26 Şubat 2018 Pazartesi

İki Fotoğraf Ve Birçok Düşünce - 26.02.2018



Bu iki fotoğrafı geçen hafta bugün çektim, yengemin aldığı hırkamı giymemin hevesi ile; malum ne zamandır da özçekim yapmıyorum dedim, fırsat bu fırsat diye değerlendirdim... Hırkamı çok sevdim, "uzun zamandan sonra yine rahat bir hırkam oldu" dedim. Tekrar teşekkürlerim yengeme. :)

Sonra fotoğraflara tekrar gelince; "yanaklarım nasıl tombik çıkmış öyle, ben bu kadar kilo mu almışım yani?" Dedim. Gözüm beğendiğim bu iki fotoğrafta da iki noktaya takıldı, yanaklarıma! Neyse, "hazır hafta başı iken bu hafta yine tatlıyı kesiyorum, katiyen yemek yok!" dedim kendime. 

Uzatmadan söyleyeyim, tüm hafta boyunca 3 tane çikolata ile geçirdim haftayı. Hiç yemeyecektim güya ama... Sonra bunu yazarken aklıma geldi, yeğenimle birbirimize söz vermiştik; haftada 3 tatlı yeme hakkımız var, yeğenim onu bazı zaman günlük anlamak istese de. :) 

Sonra 3 gün önce bir yerde okudum; "Hayat boyu bir besin grubunu tamamen hayatından çıkarmayın, azaltın." diyordu. Vücuda zararlı da deseler, her besin grubunun azı yarar aslında, diye söylüyordu okuduğum küçük yazıda. O yazı; burada... 

Diyeceğim o ki; yeğenime sözümü tutmuş muyum "evet", doğru olduğu söylenilen çıkartmama eksiltme kuralını uygulamış mıyım "evet". E o zaman, niye takılayım ki? Bir haftayı daha layıkıyla bitirmişim şükür. Kaldı ki geçen haftayı hep 5 saat öğün arası kuralı ile geçirdim. Ayrıca yengeme de anneme de gösterdim resmi, aşağıdan çekmişsin ondan öyle yanakların dediler. Allah var, ben çok beğendim resmimi. Bir de tüm bunlaarı anlatasım vardı işte... :)


Geçen hafta yediklerimizi kontrol etmek ile geçti işte burada, (Antalya'da dayımlarda); yengemle ve annemle... Stresli bekleyişler ile dolu bir hafta idi ve bu stres içinde oyalanmalar gerekiyordu,İncim ile oynamak ve gün boyu oyalanmak ile geçti


Geleyim bugüne; Üçüncü haftayı doldurmak üzere olduğumuz bu haftanın ilk günü olan bugünde, dedemi hastaneden taburcu ettiler. Önce dayım traş olması için berbere götürdü, sonra az biraz kısıtlı da olsa duş aldı ve yattı dinlendi. Dirençli ve iyi olması bizi mutlu ediyor, ama ufak tefek sorunları ise endişelendiriyor da tabii... 

Karaciğeri mesela, biraz sıkıntılı. Çünkü ilaçlarını ameliyat sonrası sürecinde içemedi, bu sebepten ötürü karaciğerindeki siroz vücudunun ödem yapmasına sebep olmuş. Akıntıları hep karaciğerden imiş... Eve geldi ve ilaçlarını içmeye başladı bugün, dilerim önümüzdeki süreçte daha iyi toparlanacak şimdi...


Hastanedeki tedavimiz bitti, eve çıktık işte. Yeni hafta böyle başladı... Endişeler yerini iyi gidişatlara bırakıyor olmaya devam etsin inşallah, hepimize mutlu bir hafta diliyorum; planlarımıza ve isteklerimize karşılıklarını bulabildiğimiz... :)  Çok şükür, bin şükür diyebildiğimiz! 

