30 Ocak 2019 Çarşamba

İnternet Günlüğüm 2019 #1 - Ocak Günlüğüm


Sevgili İnternet Günlüğüm, 2019'un ilk ayını geride bırakmak üzereyiz bile. Bir ayı daha yolcularken, 2019 bize çok güzellikler getirsin diye umuyorum tekrar...

Değişik bir ay oldu benim ve bizim için. Dolu dolu idi ama bir o kadar da kafa karışıklıkları ile doluydu aslında... Yazmak istedim, ihtiyaç duydum buna; çünkü çok da fazla yazı yazamadığım ama dolu dolu geçirdiğim bir ay oldu Ocak, üstelik devamında umutla dolu bir geleceğin var olduğuna inandıracak kadar kararlı olacağımızı hissettirerek... (:


Öncelikle Ocak ayının ikinci haftasında, bir küçük iş kazası yapan babam işten çıkarıldı. Prensip gereği demişlerdi babama ama aslında araba da arızalı imiş. Babam ucuz kurtarmış bile üstelik ama çok şükür ki ne babam ne de başkasının burnu bile kanamadı bu kazada. Ama babam büyük hasar olmamasına rağmen işten çıkarıldı. Vardır bir hayır dedik, çok şükür bu kadarına da dedik... Ancak ne maaşını verdiler babamın ne de tazminatını, yapacak bir şey de yok ki ne yazık ki; sağlık olsun, ne olursa olsun sağlık olsun huzurumuz olsun dedik...

Sonra annem tedavisine başlamıştı, Yalova'ya gidip gelmeye. Hazır babam da evde iken, daha çok annemi korumaya odaklandık ve şimdi 3,5 haftadır annem dizinden ve de boynundan tedavi oluyor, babamsa bizimle ilgileniyor ve bir kez olsun annemin benim yükümün altına girmemesi için elimizden geleni yapıyoruz. Üstteki olayın hayrı burada idi galiba; tedavisi başladıktan sonra, annem daha çok halsizlik ve ağrılarla uğraşır oldu. Babam çalışıyor olsaydı, daha zor olacaktı her birimiz için sanıyorum ki... Şimdi emekli maaşları ile geçiniyoruz ama umarım annem toparlanmadan çalışması gerekmez yakın zaman diliminde...

Not; annem şimdilerde biraz daha iyi ama gel gitli halsizlikleri sürüyor. Tedavi iyi gelsin ve kendini bir an önce toparlasın diye umuyoruz. Dizlerindeki sıvı azalması ve de bir dizindeki menüsküs yırtığı için tedavi oldu, birkaç haftaya da bel ve bacakları için tedavi olacak. Allahım şifa bekleyen herkese şifasını versin inşallah...


Gelelim benim sağlığıma; babamın işten çıkarıldığı haftanın son günü akşamında, yerde dengede oturabildiğimi keşfettim. 2010'daki ilk atağımdan önceki gibi bağdaş kurabildiğimi gördüm, 9 senenin ardından, başarabildiğim bu gelişme umudumuza umut kattı yine. Yer yatağında dengede oturabilmem, 1,5-2 senelik bir zamandır yine mümkündü. Ama bu yerde oturma dengesi, yeni yılın ilk müjdelerini getirdi beraberinde...

Şimdi 2018'in sonundan beri yine başladığım yer egzersizlerim konusunda, daha başarılı ve daha hevesliyim... 2019 müjdeleri ile geldi, anlatmıştım bu ay şu yazımda da; 2019'un İlk Müjdeleri...



2018-2019 eğitim öğretim döneminin başında ilkokula başlamıştı yeğenim Kağan ve resmen ilk karnesini aldı bu Ocak ayında da... Gurur doluyuz tabii ki de, büyüdü kuzum da ciddi ciddi ilkokul okuyor konumda. Şükür ki... :) Bu sefer de yarıyıl tatilimiz dolu dolu geçiyor ama ilk defa ödevle geçiyor bir yarıyıl tatili ve daha değişik de geliyor artık... 

Oyunlarla geçiriyoruz yine yarıyıl tatilini ama bu sefer uzun metrajlı filmler de izleyebilir olduk; misal Harry Potter'ın ilk filmini izledik beraber ilk kez, sonra Aslan Kral'ı da izledik birkaç gün önce de... Bir oturuşta izlemiyoruz ama dinlene dinlene, gerekirse birkaç günde izliyoruz. Yoruldukça kaldığımız yerde bırakıyoruz; Kağancım bir filmi baştan sona izlemeyi seven biri değil, dikkat süresi yaşı gereği çok çabuk dağılıyor ve gözleri yoruluyor bir süre sonra... Televizyonda animasyon veya çizgi film izlemek Kağan için en uygunu. Ama sevdiğim ve izlemek istediğim filmleri de yavaş yavaş daha fazla izleyebilir ve şans vermesini sağlar hale geldik neyse ki! :) 


