2 Aralık 2017 Cumartesi

İnternet Günlüğüm 2017 #3 - Ne Yapsam Olmuyor Bazen


Olumsuz bir başlık gibi görünse de bir durum değerlendirmesi gereği duyarak yazmaya başladığım bir yazı aslında bu. Çünkü bir yerden yapmaya çalışırken, bir yerden yıkmak diye bir olgu ile karşı karşıyayım bu aralar. Ve bu durum "ne yapsan olmuyor bazen" durumuna denk düşüyor... İnternet Günlüğüme yazmayalı uzun zaman oldu, içsel konuşmalarımı yazmaya ihtiyacım vardı ve işte yazdım gitti... :)


Geçen haftasonunda bitirdiğim bu dönemin ara sınavlarından sonra, bir sıkıntıdır peydah oldu kaslarımda bu haftanın başında. Perşembe günü artarak katlanan bu durum, Cuma günü -yani dün- oldukça sıkıntılı bir hal almaya da devam etti. Dünkü fizik tedavi dersimizde elleri dert görmesin Fizyoterapistim Merve epey masaj yaptı çörekotu yağı ile, o beni epey rahatlatsa da bu sert bölgelerin sertliği hala geçmedi. Ben dünden beri kendimce şöyle epey bir düşünmeye uğraştım da, sağlığımı bazı noktalarda sekteye uğratmış olabilmemi kuvvetle muhtemel buldum...

Yasemin ile derslerimiz bitti biteli, yeni bir düzene alışmaya çalışıyor olmam bir yana dursun; "ara sınavlarım da epey yaklaştı, çok çalışmam gerek" olgusuna fazla kapılıp, ihmal etmiyorum desem de ihmal ettiğim kendi düzenimi sıfırlamış gibi bir şey oldum. Uykuya fırsat bulabildiğim geç vakitlerde, "bir de yatmadan önce hemen pilates topuna ayağımı uzatacağım!" dediğim planlarımı neredeyse hiç gerçekleştiremedim. Aslına bakılırsa, güz dönemi sınavlarına yaklaşmışken olan birçok ihmali bu sene daha ağır geçiriyor olabilirim!

Daha birkaç hafta öncesinde, "Bu sene kışı daha rahat geçireceğim, kasılmalarım bu soğukların başlangıcında epey hafif yok gibi geçiyor!" demiştim. Dediğim hepsini yedim, yiyorum şimdi. 3 hafta öncesinde, belimdeki kireçlenmelerin aşırı şekilde ağrıları ile karşılandım öncelikle. İlk defa yanmalarım başladı bu kış. 3 hafta öncesinde, o yanmalar 4 gün sürdü. Geçiş dönemi dedim başta ama ne yalan söyleyeyim çok fazla da korktum... Ağrılar gibisi yok, derken yanmanın daha beter olduğunu öğretti bana hayat bu sefer de...


Gelgelelim ihmal ettiğim yerlerden toparlamaya çalışıyorum işte, buraya bile yazacağım deyip bir türlü yazmaya başlayamadığım bir yazı dizisinin eseri bile olabilir bu kontrolsüzlük. Ele almam gereken o kadar çok şey varken, yaptığımı hissettiğim o kadar çok şey varken, planlarım dolu iken üstelik; plansızlıkla oluşmuş gibi görünen bu durumlar, nasıl can sıkıyor bilemezmişim meğer...

"Egzersiz Günlüğüm" yazı dizimi bir türlü yazmaya girişemedim. Ben gibi birileri varsa eğer, yardımcı olacaktım hem kendime hem de onlara oysa. Sene başından bu yana sürdürdüğüm düzenimi, sene sonuna doğru yıkmayacaktım ve sürdürecektim azimle. Bunları düşündüğüm bu hafta beni şu sonuca götürdü; 2-3 haftalık süreç beni bu hale mi getirdi, yoksa birkaç senedir kendime bile söyleyemediğim ve söylersem herşeyi yıkabilirmiş gibi algıladığım özlemlerim mi?

Dans etmeyi özledim, demiştim. Yazısını dahi yazacağım bu özlemimle başlayıp özlemlerimin, demiştim. Yazmadım-yazamadım, plan dahiline alıp da zaman kolladıklarımın ilhamını beklerken zaman kaybettim. Ve bu zamanı da bir an önce kazanmalıyım...