Sevgilerimle... :)

21 Şubat 2018 Çarşamba

İlk Uçuş Maceramız - 07.02.2018


Bundan tam iki hafta önce bugün idi, annemle bir ilkimizi gerçekleştirdik ve ilk defa beraber uçağa bindik... Bu uçak yolculuğu ile Antalya'ya geldik o gün, ilkler her zaman güzeldir ama bu daha da güzeldi... :) 07.02.2018 tarihindeki anılarımızın yazısıdır bu yazı. İyi okumalar olsun... :)


Uçağa binmek, gerçekleşmeyecek derecede bir hayal değildi bizim için; ama dedemin rahatsızlığı belli olduktan sonraya dek, hiç hesapta da yoktu bizim için... Dedemin tedavi süreci için Antalya'ya annem ile ikimizin tek başına gelebilecek ortamın oluşması sebebiyle, uçak yolculuğu bize tek seçenek oldu bu sefer. Babam da çalışıyor olunca bu sene, en kısa süreli ve de en işimize yarayacak yardım ekipmanları ile dolu yolculuk şansımız bu idi...

Önceden yolculuk süresini hesapladık mesela; 9 saat otobüs yolculuğunda tuvalete diye inmek ve tekrar binmek mesele, hiç su içmeden de olmaz...

Binmesini babam ile halletmiş olsak, inmesi ayrı mesele ve üstteki madde en birincil sorun olmaya devam ediyor demek bu da böylece...

İstanbul-Antalya uçak seferinde ise, 1 saat yolculuk olacak sadece. Bir tek İstanbul'daki havalimanına erişim de bir buçuk saatlik bir otobüs yolculuğu var o kadar. Bindirmesi babamdan, indirmesini de elbet yardım ederler havalimanından, dedik. Nereden eminsin derseniz bu konuya da değindim tabii, ama diğer bloğumda esas ayrıntılarıyla Bir Engelli Nasıl Görmezden Gelinir adlı yazımda...

O gün başlangıçta işler tam anlamıyla istediğimiz gibi gitmedi ama yine otobüs yolculuğundan da iyi oldu tabii... Bu konuyu da ayrıntılarıyla diğer bloğumda paylaşmayı tercih ettim; çünkü buraya o konudan başlar isem, bitirmesi daha zor olacaktı bu yazıyı. Orada yazdım ayrıntılarıyla ama kısaca burada da yazayım; 

Uçak yolculuğu, bir engelli için gerçekten bir kolaylık imiş ama sizin havalimanına dek biri ile en kolay şekilde gitmeniz gerekiyormuş. Zira havalimanı içinde yardım var da, dışına karışmıyorlarmış meğer. Bir de yetmediği gibi, sadece zorluk olabilecek notları bile size söylemiyorlarmış. Israr ettiğimiz halde, otobüs acentemizden bilet alırken bir kez binip havalimanında ineceğimizi söylemişler mesela. Ama daha sonrasında; otobüsle giderken havalimanına 10 dakika kala, bir yerde durup "otobüs değişmemiz gerekiyor, Sabiha Gökçen böyle istiyor." diye anons yaptılar (Sanki son anda çıkan bir durum imiş gibi aktardılar, ama öyle değildi!). 

Hiçbir otobüs firmasında, o gün havalimanı içinde yardım ettikleri gibi bir teçhizat ile karşılaşmadım, otobüs değiştirirken... Yapacakları iş o kadar basit ki esasında; birkaç tekerlekli sandalye, bir de taşıma konusunda yardımcı olacak iki kişi bulundurmaları gerek aslında. Ama yapmadıkları gibi, para uğruna köstek bile olabiliyorlar engellilere maalesef ülkemde. 7 Şubat günü başımıza tam da bu geldi; biz istediğimiz kadar en ince ayrıntısına kadar planlayalım, göze alalım en hafifini... Yaşamayan bilmiyor; engelli olmak, her seferinde başa geleni çekmek demek ülkemde. Ben bu duruma, her defasında belirttiğim üzere, çok ama çok üzülüyorum! O gün olacakları bilse idik, bu kadar zorluk çekmeye bile bile gitmez ve de engel durumumu bildirdiğim halde yaşadığımız zorluk ve hayal kırıklığına bu kadar üzülmezdim...



