4 Temmuz 2015 Cumartesi

Filmi Olan Kitaplar #6 - Kocan Kadar Konuş

*Bu hem bir okudum hem de izledim yazısıdır...

Önce kitabını okuyup sonrasında da filmini izlediğim Kocan Kadar Konuş yapıtının yorumuna geldi sıra... Okudum yazısını yazmıştım geçen haftalarda, burada. Şimdi de kitabın filmine dair dikkatimi çeken noktalarına değineceğim... :)


Pelin'imden aldığım kitaplardan biriydi Kocan Kadar Konuş kitabı. Elime aldıkça akıp gitti, sarmalayıp sıkmayan bir anlatımı vardı. Kitabından sonra filminden de sıkılmayacağımı anlamıştım, düşündüğüm gibi de oldu sıkılmadım. Sadece kitaptan eksik kalmış birkaç nokta varmış gibi geldi bana. Film süresi gereği, kitaptan uyarlamalarda ister istemez beklediğimiz bir nokta bu ne de olsa... Ama fazla değildi, başka uyarlama filmlerine karşın. Oyuncularıyla ve sahne seçimleriyle, çok güzel bir filmdi...


Kitabı okumadan önce filmin oyuncularını ve fragmanını biliyordum. Ama kitabın yazarını bilmiyordum. Kitabı ilk elime aldığımda kitabın arkasında yazarının resmini gördüğümde, filmin başrol oyuncusu Ezgi Mola ile benzerliği beni çok şaşırttı. Bu sebeple kitabı yazarının başından geçmiş gibi okudum ben, ister istemez. Ve filmi de Ezgi Mola'nın hayatıymış gibi okudum, enteresan bir şekilde... :)

Filmdeki oyuncular kadar, Ezgi Mola'nın giydiği elbiseler de olaydı. Ezgi Mola'nın elbiseleri, elbise giymeyi sevmeyenleri bile özendirecek derecede çok yakışmıştı. Geçen yazdan bu yana elbise giyemedim, ki elbise giymeyi epey severim. Feci elbise giyesim geldi yine, filmden sonra... 


Filmde en çok dikkatimi çeken nokta; Ezgi Mola'nın oynadığı Efsun karakterinin odası oldu. "Allahım o ne güzel oda, başrol oyuncuları kitaplar" dedim gördükçe. Bir süredir doğru dürüst kitap okumayı beceremeyen ben hayran kalarak kıskandım doğrusu... Haziran ayında sadece 4 kitap okuyabilmişim, oysa yaz ayları benim en kitap okumalık zamanlarımdı ya... :/

Efsun karakteri, çok güzel kitap okuyan bir kişilik. Bende bir ara, şimdikinden daha iyi kitap okuyordum. En azından geçen yaza kadar. En kısa zamanda, bu durumu eski haline getirebilmeyi diliyorum kendim için... 

Ve filmde Efsun'un odasında dikkatimi ve beğenimi kazanan bir cümle vardı odasının kapısının hemen arkasında asılı  bir tabelada. Bu cümle ile son vereyim bari bu yazıma. Şöyle diyordu o kapı ardında; "Kitabı Filmiyle Yargılama" Ne güzel ve doğru söz ama... :)

Kısacası, kitabını ayrı güzel, filmini de ayrı güzel bulduğum bir yapıt oldu Kocan Kadar Konuş... Kitabın yazarına ve sonra da film ekibine emeklerine sağlık denecek kadar güzeldi. Tavsiye ederim... :) 

2 Temmuz 2015 Perşembe

Tiltte İlerlemece - Dik, Daha Da Dimdik - 29.06.2015

*Uzay Terapi'ye de Fizik Tedavi kadar yoğunlaştığımızdan beri, eşit ölçüde hareketlerim ilerlemeye devam ediyor. Geçen hafta ve bu hafta Tilt yatağında epey dikilebilmeye başladığımı gördük mesela, çok şükür... :) 


İlk defa Tilt yatağına yattığımda; dik durmaya ve dizleri gerdirmeyi çalışırken, epey zorlanmıştım ve direncim çok azdı. Belim açısından da, ayaklarım açısından da epey zordu o zamanlar benim için Tilt. İlk deneyimimden bahsettiğim yazım burada... 

