21 Kasım 2015 Cumartesi

Ek Tedavi Seanslarımız Bittikten Sonra Sağlık Durumum


Bu hafta başında, yıllık 60 seans ek tedavimizin sonuncusunu alıp senelik hakkımızı tamamlanmış bulunduk. Haftada 2 gün Yalova'da Uzay Terapi almaya da, -haftalık rehabilitasyonumdan aldığım 2 fizik tedaviye 2 ders daha eklenmiş halde- 4 ders almaya da fazlasıyla alışmıştım. Durgunluk yaşamadığımı söyleyemem bu hafta... Bir sürelik aradan sonra, yeniden başlayacağız inşallah. Zira geçen sene 23 Kasım'da başladığım tedavilerimi haftada 2 gün olmak üzere aldığımdan ötürü, ara ara da gitmediğimiz haftalarım da olduğundan, 1 seneye yaymış bulunduk. 1 senemiz doldu, ikinci senemiz de geldi bile bu sebepten. Bakalım bu ay'ın 23'ünden sonra ne olacak göreceğiz... :)


Bugün hafta başından beri değerlendirmeyi istediğim durumumu değerlendirme fırsatımı ele geçirmişken yazayım ve değerlendireyim istiyorum. Ara sınavlarım yaklaştığı için git gide, yazamaz oldum bu aralar günden güne... Üst fotoğrafta, yapmış olduğumuz çalışmaların görselleri var. Bu zamana kadar biriktirdiklerim... :)

1 sene boyunca gittiğim 60 seanslık tedavime bakıyorum da; ilk 30'luk tedavimde haftada 1 fizik 1 uzay terapi alıyordum. İkinci 30'umda, Uzay Terapi'mden daha çok fayda gördüğüm için haftada Yalova'ya gittiğim 2 günün ikisinde de uzay terapi almayı tercih ettik. Uzay terapi çalışmalarımız hakkında yazılarımı ise, bazen her hafta bazen de aralıklarla yazmayı sürdürüyordum. İlgili yazılarımı burada bulabilirsiniz. Durum buydu yani kısaca...

Başladığımda nasıldım, şimdi nasılım diye düşünüyorum; epey bir süredir. Bitmişken daha da iyi değerlendirebiliyorum kendimi. Aldığım Uzay Terapi'nin, elbette ki kendi hareketlerimi de yapıyor olmam ile beraber, faydasını baştan itibaren fazlasıyla gördüğümü söylemeliyim. Mesela, başladığım ilk zamanlar ayakta duramadığım kadar ayakta duruyorum şimdi ve direncim de gün geçtikçe arttı da durdu çok şükür. Henüz kendimi taşıyacak konumda olmadığından, yürüyemiyorum hala. Kaslarım yeterli dirençte değil yani. Ama direncimin epey arttığını görebiliyoruz ailecek... 

Uzay Terapi'de beraber çalıştığımız başta Ali abi ve Orhan abi'nin, bana faydaları çok dokundu. Sayelerinde yapmak istediklerim için önce korkularımı yenebilmemin gerektiğini deneyimleyebildim iyice. Tekrar başlamak için gün saymamak elimde değil yani, fazlasıyla yapabildiklerimi görmeye ve ilerleme katetmeye can atıyorum daha fazla... 

Yürüyebilirim gözüyle bakıyorduk başladığımda, ama önceki senelerde geçirdiğim ataklar hafif ataklar değildi. Çabaladığım ve çalıştığımız dahilinde, geldiğimiz noktada güzel bir ilerleme katettik çok şükür. Daha öncesindeki halimi görenler, şimdiki halimle değerlendirme yapınca ilerlemenin boyutu görülüyor zaten... Önce direnç, sonra ayağa dikilmek gibi bir algı oluştu beynimde bu süreçte iyice. Şimdilerde direncimi daha da arttırmak için hala çabalıyorum ve yapabildiğimi gördükçe daha da cesaretleniyorum günden güne... Direncimin biraz daha artması gereken bir olgu var ki; 2-3 hafta öncesinde de gücümün ve performansımın epey arttığını görmemize rağmen, yeterli değilmiş diyebiliyorum şimdi... Maşallah bana, demeden geçemeyeceğim bu arada... :)


(Fotoğraflarda tilt yatağı üzerinde ayakta durmak üzerine aldığımız yolu gözler önüne sermeye çalıştım. Gördüğüm tablodan fazlasıyla memnun olduğumu söylemeliyim.) =)


İnsan en güzel kendini yorumlar diye düşünüyorum, aldığımız yollara ve sağlığımın gidişatına bakılırsa; Şu zaman yürürüm gibi bir şey söyleyemiyorum hala. Ama eskisi kadar kaslarımın kasılıp kalmadığını düşünürsek bu bile bir şey bence... Sadece direncimin artması ile ve ayakta durabiliyor olmam ile kısıtlı kalmadı durumum tabi;

  • Yaptığımız denemelerde gücümü dengeleyebilir ve doğru kullanabilir hale geldiğimi gördük mesela.