Velhasıl oldu bir şeyler, ama uçağa binme konusunda ilkimizi gerçekleştiriyor olduğumuz gerçeğiyle bu zorlukları göz ardı ettim havalimanına girince... Sabah 05.00'de başlayan gün, 06.20'de Sabiha Gökçen Havalimanına ulaşmak üzere bindiğimiz otobüs ile 08.30'da havalimanına ulaşmamız ile devam etti...

Kontrol noktasından geçtik önce. Uzun zamandan sonra ilk defa annemle beraber bir yere yalnız gidiyorduki bunun heyecanı vardı bende. Zira hep sevdim annemle yalnız yolculuklarımızı ve babamla da öyle... :) Anlarda iki kişi olmak, insan ilişkilerine daha değişik katkısı bulunan deneyimlerden bence.

Düşünün; biz annemle en son yalnız ikimiz 2010'da otobüs yolculuğuna çıkmıştık, 8 sene olmuş... :) İlk ve de son atağımdan sonra da bir daha yalnız yolculuklarımıza çıkamadık maalesef. 8 sene sonra, ikimiz için de bir ilki gerçekleştirdik ve ikimizde de bu uçak mevzuusuna dair korku değil büyük bir merak vardı. Bir tek konuşmalarımızda annemin "suya düşmesin, düşerse de ya" diye bir cümlesine denk gelmiştim şakalaşırken; o da tamamen annemin deniz korkusundan mütevellit... :) 

Havalimanı içinde bize yardım eden bir kişi oldu, benim sandalyemi o sürdü ve annem de bavullarımızı taşıdı bu sırada. İki bavulumuz, birer el çantamız, benim bilgisayarım ve de bir torba içinde battaniyemiz vardı. İzin verilenlere tam anlamıyla uyduk yani, korktuğumuz şey bavullarımızın kilo kontrolünden geçemeyecek olduğu idi. Çünkü 2 aylık gidiyoruz diye, ilaçlarımızı ve de ihtiyacımız olan diğer kıyafet ve de eşyalarımızı da iki bavula sığdırmıştık. Kontrol noktasından geçerken aklımızda tek bir soru vardı; "Ya bavullarımız 30 kilogramı geçmiş ise idi?" (: 

Korktuğumuz gibi olmadı ve bavullarımızın 30 kiloyu geçmediğini öğrendik. Uçağın hazır olmasını ve kapının geçişlere açılmasını o uçakların göründüğü cam ekranların orada beklemeye başladık da rahatladık sonunda... "Size bir şey söyleyeyim mi; merak ettiğim kadar da varmış, uçak çok güzel bir araç imiş taşıma yolunda. :)"

Uçağa bindirildik; kapı numaramız 206A, uçuş numaramız 7527 idi, biz havalimanına girdikten sonra anons ile kapı numaramızın değiştiği bildiriliyordu zaten... Biz uçağı beklerken, bir fasıl kahvaltımızı ettik tabii ki. Kapı açılınca, bize yardımcı olacak kişi ilk önce bizim binmemiz gerek diye geldi bizi aldı ve uçağa yönlendirdi. Herkes binmeden önce, uçağın kapısının önünde beni tekerlekli sandalyeden sedye tipi kol yerleri olmayan bir sandalyeye alıp uçağa bindirdiler. Koltuğumuza kadar götürüp sedye tipi tekerlekli sandalyeye aldıkları gibi, bir kişi koltuk altlarımdan, bir kişi ayaklarımdan olmak üzere tutup koltuğuma yerleştiler.

"Çok zor değil; otobüslere bu sisteme bile gerek yok, asansörlü merdiven sistemi konulsa yeter." diye düşündüm her beni taşıdıklarında...



