9 Şubat 2014 Pazar

Kahve Tutkusu



Bir tutkudur kahve sevgisi, ve rejimde de olsan vazgeçememektir bu sevgiden. Öyle bir sevgidir ki, azına kanaat edilir. :) Bir tek kahven vardır elinde çünkü, çikolatadan aldığın mutluluğu verebilen veya canın sıkıldığında yanında bir dostun da olmasa toparlayabilen seni... Canım sıkıldı mı derdime derman olmuştur bir fincan kahve çoğu zaman, evde yalnız kaldığımda özellikle.

Durum şu ki, 1-2 ay'ı geçen zamandan beri, yediğime içtiğime daha da dikkat eder oldum. Hem bundan sonra olağandan da çok sağlıklı beslenme için hem de zayıflayabilmek için. (Ki zaten sağlıklı beslenme hayatımda olan birşeydi ki, şekeri bırakmak, belirli saatten sonra yemelere dur demeler gibi düzenlemeler eklendi buna bir de)

 Bazı arkadaşlarım kahveden de vazgeçmemi isteseler de, bir tek kahveden vazgeçemedim ben. Şekerden, tatlının fazlasından ve bazen de tatlının tamamından, kısacası diğerlerinden vazgeçebildim ama kahvenin tatlı aromasından haftada bir de olsa tatmak istiyorum hala. Çok mudur ki? :)


Kahve'nin Faydaları Ve Zararlarına Gelirsek;

Birçok kaynaktan duydum ve biliyorum ki, vücudun kafein'e de ihtiyacı vardır. Tabii ki zarar getirmeyecek ve bağımlılık yaratmayacak dozu ayarladıkça... Birçok kaynaktan edindiğim bilgiye göre; günde bir fincan Türk Kahvesi içmenin, kolestrole iyi geldiği ve kanseri önlemeye yardımcı olduğu söylenmektedir. Kahve sevdiğim için uydurmuyorum, doğrular bunlar. :) 


En çok bilinen ismi ile anılan Nescafe'nin ise, (aslında başka ne denilebilir bir fikrim yok o derece dile dolanmış ya, hayret); Tümörü küçülttüğü, Baş ağrısı derdine derman olduğu, Toksinlerden arındırıcı, Pankreas'ın dostu ve depresyonun da düşmanı olduğu konuşuluyor. Elbette bu faydaları saydığımız gibi zararlarını da sayabiliriz. Ama başlı başına zararlı olarak görmek bence yanlış.


Kahvenin zararlarının en başında; büyük ölçüde uyarıcı olduğunun söylenmesi, bu nedenle uykuyu kaçırması veyahut uykuyu kaçırmasa da gece uykumuz sırasında rahatsız etmesi söyleniyor. Oysa tüm bu söylenen zararlar maalesef bende görülmeyen zararlardan, eğer dozu kaçırılırsa elbet uyku da kaçar tabii... Hamilelerde doktor kontrolünde belirlenen miktar geçirilirse düşük tehlikesi oluşturabileceği için yasak olduğu söyleniyor, bir de fazlasının zarar olduğu söyleniyor. Bunlar haricinde zarar olarak çok söylenen bir zararı yok efendim, tabii benim bildiğim ve araştırdıklarım doğrultusunda...


Bir de spor öncesi içilen sade sütsüz ve şekersiz kahvenin de, spor esnasında yağ yakmaya ve kalori atmaya yardımcı olduğu da söyleniyor, eklemeden geçersem olmaz...

Hem kahvenin ders anlarına da yardımcı olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Hangimizin ders anlarına eşlik etmedi ki bir fincan kahve? Hangi sohbetlere akıcılık sağlamadı?


*Bu resim 2-3 gün öncesinden çekildi, kullanmaktan keyif duyduğum bir fincan. 
Bazı anları kullandığımız objeler de daha güzelleştiriyor... 

Sağlıklı beslenmeyen bir tip değilim dediğim gibi, özellikle şu 2-3 aydır iyice sağlıklı besleniyorum ki şekeri tamamen, tatlıyı da olduğunca bıraktım. Ama kahveye gelince bırakamıyorum değil. Bir keyfim var o da ya sevdiklerimle çay içmek ya da kahve içmek. Kendime de çok görmüyorum bu durumu... (Cips ve kola tarzı şeyleri yemeyen biri olarak) 

Etrafından tepki alanlar var mı bu konuda bilmiyorum. Ama bir fincan kahve paylaşırsam, nasıl kilo vereceksin böyle diyorlar. Çay paylaşırsam ses seda yok. Çok enteresan bir durum. Ama sizde tepki alıyorsanız etrafınızdan, şekersiz bir kahve içtiğiniz halde; haftada birkaç tanesinden zarar geleceğini düşünmüyorum ben. Kendimizi savunmaya devam yani. Günde 1'i geçmediği halde bir zararı olmaz efendim. Ama biliyorum ki ben çalışsam, günde 2 tane bile içerim. :) 