Yarıyıl tatiline girdik, ben bir odaklanamadım yazmaya buraya ama çok düşündüm yine bu ara. Bu düşünme halleri, aileme de bulaştı... Geleceğe dair hayaller kurar olduk, geride bıraktığımız hafta ve haftasonundan itibaren. Bir değişime cesaret edebiliriz hayatımızda, imkanları oluşturduktan sonra ve ele geçen fırsatları hayatımızı iyiliklere doğru yöneltebilir halde kullanaraktan dedik... Ailem dediğim; annem babam ben, ablam eniştem ve kağanım olmak üzere, bir şehir değişikliğine gidebiliriz diyoruz şu sıralar. Bu yazımda da bahsettiğim gibi; Cesaret Ve Risk Unsuru. Cesaretimizi, en az risk seviyesinde koşullarla kullanabilmeyi diliyoruz hep birlikte...

Bulunduğumuz şehir ve şartlar açısından bakıldığında, aklımızdaki şehir ve şartlar bizim için daha iyi olabilir gibi hissediyoruz... :) Hakkımızda hayırlısı olsun inşallah her birimizin. Bu çok kısa süreçte değişime girişeceğiz değil, 1-2 senelik süreç içinde koşulları oluşturup kısmetse hayatımızı yeniden şekillendirmek istediğimiz yönünde. Bu da Ocak ayının bir diğer konusu oldu işte, bitmesine yakın. Hadi Allah kerim...


Ocak 2019, en çok film izlemek ve örgü örmek konularında verimli bir ay oldu benim için... Daha ilk haftasında liseden sınıf arkadaşım Hatice, birkaç örgü modelimi istedi ve yakın çevresinde örgü bere ve şal isteyenlerin taleplerini iletti bana. Sağolsun ve varolsun arkadaşlarım sayesinde örmeye başladım yeniden...

Ablamın ve annemin de destekleri ile şimdi örgü siparişlerimin üstesinden geliyoruz. Az uz değil, maşallah dört bere ve iki şal bitirdik şu ana kadar. Ablam iki bere, ben iki bere ördük. Annem ördüğümüz berelerin dikimini ve şalların kenar motiflerinin yapımını üstlendi; babam da ponponları yapıyor sağolsun. Bildiğiniz organize çalışır olduk... :) Akmasa da damlar dedik, benim okuduğum kitapların masrafını karşılar en azından; bir şeye ihtiyaç duyar isek kullanırız. Oturduğum yerde de olsa bir şeyler yapabilmek güzel velhasıl. Yakınlarımın ve arkadaşlarımın desteklerine sağlık, sağolsun ve varolsunlar... :)


E tabi, örgü örerken de en sevdiğim hobim dizi film izlemek benim... Çok film izledim bu ay yine örgü örmemin sayesinde! =) Şu ana dek 16 film izlemişim mesela. 2019'un hedeflerinden biri de, kendi listelerimi bitirmekti. Son anda karar verip izlediğim filmler daha çoğunlukta olduysa da, önceki listelerimden biri bitti. Böyle devam edersem de, 2019'un ilk yarısında yarım kalmış izleme listelerimi bitirebilirim diye düşünüyorum. İzlediğim son filmleri ve diğerlerini de görmek isterseniz, Sinefil.com hesabıma buradan ulaşabilirsiniz... (: 

Ocak ayında izlediğim filmlerden en sevdiğim birkaç filme de değinecek olursam, benim izleme sırama göre beğendiğim filmlerde 5 filmim şunlardı bu ay; Sierra Burgess İs A Loser (2018), Ayla (2017), Mine Vaganti (2010), A Star İs Born (2018), Exodus; Tanrılar ve Krallar (2014)... İzleme sırama göre sıraladım, birinci ikinci diye sıraya koyamıyorum; çünkü bu beş filmin beşinden de ayrı zevk aldım. Kiminde çok duygulandım, kiminde görsel içerikten çok etkilendim. Her birini de ayrı ayrı tavsiye ederim... :) 



Velhasıl; Ocak ayı böyle geçti gidiyor bile, bol örgü bol film ve dolu dolu günlerle sevgili internet günlüğüm... 

Pek boş oturduğum ve verimsiz geçirdiğim bir gün hatırlamıyorum Ocak 2019'da, ki bu da beni epey mutlu etti. Şubat ayı için de, bu ayın kararlılığında günlerin ve gecelerin güzelliğini diliyorum. Kararlılık, verimlilik ve sağlıkta - huzurda - kendimizi gerçekleştirmede başarılı olacağımız günler ve aylar 2019'a yayılsın diliyorum. Bizi güzel bir geleceğe götürsün hep... :) 

Bir tek, çok fazla kitap okuyamadım bu ay; onu da bu aralar daha fazla yoğunluk vererek ele alabildim yeniden. Kendimi o konuda da toparlayacağım... 

