13 Mart 2014 Perşembe

Biraz Sitem


2 gündür konuşmak, okumak, görmek, duymak canımı fazlasıyla acıttı. Kişilikle ve kişinin sahip olduğu dünya görüşleri ile, ölümü hak görmeye çalışanları gördükçe canım acıyor. Bu biraz sitem yazısı gibi olacak, ama beni en çok yazmak rahatlatıyor. Ve buraya not ettiğim herşey benim hayatımın notları. Bunları açıp okudukça, ne çok anı toplamışım aslında diyorum acısıyla tatlısıyla...

Bazen ölenin sadece bir çocuk, bir ananın evladı, bir baba, bir anne veyahut bu ülkenin veya değil sadece bir insan olduğunu unutuyor bazıları, görmek istemiyor. Ben böyle görmedim ailemden, bir insanın ölümüne sebep bulamam. Kişiliğine göre hak göremem. Kimse ölümü haketmez bana göre çünkü... Ölüm bir haktır, ama bu Allahın takdiridir. Dünya üzerindeki görüşleri ve yaşama şekilleri, ölümü hakettiğini doğrulamaz...

Ve ben bu konu hakkında son kez yazıyorum bugün. Çok üzüldüm, yıpranmak üzereyim yine. Kendime hakim olmaya çalışacağım yeniden. Çok çabuk etkileniyorum her şeyden çünkü... İnsanlığa zarar geldiğinde, insan olan yerlerim acıyor. Susamıyorum bazen. Ama çok da üzülmemem gerektiğini biliyorum artık...

Diyeceklerim şunlar ki; 

- Diliyorum; kimse benimle fikirlerim, insanlığım, değer yargılarım ve dünya görüşüm için tartışmasın. Ben beni kıranı dahi, kolay kolay silemezken; bir başkası gelip başkalarının acılarının üzerine demagoji yapınca, ben yıpranıyorum. Bu hayatta en çok bilmedikleri acılar üzerine konuşanlara öfkelendim ben. Çünkü bir acıyı çekmeden onun kadar anlayamazsınız, içinde olmadan tamamen anlayamazsınız. 

- Ve ben 2 günde gördüklerim ve duyduklarım kadarıyla insanlığını yerine getiren kişiler sayesinde, insanoğluna inancımı yitirmemek için çaba göstermeye devam ediyorum... Birilerini eleştirmeden önce, 2 kez düşünün lütfen.

- Bir yerlerde arkamdan konuşan varsa eğer, veyahut beni gerek sağlık durumum, gerek fikirlerim, gerek yaşama çabam hakkında da eleştiren; Ben böyle mutluyum.

- Yolda beni garip şekilde görüyorsanız, yürürken, yürüyemezken, ailemle gezinirken (engelimden ötürü, garipsiyorsanız), üzgünüm ben böyleyim. Ben 2 günde olan olaylara üzülüyorsam, ben böyleyim.

- Kişileri sizin gibi yargılayamıyorsam, ben böyleyim... Ve ben böyle olduğum için, o kadar mutluyum ki...


Hiçbir şekilde, bana garip gelen durumları kırıcı nitelikte eleştirmek istemiyorum yine de. Ama özür dilerim, ben sizin insanları dış görünüşlerine, değer yargılarına, inandığı dine, konuştuğu dile ve size yanlış geldiğini düşündüğünüz herşeye göre yargılamanıza karşı duruyorum. Sitemim bu sebeptendir...



Allahım cümlemize bu dünyayı ve bu dünyanın asıl gerçeklerini görmek için gönül gözü nasip etsin diyorum. Ben bir başkasının görüşü benimle aynı değil diye beddua etmem, dilerim sizde bırakırsınız kötü düşünceleri... 

Benim gibi düşünen veya düşünmeyen herkese selam olsun. Her insan hata yapar ama düşüncelerinizi dile getirirken birilerini kırmamaya özen gösterin lütfen. Sevgilerimle...

11 Mart 2014 Salı

Öldü, Bir Melekti...




Bu şarkıyı dinlerken hep aklıma, sebepsiz ölen çocuklar geliyor. Bir savaşın ortasında, en çok ezilenler... Ve Berkin Elvan'da bunlardan biriydi. Bugün aklımda bir şarkı var sadece, o da Bir Melek Ölürken'di...