Şimdiye gelince; Tiltte ilerlemiş bulunmaktayım çok şükür. Hala beni en çok zorlayan belimin çukurluğu durumu oluyor tabii, ayakta durmaya alışmaya çalışırken belimden ötürü nefes problemi yaşıyorum. Eskisi gibi değil tabii ki; ayaklarımın dayanıklılaşmaya başladığı zamanlardayım ve belim de dayanmaya başladı artık bu duruma... Çok şükür iyi haberlerle karşınızdayım yine. :) 

Bu Pazartesi'den kalma Tiltteki hallerimden gördüğünüz üzere; Tiltte ayakta durmaya epey alışmış bulunmaktayım son zamanlarda. O kadar ki, alıştıkça kendim yükseltiyorum kaldırma derecesini kumandasıyla... Bu zamana kadar tiltte bu kadar dik şekilde ayakta duramamıştım, şimdi yarım saatten biraz daha fazla durabiliyorum. Ayaklarımı kendim dikleştirmeye uğraşıyorum, yorulsa da tahammül seviyem de daha fazla artık. İyiye gidiyoruz Ali abi ile çok şükür...

Ve tamamen hazır değilsem de, daha hazır hissediyorum kendimi ayağa kalkmaya. Dizlerimin açıklığı yeterli boyutta değilmiş hala. Ama zaten bu durum hep böyleydi, yeni değil. Yeniden ayağa kalkabileceğime inancım tam hala. Başlıkta da dediğim gibi; Dik, daha da dimdik olacağım inşallah... :)



Kendimi ayakta ve dimdik görüyor olmak çok güzel, resme baktıkça hislerim daha da yoğunlaşıyor. :) Ayakta olmak ve yürümeyi düşlemek hala aynı gerçeklikte benim için aslında. Yani ilk atak geçirdiğim zamanlarda, parmak kabiliyetimi dahi kaybettiğim zamanlar haricinde, bir daha ayağa kalkamayacağıma dair kötü bir düşüncem olmamıştı. Tamara abla o zamanlar sık sık; "Kendini yeni yürüyecek bebek gibi düşün, yardımcı olacaktır." Demişti. O zamandan bu zamana bunun da yardımcı olduğu doğru. Yani bu ara yapabildiklerimizi daha da net görüyorum... 

Şimdi ilerleme sırası örümcekte imiş. Bir kez yaptıktan sonra, bir daha örümcek'e bağlayamadık beni. Malum epey sıktı belimi ve karın kaslarımı. Ali abi bu Pazartesi "Ne zaman örümcek'e alıyoruz seni." dediğinde, "Haftaya inşallah." dedim ama, herşey hayırlısıyla tabi... :)


Tek başıma da egzersizler yapmaya, devamlı çalışmaya devam ediyorum bu arada. Nefes problemimin zorlamasını geçirecek eski bir yöntemimizle diyaframımı kuvvetlendirmeye başlıyorum yeniden. Sındırgı'da okurken, bir fizyoterapistim önermişti bunu. Birçok defa bırakıp ara ara geri döndüğüm bir egzersiz, diyaframıma ağırlık koyarak güçlendirmek. Süresi 15 dakikadan başlıyor, hafif gelmeye başladığını hissettikçe, önce süre sonra da ağırlık artırıyoruz. Her defasında faydasını gördüğüm bir egzersiz, yeniden iyi gelecek inşallah...

Hareketlerle ve sağlığıma dair yenilenen planlarım ile günlerim geçmeye devam ediyor. Şükür ki yapabiliyorum bir şeyler. Yavaş olsun tam olsun, hep söylerim. Ve bunun için az uğraşmıyoruz doğrusu. Sevgiler... :)

30 Haziran 2015 Salı

1 Yıl Sonra Aynı Poz (2014 Haziran ve 2015 Haziranı)

*Bloğumun ismini Yıllar Geçerken yapmamın sebebi, zamanın değerini bilmeye çalıştığımdan ve çoğu zaman çok çabuk geçiyor zaman diye söylenip durmamdan ötürüydü. Yıllar Geçerken hayatıma hakim olmayı sürdürmeye çalışıyorum, değerini bilmeye çalışıyorum her günümün. Blog ismimden ve geçmiş ile şimdiyi bağdaştırabiliyor olmaktan da mutluyum... :)


Yıllar geçmeden duramıyor malum; geçmiş zaman ve şimdiki zaman kavramı bir araya gelince de, içine geleceği de almış gibi hoş hissettiriyor insanı. Bu karşılaştırma, 4 gün gecikmiş bir karşılaştırma esasında. Geçmiş sene Haziran'ından şimdiki zamana 1 yıl 4 gün geçmiş tam. Aynı pozu vermeye çalıştım bugün, başarılı olabilmiş miyim sizce? Bence oldu ama... 