İnternet Günlüğüm, ben Ocak 2019'un sonunda gelecek için daha da umutlu olabildiğim için mutluyum en çok da... Geleceğe dair evrene daha güzel umutlar ve de inançlar yolluyorum. Her şey güzel olacak, bunun için inanmaya daha azimle devam edeceğim. Güzel günler olsun hepimize... (:

28 Ocak 2019 Pazartesi

Cesaret Ve Risk Unsuru - Haftasonundan Kalanlar


Haftasonundan Kalanlar - (26-27.01.2019)


Geride bıraktığımız haftasonuna dair, söylemek istediklerim oluştu dün itibariyle...


Geçtiğimiz Çarşamba günü akşamı Ayşe teyzem ve üniversiteden arkadaşı Züleyha abla geldiler. Güzel bir insan tanıdık ailecek. Züleyha abla ile sohbetlerimiz ve de anlaşmamız çok güzel birkaç gün geçirmemizle beraber gerçekleşti. :) 

Yarın annemin teyzesi, Ayşe teyzemin de ablası Mercan teyzemizin 2. ölüm yıldönümü ve biz geçtiğimiz haftasonu okumasını yapmak üzere toplandık yine. Ruhuna değmiştir inşallah. Bu vesileyle, bir küçük Tarihi Bursa turu yaptılar birkaç gün öncesinde Ayşe teyzem ve Züleyha abla. Koşulları oluşturan, okudukları okulda öğrendikleri yerleri yarıyıl tatili sebebiyle gezebilme fırsatları oldu...

Yeni insanlarla tanışabildiğimiz ve onlarla fikirleşebildiğimiz fırsatları elde ettiğimizde, kendinizi sizler de şanslı hissediyor musunuz? Ben kendimi şanslı hissediyorum böyle zamanlarda. Züleyha abla ile bu son üç dört günde, yazmak ve de kültürleşmek gibi konularda fikirleştik. O deneyimli bir yazarmış, bana birkaç öneri sundu sağolsun. Yazılarınızı herkese okutmanız mümkün değildir hani, özellikle bitmemiş halde ise. Güvendiğiniz kişiye okutmak da bir o kadar önemlidir... Züleyha ablaya bir yazar gözüyle okutabildim, o güveni fikirleri ve de fikirlerini dile getiriş biçimi ile verdi bana... Öncelikle bu haftasonu, onun gibi güzel bir insan ile tanışabildiğime çok sevindim... :)


Sonra...

Ayşe teyzem, Züleyha ablam ve ablam, eniştem, Kağanım, Annem, babam ile; pazar kahvaltısı yaptık dün bizim evde. Öğlen 3'e doğru terminale gitmeden önce de kahvelerimizi içtik beraber... Gerek kahvaltıda, gerekse de sonrasında beraber güzel tarihi bir ana şahitlik ettiler bizimle  beraber. 

Değişim ve cesaret önemlidir bazen, dün bunu iyice gözlemlediğim bir an oldu. Ailemle beraber, 1-2 yıllık süreçte bir şehir değişme durumuna kalkışabileceğimizin kararını verdik dün. Biz ablamlarla uyuşamayız belki diye düşünüyorduk ki, eniştem "Bence de olur" dedi ve büyük karar en önemli neticesine vardı. Belki çok uzun belki de çok yakın süreçte, "Bursa'dan başka bir diyara göç edebiliriz" diyebilmek güzeldi.

Bu kararı vermemizde, Kağanımın geleceği ve benim sağlığım etken oldu çoğunlukla. Yer bile belli ama şu süreçte onu söyleyebilmek kolay değil bu kadar. Şayet gerçekleşir ise buraya yazarım zaten yine... :)

Bu konuda çok düşünüyoruz her birimiz, öyle geçmişe nazaran daha iyi koşullarda olmamıza rağmen; yine de yeniden başlamak kolay değil, korkutuyor her birimizi. "Ama bazen risk de almak lazım, daha iyi şartlar için cesur da olmak lazım" diye düşünüyorum. Her birimiz biliyoruz ki, yapılamayacak şey değil şu süreçlerde ama acele etmemekte de yarar var işte... 


Ne değişecek dersek hayatımızda; Kağanımın daha iyi şartlarda eğitimine devam edeceğini ve de daha iyi kültürel ve yaşamsal kolaylıkların imkanlarına yakın olacağını düşünüyoruz. Benim sağlığım ve yaşamım adına daha düzgün bir ortama ve imkanlar dizinine sahip olacağımı. Belki başta zorlansak da yine, daha düzgün ortamlarda bir yaşama adım atacağımıza ve belki benimle beraber daha çok hayatın içinde olacağımıza inanıyoruz...