Annem ben oturtulduktan sonra cam kenarını kaptı, birkaç şakalaştım onunla orta koltuğa ilerlerken "cam kenarına ben geçeceğim" diye ama sonra cam kenarını ona verdim tabii ki de. :) Yolcular bindi, uçakta güvenlik önlemlerine dair duyurularımız yapıldı ve de uçak pistte uçuş sırasını aldı. Önümüzden 4 uçak uçtuktan sonra, sıra bize geldi. Kalkış, yükseliş ve de o yerden yukarıda olma hissi; insanı değişik ve de özgür hissettirdi beni. Havada olmak çok güzeldi. Annem sordu bana, "korktun mu?" diye, ben de ona sordum aynı şekilde. İkimiz de korkmamıştık ama bu taşıma yolunu sevmiştik, ikimiz de uçak havalandıktan ve de indikten sonra; "Bu yolu kullanırız artık, geç bile kalmışız." dedik. :)

Uçakta yanımızda bir amca vardı, orta yaşlarda ve birçok uçak yolculuğu yapmış biri idi. İlk yolculuğumuz olduğunu söyleyince, korktuğumuzu düşünmüş. Korkmadığımızı ve sadece merak ettiğimizi söyledik ona da, güzel bir sohbeti paylaştık beraber biraz. Sıklıkla uçuyormuş eskiden de, şimdi emekli olmuş galiba ama yine de uçak yolculuğunu tercih ediyormuş. 

Uçak belirli bir yüksekliğe eriştiğinde, pilot bize "10.000 metre yüksekten uçtuğumuzu ve beklenmeyen bir rötar ile karşılaştığımız için de inene dek kemerlerimizin takılı olmasını" anons ile bildirdi yine. Yanımızdaki amca, "Normalde 7.000 metreden yüksekte uçmazdı uçak, ilk defa bu kadar yükseldiğine denk geldim; sizin şansınıza herhalde." dedi pilotun anonsundan sonra. "Şanslıyız demek ki." dedim bende amcaya. Korkacağımızı mı sandı acaba, daha yüksekten uçtuğumuzu bilince? :) 

Yarım saat kadar uyanık kalabildim uçakta; o sırada biraz camdan dışarısını izleyip annemle sohbet ettim, biraz da kitap okudum. Daha sonra dışarıyı izlerken güneş ışığı yüksekte direk bize gelince camdan, baş dönmemin başlaması bir oldu tabii. Az biraz o anlardan sonrasında uykuya daldım, iniş anonsunu duyunca da uyandık annemle. İniş çok az biraz sert oldu ama yine de korkutucu değildi. Bize binerken söylendiği gibi, herkesin inmesini bekledik ve o sırada montlarımızı giyinip yukarıdaki son kolajdaki baş parmaklı fotoğrafımızı çekindik annemle. "Uçuş bizim işimiz, bunu da gerçekleştirdik şükür ki!" dedik beraber... :) 


Antalya Havalimanı'na indiğimizde ise; yine iki yardımcı ile aynı şekilde sedye tipi tekerlekli sandalyeye alındım önce. Bu sefer uçağın dış kapısına asansörlü araç kurulmuş idi ona alındık ve o araçta havalimanından getirilen tekerlekli sandalyeye alındım. Sonra havalimanına girdik, havalimanından bavullarımızı da almamıza yardımcı olup, dışarıya dayımın arabasına kadar götürdüler sağolsunlar beni... Velhasıl sevdim, yardımcı olunmasını ve de mağdur olmama sebep olmamalarını. Dilerim gerek otobüs yolculuğunda gerekse de diğer taşımacılık hizmetlerinde bu kolaylık gelir de, her birimiz araba almak zorunda kalmayız; biz engelliler olarak kolaylıklar sağlanmasını hakediyoruz bence!



Annemle uçmak eğlenceli idi, biraz da biz eğlenceye çevirmekte başarılıydık belki de... Başlangıçta yaşadığımız tüm zorlukları ve hayal kırıklıklarını umursayarak devam etse idik de bu kadar eğlenceli olmazdı çünkü. Fotoğraf çekinmek, uçak camından gördüğün her şeyin üstünde olma hissi, "hani göklerden izliyor dediklerimize yakın mıyız acaba?" diye düşünmek ve de uçakta kitap okumak, çok eğlenceli ve de güzeldi... Otobüs yolculuğu ile 9-10 saat, araba yolculuğu ile 7-8 saat olan yolu, havalimanına ulaşımı da sayarsak 3,5 saatte katetmek gerekli bir imkan idi...