  • Sonra direncim arttı dedi isem tek yönlü değil; korkularımı biraz aştım ve bence acıya daha dayanıklı hale geldim bazı noktalarda da.

  • Kaslarımı kullanma konusunda daha da bilgilendim. Hayatımın her anında olduğu gibi; değişik kas çalıştırma teknikleri öğrendim, bu sefer Orhan abi ve Ali abi'den... Her bilgi benim için çok değerli, bu konuda da emeklerine ve beni bilgilendirdiklerine teşekkür ederim...

  • Şimdilerde bacaklarımı daha aktif çalıştırıyorum, direncimi sağlamış olmamın faydasını görüyorum. Soğuklar geldikten sonra kaslarım soğuklardan fırsat bulabildikçe, yine yatakta da dönebiliyorum ve az da olsa aktifliğimi koruyabiliyorum... 



60 seans'lık ek tedavi hakkımı bitirdiğimiz zaman dilimi, biraz soğuklara denk geldi. Ben ister istemez birkaç haftadır biraz rahatsızım soğuklardan ötürü. Ama bu durumun geçici bir durum olduğunu biliyorum. Bir gidip bir geliyor şükür ki.. Biraz kol ağrılarım var, yer yer diz ağrılarım bir de. Ama genel itibariyle iyiyim.. Bunda haftalık aldığım Tamara ablam ile 2 ders Fizik Tedavi, Ali abi ve bazen de Orhan abi'nin desteğiyle aldığım 2 ders Uzay Terapi'nin faydası malum. Şimdi bir an önce yeniden başlayabilmeyi diliyorum Uzay Terapi'me. Çünkü ne kadar çok tedavi görürsem, o kadar iyi benim için...

Ve elbette bir dahaki uzay terapime de başlayana dek, hala haftada 4 seans tedavi görüyormuşcasına çalışmaya da devam edeceğim. Tamara ablam ile devam ediyoruz zaten, direncimi korumaya. Ve kendimce de yapabildiklerimin sınırını yavaş yavaş zorlamaya başladım bu arada.  İyiyim daha iyi olacağım. Hayat ne gösterecek, çalışıp çabalayıp elde edince göreceğiz.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle... :)

11 Kasım 2015 Çarşamba

Şiirlerle Hayat #14 - Ayrılık Ve Ataol Behramoğlu - Bu Aşk Burada Biter



Bu Aşk Burada Biter 

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

Bir hatıradır şimdi dalgın dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir

Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

Ataol Behramoğlu
Bir Gün Mutlaka (1965) 


Ataol Behramoğlu'nu lise'de okurken edebiyat öğretmenimiz sayesinde tanıdım ve o zamandan beri çok sevdiğim şairlerden biri oldu. Ve bu şiirini de sanırım ilk lisede iken okumuştum. O zamandan bu zamana 5 yıl geçti işte... Ve bu şiir, Haluk Levent'in bestelemesi ile de özdeşleşti benim için. Ataol Behramoğlu'nun kalemine, Haluk Levent'in de bestekarlığına sağlık...

Şiirin kendisinde de denildiği gibi; yitip giden aşkları anlattılar hep bizlere, küçüktük veya bu yaşlardaydık ne farkeder. Aşk denildiği zaman önce yitip giden aşklar dile getirilir, aşk çoğuna göre kavuşulamayınca aşktır. Ayrılıklar mutlaka var olacak yani hayatımızda... Haluk Levent'in Zor Aşk şarkısında da dediği gibi; en güzel aşk zor olanmış...