Her biri bu geçtiğimiz hafta sayesinde oldu diyebiliriz. Bir karar verirken bu kadar hızlı olacağımızı düşünmemiştim, henüz netleşmiş hiçbir şey yok ama istekler ve mantıklı gelen bir değişim hepimize gerekli geliyor sanki... İyi yaşamak herkesin hakkı, bazen sonunu düşünmeden yüksek oranda iyilik olacağına inandığımız ölçüde cesaret göstermek gerek. Körü körüne değil elbette ama hayatta her şey olabilir ve çabalamayı bırakmamak gerek diyerek, kötü durumlara kendimizi teslim etmekten vazgeçmeyi göze alarak...

Sevgilerimle. Hepimiz için hakkında hayırlısı olsun inşallah. Amin... (:


18 Ocak 2019 Cuma

2019'un İlk Müjdeleri - Egzersiz Günlüğüm #4


2019 güzel başladı şükür, ilk müjdelerimi vermeye geldim bu seferki Egzersiz Günlüğümde. Zira artık, direk yerde de bağdaş kurabiliyorum. :) "Denge efendim, denge mühim şey." diye başlayarak, instagramımdaki bu paylaşımımda bahsetmiştim bu hafta başlamadan hemen öncesinde... Taze taze ikili başarımı not etmeye geldim buraya da yani. Beraber sevinelim, beraber başarabileceğimize daha çok inanalım diye.

İyi okumalar... (:



2018'e girmeden hemen önceki müjdem, yer yatağının üzerinde otururken bağdaş kurabilir halde olmamdı. Bu gelişme öyle iyi gelmişti ki bana, atak geçirdiğim 2010 Aralık ayından sonra yapamadığım bağdaş kurma pozisyonuna yakın olduğumu hissetmiştim. Ki onun da yazısını yazmıştım yine bloğuma, burada bulabilirsiniz... :)

Daha sonrasındaki gelişmem de, Ağustos 2018'de oturduğum yerde bağdaş kurabilmem oldu. Ki bu da bir önceki kadar mutlu eden bir gelişme idi benim için. Onu da Bir Yeni Kas Açılması adlı yazımda yazmıştım. Güzel ve özel anlarımdan biri olmuştu benim için... 


Gelelim geçtiğimiz Pazar gecesine... 2 hafta öncesinden beri, oturduğum koltuktan tek başıma yerde oturmak üzere inebildiğimi keşfetmiş bulunuyordum. Delicesine bir mutluluk benim için bu, sırtım koltuğa dayalı olarak oturduğum halde gerdirmeler yapabiliyorum artık. Bel gerdirme, bacak gerdirme ve yere yatıp yuvarlanma gibi egzersizler yaptım bir hafta boyunca bu sayede. Bir gün yaptı isem, diğer gün yapmadığım şeklinde... Bir de babam elimden tuttuğu süreçte, popomun üzerinde yürüyebiliyorum artık; bir sağ bir sol yapa yapa... :)


Pazar günü gecesi, 14.01.2019'un ilk saati içerisinde yerde egzersiz yapmak üzere indiğimde; sırtımı yaslamış olduğum koltuk dibinde, hareketlerimin daha rahat olduğunu gördüm. Az biraz ayaklarımı gerdikten sonra (5-10 dakika kadar), belimi öne gerdirebildiğim kadar ayaklarıma doğru eğilip çoraplarımdan tuttum ve kalçamı kendim kaldırarak hareket ettirebildiğimi gördüm. Birkaç denemeden sonra, halının üzerine kendim gidebildiğimi gördüm. Babam yanıbaşımda oturuyor, annem de mutfakta bulaşık yıkıyordu o sıralarda. 

Bağdaş kurmak için biraz uğraştım tabii, sonrasında üstteki resimlerde görüldüğü üzere çorabımı da tutmadan dengede durabilmeye uğraştım. Bacaklarımı üst üste attığım, alt alta koyduğum üzere; kendimi kastırabiliyor ve dengede durabiliyordum. Tamamen dengede oturabildiğimden söylüyorum, zorlanmadığımı değil elbette! =) Sonrasında, annem ve babamla buna sevindik işte o gece. Beraber sevinebilmek ve bunun değerini anlayarak anın mutluluğunu yaşayabilmek, güzel şey...

Karın ve sırt kaslarım biraz kasıldı ise de, yıllar yılı hiçbir gıdımını yapamadığım bu egzersizlerimi yapabilmeyi böyle geliştirebilmiş olmak; 2019'un ilk müjdesi oldu benim için böylece... :)

Bağdaş kuruyor pozisyonunda oturmak, benim çok zevk alarak gerçekleştirdiğim bir oturma biçimimdi öncesinden beri. Yeniden bunu gerçekleştirmek, büyük bir kavuşma gibi işte... 2010 öncesinde, yerde oturma dengem vardı, emekleme pozisyonuna da gelebiliyor ve kendi başıma emekliyor ve düştüğüm surette, koltuğa kadar sürünüp koltuğa yatarak çıkma suretiyle kendim kalkabiliyordum da... 