En çok yol tutma meselesinin olmamasına sevindim, uzun yolda en çok sorun yaşayan benimdir bizim evde çünkü. Uzun saatler boyunca oturmak da bir eziyettir benim için, mide bulanması ve baş dönmesi sorunlarını yaşamak da... Kitap okuyup kafamı dağıtamam, bir müzik dinleyebilirim ama yol tutar ise o bile zulüm gelir... 

Velhasıl; engelli olmanın ülkemde büyük bir eksiklik olduğunun hissettirilmesi olmazsa, sınanmassak her anlamda, büyük bir kolaylık kazandık uzun yolculuklara gitme konusunda... Annemle acil durumlarımızda beraber yolculuğa çıkma durumumuzu yeniden kazandık en çok da... Fotoğraflarımıza gelirsem, hepsi benim fikrimdi ve de bu fikirlerime can-ı gönülden katılan ise canım annemdi! :)

"Uçtuk geldik işte, dedemin ameliyatı da şükür ki başarılı geçti; işte geçen hafta bugün bir günlük ameliyatlı idi. Atlatacağız bunu da umarım zamanla..." 


Daha bir süre Antalya'dayız, şimdilik iki hafta oldu biz geleli. Başta istediğimiz gibi işlemedi ise de süreç, şimdilik az biraz sıkıntılı ama şükür ki yolunda gidiyor. Buradakilerle geçirebileceğimiz vakitlerin tadını çıkartıyoruz annemle, şimdilik yarım bıraktığımız tedavilerimi ve de Kağanımın bir ablamla işyerinde bir babamla olmasını düşünüyor olsak da... 

Burada hareketlerimi yapmaya çabalıyorum kendimce ve de annemin yaptığı gerdirme egzersizleri ile... Bir tek bu sıra az yazabiliyorum. Biraz kafam dalgın idi, biraz kendime zaman verdim; derken bugüne kaldı 7 Şubat 2018'de yaşadığımız anlarımız...

Böyle bir yazının sonuna geldik şimdi de işte... Uçmak güzeldi, kendimi mutlu ve özgür hissettirdi. Bir de annemle yalnız başımıza yeniden böyle bir şeyin altından kalkabildiğimize çok sevindim, her ne kadar "ayakta olsam daha kolay olurdu" dediysem bile...

Okuduğunuz için teşekkürlerim ve de sevgilerimle... (:

18 Şubat 2018 Pazar

Dikkat - 18.02.2018


Dikkat - 18.02.2018

Daha küçüktüm, hastalığımın ilk çıktığı zamanlardı ve babam bana isteğim üzerime göbek adı koymuştu; "Dikkat!" Ciddi ciddi "neden benim göbek adım yok?" dediğimde, önce "istiyorsan sen kendin koy kızım," demiş gülmüştü ve sonrasında da çok düşmelerim sebebiyle, dikkat etmediğimi öne sürüp ikinci göbek adımı "Dikkat" koymuştu. Ben ise kendi göbek adımı, o yaşımda sevdiğim isimler olduğu sebebiyle; önce Gonca koymuştum, sonra da Serap diye değiştirmiştim. İkisi de güzel gelmiyor vallahi şimdi! :)

Konuya döneyim, babamın "Dikkat" diye koyduğu isim, birkaç sene boyunca sürdü gitti aramızda. Ben düştükçe veya düşmek üzere oldukça, "Dikkat" derdi babam ve alırdım mesajı, geyiğini yapardık birkaç dakika... Ama o zamanki düşüşlerim, sadece derman kesilmelerimden sebepti; esasında dikkat etmemekten ötürü değildi ama babam hep şöyle derdi, "İşte bu yüzden dikkat etmen gerekiyor kızım. Sadece dikkat etmediğin için değil, dikkat edersen daha iyi olacağı için!"

Babam doğru söylüyormuş diye düşündüm zaman zaman ve hala da düşünürüm bazen. Düşmeden önce, düşmemek üzere veyahut başka sonuçlar gerçekleşmeden önce ne olur ne olmaz bir kez daha dikkatli olmanın bir sakıncası olmamalıymış. Dikkat etmek gerekiyormuş ve de illa ki dikkatsiz olmadığını düşünerek dikkati elden bırakmaman gerekiyormuş...