Ayrılığı konu etmiş bu şiirde gördüğüm şu ki; "zorla güzellik olmaz" olgusunu destekleyip, "aşk biter ve ben giderim" diyor şair... Ben lisede iken de arkadaşlarımda gördüğüm şu durum vardı, ayrılıklar kolay olmaz kimi zaman. Genç veya duygularını dorukta yaşıyorsan, daha da zordur genelde. Ama olması gereken budur, aşk bittiyse bitirilmelidir birliktelik bence de. Ve yaşanmalıdır ayrılık bile, "hakkıyla"...



Ayrılık demiştim değil mi? Bu konuda bir anım var, anlatmak istediğim; bu şiiri geçen hafta yine okurken ve üstüne de Haluk Levent'ten dinlerken aklıma gelen...

Ben ayrılığı buyur ettiğimde, üstteki resimde yazmış olduğum 4 şarkıyı dinlerdim hüznümü yaşar iken. Ve kapılır giderdim o ana, gerek ağlayarak gerek yazarak... O zamanlar, internet ve bilgisayarla tanıştığımız ilk yıllardı ve duygularımız daha yoğun ve daha da saftı. Daha yoğundu, çünkü sosyal medyaya bu kadar bağımlı değil idik...

İlk msn adreslerimizi aldığımız zamanlardı, severdik ama sevilmezdik genelde. Sevdiğimiz kişiden veya kişilerden her uzaklığımız, "ayrılık" demekti bizler için... O eski zamanlar daha teknolojiye bağlanmadığımız ve kontrolü sosyal medya aracılığıyla ele almadığımız zamanlardı. O zamanlarda Msn kullandı iseniz eğer, şimdi yürütülüyor özelliğini de biliyor olmanız lazım. Durumunuzun altında bulunan, Windows Media Player'da dinlediğiniz şarkıları gösteren bir özelliği vardı Msn programının... Ben o özeliği sık sık kullananlardandım, müziğim bilgisayar başında oldukça susmazdı çoğunlukla. Ne zaman hüzünlü olsam da, yukarıdaki müzikleri ard arda sıralayıp dinlerdim bir de... Dikkat çekmek istediğim kişiler için kullandığım bir özellik de oluyordu böyle anlarda bu özellik, itiraf etmem gerek... :) 

"Ayrılık da sevdaya dahil" derdik o zamanlar, yaşardık onu bile doyasıya. Ben onun hüznüne bile razı gelirdim daima. Sevginin varlığını tespit etmek zordur sonuçta, ama ya acının? Acının tespiti daha kolay daha mümkündür çünkü insana... Kavuştuğum biri olmadı hayatımda, hoşlandığım birinin de benden hoşlandığı olmadı. Ama her sevdiğimin uzaklığını ayrılık bildim. Ve ben bu ayrılık anlarımı dahi doyasıya yaşamayı hayat gayesi edindim. Ama doyasıya yaşayım derken de sapıtmamayı dileyerek kendimi an'a kaptırmamaya çalışanlardan oldum; yazarak, anarak ve o an'a yeterince kapılarak... O anlar bile yaşanılası diye düşünüyorum şimdilerde de, acı çektiğim içten içe üzüldüğüm anlar olarak yer ettilerse de hayatımda. Olmalı, yaşanmalılar onlar da...


Peki ya siz;

Ayrılık dediğiniz olguyu nasıl yaşarsınız? Hüznünüzü buyur edip anı yaşayıp kabullenerek mi?, Dağıtarak ve dağılarak mı? Yoksa yeni bir süreç olarak görmeye çalışarak mı? Ben; önce hüznümü buyur eder ve anı yaşayıp kabullenmeye çalışırım herşeyi. Sonra bakarım ki bu yeni süreçtir ve böyle görüp devam etmeliyim. İki kişi arasında veya bir tek kişinin duygularında olsun ya da olmasın, aşk her şeyiyle kabul edildiğinde güzel bir şey bana göre. 

Ötesinde de yaşadıkça diyebilmeli ki insan; Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim... Cebe revolver almaya gerek yok, yüreğimizdeki çocuğu daima yaşattıkça ve hayattaki varlığımızı kabul ettikçe... Kolay değil, hiçbir şey kolay değil bu hayatta, ama düşünmemiz gereken şey şu bence; "Bu hayatta hangi şey tam anlamıyla bizim ki, Ruhumuz ve yaşadığımız anlar haricinde?" 