"Ara sınavları bitirdim, iki dersin sınavı kötü geçti ve dönem sonu sınavları için daha sıkı sarılmam gerek derslere!" derken, soğuklardan ve belki de stresten spazma girdiğini düşündüğümüz bacaklarımdaki sert yumruların korkuları ve de sıkıntıları içindeyim şimdi de. Yapmam gerekenin daha çok yazmak ve boş da olsa yazmak olduğunu kavradığım için de öncelikle içsel bir konuşma yapmak istedim kendimle.

İnternetin zararları olduğu kadar, hiç şüphesiz ki yararları da var. Bunları buraya yazmak öylesine rahatlatıyor ki beni ve bir o kadar da kendime getiriyor, planlarımı unutmamamı sağlıyor. Diliyorum önümüzdeki hafta içinde, egzersiz düzenimi yeniden devam ettiriyor ve günlüğünü tutabiliyor olacağım... Planladığım bir defter olmasına rağmen, buraya olduğu kadar uzun uzun yazamıyorum; dilerim ne burayı ne de defterlerimi ihmal etmem bundan sonra da...


"Ne Yapsam Olmuyor Bazen" desem de; bir o kadar oldurduklarım da var benim. Bu plan program içerisinde yapamadıklarımı ara ara içerliyorum. Kendime ve nacizane hepimize önerim; ertelemeyelim, ilham beklemeyelim ve ihmal etmeyelim. Zaman her şeyin ilacı derken, en kötü zehir de olabiliyor bazen insana. Dilerim o zaman beni yutmadan, planlarımı sürdürür ve hayallerime kavuşurum. Öylesi özlediklerimi yazacağım, günlüklerimi tutacağım ve buralarda bulunmayı sürdüreceğim günler diliyorum.

Benim için en ilham veren ay olan Aralık, yukarıda anlattığım şekillerde; sıkıntılar, kontroller ve kontrolsüzlükler ile beraber geldi. Dilerim ilaç olur, yeni yıl heyecanı ve fırsatları ile sarıp sarmalamamı sağlar kendi kendimizi... Aralık hoşgeldin, güzel git. :)

Bu sefer sevgilerim; hem size, hem de Aralık ayının güzelliğine... =)

26 Kasım 2017 Pazar

Pazar Yazısı #40 - Yorgun Ama Umutlu Pazar




Biten haftasonu epey yorucu ama nihayetinde bittiğinden sebep bana gururla dolu bir mutluluk yaşatan tarzdan bir haftasonu idi. Yaklaşık iki haftadır buraya yeteri miktarda yazı yazamadım. Sebebim; bu dönem için kalan son 5 dersimin sınavlarında dilediğim kadar başarılı olabilmek için, ders tekrarlarıma odaklanmak istememdi sıkı sıkıya... Odaklandım da, bugün biri sabah diğeri öğlen olmak üzere idare eder şekilde geçen iki dersim haricinde, diğer üç dersimin sınavları güzel geçti... :)

Sınavları bitirmenin gururu ve rahatlığı ama alışkın olmadığımdan ötürü sabahın erken saatlerinde güne başlayıp eve 11 saat gibi bir saat diliminden sonra girmenin yorgunluğu içinde, buralara geri dönmemi hızlandırmak adına yazıyorum şu satırları mesela... (Uzun cümle kurmayı özlemişim (: )

Bitirdiğimiz haftasonu , iki gün birden değilse de pazar günü sabah 8.30 akşam 19.30 arasında geçti. Ve soğuklar sonrası epey yorucu oldu. Sınavlar sonrası Avm'lerde de olsa gezme fırsatımızı değerlendirdim annem ve babamla yine... Aynı haftasonunu yaz vakti geçirsem bu kadar zorlanmam yine tabii ki; artık soğuk havaya alıştım desem de, bu yorgunluğa katlanabilmek hala zor benim için. Dayanmaya çalışıp, daha fazla direniyorum her defasında...

Sizin bu haftasonu sınavınız var mıydı, nasıl geçti ve umutlu musunuz? Bilmek isterim... Bu dönem için son derslerini vermeye uğraşan biri olarak, 6. senemin başında 4 yanlışın 1 doğruyu götürmesi durumuna içten içe isyan ediyorsam bile; umutlu bitirdim bu haftayı... Dilerim sonuçlar umut vaat etsin hepimize... :)

Üstteki resimlerde, günün huzurlu anları var, hepsi sınavları bitirdikten sonrası tabii. Bunlar son sınav haftasonlarımız mı, diye diye gezdik bugün; öyle rutinimiz olmuş ki 6 senede...