Ekmek almaya giderken, başına saplanan gaz fişeği ile uyanamadığı uykuya daldı Berkin Elvan. Ve şimdi o, hep 14 yaşında...

Sabah Gülben Show eğlenceyi durdurdu. Cesaretlerinden ve aldıkları bu karardan dolayı helal olsun diyorum. Konuğu Simge Fıstıkoğlu'ydu. Simge Fıstıkoğlu şöyle dedi yayında; "Uyumadan önce 45 kiloydu, 269 gün içinde 30 kilo verdi Berkin. Annesinin gözleri önünde günden güne eridi. Ve biz şimdi o 16 kilonun altında ezildik..." Ağzına, yüreğine sağlık Simge Fıstıkoğlu...

"Berkin'in orada ne işi vardı, o da oradan geçmeseydi, o da eyleme katılmış." gibisinden sözler edenlere bir sözüm var; O sizin de çocuğunuz olabilirdi, o siz de olabilirdiniz. Bu ülkede yaşayan her kişinin, eylem yapma, istediğini bildirme, ekmek almak için sokağa çıkma, istediği yerden geçme gibi hakları var. Aklınızı ve vicdanınızı kullanmayı öneriyorum.

O sadece, bir çocuktu. Şimdi çocukluğunu da, masumluğunu da aldı gitti. Cennete bir melek daha gitti, ve dünya biraz daha kirlendi... Allah Rahmet Eylesin Berkin Elvan'a. Ve ailesine de bol sabır diliyorum... Ateş düştüğü yeri yakar elbet, biz ne kadar üzülsek de ailesi gibi yanamaz içimiz, biliyorum...

Ve son olarak, Cem Adrian'ın da dediği gibi; "Veda etmeden gidilmez çocuk, bu vedadan sayılmaz çocuk. Bir Melek Ölürken, böyle sessiz durulmaz ÇOCUK..." Bir kez daha tüylerimi diken diken edecek bir şarkı benim için bu şarkı...

#BerkinElvanÖlümsüzdür

* Not; Aslında siyaset içerikli yazılar yazmıyorum fazla, ama biliyorsunuz bu gibi durumlarda susamam bir noktada. Buradan yazmasam da Twitter sayfasında aktif olmaya çalışıyorum. Çünkü susunca, kendimi kötü hissediyorum. Bu ülkede yaşıyorum ve kendimde söz hakkı buluyorum. 

Ama siyaset içerikli bir olay değil bu. Ülkemizin bir gerçeği. Ve bu durumlarda kendimi üzmemem, kendimi yıpratmamam istense de benden, ailem ve sevdiklerim tarafından, susamıyorum böyle şeylerde. Bu ülkede yaşayan biri olarak, vicdanım el vermiyor, kalbim acıyor. Ve siyaset aracı ve vakti değil bu, bu durumlar da birlik olma vaktidir. Daha çok can yanmasın. Berkin Elvan'lar ölmesin, yaşasın diye...!

Sevgilerimle...

10 Mart 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam - #40


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,
Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım burada... :)

Bakalım geçtiğimiz hafta nasıl geçmiş? :)

Bu haftanın ilk yazısını az kaldı Salı gününe geciktiriyordum, ama plan program yapmam gerekiyordu. Affola bu saate kaldı... :)


Geçtiğimiz haftaya böyle enerjik başladım. Whatsapp üzerinden beni motive eden Mero'm sağolsun, bana inandığını ve istediklerimi başarabileceğimi belirtti tekrar. :) Bu küçük görünen kocaman bir şey aslında. Birilerinin sizlere inandığını görmek, hem de bu inanan kişilerin aileniz ve sevdiğiniz ve inandığınız dostlarınız olduğunu bilmek çok çok büyük birşey... :) İyiki varsın Mero'm, bak yine hatırladıkça enerji doldum... :)


İstanbul'u seviyorsunuzdur muhtemelen. Evet bende seviyorum tabii. Ama birçoğu gibi, eriyip bittiğim bir şehir olmadı hiç İstanbul. Ben Bursa'ya ve Ankara'ya özlem duydum uzak kaldığım zamanlarda... İstanbul ile pek bir anımız olmadı bu zamana kadar da doğrusu. Büyüklüğü ve kalabalığı beni korkutur nedense. :) Böyle uzaktan seyretmek çok çok güzel geliyor bana...