Ayrılık da bize sunulan, kimi zaman iyi kimi zaman da kötü duygulardan biri değil mi? Ne olursa olsun buyur edebilmeyi bilmek gerek diye düşünüyorum bu yüzden bu konuda da, geçmişte yaşadığım tüm hüzünlere rağmen. Elbette hiç ciddi bir ilişkiye girip de, alışkanlığını bırakmış biri olarak konuşmuyorum burada. Ama sevdim, sevildim sandım ve bunun sonucunda ayrılık yaşadım bende. Gerçekti veya değildi... O zamandan bu zamana, ayrılığın bu şekilde olması gerektiğini daha da iyi kavradım... Böyle düşünüyorum ve hayatımda da hep böyle olmasını diliyorum. Bu zamana kadar, gerçek veya değil yaşadığım sevgi bağlarında da böyle olması için çabaladığımı söyleyebilirim... Başardım da çok şükür, Allahım bizi hep bunu başarabilenlerden kılsın inşallah...


Ve bu şiiri okuyunca tüm bunlar geliyordu işte aklıma; 

Ayrılık denince hissettiklerim,
Ayrılık konusunda kendim adına olmasını istediklerim,
Ayrılık da sevdaya dahil, dedikleri olguyu desteklediğim...
Ve ayrılık temalı şarkılarımız... :)


Bir Şiirlerle Hayat yazımın daha sonuna geldik. Ataol Behramoğlu'na saygılarımla ve sevgilerimle. Yanlış anlaşılma olmasın diye eklemek isterim yine; ben şiir yorumlamıyorum, sadece hissettiklerimi yazıyorum bu yazı dizimin altında. Sevgilerimle, bir sonraki Şiirlerle Hayat yazımda görüşmek üzere... :)

9 Kasım 2015 Pazartesi

Not Aldım Veya Not Ettim #23 - Ekim'e Dair (2015)


Bu yazı dizime ara vereli oldu epeydir farkındayım, geri dönüşüm ile yeniden hayatımdan not aldıklarıma dair olacak bu yazımda. Eskiden genelde Cuma veya Cumartesi günleri yazmaya çalışırdım bu yazı dizimin altında not aldıklarımı. Umarım bundan sonra eskisi gibi, haftalık yazmaya başlarım yeniden bu yazılarımı da...

Ekim ayına dair yazmak istedim bugün, zira bir süredir yazamıyorum ve giriş yapamamama, rutinleşmiş şekilde ders çalışmaya ve örgü örmeye odaklanmışlığım sebep oldu biraz. Ben de Ekim ayına dair neler not ettim ondan bahsetmek istedim bu sebeple... Başlamadan önce, mutlu haftalar olsun dilerim hepimize. :)


Daha önceki Not Aldım Veya Not Ettim yazılarımı buradan bulabilirsiniz...


Tek bir kitap okudum; Aşkın Gözyaşları... Ve kitaptan en sevdiğim soru-cevap'lardan birini belledim aklımda...



Henüz bitmedi bile Aşkın Gözyaşları, elime alamıyorum pek çünkü. Her fırsatımda kitap okuyorum hala. Ama genelde ya ders çalışıyorum ya da örüp de sahiplerine teslim etmek için heyecan duyduğum örgülerimle uğraşıyorum bu sıra. (Bu örgülerimden biri de bitirmek için uğraştığım Didem dilendi battaniyem ki; elimdeki örgülere dair yazdığım son yazılarımı burada ve burada bulabilirsiniz. :) )


Aşkın Gözyaşları kitabını okumayı çok bekledim, ama böyle nasip oldu demek ki. Dilerim bu hafta bu kitabım da bitecek ve beni bekleyen diğer kitaplarıma da geçeceğim... Bir alıntı yaptım ki kitaptan, kitaptan aldığım alıntılardan en güzeli benim için. Kitap hakkında bir şey demek istemiyorum, zira Mevlana ve Şems'in konuşmaları da olsa, her ikisini de seviyor da olsam; sohbetlerinde katılmadığım ve abartılı bulduğum noktalar da oldu bu kitaptan. Ben böyle olmadığına inanıyorum hala. Ve beğendim beğendim diyemiyorum da kitabı bitirmeden..


" -Sevenler ne için korku duyarlar ve ne için umut ederler Şems?