Çok özlemişim yani kısaca; yerde oturma dengemde bağdaş kurabilince, ayakları değiştirdim uyuştukça ve dizlerimdeki kaslar dahil birçok kasımı gerdirdim. En son artık uyuşmaya daha fazla dayanamayacak hale gelinceye dek de oturdum biraz öylece. Öyle ki, babama fotoğraf çektirdikten sonra, ellerim dizlerimde iken instagram paylaşımını yapmak için altına metin bile yazdım uzunca. Güzeldi, o gece kendimi çok ama çok iyi hissettim... :)



Bu haftanın ikinci güzel gelişmesi ise, bağdaş kurmak üzere aynı yollardan geçip halının üzerine geldikten sonra ayak tabanlarımı birbirine birleştirmeyi başarmak oldu. Bu bağdaş kurmaktan da zor oldu ama başarabildiğimi görmek, herşeye değerdi! :)

Hep bahsediyorum, bağdaş kurabildiğim 2010 öncesinden. O zamanlarda, haftada birkaç gün bağdaş kurma pozisyonunda oturur ve kendimce gerdirirdim kendimi. En sevdiğim hareketim de, ayak tabanlarımı birbirine yaslayıp dizlerimi aşağı yukarıya hareket ettirmek idi. Bu beni çok rahatlatıyordu, gerginliğimi alıyor ve kasılmış bacaklarımı rahatlatıyordu... 

2010'dan beri bunu yapamıyor ve de özlüyordum, ki 15 Ocak akşamı gerçekleştirdim nihayet... Henüz bacaklarımı aşağı yukarı çok net hareket ettirebilmem mümkün olmuyor. Kelebek kanadı derdim bu hareketime eskiden ama henüz kelebek kanatlarımı çırpamıyor, sadece hareket ettirebiliyorum. Buna da binlerce şükür ki... :)

Yerde oturma dengemi kurabilmem ve diz ağrılarımın gerçek anlamda daha da azalmış boyutta ve dayanılabilir olması, bana uzun zamandır cesaret veriyor işte... 


15 Ocak 2019 akşamı, ayaklarımı birbirine birleştirme egzersizimden sonra bir harekete daha cesaret edebildim. Biraz yerde yuvarlandıktan sonra, tamamen babamın desteğiyle koltuk önünde dizüstü pozisyonuma geldim ve dirseklerimi koltuğa yaslayıp sadece o pozisyonda da çalıştım çabaladım... (:

Diz üstünde de desteksiz duramıyorum uzun zamandır, ancak -15 Ocak'a dek- ağrılarımdan sebepli dirseğimden destek alarak bile duramaz haldeydim ki böylesi büyük bir gelişme şimdi... Dizlerim acımadı değil tabi, ama bu acı idi ağrı değildi neyse ki. Bir on beş dakika kadar sabrettim bu acıya. Simülasyon tarzı, dizlerimi yukarı kaldırıp indirdim. Kah topuklarıma doğru oturmaya çalıştım, kah koltuk üzerine iyice yaslanıp dizlerimin yükünü üzerime aldım.

Velhasıl, başardım... 15 Ocak akşamının sonunda da, esaslı olarak ağrıyan kaslarım kollarımdaki baldır kaslarım oldu. Bilmeden kendimi çok kasmış olmalıyım belki de ama neyse ki ertesi sabaha da geçmişti... :)


Bunlar 2019'un ilk müjdeleri idi... Bu sene daha nice müjdelere doğru ilerleyebileceğimi de hissediyorum şükür ki. Hissetmenin yanında inanıyorum ve kendime güveniyorum da... :)

Başarabilmenin gücünü içimizden dışa taşırmak gerek, "mış gibi" yapmak pahasına da olsa savaşı bırakmamak... 

2019 hedeflerine ulaşmak için gittiğim yolda geçtiğim seviyeler, emin adımlarla ilerleyip hedeflerime ulaştıracak beni inşallah... Gözüm yükseklerde ama seviye seviye ilerleyerek ulaşacağım her birine.

Sevgilerimle... (= 

12 Ocak 2019 Cumartesi

Şiirlerle Hayat #24 - Cemal Süreya - Sevgilim Ben Şimdi


2019'un ilk Şiirlerle Hayat yazısı ile karşınızdayım bugün de. :) Tamam şu senenin ilkleri mevzuusunu bu yazımla bitiriyorum bu son ekleme ile! =) 24. Şiirlerle Hayat yazımla karşınızdayım bu sefer de. Diğer Şiirlerle Hayat yazılarıma da buradan ulaşabilirsiniz...

Bu hafta Cemal Süreya haftası olarak anabildiğimiz bir hafta idi, hafta bitmeden önce bir şiirini paylaşmak istedim ben de. 9 Ocak 1990 günü vefat eden Cemal Süreya'nın, bu yazı ile bir kez daha toprağı bol olsun diyorum.

