE BUNA RAĞMEN TÜRLÜ BAHANELERLE İŞİ DENEMEYENLERE! ARTIK SADECE GÜLÜYORUM! "HAYIR" KELİMESİNİ DUYMAK DEĞİL SIKINTI, KOCA KOCA İNSANLARIN ÇOCUKÇA BAHANELERE SIĞINIP EMEĞİ HİÇE SAYMASI ÜZÜCÜ GELİYOR SADECE.

BENIM BAHANELERİM YOK, ÇARELERİM VAR ÇÜNKÜ. BU İŞ DENGEDE İLERLEDİĞİN ZAMAN SİZİ BATIRACAK İŞ DEĞİLDİR MİSAL. 

"İHTİYACIN OLMADIĞI VEYA SATMADIĞIN HALDE ÜRÜN ALMAZSANIZ, STOKÇULUK DERİZ ONU YAPMAZ ÇABASIZ KAZANMAYA KOLAY YOLDAN İLERLEMEYE ÇALIŞIR VE AĞIR YÖNLENDİRİLİRSENİZ; İŞTE O ZAMAN BATARSINIZ...

==》Evde iş arayan güzel kesim; 

Bir yerden başlamazsan, hayat sana nasıl bir güzellik yapsın?

Sen çıkmadan yola, varacağın yere seni kim neden ışınlasın? 

Satıştan çok güzel kazançlar elde edene kadar ben de bu işi yapamam, diyordum. Denemeseydim bunları nasıl anlayabilirdim?

Peki, bir söz var bilir misiniz?;

"İnsanlar fırsatların gelmesini bekler, fırsatlar da insanların gelmesini.
Fırsatlar bekler, insanlar bekler.
Kazanan hep "mazeretler" olur."

Mazeretlerinizin kölesi olmadan, yolda olmanın güzelliğini yaşamanız dileğimle... :))

İsterse insan çarelerine sığınırmış, istemezse de bahanelerine... Çare olalım kendilerimize, bahaneler bizi uzaklaştırmasın hayatın içinden... 

Sevgilerimle...

6 Haziran 2023 Salı

İlk İş Fuarına Gidişimdi, Gözlemledim - 06.06.2023


Bugün ilk defa bir iş fuarına katıldım, İş-Kur'un Genel İstihdam fuarı... 

Daha öncesinde Bursa'da engelliler adına da bir iş fuarı açıldı biliyorum ama Bursa'ya gitmesi benim için epey zorluydu ve hiçbirine katılamadım...

Ama gelgelelim bu fuarı gözlem açısından kaçıramazdım...

Bir senedir gözledikçe daha net söylüyorum, biz engellilerin çalışma hakları adına net kuralları yok sektörde. Bence bu bizim net eksikliklerimizden biri...

3 işverenden 3ünün de "beden işçisi olarak" engelli eleman aradığı "zorunlu istihdam" durumunda olmak bence bizler için yeterli değil.


Açık açık söylüyorum, akülü sandalyede iken normal bir çalışan gibi 8-9 saat çalışabilmem epey zorlu. Denedim gördüm de üstelik; servisinden tutun, tuvaletine kadar beni zorlayan alanlar var.

Peki, part time çalışma usulü neden engelli kategorisinde daha net geçerli olamıyor. Özel sektörde engelli çalışanları "az engelli" olan cinsinden aldıklarının da net ortada olduğunu düşünüyorum. Oturduğu yerden desteksiz kalkamayan bir engellinin tuvalet sorununu nasıl giderebileceğini düşünüyorlar.

Bugün eski iş koçumla görüştüğümde "seninle ilk konuşmamızda da tek sorunun bu olduğunu konuşmuştuk, hatırlıyorum." Dedi. Gereğini ben yapacağım onu net biliyorum...

Bu yazıyı bir eksikliği bildirmek ve yine görülmeyenin görülmesini ve de konuşulmayanın konuşulmasını sağlamak için yazıyorum. 

Ben elimden geleni bu konuda da yapacak ve sosyal hayatta biz engellilerin "bizlere uygun şekilde" yer almasının gerekliliğini de anlatmayı başaracağım.

Toparlarsak diyorum ki;

Tek çalışabilecek engelli eleman "beden işçisi" olmak zorunda değildir.

Part-time is statüsü, kişinin isteğince engel statüsüne de uydurulabilir olabilmelidir. 

Bunlar benim fikirlerim ve de üzerine Allah izin verirse önce Cimer'e yazarak, bir Türk vatandaşı olarak bu konularda iyileştirme yapılmasını talep edeceğim... :)

Oralarda mısınız? Yorumlarda beni anlayıp anlamadığınızı yazabilir misiniz? 🙏


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...