-Kalplerinin geçmiş günlerde elde ettiğini kaybetmekten korkarlar. Sonra her sevenin kalbinden ayrılmayan bir korku nedeniyle endişe ederler. Sevgilinin, onlara ihsan ettiği nimetlere gereğince şükretmeyip bu nimetlerden mahrum kılınmaktan korkarlar. Böylece korku onların kalbine iyice yerleşince ve nefisleri umutsuzluğa düşmeye başlayınca, Allah'ın rahmetinin genişliğini hatırlayarak ümitleri kuvvetlenir. Sevenlerin ümidi hakikate ulaşmak ve vesilelerle O'na yaklaşmaktır. "


 

Şems'in cevabından sonra, bir de Mevlana'nın güzel bir tanımı var; sevenler için bir tespiti daha doğrusu... Diyor ki;

“Yeryüzünde sevenlerden daha kötü durumda olan biri yoktur.
Arzunun tatlı lezzetini bulduğunda,
O aşığı ağlarken görürsün her an;
Ya iştiyakından yahut da ayrılık korkusundan…
Kavuştu mu, ayrılma korkusuyla ağlar,
Ondan uzak kaldı mı, şevkinden ağlar.
Evet, aşığın gözleri, sevgilisinden ayrıldığında da yaşla dolar,
Ona kavuştuğunda da.”

Yani Hz. Mevlana'ya göre durum budur, yeryüzünde sevenlerden daha kötü durumda olan biri yoktur. Doğrudur ya, öyle değil midir? Allah yardımcımız olsun her kimi seversek sevelim...


İzlediğim Filmlerden 2 Tanesini Not Ettim Kafamda; 
Aşk ve Gurur (Pride&Prudice) - Seninle Bir Ömür (The Longest Ride) 



Güzel güzel filmler izledim yine ama bu iki filme takıldım kaldım ben Ekim ayında. Birinin hikayesi beni hiç cezbetmedi, diğeri ise her karakterinin hikayesi ile beni sardı sarmaladı. Romantik Komedi filmlerini seven biriyim ben, ama hepsini de bilirim diyemeyeceğim...

Misal Aşk Ve Gurur; Kaç senedir karşıma çıkar, bayıldığını söyleyen izleyici yorumları ile karşılaşırdım. Ama izlemek daha yeni kısmet oldu. Bitirmekte o kadar zorlandım o kadar zorlandım ki, oysa oyuncularıyla hikayesiyle beğenebileceğimi düşünüyordum bende. Ama bana göre sınıfta kalan bir film oldu. Kraliyet bölgelerinin hikayelerini severim. Ama Aşk Ve Gurur beklentilerimi karşılayamadı ne yazık ki... İşleyişinde de hikaye açısından da zayıflıkları vardı bana göre. Bir daha izlemekten çekineceğim bir film oldu ne yazık ki...

Seninle Bir Ömür'e gelince; Aşkta yaşanan fedakarlıkları anlatan samimi bir hikayesi vardı. Alışılagelmiş hikayelerden biraz değişikti ve geçmişte yaşanmış ve bitmiş aşk ile geçen bir hayat hikayesini gün yüzüne çıkaran başrol oyuncularının oyunculukları çok güzeldi. Dedim ya, her karakterinin hikayesi sarıp sarmaladı beni. Özellikle de Oona Chaplin'in oyunculuğunu ve oynadığı karakteri çok sevdim ben... Aşkta fedakarlıklar yapılabilmeli diyor film, kendinden ödün vermeden ve karşıdan ödün vermesini de istemeden olmalı bu kimi zaman... Kabullenebilmeli hayatlar ve aşk yaşanabilmeli bir ömürü sığdırabilecek kadar... Ne yapayım seviyorum ben işte Romantik filmleri böyle. Entrika olmasın böyle bir zahmet izleyeceklerimde, yoruldum valla entrikalı Türk dizilerimizden... :) 


Koray Avcı-Sen

Ekim ayında ilk defa dinleyip de sevdiğim şarkılardan biri oldu Koray Avcı'nın Sen şarkısı... Sizin de dinlemenizi isterim...




"Sevdanın özü, düşlerin gözü, yarının sözü, umudun yolu, kavganın seli", bunları "sen" diye tabir ettiği yarine söylüyor bu şarkısında Koray Avcı; bu hoşuma gitti ve yüreğime dokundu. "Ah canım benim" diye tatlı tatlı sevmek güzel, böyle sevmeyi ve sevilmeyi hakediyoruz bizler aslında. Bazı dizilerde şunu görmekten rahatsız oluyorum; bir çift birbirlerini sever, ama bir erkek veya kız gelir çiftteki karşı cinsine vurulur ve o aşıkları ayırmak için elinden geleni yapar. Rahatsız oluyorum şu mesajın izleyiciye verilmesine; seviyorsan git ve al. Kimi seviyor, kime değer veriyor aldırma. Sen seviyorsan o da seni sevmeli... 