Üstteki fotoğraf, Ceyhun Yılmaz'ın haftaiçi Alem fm yayınına girmeden öncesi, Pacya yayını başladığı sırada çekildi. :) Pacya nedir? Radyo'nun görüntülüsü ve Ceyhun Yılmaz'cası... :) Pacya, Ceyhun Yılmaz'ın yayın sırası reklamlarında şiirler okuduğu ve sohbetler ettiği bir bölüm... Onur Yar askere gittiğinden beri daha çok dinleyebilir oldum Ceyhun Yılmaz'ı. Artık radyo yayın saatleri çakışmıyor, sanırım şimdilik... :)


Mart ayları benim için 4 senedir buruk geçiyor. Bundan sonra da Mart ayları hep bir parça buruk geçecek biliyorum. Bunun sebebi, çok sevdiğim bir dostumu kaybetmem. Duygu'm... İnsan dostunu ve çocukluk arkadaşını yitirince, küçük yanlarının da bir kısmını gömmek zorunda kalıyor. Ve sanırım, toprak bizden sevdiklerimizi aldığı için bu kadar güzel kokuyormuş... Öyle diyorlar ve haklılar da sanırım. Unutmayacağım birçok anı yaşadım, üzgünüm anmadan geçemiyorum işte. Ruhun şad olsun, toprağın bol olsun meleğim... 


"Sonunda bitti a dostlar" diye seslendirmek istediğim kitap oldu benim için Muhteşem Gatsby. Sonunda bitti, ve bunun hakkında bir yazı yazmak istemedim açıkçası. Kötü bir kitap değildi. Ama ince olup da bir an önce bitirmek istediğim tarzda kitaplardan biri oldu benim için... Konu bütünlüğünü ben yakalayamadım belki de. Ama Muhteşem Gatsby'ye kadar birçok kişinin de hayat hikayesi eklenmeye çalışılmış. Ancak sonlara doğru tam odaklanabildim. Filmini izleyeceğim en kısa zamanda, bakalım belki o zaman yazarım. :)


Perşembe günüydü, hava güzeldi bu fotoğrafı çektiğimde. :) Nihayet balkona çıkabilmiş olmanın hoşnutluğu vardı içimde. Balkonumuzda oturmayı ve denizi seyretmeyi özlemiştim baya... Ama tamamen balkona çıkmaya daha var. Tamamen dediysem, yaz sonuna kadar. :) 

Perşembe günü yengemlerin de gelmesi ile, bir keyif anı yaşadık balkonda. Gün batımına, gökyüzüne, bulutlara, kısacası doğaya aşık biri olmam sanırım annemden geliyor. İçimizde doğayı geçtim, gökbilimine en çok meraklı olan annem vardır. :) Sanırım benim bu merakım ve bol ilgim de bundan ötürü. Şu yukarıda görünen resimle, içime bir ferahlık geliyor ki; annem ve yengemler ile sohbet eşliğinde manzaraya karşı oturmak nasıl rahatlattı siz düşünün... :))


Cumartesi günü 8 Mart Dünya Kadınlar Günüydü... Benim hayat sahnemin başrollerini oynayan iki kadının kadınlar gününü kutladım bende en çok kadınlar gününde... :) Tabii bu resim eski bir resim. 2008 ya da 2009'dan... Kadınlar, Kadınlarımız, iyi ki varlar değil mi... :) Ablam, annem (iyiki varsınız) ve tüm kadınlarımızın geçmiş Dünya Emekçi Kadınlar Günlerini kutlarım tekrar... :)


Ve buyrun, ailecek geçirilen güzel bir Pazar'dan çıkan en güzel görüntüydü bu da; 3ü birarada... :) Annem, yeğenim Kağan ve ablamı birarada oturur görünce dayanamadım işte. 3 nesil birarada işte. :)

Dün Ablam, eniştem, Kağan ve babaannesigil geldiler bize. Nasıl özleşmişiz yine, Kağan'ımla bir günlük kavuşma yaşadık. Ve haftaya kavuşacağımızın da haberini aldık dün ablamlardan. Kayınvalidesigil dönüyorlarmış, Kağan'ım da bize dönüyor tekrar. :) Hayırlısı artık, son 1 haftaya girdik. Tek bir duruma üzülüyorum, Kağan'ımın anne babasından haftaiçi uzak olmasına. Ama yalan değil, kuzumun geri döneceğine seviniyorum bu durum haricinde. :) 

Dün dolu dolu bir gündü dün, geride bıraktığımız hafta ile beraber. Bu haftada öyle olsun inşallah...
Bugün haftaya ders programım ile başladım. Son 1 haftada, ders programımı net olarak oturtmalıyım Kağan gelmeden...

