11 Aralık 2014 Perşembe

İzledim - Aşka Son Şans

*Bu bir İzledim yazısıdır...


Bu film Aşka Son Şans vermeleri gereken bir kadın ve bir erkeğin hayatlarını anlatıyor. Birbirlerini bulana kadar, monoton ve boş bir hayat yaşayan Harvey Shine (Dustin Hoffman) ve Kate Walker (Emma Thompson)'ın hayatlarını anlatıyor... Harvey Shine reklam müzikleri besteleyen bir besteci, Kate Walker da havaalanında anketör... Tanışmaları kızının düğününe giden Harvey'nin uçaktan inmesiyle başlıyor denilebilir... :)

Geleceğe umutla bakmayı unutmuş, hayatı monotonluğu harici yaşamayan iki insanlar, ta ki birbirlerini tanımadan önce. Tanıdıktan sonra ise, Harvey kızına hakettiği ilgiyi yeniden göstermeye çalışan bir baba, Kate ise aşka yeniden umutla bakan bir bayan oluyor...

Last Chance Harvey filmin orjinal ismi aslında, yani Son Şans Harvey. Ama Türkçeye Aşka Son Şans olarak çevrilmiş. Türkçe'ye çevirimi biraz yorumlanmış gibi yani...

Bu film ile ilgili diyeceklerim bu kadar. Film bittikten sonra yorumum şu oldu kendi kendime, güzel miydi değil miydi karar veremiyorum. Hala böyle aslında. Karar veremiyorum. Birçok açıdan eksikti benim için film. Son Şansları iyi değerlendirmeli, gibi bir önerisi var filmin. Biraz da son şansa kalmadan, insan kendi şansını kendi yaratmalı sonucuna vardırdı beni doğrusu... 

Sakin bir film diyebileceğim tarzda. Sakinlik istediğiniz an izleyebileceğiniz bir film. Ben vizelerden önceki günn izlemiştim bu filmi. İzlemek İstediğim Filmler Listem'de idi. Listem ise, burada... Bitirmeye çabalıyorum, 2014 bitmeden. Bakalım bitirebilecek miyim? :)

9 Aralık 2014 Salı

Yılbaşı Süslemeleri Ve Yılbaşına Doğru

Yılbaşı yaklaşıyorken, yılbaşı adına süsleme hazırlıkları da başladı avmlerin ve birçok evin. Sizleri bilmem ama, ben bu tarz süslemeleri seviyorum. Hayatta boyle güzelliklere de ihtiyacımız var bence. :))


Bu geyikler, Bursa Nilüfer'de bulunan Carrefour'un girişinde yılbaşı hazırlığı için yerlerini almışlar. Çok hoşuma gitti doğrusu. Yeni bir yılı kutlamak, başka anlama çekilmemeli artık ülkemizde. Yıl olmuş 2014, hala Hristiyan adeti diye savunmaya kalkan var. Hoşuma gitmeyen bir durum bu. Olsa dahi, o kadar basit değil herşey. :)


Geride bıraktığımız haftasonu malum vize günlerimdi, sınav araları ve sonrasında fırsat buldukça avm gezmelerimizi yaptık yine bizde. Havalar soğukken gezebildigim tek yer avm'ler çünkü. Yılbaşı öncesinde görmeyi ve paylaşmayı sevdiğim yilbasi süslemelerini paylaşmak istedim sizlerle, az olsa bile...


Mesela bu resim de Carrefour'un market bolumunden; sebze reyonuna yılbaşı temalı kapı yapmışlar kutulardan. Yani illa büyük masrafa gerek kalmadan da oluyor, maksat sevdiklerimizi yılbaşı adı altında sevindirebilmek için. Beklenen yeni yıla doğru, ailenizle veya aileniz için birseyler yapabilmek ve anilariniza anılar katmak için... :)

Hayat bugün, yakın gelecek ise yarın diye düşünmek gerek; Sevdiklerimizle mutlu olabilmek için, her fırsatı yakalamak gerek...