Yeni hafta da tüm umudu, neşesi ve de huzur dolu dinginliği ile gelsin. Anlatacakları biriktirdim, dilerim çabuk dönerim... :) 

Sevgilerimle..



13 Kasım 2017 Pazartesi

1 Haftada 11 Film İzledim - (2017 Ekim Sonu Kasım Başı)


Ekim sonu Kasım başına denk gelen hafta sonu ablamlara gitmiş ve 2-3 gün öncesinde yeğenimin ayağını burkmuş olması sebebiyle 1 hafta ablamlarda kalmaya karar vermiştik. Geçen hafta başına dek bir hafta ablamlarda idik... Ablamlarda film izlemek müthiş bir şey, zira onların televizyonda eniştemin filmlerle doldurttuğu harici bellekleri takılı duruyor ve bu da bana rahat rahat film izleme şansını veriyor; hem gün içinde hem de gece vaktinde... :)


Geçtiğimiz yazın yarısına dek bizim balkonda izlediğim kadar filmi, 1 haftada ablamlarda izledim. Resimde de görüldüğü üzere hem film izleyip hem örgü örmek hobim olmuştu ablamlarda... O hafta güzel geçti tüm anları ile, ben bu yazıyı yazıyorum ama geçen hafta bile bitti üzerine. Bu yazıdaki filmleri izlediğim hafta, (29.10.2017-Pazar - 05.11.2017-Pazar) tarih aralığına denk gelmiş idi... :)

11 film izledim ama beğendiğim de oldu, ne zamandır izlemeyi beklediğim birkaç filme bayıldığım da, keşke izlemeseydim! dediğim de... Benim düşüncelerimle bu 11 filmin eleştirilerini okuyacaksınız. Beğendiklerimi geçtim, beğenmediklerime de bir şans verin derim; fikirlerimiz bir olacak değil ya illa ki, belki siz beğenirsiniz. İyi okumalar.. :)




İstanbul Kırmızısı – 30.10.2017 - Pazartesi ; Ablamlarda kaldığımız ilk gece annemle izlemeye başlamıştık esasında, ama film yavaş gidince ve de fazlasıyla uykum gelince kapatmıştım. Kaldığım yerden de ertesi gün devam ettim filme. Öyle bir oyuncu kadrosu var ki, en sevdiklerimden diyebilirim. Ama bir o kadar da yerinde olmadığını, sanki anlaşılmaz sanat filmi gibi olduğunu ve oyunculukları boşlukta gezdirdiklerini düşünüyorum. Sanat filmerinden anlar mısın derseniz, hayır elbette pek anladığım söylenmez! Ama sanatsal filmlerin, içerikte önemli bir fikri anlatmaya çalışması gerektiğini kabul ederek yapıyorum bu yorumu...

Benim için bu film, bir daha izlemek istemeyeceğim filmler arasında yer aldı. Bazı filmlerde muallakta kalmış sonları kabul edebiliyorum, ama bu filmde muallakta devam eden olay örgüsüne hiç yakıştıramadım bu sonu... Filmin esas sonunu değil, anlatılan karakterler arasındaki muallak sonları kabul edemiyorum. Bu benim düşüncem elbet; muhteşem sahnelerinin, oyuncularının olduğunu inkar edemem. Konusu da Türk filmlerimizin aksine çok apayrı bir konu. Ama gelgelelim senaryo ile oyunculuğun bir senkron tutturamadığını düşündüğüm bir film olmuş. Emeklerine sağlık yine de ama benim için olay örgüsü yeterli değildi maalesef...

Patron Bebek – 30.10.2017 ; Bu film Kağanımın en sevdiği filmdi birkaç haftadır, ta ki bu haftaya dek... İzlerken gül gül ölüyordu birçok yerinde. 2-3 haftadır izliyor ve izlediğini söylüyordu ama bir ben izleyememiştim. Sen de izle diyorlardı, ablamla eniştem de. Kağana 1 hafta öncesinden, "Size geldiğimde beraber izleyeceğiz, söz mü?" demiştim. Pazar günü ablamlarda kalmaya karar verince; Pazartesi günü ben annemle Yalova'dan geldim, Kağanım da okulundan oturup izledik beraber... :) Gerçekten öyle güzel bir animasyon ki, uzun zaman olmuş galiba bu kadar güzel animasyon film izlemeyeli. O kadar gerçekçi yapılmış ve o kadar güzel bir senaryo yazılmış ki, "helal olsun" dedirttirdi. Kağanım sürekli "O bebek değil, Patron Bebek." deyip durdu filmin birçok yerinde. Kahkahalarını duymak müthişti, bir daha bir daha izlenecek türden cidden. Kaldığımız 1 hafta boyunca çok izlememesine gayret etti isek de, iki günde bir izledi yine. İzleyin derim sizlere de... :)