Sanırım bu şiiri Sevda Sözleri adlı kitabında okumuştum ilk, sonra internette karşıma çıktı yeniden. Ve birkaç süredir, taslaklarda paylaşmam üzerine bekliyor. Önce şiiri sizlere de okutmak istiyorum; yazar, şair, sanatçı ve sanata gönül veren tüm dostlar, bizler gibi hatırlandıkça ölmezler. Cemal Süreya da, bu ve yüzlerce güzel şiiri gibi unutulmayacak ve ölmeyecek şairlerimizden bence. Öyle seviyorum, liseden beri işte... :)





Sevgilim Ben Şimdi

Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim

Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara

Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden

Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz

“Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz”.

Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere

O gülün yüzü gülmüyor sensiz

O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı

Hepten hüzünlü bu günlerde

Gür ve coşkun bir günışığı dadanmış pencereye

Masada tabaklar neşesiz

Koridor ıssız

Banyoda havlular yalnız

Mutfak dersen – derbeder ve pis

Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş

Vantilatör soluksuz

Halılar tozlu

Giysilerim gardropda ve şurda burda

Memo’nun oyuncak sepeti uykularda

Mavi gece lambası hevessiz

Kapı diyor ki açın beni kapayın beni

Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi

Radyo desen sessiz

Tabure sandalyalardan çekiniyor

Küçük oda karanlık ve ıssız

Her şey seni bekliyor her şey gelmeni

İçeri girmeni

Senin elinin değmesini

Gözünün dokunmasını

Ve her şey tekrarlıyor

Seni nice sevdiğimi

Cemal Süreya




Bu şiiri okuduğumda, amatörce aklıma gelen şu oluyor; sevgilinin ve sevdiğin kişinin yokluğunda duyulan yokluğun, en güzel dile getirilişi... Bir seven düşünün ki, bunu kelimelere dökebiliyor. Şairler kavuştular mı, yoksa kavuşmadıkları için mi şair oldular bilmem; hangi derin şiir yazabilen şaire baksam, bir kavuşamamışlık, bir yarım kalmışlık görüyor üzülüyorum. Acaba "biz, biz yarım kalacak mıyız bu hayatta?" diye düşünüyorum...


Cemal Süreya'nın bu şiirinde en sevdiğim bölümü şurası;

Mavi gece lambası hevessiz
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi

Öyle bir an geliyor ki, sevdiğinizden ayrı ve yalnız hissettiğinizde, yaşam damarlarınız sökülüyor sanki birbirinden hani... Bir şiir o zamanları o kadar iyi anlatabilir işte! Bana çok net sevdiğim kişilere alıştığım zamanların sonrasında yaşadığım sıkıntılara dair hatırladıklarımı yaşatıyor sanki. Çok sevdim, çok yenildim, yanıldım diyebilirim. Talihsiz bir kızım aşk konusunda! :) Şıpsevdi değildim, ama gönlüm de sevmeye aşıktı. En derin sevdiğim 3 kişi oldu hayatımda, e sevdikçe de alışıyor insan hayatında bir sevdiğinin oluşuna!

Sonrasında da aynı böyle oluyor işte, sevdiğinle arandaki bağ yıkılınca; o yıkılan bağ sizin eşyalarla da bağınızı koparıyor zira. Yediğiniz yemek, içtiğiniz sudan sonra; mekana yıkılıyor sanki bütün suç. Yaşadığınız ortak alanı beğenmez, orayı eskisinden apayrı algılar gibi oluyorsunuz. Bu hissi özlemiyorum aslında hiçbir zaman, ama bazen o hissin varlığı da nimetmiş anlıyor insan! :) Sevmek sevilmek güzel şey, ayrılık, uzaklık ve kavuşamamak da olsa içinde...

Sevgilim Ben Şimdi Büyük Bir Şehirde Seni Düşünmekteyim" diye başlayan böyle güzel bir şiir, size de yarım kalmış bir aşkı anlatmıyor mu? Hiçbir aşk yarım kalmasın, her gerçek seven sevdiğine kavuşsun diyesim geliyor...

Cemal Süreya'nın ruhu şad olsun, benim hüzünlenesim varmış yine. Böyle şairler kırk yılda bir gelir belki de, nazikçe incitmeden sevmeye çalışan. Toprağı bol olsun. Bu şiiri, ölüm yıldönümü haftasında tüm gerçek seven ve yarım kalanların gönlüne biraz olsun su serpsin inşallah.

Sevgilerimle...

10 Ocak 2019 Perşembe

Kaslarım Ve Egzersizlerim - Egzersiz Günlüğüm #3


Merhaba, bir önceki Egzersiz Günlüğüm adlı yazımdan sonra, geç de olsa döndüm buraya da... Ben burada, egzersizlerimden, kas durumumdan ve engel teşkil eden durumlarımdan bahsediyorum hani. Bir de kendi egzersiz düzenimi oluşturmak için yazıyorum tabi... 