Yılbaşı böyle birşey bence; illa hediye almak gerekmez, sevdiklerimize görsellik dolu bir güzellik sunarak da mutlu edebiliriz birbirimizi. Bu daha da mutlu eder aslında. Kimimiz küçük bir yazı yazar,  kimimız küçük bir şey örer,  kimimiz güzel yemekler hazırlar, kimimiz de küçük bir masa kurar PTT (Pijama Terlik Televizyon) yapabilmek için sevdiklerine. :)

Veya tek bir söz yeter bazen de işte. Kutlamalar olmadan da mumkun elbet...


Ama dedigim gibi, hepsinde umutlarımız var iste; yeni bir yıla başlamanın güzel umutları, bir yılı daha bitirdik acısıyla tatlısıyla anımsaması, en kötü günümüz boyle olsun umudu...

Yeni yılı beklerken böyle hoş tatlar içinde bulunuruz işte bence.  Birşeyleri kutlamak ve yeni yılı beklemek de bu sebeplerden ötürü güzel benim için. Ve evet her kapı sevdiklerimle beraber olmaya çıkıyor elbet. :)

Sevdiklerimizle dolu güzel günlerimiz olsun, küçük süprizlerden büyük mutluluklara sahip olalım inşallah hepimiz. Sevgiler... :)

8 Aralık 2014 Pazartesi

Vizeler Güncesi - 2014 Aralık


Vizeler dün bitti ve rahata erdim yeniden nihayet.  Üstteki resim dün son sınav oturumumdan çıktıktan sonra çektiğim bir gökyüzü raporu. Alışkanlık oldu biraz, sınav sonraları da gökyüzünün halini yakalamak.  Ki normalde de gökyüzü fotograflamalari, sevdiğim nice güzelliklerden biridir... :)

Sınav güncesi yazmak geldi bu sefer içimden,  ne yaptık nasıl geçti sınavların olduğu bir haftasonu daha diye...

İlk gün; saat 14.00'de ilk vize oturumumda iki dersimin sınavına girdim, şükür ki güzel geçti.  Ilk gün iki ders ile sınırlı idi günümüz, sonrası ise bizden çok öncesinde sınavından çıkan ablama alışveriş merkezinde buluşmamız ile devam etti. Çok gezmemiş de olsak hava almak bile iyi geldi... :)


1,5 saat sonrasında AVM'den çıktıktan sonra, ablamlarin eve doğru devam ettik. Kuaförümüz ablamlarin oturduğu semtte artık. 6 ay önce tesadüf eseri yol üstünde tek düz ayak olarak kuaförümüzü bulup "buraya kestirelim saçımızı" demişti annem. İyiki bulmuşuz, dedik sonrasinda da. Bu sefer de aynı kuaföre gittik Cumartesi akşamı. Bu sefer ablam da dahil oldu bize. Üçümüz de memnun ayrıldık kuaförden ve kuaförümüz oldu böylece artık Fatoş abla. Hoş sohbeti ile işini severek yapan bir bayan kendisi. Bazen güzel insanlarla da yollarımız karşılaşıyor, güzel sohbetlerle ve güzel dostluklarla güzelleştiriyor günümüz şükür,  ))

Üstteki resim de vizelerin ilk gununun aksamı anne ve kızları adlı bir fotoğraf çalışması oldu böylece,  6 Aralık hatırası. Maşallah bize, anne ve kızları olarak... :)


Bu da kuaförde iken, kısa saçına kavuşmuş ben. 3 oluyor böyle kısa saç kestiriyorum, iyiden iyiye alıştım kısa saç kullanmaya. Bu sefer daha da cesaretliydim, güzel olacağına ve bana artık en çok yakışanın kısa saç olduğuna emindim. Ve eminim artık,  uzun saç kullanmak benim için biraz tarih olmuş durumda. :) 