Peekay – 30.10.2017 ; Amir Khan filmlerine ayrı bayılıyorum. PK ise, uzun zamandır izlemek istediğim bir Amir Khan filmi idi. İzledim, filme bayıldım bile. Bu zamana kadar çıkmış olan tüm Amir Khan filmlerini izleme gibi bir düşüncem daha da kuvvetlendi. Bu film de sanırım izlediğim 5. Amir Khan filmi idi... Din olgusunun algılanış biçimlerine dair anlatımda çığır açmış. "Uzaylılardan başlayıp bu kadar güzel bir film yapılabilir mi?" derseniz, yapılırmış meğer... Bir şans verin, bu filmi izleyin derim.

Hızlı Ve Öfkeli 8 – 31.10.2017 ; Bu serinin hiçbir filmini izlememiş biri olarak, eniştem babama izletmek için açtığı sırada bende oturup baştan sona izledim. Seride devamlılık hakim olsa bile, hiçbir filmini izlememiş olan ben baya zevk aldım. Oysa hiçbir seri filmine sondan başlamamıştım. Bir şans daha verip, ara ara bu filmin diğer bölümlerini de izleyebilirim diye düşünüyorum. Önyargımı yıktım, ben hız yarışlarının yapıldığı basit bir film serisi olarak düşünüyordum. Ama öyle olmadığını da, macerasının eğlenceli olduğunu da görmüş ve beğenmiş durumdayım...

Aşkın Gözü Kördür – 31.10.2017 ; Konusu aşkta görünüşteki farklılıklara dair bir yaklaşım içeriği olan bir filmdi. Yabancı ülkelerde bu kadar insanın dış görünüşüne değer veriyorlar mı diye düşünürüz ya, filmi izlerken hep; "Aynı filmi bizim ülkede çekseler, dramı bol bir aşk filmi olurdu. Sonu bile bu kadar az duygusal olmazdı!" dedirtti. Film iyiydi, kendince eksikliklerini de bulmuş olsam bile...

Beauty And The Beats – 31.10.2017 ; Filmi izleyenler ve bu çizgi filmin karakterlerini kitabından tanıyanlara göre, başrol oyuncusu "Güzel (Emma Watson)" eksik bir başrol imiş. Ama bana göre, hem çirkin (Dan Stevens) hem de Güzel rollerini oynayan başrol oyuncuları o kadar güzel oturmuş bir kadronun başlangıcı idi ki... Hem o kadar çok şey söylemek hem de bir o kadar eksik bırakmak istiyorum bu konu hakkında burayı, filmi uzun zamandır izlemeyi beklemiştim ve şimdi başucu Fantastik/Animasyon filmlerim arasına girdi... En sevdiğim sahneleri, dans sahneleri oldu. Oldukça eğlenceli, içinde müzikalini de barındıran güzel bir fantastik filmdi...



Collateral Beauty - 02.11.2017; Will Smith filmi olduğu için mi bilmiyorum, başlangıçta saçma gibi göreceğimi düşündüğüm filmin konusu, öyle derin şekilde yerine oturuyordu ki filmin devamında... Konu seçimi de, senaryosu da iyi işlenmiş bir Will Smith filmi daha şaşırtmadı beni yine. Eksik noktasını bulamadım, başlangıçta eksik gördüğüm her şey öyle noktalara oturdu ki; Sevgi, Ölüm ve Zaman'a benim de derin derin mektuplar yazasım, mektupları da geçtim hikayeler yazasım tuttu. Kişisel gelişim film ve kitapları hep bir tedirgin eder çoğu kez, ama bu hiç tedirgin etmeyen bolca düşündüren bir filmdi. Ölüm, hepimizin belki de bu kadar samimiyetle yaklaşması gereken bir olgu ve sanki en doğru yol bu filmde gibi...