** Bu anı'mız da burada hatıra olarak dursun istedim... :) Sevgiler.

16 Şubat 2018 Cuma

Yürümek O Kadar Kolay Değil! - 16.02.2018


Bugün, günün ilk saat diliminde, gece yazdığım bir yazıyı paylaşıyorum; az biraz endişe ama bol rahatlık ve cesaret ile. Sebebim çok; düşüncelerimin karmaşasında kendini bulan birilerine yardımcı olmak, ben de böyle hislerdeyim demek ve anlayan anlamayan herkese anlaşılır olabilmek gibi... İyi okumalar. (:



16.02.2018- Cuma (00.02)

Antalya'ya dedemin tedavi süreci için geldiğimiz zaman diliminin en başından beri düşündüğüm; bu süreçleri daha kolay atlatırdık idik, eğer ben yürüyor olsa idim. Daha kolay olurdu annemin, babamın ve de ablamların işi...

Bana sorulduğu veyahut keşke denildiği zaman, bu konu hakkında önce içimden kendime, sonra da çevremdekilere tekrarladığım cümle şu oluyor; "Yürümek o kadar kolay değil!"

Benim için çok hassas bir konu, evet. Üstelik belki de çok kişi bu konuyu ayrıntılarıyla konuşmak istemediğimin de farkında. Ama birçoğu gibi bana da garip geliyor, bir zamanlar yapabildiğim bir işlevi şimdi yerine getirememek. Bu önce yürümek oluyor belki ama daha da ötesi var. Yürüme yetimi kaybetmeden önce, çömelip oturma ve de çömeldiğim yerden kalkabilme yetimi kaybettim ben... Biraz daha derine indiğimde, neler neler var aslında...

Keşke konusuna gelince, bazen kendi içimde veyahut dışımda ben de söyleniyorum. Keşke hala dans edebiliyor olsam, keşke hala yürüyebilsem. Keşke hala yorulana dek ayakta durabilsem. Keşke koşarcasına bir yerlere yetişmek için çabalasam, bu çabalar esnasında sendeleyip düşmekten korksam ve belki de düşsem. Yaralansam biraz, o yaranın nasıl oluştuğunu gülerek anlatsam gördüğüm her tanıdığıma...

Keşkenin bir manası yok, aslında var ama yok bir kelime... Keşke sonuç getirmez, takılıp kalmamak gerekiyor deriz ya hani; keşkeyi umuda bağlamak mümkün aslında, yani hepten fos bir kelime de değil hani...

Bu konuları konuşmak fazlasıyla rahatsız etmiyor beni, aksine konuşabildiğim ama yazamadığım bir konu idi bu ve yazabiliyorum da artık. Bilmeyenleri ve de başta benim bile anlam veremediğim noktaya hepten gözü kapalı kalabilenleri bile anlayabiliyorum; "eskiden yürüyordun..."

Bir yetiyi kaybettiğinde, onu kazanabilmek kolay olmuyor. Benim gibi bir hastalığınız varsa da, bu zorluk katlanıp gidiyor ta uzağa... Bazen televizyonlardaki gibi olsa diyorum bende, bir senaryodaki iyileşmeler kadar çabuk mesela... Olmuyor velhasıl...

Umudunu hepten yitirmiş görünmeyeyim isterim karşınızda, olmuyor dediğim kelimemin içinde bile umudumu görün dilerim. Bu yazı böyle bir yazı çünkü... Yürümek kolay değil, güçten düşmek kolaysa da güç toplamak kolay değil; bunu anlatttığım kadar, anlamaya da uğraşıyorum sık sık. Canım tez oluyor bazen, gönlüm hemen yürümemden yana... Yorulmasını istiyor bedenimin ama yürümek o kadar kolay değil valla...