Sizlere anlatmak benim için önemli, son 6 senede daha çok gördüm ki, engellinin yeri çok küçük ülkemde. Zira bilinmiyor, duyulmuyor ve de dinlenmiyoruz. Sizleri; bizi eleştirmekten, gözlerinizi kaçırmaktan ve ucube bellemekten öte, bizleri dinlemeye davet ediyorum. :) 

Diğer iki egzersiz günlüğümü burada ve burada bulabilirsiniz. İyi okumalar dilerim... :)


Bilindiği üzere, benim hastalığım Kas Erimesi. Sanıldığı gibi, her engellilik hissetmemek veyahut tamamen tüm yetileri kaybetmek değil. Benim durumumda da, his ve de güç kaybı tamamen değil burada belirtmeye gerek duyduğum kadarıyla. 

Ama bizi tekerlekli sandalyede görenlerden çoğu, her birimizi kendini hissedemez ve de bir daha toparlanamaz görüyor. Bir de unutmadan, bu dünyanın işe yaramaz varlıklarıyız onlara göre... Oysa düşünsek de düşünmesek de, hissetsek de hissetmesek de biriz! Engelliyiz ama insanlık dışı varlıklardan değiliz... Bilmeden, sormadan, doğru davranmayı düşlemeden önce ne yapıyor bazıları dersiniz? 
Doğru davrandığını sanması ile beraber, bizim üzerimizden sesli şükürlerle yanımıza yaklaşıp hastalığımızı soruyor ve şifa dileyip gidiyorlar. Ya da en çirkiniyle: bizi görmeye bile tahammül edemediklerini tüm mimik ve hareketleri ile belli ederek, yanındaki çocuğunu eşini dahi çekiştirerek gözümüzün önünden çekiliyorlar. Çoğu kimse düşünemiyor ki; biz ne hastalığımızı herkese bildirmek için dışarı çıkıyoruz ne de kendimizi göstermek ve de sizlerin kabuluna ihtiyaç duyduğumuz için...

Ama gel gelelim, artık böylesine üzülmüyorum da. Zaman bana böyle kişilerin, gözümün önünden direk çekilmesi ile bana iyilik yaptıklarını bile gösterdi!

Neden böyle giriş yaptığıma gelince; ülkemde engelli kimdir, nedir nasıldır bilen yok. Başımıza gelmeden hiç kimseden haberdar olmaya içimiz el vermiyor. Evet, açığa çıkmamız kendimizi anlatmamız gerekiyorsa illa; anlatıyorum işte. Biz sizin sandığınız gibi korkmanız gerekenlerden değiliz, yanımıza yaklaşmak size hastalık bulaştırmaz. Sadece Allah korusun sizlerin de başına gelir ise, size yaklaşacak bu tarz insanların tavır ve davranışlarının da düzgün olması gerektiğine . Öncelikle kendimizden başlamanız gerek işte, her konuda! Siz nasıl toplumsal bir alana girdiğinizde, kibarlık ve iyi tavır ile karşılanmak istiyorsanız, bize de aksini göstermeyin lütfen... 

Not; Bu konular bitmez, yazarım ara ara bence yine böyle! :)


Kas Erimesi deyince, insanın aklına hep erimek ve bitmek geliyor biliyorum. Ama kaslardaki güçsüzlük ve güçlendirmedeki engeller anlatılıyor esasında. Kas yapınız ne kadar sağlam değilse uzuvlarınızı hareket ettirebilmek de o kadar zor oluyor. Erimek diyorlar, vücut bütünlüğünün kasların güçsüzlüğüyle beraber korunamadığından ötürü... :)


Velhasıl, böyle bir açıklamayı yineledikten sonra; söylemek isterim ki, klasik haline getirmeye çalıştığım iki adet egzersizim var 2 senedir; 

İki kas grubu etkin çalışır ve güçlenirken, nefesim de güçlensin diye kombo etkisi yaptığını düşündüğüm mekik egzersizi programım; tedbirli gerdirmeler hakim olsun da kasılmaları engellesin diye alanını günden güne genişletebildiğime sevindiğim gerdirme egzersizlerim...


Mekik Egzersizi Programım; 1,5 senedir yapabildiğim kadarıyla, birkaç ayda bir uyguladığım bir program halini aldı egzersizlerim arasında... Karın kaslarını geliştirmek, nefes kontrolünü sağlamak ve bel çukurumun baskısını giderebilmek gibi etki alanları mevcut. Çok fonksiyonlu hareket, yorgunluk bakımından bakıldığında; kas hastalıklarında büyük önem taşıyormuş, son altı yılda en iyi öğrendiklerimden biri bu... 