Kahve içmenin akşam vakti zarar vereceğinin söylenmesi var bir de; ona biraz hak verebilirim. Yatmadan önceye yakın zamanda içildiği takdirde elbet zararı dokunacaktır. Bir kez o hataya düştüm yatmadan önce içtim itiraf ediyorum, bu bir ilk değildi ama sık yaptığım bir şey de değildi. Bir daha da yapmadım o hatayı o zamandan beri... Sözümü tuttum yani.

Aslında hiçbir şey olmadı da o gece, ama sadece biraz kalorili bir kahve idi içtiğim, Latte idi... Arkadaşım Pelin, kendimi kötü hissetmemi ve bir daha o saatte içmememi sağladı. :) Arkadaşıma teşekkürlerimi sunsam da bu konuda, kahveden tamamen vazgeçmeyi düşünmüyorum yine de. Sorarım size, yaşamdan tat aldığımız ufak tefek keyif anlarından da vazgeçersek, yalnız kaldığımız ve sıkıldığımız anları nasıl mutlu kılabiliriz? 



Siz bir kahve sever olarak, sevdiğiniz bir dergiyi veya kitabınızı okurken kahvenizi yudumlamaktan hemen vazgeçebilir misiniz? Vazgeçmeyin. Zaten hayatta nelerden nelerden vazgeçmek zorunda kalıyoruz, keyif anlarımızın bizimle kalmasını istiyoruz olmaz mı? 


Not: Vücudumuza zarar dokunmayacak şekilde, keyif anlarımızı öneriyorum elbette. Zararlı şeylere geçit veriyorum gibi algılanmasın. Ama sonuçta herkes kendinden sorumludur, değil mi? Görürsünüz zaman geçtikçe nasıl zayıflayacağım ben, İNŞALLAH... :)

Kısacası; Bir tutkudur Kahve sevgisi, azına da katlanılır, yokluğuna da. Ama varlığı da mutlu eder insanı, hele yanında sevdiklerin de varsa... 

Benim gibi hissedenler var biliyorum... 
Kahve kokulu Mutlu Pazarlar ve Mutlu Günler diliyorum, 
Sevgilerimle... 

8 Şubat 2014 Cumartesi

Not Aldım Veya Not Ettim - #3 - Süheyl-Behzat Uygur Kardeşler Candır


Not Almak Veya Not Etmek... Bu yazı dizisinde hayatımın içinden not aldıklarımı, sevdiğim veya hoşlanmadığım şeylerden not ettiklerimi, düşüncelerimi ve kaydetmek istediklerimi göreceksiniz... :)

Daha önceki haftaların "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı altında notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık... :)

Geldik bir Cumartesi'ye daha ve gelelim bu haftaki notlarıma... :)


* Bu hafta Çarşamba günü, 5 Şubat günü yani, Gülben Show'da Süheyl Uygur ve Behzat Uygur Kardeşler konuktu. Sevmeyen var mıdır bilemiyorum, ama benim için efsaneler arasındadır o ikili. Bir MFÖ, bir Metin Akpınar Ve Zeki Alasya ne ise, nasıl ayrı düşünülemezlerse; Uygur Kardeşler de öyle birşey işte... :) Allah ayırmasın da...

* Çarşamba günü deyim yerindeyse Gülben Show'u salladılar, Uygur Kardeşler. Cidden özlemişim yani bende. :) Gülben Ergen'de sıkça ekledi, Şahane Pazar'ı görmek istiyoruz yeniden ekranlarda diye. Çok ama çok güzellikler yaşattılar ekran başında bizlere, program yapsalar izlenir yine... Ben bir program da olsa onları görünce mutlu oldum. Nejat Uygur'da çok sevdiğim tiyatroculardandı, Allah Rahmet Eylesin...