Bir hafta daha böyle geçti işte. Mutlu ve verimli haftalar diliyorum yeniden cümlemize. :))


8 Mart 2014 Cumartesi

Not Aldım Veya Not Ettim - #7 - Fırsat Bekleme Fırsat Yarat


Not Almak Veya Not Etmek... Bu yazı dizisinde hayatımın içinden not aldıklarımı, sevdiğim veya hoşlanmadığım şeylerden not ettiklerimi, düşüncelerimi ve kaydetmek istediklerimi göreceksiniz... :)

Daha önceki "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı altında notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık... :)

Geldik bir haftanın daha notlarına. Her yazı dizimi ayrı seviyorum ama, bu yazı dizimin yeri bir başka olmaya başladı bende. :) Not almayı, not etmeyi seven garip biriyim sanırım. Son zamanlarda da iyice artmaya başladı. Ama ben keyif alıyorum tabii bu durumdan. :) 

Gelelim bu haftanın notlarına. Aslında nereden başlasam bilemiyorum, bir önceki haftanın ardından çok hoş bir hafta geçirdim. Sonunda elimde sürünen bir kitabı da bitirdim. Ondan başlayayım en iyisi. :)


Bay "Muhteşem Gatsby" ve İnce ama oku oku bitmeyen kitaplar;

- Ben kitaba son zamanlarda Bay "Muhteşem Gatsby" demeye başladım, zira çok sıkı fıkı olduk. Okuduğum kitaplarımın her daim yanımda olmasını seviyor olsam da, bu kitap ile pek iyi anlaşamadık. Şu durum var ki, kitapta birçok kişinin hayatı sığdırılmaya kalkışılmış. Düşünüyorum; tamam belki içerik açısından gerekliydi. Ama ben baş karakterin başından itibaren daha çok anlatılmasını isterdim diyorum hala. Çünkü Bay Muhteşem Gatsby'nin hayatı hakkında sonlara doğru odaklandılar iyice. Sanırım pek bir merak uyandırmak istemiş yazar, ama meraktan çok uzatmak gibi gördüm ben bu durumu. :) 

- Bu kitap sonlarına doğru sevdiğim bir kitap oldu yani. Çarşamba gecesi uykuya geçmeden öncesi 1 saatimi ayırıp son 30 sayfasını okudum. Ve keşke baş noktalarla, burayı çabucak bağlasaymış dedim. Bir daha bu kadar uzun süreli bir kitabı elimde süründürmemeye çalışacağım. Zira diğer kitaplarıma pek yönelemedim bu kitap yüzünden... 

- Bazı kitaplar vardır, kalındır; sürdükçe sürsün istersiniz. Ve öyle kitapların elinizde oluşu sizi rahatsız etmez, bitsin istemezsiniz... (Kristin Hannah, Debbie Macomber ve Adam Fawer kitapları gibi) Ama bazı kitaplar vardır, incecik de olsa bir türlü bitiremezsiniz. Bir an önce bitsin diye bakarsınız, ama bir türlü bitmez. Muhteşem Gatsby benim için ikinci kategoride idi işte... :)


- Benim için İstanbul...

- Toplasam ömrümde 2 ya da 3 kez gitmişimdir İstanbul'a. Aramıyorum da doğrusu İstanbul'u birçoğu gibi, yine de uzaktan seven ama birkaç yerini de ileriki tarihlerde görmeyi planladığım bir şehir... Güzelliğini yere göre sığdıramasalar da, çok büyük bir yer oluşu beni korkutuyor sanırım. Çok fazla bir anı yaşamadığımızdan belki İstanbul'da, Ankara gelir Bursa'dan sonra benim için şehir olarak. Gerek şehir olarak, gerek anılarım olarak, gerek de sevdalısı olarak... Ankara ile ilgili hislerimi ve değerli oluşunun sebebini buradaki yazımda bulabilirsiniz... (Bu sıra Ankara'yı özledim yine biraz)