"Mekik'i tek düzen yapsan da faydasını görürsün," dedi fizyoterapistlerim ama bu mekik programını gösterdiğimde de; kendini yormamak kaydıyla, bunu yapsan daha iyi tabii dediler. Bir program düzeninde ele aldığımda, bırakmaması daha mümkün oluyor mekik düzenimi bu sayede... Sonuç olarak üstteki tablodaki 31 günlük mekik tablosu, karın kaslarını en etkin olarak geliştiriyor bende. Benim en zorlandığım 100 ve üstü mekik çekme günleri oluyorsa da, bir dahaki program düzeninde onlara da alışmış oluyorum zaten... :)




Gerdirmelere gelince; en hassas olduğum nokta olduğunu tekrar tekrar söyleyebilirim. İlk atağımı, lüzumundan fazla gerdirme yapıldığı için geçirdiğim düşünülürse (Ki 2010'dan sonra geçirdiğim atağımı da anlattığım yazım burada), bu konudaki korkularımı atlatmam üzerine geçen ilk 4 senenin benim için hiç kolay olmadığı da netlikle anlaşılır diye düşünüyorum.

Birçok kişinin şunu anlayamadığını biliyorum, hissediyorsun ama netlikle kaslarını hareket ettiremiyor ve onu kontrol edemiyorsun! Evet, kaslarımı kısıtlı hareket ettirebilmemin bazı boyutu beni de anlayamaz boyuta getiriyor. Ama özellikle, son atağımdan bu yana değişen kas hareket kabiliyetimdeki eksilme bana böyle hissettiriyor. Kaslar çok acayip boyutta, hangi birini anlatayım ki derken; gerdirme mevzusunu unutmayalım...

Üstteki resimlerde görülen gibi, bir bacağımı diğerinin üzerine düz şekilde otururken attığımda, tek başıma oturabilmem mümkün olmuyor epeydir. Bu gerdirmeyi babamla beraber yapıyoruz o yüzden. Babam bu pozisyona getiriyor ve bacağımı öylece tutuyor. Yeteri kadar gerilmesini sağlıyoruz, diz kapağım ve baldırlarımdan gelen kas gruplarımın... Ben o pozisyonda da sabit tutabiliyordum eskiden bacağımı ama şimdi, sadece oturduğum yerde üste atacağım bacağımın aksi yönüne eğildiğim zaman bacak bacak üstüne atabilmem mümkün olabiliyor...

Gerdirmeler ne kadar mühimse de, bir o kadar hassas işte. Gereğinden fazla gerdirme, yorgunluğa ve o yorgunluk da kas kabiliyetini arttıracak iken azaltmaya sebep olabiliyor. En ufak ama sağlam sinyali veren ilk acı, kasılma ve batıyormuş gibi hissettiren sızılar; yeterli olduğunu bildiriyor bana gerdirme egzersizinin. Kasları güçlendirmeye gelince, sağlam ama yavaş adımlar atmak şart oluyor her defasında...

Pilates topuna ayak uzatmak, oturduğum koltukta sağıma ve soluma dönerek bacaklarımı koltuk üzerine koymak, önümde bulunan bir sandalye ve benzerine ayağımı uzatmak; bu hareketlerin her biri benim gerdirme yöntemlerim. Gerdirme yeterli dozda yapıldığı surette biz kas hastalarının kurtarıcısı konumunda. Ama bir fizyoterapistin yaptığı, pasif germenin dozunun ayarlanamadığını söylediğiniz halde yapmayı sürdürmesi; işini bildiğini iddia etmesi gibi durumlarla da karşılaşabiliyorsunuz. Bu sebepten, engelli iseniz dışarıda sizi görenlerle değil; bir de canınızı acıtan, üstelik siz 12 senedir bu hastalığı biliyor ve de hayatınıza yoldaş ediyor iken, 4 sene okul okuduğunu iddia edip daha iyi bileceğine emin olan fizyoterapistler ile de yüzleşmek zorunda kalıyorsunuz... Oysa her hastalık grubundaki hastalara da, birbirinden apayrı hastalıklara sahipmiş gibi davranmak gerekiyor bir bakıma; çünkü her hasta apayrı bir vaka!


Gerdirme egzersizleri ve diğer tüm egzersizlerin dozu çok önemli kas hastalıklarında, fizyoterapist seçimi ve değişimi de hayati bir tercih değerinde yani... Egzersizlere ve de bu gibi konulara daha çok yer vereceğim bloğumda bu sene. Egzersizlerim iyi durumda ve boyutta olsa da, bu sıralar soğuklardan ötürü vücudumda bir kendini kasamama gibi refleks eksikliği mevcut. Bu gereksiz eksikliği üzerimden atabilmemin yolu da, yine egzersizlerim ve yeterli düzeyde yapmam gereken gerdirmelerim olacak inşallah... :)

Bol egzersiz ve de spor dolu günler diyorum hepimize, bir dahaki yazımda görüşene dek. Kendimizi yormayalım ve sağlam gidişatlara doğru yol olalım inşallah... Sevgilerimle. (:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...