Derler ki; yıkmak basit de yapması zor, bu da öyle işte. "Hasta olan umudunu hep taze tutsun, hastası olan da ona yardımcı olsun." Bu benim tavsiyemdir... Ben şanslıyım, hayatımın yan karakterleri beni anlıyor ve de anlayışla bana yaklaşıyorlar. İyileşmemi benden çok isteyen sevdiklerim bile var. Başrol oynadığım hayat sahnemde, yeniden ele geçirmemi istedikleri birçok alan var. Yürümek kolay değil ama çabaladığımı bilen bu istek sahipleri, ben gibi bulunduğumuz her anın daha da kolaylaşmasını istiyorlar; biliyorum işte. Bazen açık açık konuşuyoruz bunları, bazen hissettirmiyorlar ve bir de bazen hissettirmediklerini sanıyorlar ama ben deli gibi hissediyorum ta içimde...

Gel gelelim bildiğini bildiklerimin yanı sıra, bilmeyi reddedenlere de bildirmekle yükümlü görüyorum kendimi. Mesela sen okuyucu; çevrende ben gibi bir engelli var mı bilmiyorum, ama bil ki iyileşme süreçlerimiz çok güç bizlerin. Elimizden geleni yapıyoruz, yürümek ve de yol almak o kadar kolay değil biz de biliyoruz, ama sen bilmeyen azınlıkta isen bil istiyorum.

Düşen vücudumu toplama uğraşlarımda bunları hem bilip hem de takılmadan atlatmam gerek. Çok düşünüyor ama daha çoğunda da çabalıyorum... Yazınca ise çok ama çok rahatlıyorum. Birileri kendimi sakinleştirme konuşmalarımda kendinden bir şeyler bulur diye umup yazıyorum ve paylaşıyorum. Yürümek o kadar kolay değilse de, ben de istiyorum. Her ortam ve de mecrada, bilinmiyorsa da çok çaba ve çok eğitim gerekiyor sana bana. Sen bil, bil ki ben ve ben gibiler için yeni sistemler geliştirilebilsin...

İşte ben, bir düşüncelerimin karmaşasından böyle kurtulabiliyorum.
Ben biliyorum; size de anlatmak istediğim hayal, umut ve de keşke dolu kalbimden gelen hislerimi, ama en üst düzeyde çabaladığımı da biliyorum. Bazen sadece anlatmak iyi geliyor, hem kişiyi rahatlatıyor hem de bilmeyenleri bilgilendiriyor.

Velhasıl bir şeyler hep bir şeylere vesile olabiliyor, bu sıkıntı sonrası yazma beni rahatlattığı gibi birçoğunu da bilgilendirir inşallah...

Sevgilerimle, Didem Köse...
16.02.2018- Cuma (00.37)

14 Şubat 2018 Çarşamba

Dedemin Ameliyatı Ve Antalya'dan Haberler - 14.02.2018


Bazı yazılara başlık bulmak zorluyor beni, bu yazıma başlık atarken zorlandığım gibi... Antalya'ya geleli bugün tam bir hafta oldu.. Sözde geçen hafta geldiğimizin ertesi günü dedem ameliyat olacaktı ama olamadı. Düne kadar beklenti içinde ve belirsizliklerin stresi içinde geçti bizler için. Ve nihayet dün ameliyat oldu dedem ve ilk süreci dün-bugün derken atlattık. Belirsiz bekleyişten sıyrılabildiğimize mutluyuz doğrusu... :)

Antalya Araştırma Hastanesi'nde, bu aya hep kanser hastalarının ameliyatı birikmiş. Ha bugün ha yarın diye diye, 1 haftadır bekletiliyorduk.. Ameliyatlar başlıyor, uzun sürüyor, aciller giriyor, sıradaki başka hastalar ameliyata alınıyor. Oysa birçoğuna söylenildiği gibi, muayeneli hastalardandı dedem... Ama işte hep diyoruz ya; "Allah hastanelere de düşürmesin, hastanelersiz de etmesin." Diye. Cümlemize şifa olsun...

Dedemin gırtlak ve mide arasındaki kanserli kitlesi ile midesi alındı ameliyatında, dünden beri yoğun bakımda şimdi. İyi haberlerini alıyor olmak, benim için o kadar rahatlatıcı bir unsur ki... Çok şükür rabbime, bu tedavi sürecine iyi başladık diye düşünüp mutlu oluyorum iki gündür. 5 gün boyunca riskli bir süreç daha varmış, dikişlerin tutması gerekiyormuş. Doktorlar bazı konularda titiz olmaya ve de korkutma politikasını sürdürmeye mecbur kalıyorlar galiba. Süreç o kadar riskli dediler ki, olmasa da olsa da riskler hakimdi. Şükürki ilk aşama bitti diyebiliyoruz şimdi...