Bu durum ters psikoloji ile enjekte ediliyor tabii ki izleyiciye. Kötüler sonunda çoğunlukla mutsuz olsa bile, çoğu dizilerde mutlu son yapılıp esas sevenler de kavuşturuluyor elbet. Ama bunlar olana kadar izleyiciye kan kusturuluyor resmen... Türk dizilerimiz maalesef hep bunun üzerine, izleyici hep bu klasik keşmekeşi izlesin dursun. İşi ne? Bana göre sevgi böyle bir şey değil ve dilerim hayatımın hiçbir anında böyle biri olmam... Allahım böylelerinden etmesin bizleri dilerim... Neyse dinleyin bu söylediklerimden sonra Koray Avcı'yı siz, adam ne güzel anlatıyor sevgiyi; kalpten, derinden...


Not Aldım veya Not Ettim demişken, böyleydi işte Ekim ayında belirgin şekilde not ettiklerim... Artık yeniden Cuma veya Cumartesi günlerinde bu yazı dizim altında olabilmeyi diliyorum kendime. Yorgundum, yazabilmek için yeniden dinlenmeye ihtiyacım vardı kendimce. Anlatacağım, hayatımdan ve gözlemlediklerimden olmak üzere birçok şey birikti. Umarım yazarak anlatabilmek mümkün olur. Sevgilerimle...

1 Kasım 2015 Pazar

Pazar Yazısı - #23 - Bir Seçim Pazarı Daha


7 Haziran 2015 tarihli seçim günümüzden sonra, 1 Kasım 2015'de tarihe geçecek bir seçim günü oldu. Beklenen gün nihayet geldi ve dualar edildi, şimdi seçim sonuçlarını yavaş yavaş alacağımız akşamdayız. Önce halkımız sonra da vatanımız adına, hayırlı bir sonuç çıksın diliyorum. Biten bu Pazar akşamının sonunda mutlulukla bitirelim günü ve güzel günlere götürecek bir yönetim alsın ülkemizi ele inşallah...

Bu Pazar bizim de elbet gündemimiz seçim idi. Demokrasi ile yönetilen bir vatanda yaşamak demek, onun demokratik süreçlerine katılmayı da layığıyla yerine getirmek demektir her zaman. Bu demokratik yaşam hakkımız adına, oy verdik bizlerde bugün; üstteki resimde Türk bayrağımızın asılı olduğu ortaokulda...



Ve bugünün resimleri olan 3 fotoğraf; hem güzel anılar yaşattı bize hem de bugünü ölümsüzleştirdi işte. Arabamızı park ettiğimiz sitenin içinde "İzindeyiz" yazılı bir Atatürk bayrağı vardı. Oyumuzu vermeye gitmeden önce dikkatimi çekti ve fotoğrafladım, oyumuzu verip arabamızın yanına geldikten sonra da annem ve babamı fotoğrafladım... Ben tesadüflere fazla inanmam, hayat birçok işaret ile doludur çoğu zaman bence. Haklıyı haksızı ayırt etmek için büyük çabalar sarf etmiş atam ve onun yanında savaşmış atalarımız ve dedelerimiz; bunlar da tesadüf değildi mesela... 

Vatanımızı atalarımızla beraber kuran, cehaletle, kadına yapılan haksızlıklarla ve zulme uğratılan kişilerin yanında duran ve millet olmak için tüm ömrünü harcamış olan kişilerden biri idi bizim büyük önderimiz. Ve onun önderliğinde Kurtuluş Savaşında ve daha birçok cephede savaşan tüm milletimiz... İlerlememiz için bir işaretin simgeleriydiler, ruhları şad ve mekanları cennet olsun...

Okul ortamında da aile ortamında da Atatürk'ümüzün izinde sevdim bu vatanı ve milletimizi, cefakar ve fedakar olabilmenin yollarını açtıkları için... Ve biz bu Cumhuriyet kurulmadan öncesinden beri, gerilemeyi değil ilerlemeyi hak ediyoruz hala. Ve dilerim ki bu ilerleme için, hakkıyla görevini yerine getirecek bir hükümet kurulur seçim sonuçlarından sonra. İzinde olduğumuz şeyler, hak hukuk ve insanlık adına olsun. Ben ve ailem bunu diliyoruz. Bu akşam mutlu bitsin ve yeniden güzel günlere erişelim; acılarla ve korkularla geçen 5 ayın ardından, yeniden korkusuz ve hür olarak... Bu sefer son olsun.