Bugünün öğlen eğlencesi sağdaki fotoğraf oldu, ikinci denememde ortaya çıkan fotoğraf bu... Birincisinde tam alamadım suratımı ama ikincide oldu. Aynısı gibi yapabilmem kolay değil, uğraşmak istemedim de fazla. Sadece ifadeyi biraz aynı yapabilmeye çalıştım, bir de pozu tabii ki. "Yıllar Geçerken" kavramı ile bir çalışma olsun istedim yine, bloğumun ismini yaşatmaya analiz yaparak devam yani... Aslında resimlere bakarak, 1 senede geçen birçok şeyi de düşünmedim değil tabii. Neyse...

Haziran 2014'ten Haziran 2015'e 1 Yıl 4 gün Geçtiğini gösteren resimlere baktığımda, benim hissettiğim şu ki;
1. Saçlarımı kestirmiştim kışın ama yine uzadı. Çok farkedilmiyor belki. Ama kısa saç yine çok yakışıyormuş gibi gözüktü gözüme.
2. Sanki yüzüm de süzülmüş değil mi biraz? :D

Tamam ikinci maddede abartmış olabilirim durumu. Ama bence çok hoş oldu bu iki resim. Böyle fotoğraflar oldum olası hoşuma gidiyor. Ama değişen bir şey yok gibi benim iki görüntüm arasında Allahım bozmasın, genel olarak, şükür ki daha iyiyim geçen seneye göre...

Yıllar Geçiyor demeden geçemedim yine işte. Sevgiler... :)

Öğrenmenin Yaşı Yok, Ama Hepsi Zamanında Olmalı...

*Öğrenmenin yaşı olmaz diye düşünenlerdenim, ama tabii ki yaşa göre de hesaplayarak gitmenin de gerektiği düşüncesindeyim. Gereğinden fazla yüklerseniz bilgiyi de eşyayı da, taşıyamadığı şey insanı sersem eder değil mi? Yavaş yavaş öğreniyoruz bizde Kağanımla, bu anılar da saklanmalı dedim yine... :)



Dün sabah Kağanım ile boyama aktivitesi yaparken, (ki buna ara vermiştik, yırtma huyuna yoğunlaştığı için bir süredir), rakamlarla oynadık önce biraz. Eline kalem ve kağıt geçtikçe, çizmeyi ve çizdirmeyi seven bir çocuk oldu maşallah; resimler çizdirmeyi ya da isimler yazdırmayı... Dün de rakamlar falan çizerken, isminin baş harfini yazayım dedim yeniden; içimden geldi işte birden. Hiç yazmadığımız bir isim değil aslında. Ama dün kendi baş harfi ile başlayan ufak çaplı harf öğrenme aktivitemiz; kendisinin isteğiyle ve kafasına estiği sırayla anneannesi, annesi, babası, teyzesi ve dedesinin, yani bizim isimlerimizin baş harflerini de yazmamı söylemesiyle devam etti. Sonunda da üstteki resim ortaya çıktı... :)

Harfleri seviyor da zaten ama bu sefer öğrenmeye daha istekliydi harflere karşı. Bir tek harfle başladı, ama az kaldı ileri gidecektim. Kısa kestim sonra. Biliyorum ki bu yaşlarda çok çok erken. "Okul öncesinde okuma ve yazmayı öğrenen çocuklar, okuldan çok çabuk sıkılıyorlarmış" diye duymuştum. Çok da mantıklı aslında, okulla beraber öğrenilmeye başlanılması daha uygun olmalı.. Her şeyin, zamanı gibi yaşı da olmalı. Bizim Kağanımız, bir tek A'yı iyi biliyor şimdilik. :)

Ama ben beynin en atmaca zamanları diye düşünüyorum bu zamanlar için. Üstelik bunu çok iyi de görüyorum. Öğrenmenin yaşı olmaz, görsel hafızası da işitsel hafızası da çok güçlü maşallah çocukların bu yaşlarda. Bunu da Kağanımla öğrenmiş bulundum. Hele ki konuştu konuşalı, her gün ağzından çıkanlarla iyice hayrete düşer olduk. Kağanım doğduğundan beri, onunla beraber bende öğrenmemi sürdürmeye devam ediyorum çok şükür...