Stres ile uyuyamaz olduğum günlerin ardından, buraya yeniden döndüğüm için bu bir dönüş yazısı ama yazımın başlığını zor da olsa buldum; Antalya'dan dedemin ameliyat sürecinden bildiriyorum...


Kuzenim İncime, dostum Meroma, dayımlara, yengeme, İsmet teyzeme ve de diğerlerine de kavuştum bu arada. Stresim azalmıştı buraya kavuştuk kavuşalı, ama yine de bekleyişler kederli idi... 

Geldik geleli en çok dostumla her fırsatta bir araya gelebilip, yan yana sohbet edebildiğimiz zamanlarımıza; bir de kuzenimle artık oyun oynayabilme sürecine girdiğimize seviniyorum.. Yazın geldiğimizde ikili oyunlar oynayamıyorduk İncim ile, sonbaharda burada iken de aynı durum söz konusu idi. Ama şimdi, barbie bebekleriyle bile oynayabiliyoruz. Evcilik kurmaca, -ki benim hala oyunlarda en sevdiğim oyundur- top oynama ve de bilimum otururken oynanabilecek her şeyi oynuyoruz. Kağanım gibi İncim de boyamalara sarmış şimdi. Boyama yapmaya ben bayılıyorum, durmadan yapabilirim ama İncim çok çabuk yoruluyor boyama konusunda. Ama evcilik oynarken sorunumuz yok, onu uzun uzun oynayabiliyoruz... :) Bekleyişlerimizi oyunlarımızda oyalanmalarla da atlatabildim bu süreçte...

Kendimi bulamadığım noktalar var bu arada, bence bana çok fazla geldi bu sakin gibi görünen ama bol bekleyişli geçen süre. Yalan değil, çok korktum. Ama olabildiğince sakindim de, dışım ayrı içim apayrı idi... Belirsizlik içinde, uzun bir zamandır bekliyoruz bu tedavi sürecine akmak için ya hani. Tam bitti dediğimiz anda, beklentiler şekil değiştirip de, Antalya'ya geldiğimiz günün ertesinde devam edince iyice neye uğradığımı şaşırdım doğrusu... 

Uçağa binmek ve uçmak konusuna gelmiyorum henüz, o apayrı deneyimdi ve şu instagram paylaşımıma alabilirim sizleri; orada bana göre kısa, çoğuna göre de uzun şekilde ilk izlenimlerimi anlattım. Ama buraya da yazısını yazacağım ilk fırsatta... :)



Bu ciddi şekilde sadece dönüş yazısı olsun dedim... Dedemin ameliyatı başarılı geçti; geldiğimizden 1 hafta sonrasına denk gelmiş bile olsa, başladık tedavi sürecine demeye geldim... Bir önceki yazımda bahsettim mi hatırlamıyorum şu an, dedemin hastalığının astım hastalığı için kullandığı ilaçlara bağlı bir kanser olduğu belli olmuştu. Kitlenin yayılmayan türden olması ve akciğer biyopsisinin temiz çıkması sonucunda da ameliyata cesaret edilmişti. Doktorumuz biraz korkuttu bizi, belki de her ihtimale hazırlıklı olmamızı sağladı bu bizi ama yine de stres dolu bir süreçti öncesi. Dilerim bundan sonrası iyi olur, diyorum şimdi...

Velhasıl döndüm işte. Bir haftalık aradan sonra geri geldim bloğuma; yazmaya, dert anlatmaya ve de saçmalamaya... :) Şimdi son olarak saçmalayarak gideceğim; stres etmeyin (Sanki mümkünmüş gibi davranın!), bir şeyler yaşanıyor, ayak uydurun gitsin... Allah her birimiz için, süreçlerimizin günlerimizin-gecelerimizin sonunu hayır etsin! Amin...


Sevgilerimle... (: 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...