- İstanbul'a gelince tekrar; şu resimde gördüğüm kadarıyla izlemek çok güzel benim için. Sanırım ben İstanbul'u uzaktan seviyorum... İleriki tarihlerde gidişlerimizde kaynaşmayı çok isterim, ama her gidişimde nedense büyüklüğü ve kalabalıklığı korkutmuştur beni. Kendimi o kalabalığa ait hissedemedim hiç, böylesi de güzel bence ama... :) 

- Ceyhun Yılmaz Alem Fm'de program yapıyor. Ve programın reklam aralarında da Pacya köşesinde internetten, şiirleriyle ve konuklarıyla sohbetle yer alıyor. :) Radyo'nun görüntülü hali, uzun zamandır radyo dinleyen ben için elbetteki garip. Ama bu durumu seviyorum. Hele ki, başlamadan önce arkada gördüğüm şu görüntüyle İstanbul'u seyretmek ve günü sonlandırmak çok hoş geliyor yine bir süredir... 

- Ben bir Onur Yar severi ve dinleyicisi olarak, Ceyhun Yılmaz'ı sık sık takip edebilen biri değildim. Ara sıra dinleyebiliyordum. Çünkü program saatleri çakışıyordu. Ceyhun Yılmaz da sesiyle sohbetiyle sevdiğim bir şair ve radyo programcısı... Ancak Onur Yar askere gidince, Ceyhun Yılmaz'ı tam zamanlı dinleyebilmeye başladım. Onur Yar'a gelince, kendisi Acemi birliğini bitirmiş, geçenlerde Kıbrıs Girne'ye gitmiş. İnstagram'dan resim yolladı bu hafta, Allahım tüm askerlerimize yardım etsin. :) 

Haftanın Şarkıları;

- Bu hafta en çok dinlediğim şarkılardan biri, Nev'in Bazen adlı şarkısıydı. Sözleri anlamlı geliyor bana, hemde çok anlamlı. Bir de Sarah Jaffe'nin Clementine şarkısını çok dinledim... İkisini de şiddetle tavsiye ediyorum bu yazımda. (Şarkıları youtube'dan ekleyemiyorum bloğuma bir süredir. Çünkü youtube videoları bloğumda açılmıyor. Sorunu çözebilirsem en yakın zamanda süper olacak)

- Bu hafta ve önceki hafta bir defter tutmaya başladım bu arada; İzledim, Dinledim temalı bir defter bu... İzlediklerime ve dinlediklerime beğendiğim ölçüde değer veriyorum ve bunları not ederek ileride hatırlamaya yönelik bir defter daha tutmaya başladım yeniden. Böyle bir defteri önceden de tutmuştum, kesinlikle çok eğlenceli... :)

- Fırsat Bekleme, Fırsat Yarat demişler...

- Kendi fırsatlarımı oluşturmaya devam ediyorum. Ve sanırım başarılı olma yolundayım kendimce. Bu sözü hatırlamak ve her baktığımda da tekrar tekrar hatırlayabilmek için not ettim kendime bu hafta. Buraya da not edeyim dedim, burası da benim hayatımın bir parçası oldu zira. :) Açıp açıp böyle notları okumak, olumsuzluğa düşeceğim esnada toparlıyor beni... :)

- Bu haftanın notları yazısının, yani bu yazının, notu; Fırsat Bekleme Fırsat Yarat, yani "Don't wait for opportunity. Create it." -Bir yandan da ingilizceyi geliştirmeye devam tabii... =) 

Ve Kadınlar Günü Bugün... 

- Başta annemin ve ablamın kadınlar gününü, onlar benim hayatımda başrol oynayan kadınlar, ve sonra da tüm emekçi annelerimizin ve kadınlarımızın gününü kutlarım. Kahraman Tazeoğlu'nu çok severim bilirsiniz, bugün twitter hesabında şöyle bir not paylaştı; "Bugünün adı olan kadınlarımız... Aslında her günümüzün adısınız siz..." Ne güzel bir kutlama biçimi değil mi ama? :) Bir gün değil, her gün dikkate alınması gereken bir konu kadınlarımız... :)

Bir hafta daha böyle bitmek üzere. Kağan'ım geliyor ve müthiş bir gün olacak yarın da. :) Çok mutlu haftasonları diliyorum cümlemize. Sevdiklerimizle veya sevdiğimiz şeylerle dolu dolu bir haftasonu geçirelim inşallah. Sevgilerimle... :)


7 Mart 2014 Cuma

Sırası Gelmişken...