A Family Man - 03.11.2017; Bir üstteki filmden sonra, fazlasıyla eksiklerini görebildiğim ama ona rağmen güzel demekten kendimi alıkoyamadığım bir film daha. Sadece gerçekten Will Smith kalitesinde bir film değil, takip etmesi daha kolay bir film izlemek isterseniz tercih edin bence. Çerezlik dediklerinden esasında, hele ki sonunu daha derin bağlar diye düşünürken az biraz şaşırtan cinsten...

12 Yıllık Esaret - 04.11.2017; Siyahi Irka yapılan zulümleri en çarpıcı haliyle izlediğim ilk film, 12 Yıllık Esaret oldu. Aslında bu kadar derin filmlerden, draması ağır olan cinslerden genelde kaçma girişimindeyimdir. Ama bu sefer başladığım gibi kaçamadım, iş işten geçmişti ve ben tahminimde fazlasıyla yanılmıştım. Beni etkilerken, sonucunda mutlu son bekleyişim ile içim içimi yiye yiye izledim... Ne var biliyor musunuz, insanoğlu en tehlikeli ırk. Bir de kendini iyi kötü diye dış görünüşe göre yıllarca ayırmaya devam eden bazen nefret edilesi bir ırk. Neyse, nefreti bırakmalı. Yaradana sığınmaya devam etmeli, aksi halde içinden çıkılamayacak o kadar acı var ki bu dünyada; insan bir isyan etse hiç susamayacakmış gibi hissediyor...

Olanlar Oldu - 05.11.2017; Ata Demirer'i Eyvah Eyvah 1 ve 2 filmlerinden sonra, bir kez daha beğendiğime sevindiğim bir film oldu; o da bu film. Yeniden komedi ile senaryo dengesini tutturabildiğini düşünüyorum. Son Osmanlı Padişahı filmini de Berlin Kaplanı'nı da ve Eyvah Eyvah 3 filmini de sevememiştim. Ama Olanlar Oldu, yeni bir soluk olmuş. Film bizim "Klasik Türk Filmlerimiz" havasında diyebileceğimiz tarzda bir film olmuş olsa da, uzun zamandan sonra Ata Demirer aramıza dönmüş diye hissedebildim...

Karayip Korsanları 5 Salazar'ın İntikamı - 05.11.2017; Yarım yamalak izlediğim diğer filmlerinden sonra, baştan başlayıp sonuna dek izlediğim bir Karayip Korsanları filmini gururla yorumluyorum. :) Ertesi gün Yalova dönüşü evimize geri dönmek üzere gidecektik, hazır babam gece vardiyası sonrası tatilinde iken beraber akşam geçiriyorduk ve madem öyle film izleyelim dedik yine. Yeğenimi uyuttuk, aile bireyleri film açtık. Ailecek izlenebilecek, hem komedi hem de macera filmi arıyorsanız baştan sona sıkmayan kurgusu ile öneririm. En sevdiğim komedi sahneleri filmin başlarında idi, macera dolu sahnelerden en sevdiklerim de filmin sonları idi. Ablamın da o gün dediği gibi; biz Türkler bu kadar hayal gücü geniş filmler yapamıyoruz, belki de çocukluktan itibaren imkanlar bulamadığımızdan... :)


1 haftada izlediğim 11 film bunlardı işte; her biri birbirinden eğlenceli idi esasında, izlemesem de olurdu dediklerim olsa bile. Ne yapalım, onları da izlemeden güzel olup olmadığına emin olamıyoruz işte. Güzel filmler izlediğimiz ve hayatın stresli akışından biraz olsun sıyrılabildiğimiz zamanlarla dolu günler diliyorum. Sevgilerimle...

Not; Benim gibi düşünüp düşünmediğinizi yorumlarda görmek isterim. Eğer fikriniz var ise, tavsiyeniz var ise benden eksik etmeyin lütfen. Saygı ve sevgi çerçevesinde olduktan sonra, her yorumunuz kabulümdür. Yorumlarda ve bir dahaki yazıda görüşmek üzere... =)