Bu kadar saç mevzuusuna takılma durumum, eskiden uzun saça bayılıyor olmamdı. Burada yazmıştım 6 ay öncesi bu konu hakkında da. Hayatta büyük konuşmamak gerek işte.  Insan söylediğini böyle tersine çevirebilirsiniz sonra. Aklıma gelmezdi kısa saça böylesine alışacağım. :)


İkinci güne gelirsek vize mevzuusunda; Sabah 9:30'da ablamin ayrı yerde benim ayrı yerde olmak üzere sınavlarımız vardı. Erkenden çıkıp öncelikle ablamin sınav yerini bulduk onu bıraktık annem babam ve Kaganim, sonra benim sınav yerime yetiştik. Sabah 1 dersim vardı,  öğlen 2de ise 3 dersim vardı. Sabahki alttan dersi,  öğlenkiler dönem dersim. Ablamin benimki gibi durumu yoktu tabi, o daha 1.sinif.  Durum böyle olunca sınav yeri, AVM ve sınav yeri şeklinde yer değiştirdik biz annemlerle. Avmde ders çalışmak durumunda da kaldım tabi böylece. :)

Sonuç olarak, Pazar günkü öğlen oturumumda iki dersim harici güzel geçti vizelerim diyebilirim. Sınavlara hazırlık sırasında grip de olmam beni epey yormuş, vizeler bitince daha iyi anladım. Dün yattım dinledim de biraz kendime geldim. Yoksa bir vizelere hazırlık bitiremez beni değil mi, yılların öğrencisiyim sonuçta. :)

Böyle geçti vizeler işte; şükür bunu da atlattık, darısı finallere insallah. Yeni haftaya da girdik bile girdik yine, mutlu günlerimiz olsun inşallah. Sevgilerimle...


Not: Bugünden itibaren 1-2 hafta kadar ablamlardayiz yine. Ablamlarin tabletten yazabildiğim kadar burada olacağım ama tablet klavyesine alışmam biraz zaman alacak sanırım. Tablet klavyesi daha zor arkadaş, klavyeyle yazabilmek için iki avucuma tableti sığdırmaya yeni alıştım. Kolay gelsin bana ve benim gibilere. :)

5 Aralık 2014 Cuma

Vizelere Doğru, Son...

Başlık nereden çıktı derseniz, Üniversitede okurken (Örgün Öğretim'de yani), vizeler bitince başlayan ilk derste arkadaşlarımın birçoğunun başlığı şuydu defterlerinde "Finallere Doğru" :) Benim başlıkta o hesap işte. Vizelere doğru hazırlıklar bitti, son tekrarlar artık. Hakkımızda hayırlısı...

Yarın ve sonraki gün vize oturumlarıma girip çıkacağım ve bitecek altı üstü. Ama benim aklım ara sıra rayından sapıyor birkaç gündür ve pozitif yön şükür ki yeniden devreye giriyor; "Deli misin canım benim, niye takıldın bu kadar basit şeye. Hazırlandın da o kadar. Sanki ilk defa vizelere giriyorsun?" Konuşuyor da konuşuyor, güzel de konuşuyor kereta.. :D



İlk defa girmiyorum vizelere evet, üstelik Aöf'ye başlayana kadar derslerim çok iyiydi. Aöf'de ise istisnalarım çıktı ilk dönemlerde. Sıkıntım şu aslında; Aöf İkinci Üniversite'ye başladığım seneden beri güz dönemlerinde ilk vizelerde kafam karıştı, ikinci vizelerde de başım gözüm ağrıdı. Şanssızlık diyorum, çünkü öyle. Ne olursa ilk dönem vizelerinde oldu 2 senede. Ve umarım bu dönem olmaz diye de duamı yineleyip duruyorum birkaç gündür...