Sırası gelmişken, ve ben kendimi toparlamışken yazma vaktidir dedim. Bugün diyeceklerim var, gün bitmeden. Birkaç gündür yazamadım hüzn-ü sebebimden ötürü. Bu konuda daha fazla konuşmayacağım. Ancak okumamış olanlar varsa o yazılarımı, burada ve buradaki yazılarımdan okuyabilirler... :)

Bu sıralar, elimde 1 aydır sürünmekte olan kitabım Muhteşem Gatsby ile ve defterlerimle uğraşıyordum. Ve nihayet dün gece uyku öncesi vaktimi Bay "Muhteşem Gatsby" için ayırdım. Ve uyumadan önce bitirip, içimi rahatlattım. Bugün-yarın diğer kitaplarıma dönebilirim artık. Ve bir daha da elimde sürünen kitap olursa, daha kısa sürede bitirmeye çalışacağım, olmuyor böyle... :)



Cuma günü bitmeden aklımdakileri ve içimdekileri söylemek istiyorum bugün. Geçenlerde Olmuyorsa Zorlamayacaksın demiştim. Hala sözümdeyim... Ama bu bazı durumlarda olasılık olarak bile görmek istemediğiniz durumlarda geçerli değil tabii ki. Aslında olmayacağını gördüğünüz halde, zorladığımız şeyler için geçerli...

Aklımda hayallerim, isteklerim, çabaladığım şeyler var; uğrunda başarabileceğimi düşündüğüm şeyler bunlar. Kendimi bildiğim, kendimi tanıdığım ölçüde devam edebileceğimi biliyorum... Hani bazen insan bir dönemde iken, karşısına belirli sözler çıkar; bulunduğu duruma uygun... Bulunduğum duruma ve hayallerim uğruna çalışırken karşıma böyle şeyler çıkıyor benimde bu sıra yine...

Öğüt tarzı bu sözlerden birini Uğur Koşar'dan duydum mesela. Gülben Ergen'in programında geçen hafta Uğur Koşar konuktu. Dedi ki; Allah duasında ısrarcı olanı sever. :) Çok doğru ve güzel bir laf...

İnsan yapmak istediğinde ısrarcı olduğu kadar, başarıya ulaşabilir bir noktada. Bu birçok başarıda böyledir. Olmuyorsa da zorlamamak gerekir tabii sonrasında... :) Şöyle bir söz de vardı bu konuyla ilgili, çok sevmiştim;

"Kişinin hayal gücüyle düşlerinin gerçekleşmesi arasındaki mesafe, yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir." Bu da Halil Cibran'ın sözü... :)

Aslında istediklerimde yeteri kadar ısrarcıyım biliyorum. Ama bazen insan desteklenmeye ve yüreklendirici sözler duymaya ihtiyaç duyuyor. Bu isteğim; kendime inanmadığından değil de, olmak istediğim yolu daha da düşünmemi sağladığından... Yanımızdakilerden aldığımız desteğin yanında, kendimizi gerçekleştirme yolunda bazı öğütlerin yeri büyük benim için... :)

Böylece bitirmeli artık bu yazıyı... Demek istediğim, devam ediyorum hayallerimi gerçekleştirmeye. Ben hayallerimi gerçekleştirmeye çalışıyorum, her hayalimi gerçekleştirirken biraz da kendimi gerçekleştirdiğimi biliyorum. Umarım başaracağım, kendime ve hayallerimi gerçekleştireceğime inanmaya devam ettikçe...

Kendini Gerçekleştirmek; psikolojide insanın kendini ifade etmesidir... İnsan kendini ifade etmek istediği yönde ilerler ve başarıya veya kendince istediğine ulaşabilmişse, kendini gerçekleştirmiş demektir. Kendini gerçekleştirmek, hedefine ulaşmak isteyen kişi, hedefine giden yolları takip eder. Hedefinden saptıran yolları tercih etmez... (Benim anlatımım ve bildiğimle Kendini Gerçekleştirme'nin tanımı) :)

Sevgilerimle...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...