Annem, babam, yani ailem ve kendim adına sevgilerimizi sunarım. Hepimiz için önce insan, önce hak ve hukukla adil yaşam diyebilecek ve sözünü tutabilecek bir hükümet diliyorum... Hakkımızda hayırlısı olsun inşallah... :)


29 Ekim 2015 Perşembe

4. Sınıf Görünümlü 3. Sınıf Öğrencisiyim


Geçen hafta annemin kayıtlı olduğum Aöf bürosundan dönem derslerimin kitaplarını alması ile, yeniden bir ders çalışma mevzuusuna başlamış bulunmaktayım dün itibariyle... :) Ve bu senenin ilk döneminde -başlıkta da belirttiğim gibi- 4. sınıf görünümlü 3. sınıf öğrencisiyim. Tıpkı geçen senenin ilk döneminde de 3. sınıf olmama rağmen hiç dönem dersi alamamış olmam gibi...

(Sebebi; alttan kalan son 3 dersim ve alttan kalan diğer dersler sebebiyle alamadığım 3 dersim idi. Geçen sene 6 ders ile toparlamıştım, alttan ders olmadan devam ederim inşallah geri kalan 1,5 senelik Aöf Sosyoloji eğitimime.)

Bu dönem 7 dersim var ve içinde bulunduğumuz hafta ile beraber de 7 haftamız kaldı bu dönemin vizelerine. 7 hafta içinde 7 dersi tamamlarım diyorum yine, yeniden. Dün başladım bile Aile Sosyolojisi dersimle çalışmaya... Dün dedi isem, biten gün için dün... Yazarak çalıştığım için ve yaz boyunca bu kadar uzun eğilip de ders çalışmadığım için; ders çalışmamın ilk saati zorlu idi dün. Ama yine halledeceğime inanıyorum buna rağmen de...



Dün çalışırken yine şunları düşündüm; 1,5 sene sonra bitiyor İkinci Üniversite Sosyoloji bölümüm de, ama yine bitmeyecek 1,5 sene sonunda da eğitim hayatım. Belki artık bir üniversite daha okumayacağım ama devam ettireceğim kendimi yetiştirmeye ve gelişmeye, ömrüm el verdiğince... Şimdiden planlar yapmaya başladım yine; hem hiç ölmeyecekmiş gibi, hem de her an ölebilecekmiş gibi yaşamaya devam işte... 

Ve yaşarken fotoğraflamayı da seviyorum işte, bunu herkes biliyor artık. Evet bu yazıyı bitirmeden önce de itiraf ediyorum; hayat günlüklerimden biri olarak gördüğüm bloğumda paylaşmak için fotoğraf çekeyim derken epey fotoğraf çekmişim yine dün. Sanırsınız bir reklam filmi için tanıtım resmi çekiyorum, o kadar ciddiyetle yine.. 

Ve bu yazı için fotoğraf seçerken de; ders çalışmaya başlamadan önce ilk çektiğim fotoğraf ile, ders çalışmam bittikten sonra çektiğim son fotoğrafı düzenlemeyi ve bu yazıya koymayı tercih ettim... Yani bu demek oluyor ki, bazen ne kadar uğraşırsan uğraş, ilk çektiğin fotoğraf veya ilk seçtiğin şık daha güzel ve doğru oluyor. Bakın derslere nasıl yoğunlaşmışım, hemen yeniden sınavla ilgili bir noktaya değindim... :) Velhasıl efendim, nasıl olursa olsun hayırlısı olsun dilerim; çalışmalarımız için de, sınavlarımız için de... 


Ve gitmeden önce, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 92. yıl dönümünü de kutlamadan gitmeyeyim diyorum. Bayramımız bütünlüğümüzle beraber kutlu olsun, ve el ele oluşumuz bir tek günle değil ömürlerimiz boyunca sürsün... Cumhuriyet Bayramımızı nice senelerce, bize sunulan özgürlüklerin ve imkanların farkındalığıyla kutlayalım. Sevgiyle, farkındalıkla, bayrağımızla, bütünüyle yan yana ve el ele... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...