11 Kasım 2017 Cumartesi

Dizlere Şenlik, Didem Dilendi Battaniyem


31.10.2015 tarihinde yayınladığım, 2015 Sonbaharı Örgü Mahsullerim adlı yazımda bahsettiğim "Didem Dilendi Battaniyemin" son halini paylaşacağımı söylemiştim ama bir türlü bahsetmemiştim. Sebebi birleşmiş halinden sonra, kenarına oya iğnesi gibi bir şey yapılacak diye beklememdi. Ama zamanla bu durumdan vazgeçip, ördüğüm 6 şeridi birbirine eklediğimiz şekliyle kullanmaya başladım ve devam ettim. İnanır mısınız, 2017 senesinin başında dostum geldiği sırada onun kullanımı altında çekmiştim ama kenar oyası yok diye onu bile paylaşmamıştım. Geçen haftalarda alttaki fotoğrafı çektim de, paylaşayım artık dedim... :)



Nasıl ördüğümü 2015'de yazdığım o yazıda anlatmıştım, o sebeple bu yazımda nasıl yaptığımdan bahsetmeyeceğim. Ama birleştirilmesi sırasında, daha kolay birleştirilmesi için kenarlarının daha düzgün olması için bir yöntem denedim bu sefer, onu eklemek isterim. Elimde ördüğüm yeni battaniyemde; her sıranın sondaki bir ilmeğini örmeden alıyorum, diğer sıranın başında da onu örerek devam ediyorum. Böylece kenarları daha nizami oluyor... Umarım benim battaniyem gibi olmayacak, dikiş sırasında daha kolay ve nizamı dikilecek... :) 

Bu sene değişik renklerle 7x7 şeklinde yaptığım örgü battaniyemi Meroma yapıyorum. Benden 1 senedir istiyordu bunu ve ben nihayet Ekim ayında başlayabildim. Bu yazıyı yazmadan öncesinde de 2015'te yazdığım yazıya baktım da, kendi battaniyemi 2015 Ekim'inde örmeye başlamışım ve Kasım ayında bitirmişim. Meromun battaniyesi de bu ay biter. Bir an önce dikimi de yapılırsa, Aralık'ta falan elinde olur inşallah kuzumun... :) 



Onun izniyle paylaştığım bu resimde de görüldüğü üzere, Meromun battaniyeme sarılmış hali de var. Onun da beğenmesi benim için büyük bir mutluluk... Örgülerimin beğenilmesinden büyük haz alıyorum ciddi anlamda... :) Diliyorum kendisine yaptığım battaniyeyi de sevecektir. Ben kendime 6x6 yani her sırasında 6 renk olan 6 şerit yapmış ve anneme birleştirmiştim. Merom "az biraz daha uzun olsun benimkisi, üzerime alıp yatabileyim de." dediği için, onun battaniyesini 7x7; yani 7 renkli 7 şerit olarak yapıyorum. Onun renklerini planlı bir tabloya göre de yapıyorum ki, üst üste renk gelmesin hiçbir sırada. Benim battaniyem elimdeki renkleri tüketmek adına başladığım bir örgü şeklinde başlayıp, üzerine 3-4 ip alınarak yapıldığı için 1-2 yerde yan yana denk gelen renkler oldu maalesef. Ama Meromunkinde olmayacak, renk tablosunu çizerek yaptık onunkini. 

Elimdeki battaniyeyi örüp bitireyim, sahibine ulaştırayım, o zaman burada onun da yazısını yazarım; "Merom İçin Didem Dilendi Battaniyesi Yaptım." diye... :)

Diyeceğim o ki; bir örgü battaniye yaptım, adını "Didem Dilendi Battaniyesi" koydum, ünü taa Antalya'lara yayıldı. Diyorum ki ben bunun ticaretine geçeyim... :D Bakarsınız olur mu, olur! Şaka bir yana; ören olursa bu şekilde battaniye, ki örenler vardır da tahminimce, atın sizde resimlerini internete. Yayılsın üretim aşkımız herkese. Üretmekten yanayım, çünkü örgü de ürettiğim birçok şey de benim terapi alanlarım... Ürettiklerimiz de faydaları da bol, terapilerimizin varlığı da hep daim olsun... 

Sevgilerimle, bol üretmeli günlere... =)


10 Kasım 2017 Cuma

Kasımpatılar ve Sarı Zeybek Belgeseli - Bugün 10 Kasım


Bana bilmeden Kasımpatıları sevmeme vesile olan birileri var ise, ilkokul öğretmenlerimdir. Her 10 Kasım'da okulumuzdaki Atatürk büstünün önünde anma töreni yapmamız için aldırtırdı öğretmenlerimiz İlkokulda ve ortaokulda.... Nasıl büyük sorumluluk, nasıl değerli bir sorumluluktu bizler için tahmin edemezsiniz. Başlarda benim için büyük görev olan bu olgu, sonraları bir sevgiye dönüştü. Kasımpatıları anma çiçekleri olarak anar oldum kendimce, sonra çok severek okula götürene dek koklar durur oldum... Krizantem'miş diğer adı; hep unuturdum, dün bakınca tekrar anımsadım.

Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm yıldönümü bugün. 10 Kasım'a dair hatırladığım o kadar çok şey var ki, bu yazıyı yazmak istedim... Ebediyete uğurladığımız gün diye anarız mesela bugünü, zira liderler ölmez bizler için. Ebediyete uğurlandığı 10 Kasım'da, üzerinden 80 sene geçmiş olmasına rağmen hala sevgiyle ve özenle anılıyor olması benim için her sene büyük bir onur ve gururdur...

Örgün öğretimi bitirdiğimden bu yana, her 10 Kasım sabahı siren sesleri ile anma töreni için uyanırım çoğunlukla. Dün gece de bu olgunun varlığını bilerek uyudum, ama dün o kadar rahatsızlandım ki sabaha karşı uyuduğum için siren seslerini dahi duymamışım. Bu burukluk ile uyandım sabah annemler uyandığında. Hala rahatsızım ama geceki kadar değil şükür ki... Atamı Sabah 9'u 4 geçe anmaya katılamadım, ama gün içinde anma videolarındaki siren sesleriyle andım. Bu güzel bir gelenek, ülkemizi düşmanlardan kurtaran ve bizler için Cumhuriyet'i kuran Atama ve silah arkadaşlarına-atalarımıza saygı demek benim için...




Çok fazla bir şey anlatmayacağım Mustafa Kemal Atatürk hakkında. "Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir." demiş kendisi. Bize öğretilen ilk öğüdü idi bu...  Biz böyle öğrendik ve benimsedik. Devrimleri kötülük adına değil, bir milleti geliştirmek adına olmuş hep. Çocukluğumuzu, gençliğimizi ve fikirlerimizi sunabilecek iradeyi onun ve onun devrindeki atalarımızın sayesinde elde etmişiz. Bu her ülkeye nasip olmayacak büyük bir onurdur!

Can Yücel'in bir belgeseli var, Sarı Zeybek isimli. Atatürk'ün Son 300 Günü'nün anlatıldığı, benim ilk izlediğim belgesel olarak hatırladığım belgesel... Daha küçük yaşta bu belgeseli her 10 Kasım'da izlerdik biz. Sabah 9.04'te Atatürk büstünün önünde anma törenimizi yapardık, sonraki 3 dersimize girerdik. Öğle arası zili çalar, yemeklerimizi yerdik ve hemen sonrasında okulumuzun büyük salonunda sandalyelerimize kurulur ve bu belgeseli izlerdik tüm okulla... Bıkmadan, usanmadan ve her 10 Kasım'da ve sonrasında etkisinden çıkamayarak! Yıllar sonra Lise'de iken Can Dündar'ın bu belgeselinin kitabını da okudum. Etkisinden yine çok çabuk kurtulamadım... Bugün bu yazıyı yazıp bir geleneği yerine getireceğim. Benim için Lise'den sonra ara verdiğime üzüldüğüm bir gelenek; Sarı Zeybek belgeselini izlemek...

Tüm bu anlattığım ilkokul ve ortaokul anılarım sebebiyle, 10 Kasım gelince; aklıma önce kasımpatılar, sonra da Sarı Zeybek belgeseli gelir işte. Çocukluk, hayatımızı şekillendiren en derin yaşlarımızın dönemi... Atatürk'ümüzün hayatımızda yer edişi güzel çağrışımlarla ve bilgelik dolu öğütleri ve fikirleri ile gelişti, beraber okuduğum ve büyüdüğüm arkadaşlarımla beraber. Dilerim bunu nesilden nesile de aktarabileceğiz.

Atatürk'ü sevmek, ülkemi ve milletimi sevmek demek benim için. Gencinden yaşlısına, en küçük toprağından en büyük işletmesine, öğretmeninden köylüsüne, en yabancısından en yerlisine kadar milletini sarıp sarmalayan bir lider o benim için... Üretmeye ve gelişmeye değer veren bir lider. Toprağı bol, ruhu şad olsun; o bizim kalbimizde, biz de onun izindeyiz... Övünmek gibi olsun, biz Atatürk'çüyüz... :)

Sevgilerimle...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...