Hani aklımızın susmadığı zamanlar olur ya bazen, öyle durumlardayım. Aslında ben pozitif de düşünen biriyim. Bu konuda "Amma polyannaymışsın sende" lafını çok duyarım hala. Ama diyorum ya, pozitif yanıma sinir bozucu bir yan eklendi bu vizeler döneminde. Kendisi şöyle diyor; "Kızımm yapacağım sanıyorsun ama biz senin sistemini bozarsak görürsün sen yine" diyor durmadan. Ne gıcık konuşma stili ama değil mi? :/

Altını çizmek istiyorum KIZIM kelimesini hiç sevememişimdir. Annem, Babam ve Öğretmenim harici arkadaşlarım kategorisinde bulunan kişileri söylememesi için uyarmışımdır hep. 


Yani diyeceğim o ki;

Vizelere hazırım ama azıcık da detaylı düşünüyorum. Ama direneceğim ne olursa olsun devreleri yanmış tarafıma. Hem olmadan olursa demek, biraz sinir bozukluğuna sebep olabilir değil mi? En iyisi yine iyi düşünmeye devam etmek... :)


Hepimize güzel enerjiler yollamaya çalışıyorum ben; Sınavlarımız iyi geçecek, inanmaya devam. Sizler de iyi enerjilerinizi yollamayı unutmayın. Bir de aman ha sınavlarda dikkatli okuyup soruları dikkatli cevaplayalım e mi? :)

Sevgilerimle...

3 Aralık 2014 Çarşamba

Önce Kim Uyuyacak?

Her gün ayrı bir oyun havamız oluyor bazen yeğenimle. Uykumuz bile oyunla oluyor bazen, o derece. Bugün de yeni bir oyun çıkarttım kuzumla bana, uyku saati yaklaşıp da uyumayınca; Önce Kim Uyuyacak? :)


Bugün Kağanımın uyku saati geldi ama uyumak bilmedi bir türlü yine kuzum. Öyle ki, grip halimle benim uykum geldi ve başım gözüm ağrıdı resmen... :) Çözümü kendim yatmakta buldum. Kağanıma da "sakın yatma yanıma, ben uyuyacağım." dedim. Ne yaptı dersiniz, geldi gitti yattı üstüme. Baktım hemen gönlü geçiyor, oyuna devam ettim. Bu sefer de "Önce ben uyuyacağım" oyununu başlattım. Canım benim "Kağan Kağan" diye diye yanıma ve üstüme yatıp durdu. "Ben yatacağım" deyip durdu kendi dilince yani... :)

Sonuca gelirsek; 

Bugün ben uyutamadım Kağan'ımı. İnat etti uyumayarak. Ama böyle bir resmimiz de ortaya çıktı tabii. Annem daha sonrasında uyuttu... Çoğunlukla inat hallerdeyiz bir süredir. Bizde inadına inatla değil de, oyunla karşılık veriyoruz çözüm olarak. Şöyle ki; "Gelme yanıma Kağan, Annanne ya da teyze yesin o zaman, ben oynuyorum istiyorsan sen de gelirsin." İşe yarıyor mu derseniz, gerçekten işe yarıyor. Eğlenceli şekilde ona faydalı olan şeyleri yapıyor kuzum maşallah...

Bir yerde okumuştum; "İnat gidiyorsa çocuğunuz size karşı, siz de yapıcı şekilde oyunla gidin üzerine. İstemediği bir şeyi yaptırmak için yapacaksın demektense, "Peki yapma" deyin. Sorununuz hallolacaktır." diyordu. Gerçekten de öyle. Bu yaşlar, kendini her alanda ispatlamak istediği yaşlar. İnadını veya kötü huylarını, karakterine yansıtacağı yaşlar...

Bizde bu sıra işe yaradığını söylemeliyim, bu tür oyunla yaklaşımın.. Ama sürekli de buna başvurarak gerçekleştirmemek gerekiyor herşeyini bence, daha sonra alışkanlık da yapabilir. O dengeyi tutturmak lazım. Mesela bugün işe yaramadı, kuzucuk uyumamaya direndi çünkü iyiden iyiye... :) 


Maşallah kuzuma şükür büyüyor kuzumuz böyle, oyunlarla ve dayanamadığımız halleriyle. Allahım sağlık sıhhat versin tüm kuzulara. Sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...