Diyeceğim o ki; Nasıl büyüyecek derken, küçük hallerini görüp; çok şükür Allahın izniyle büyüdüğünü görmek çok güzel ve garipmiş, diyorum hala her defasında. Kalemler ve kağıtlara ilgisi olması da çok hoşuma gidiyor doğrusu, ama kağıt yırtıp uçak yapmak aklına esene kadar tabii ki... İstiyorum ki; yazmayı da okumayı da sevsin. Ve biliyorum; İçinde varsa o sevgi, ileride elbet olacaktır hayırlısıyla. Bir de; öyle çabuk büyüyor ki, bunun da zamanı çok çabuk gelip geçecekmiş gibi... Anılar çarçabuk bitmesin, ya da hiç unutmayayım istiyorum. İşte bu sebeple, bu da burada dursun istedim. 

Sevgiler.. :)

28 Haziran 2015 Pazar

Pazar Yazısı #18 - Karagözlüm Kerim Tekin'e



Bugün Karagözlümün ölüm yıldönümüymüş. Ezberimde yoktu ama, her sene duyduğumda da mutlaka kendi tarzımla anar, normalinden fazla müziğini dinler hüzünlenirdim...

Bu sene bambaşka. Yazıya dökmek isterim ki, Kerim Tekin benim ilk aşık olduğum şarkıcıydı. Öldüğünde nasıl üzüldüğümü çok net hatırlıyorum. O üzüntüler geride kalmış bile olsa, aynı hüznü hissettim yine bugün. 6 yaşındaydım ama net hatırlıyorum çok üzüldüğümü. Babamla konuşurken, bugün Kerim Tekin'in ölüm yıldönümüymüş, nasıl üzülmüştüm küçükken öldüğünde." dediğimde annem; "Ne üzülmesi hasta bile olmuştun." dedi. Hatırlamıyorum ama doğrudur.

Kerim Tekin, benim küçüklüğümün efsanelerinden biriydi. Varlığı kısa sürdü belki, yeterince kalamadı bu dünyada. Ama şimdi onun öldüğü yaşta olmak bu sene, bugün garip hissettirdi yine beni. Gözlerim aynı şekilde dolduysa da, ağlamadım. Çok net hatırlıyorum, nasıl da ağlamıştım 1998 senesinde öldüğünün haberini aldığımda... Belki de ilk ölüm kaybımdı, tam hatırlamıyorum. Babaannem ölmüştü ondan 1-2 sene öncesinde ama, çok küçüktüm ben o zaman. Ama Kerim Tekin'in ölümüne hissettiğim duygular kadar yoğun değildi... Babaannemin ölümünü Kerim Tekin'den sonra anladım gibi benim için...

Kerim Tekin, Kerim ismini bana sevdiren ve karagözlüm diye adlandırdığım şarkıcı; mekanı cennet olsun... Karagözlüm; Kar Beyaz Mıydı acaba ölüm? Oralarda da şarkı söylüyor musun? Küçüklüğümde seninle büyüdü gönlüm benim. Bir şarkıcıya anlam yüklenebilirse eğer, ben en çok sana anlam yükledim belki de... Pazar Yazıma konuk olabiliyor olman, o güzel sesini hala dinleyebiliyor olmak kadar teknolojinin en güzel harikalarından biri...

Haykırsam Dünyaya diye uğraşıyorum bende 23 yaşımda şimdi, bu sene yaşlarıma anlam katmaya devam ediyorum yine. 6. yaşımda aşık oldum sana ve senden sonra bir yaşıtıma, 23'üme kadar da her sene için güzel şeyler yapmaya çalıştım. Yapabildim mi tam bilmiyorum, ben yapabildiğimi düşünüyorum. Ama anlamlı yaşadım hayatı, onu biliyorum... Her insan kendi hayatından bir parçalar Haykırmalı Dünyaya. Benim de hayallerimi haykırmam gerek ve hala uğraşmaya devam ediyorum Karagözlüm. Bu sene ne haykıracağımı bilmiyorum ama... Ruhun şad olsun. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...