* Ama sevdiğim bir tiyatrocuyu sahnesinde izleme fırsatını bir türlü yakalayamadım. Tiyatroya elbette gittim, ama sevdiğim bir tiyatrocuyu hiç sahnesinde izleyemedim. Yapılacaklar listeme yeni maddeler ekleyeceğim bu sıralar, o maddeler içinde Uygur kardeşleri tiyatro sahnesinde izlemek de olacak karar verdik annemle beraber. Onları sahnede izlemeyi çok istiyoruz... :)



* Rafet El Roman diyince bende akan sular duruyor. Küçüklüğümden beri çok sevdiğim bir sanatçıdır kendisi. Ve eski-yeni hangi şarkısını dinlesem hep içime hüzün ile mutluluk arası bir şey yerleşir. Çok garip de mi? :) Ben dinlemeye devam ettikçe sürüp gidecek içime bu değişik hisler eklenmesi, ne yapalım... Sanırım bu tanıdık bir sese alışmışlık ile, o sesin değişik bir rahatlatma durumunu sağlaması ve tüm güzel şarkıları bünyesinde toplayabilme potansiyeline sahip bir şarkıcıyı kabullenme durumunun bir araya toplanması gibi bir şey. (Değişik tanımlamalarda üstüme tanımıyorum. =)) 



* Kısacası Rafet El Roman küçüklüğümden beri sevdiğim ve tarzını benimsediğim bir sanatçı. Şarkıları ile bir ömür yetinebileceğimi bildiğim bir sanatçı. Sesine ve yüreğine sağlık... :) Bu hafta çoğunlukla dinlediğim şarkılarından birini paylaştım üstte. Rafet El Roman-Seni Seviyorum... :)



* Bu sene hep soğukların doğru dürüst gelmediğini, yağmurun da karın da doğru dürüst yağmadığını söyleyip duruyoruz. Ama farkında mısınız feci soğuk hakim dışarıda. Değişik bir hava dalgası var bu mevsim, fena üşütüyor insanı. Devamlı evde olduğum halde üşütmez iken, annem ve babamdan azıcık kaptım sanırım şifayı. 4-5 gündür bir garip boğaz kaşıntım vardı. Sabah kalkıyorum iyiyim, akşam yatıyorum öksürük ve nefes alamama. (Ben nefes alamama diyorum ama burun tıkanıklığından dolayı. Sanki bir buz koymuşlar burnumun önüne, soğuk havayı oradan çekmişim içime gibi).

* 2 gün önce bu böyle olmayacak dedim, Parol içtim bir tane. O toparladı beni o kötü hallerden yine. Parol dediğim, Thylot tarzı bir toz şeklinde satılıyor. Ancak ben Thlyot'un bana yaradığına denk gelmedim, eskiden kullanıp da denediğime göre söylüyorum. Parol öyle güzel toparlıyor ki, 2 gecedir daha rahat yatıyorum sayesinde. :) Garip bir soğuk algınlığınız varsa, eczanenize danışarak aldığınız takdirde Parol'u önerebilirim. (Bir soğuk algınlığı içeceği bile kullanırken, dikkatli olmak lazım. Her ilacın herkese aynı tepkiyi vermesi beklenemez çünkü)

* Diyeceğim şu; aman soğuklara dikkat. Neye uğradığınızı anlayamıyorsunuz, ayaz fena bu kış... :)


* İnternet'e sansür kararı Cumhurbaşkanı'nın imzasına sunulmuş bekleme aşamasında, biliyorsunuzdur. Eğer Cumhurbaşkanımızın da onayından geçerse, anahtar kelimeler doğrultusunda yanlış görülen her içerik mahkemeye verilmeye gerek duyulmadan 4 saat içinde kaldırılabilecek artık. Bunun bir hak koruma torba yasası olduğunu söyleseler de, bu hakları kısıtlayıcı bir davranıştır bence. Herkes istediği gibi internette özgürce dolaşabilmelidir. Ve Cumhurbaşkanımız da bu konu ortaya atıldığı esnada bu görüşte bulunmuş. Aynı şekilde kararlılığını sürdürmesini diliyorum, çünkü kim ister ki her girdiği tıklamanın veya her bilgisinin 2 yıl boyunca saklanmasını? Onca sorun varken ülkemizde neden ilk çözümlenmesi gereken konulardan biri haline gelmiştir bu konu?


* Bu konuda sizler de benim gibi düşünüyorsanız, buradan GreenPeace'in imza kampanyasına destek verebilirsiniz. Eklemeden geçmeyeyim; Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül şöyle demişti bu konuda;
" Benim görüşüm, temelde hiç bir özgürlük kısıtlaması olmamalı. İsteyen herkes internette istediği gibi özgürce dolaşabilmeli. "


* Ve haftanın en büyük bomba noktalarından biri de, dün açıklanan Aöf güz dönemi bahar final sonuçlarının açıklanmasıydı. :) Benim için bir ilk olarak yazıldı doğrusu bu sınav sonuçları tarihe... :) Dediğim gibi Aöf'ye yazıldım yazılalı hayatımda rastlamadığım notlarla karşılaşıyorum. Ancak daha öncede bahsettiğim gibi, bunun en büyük nedeni örgün öğretimdeki gibi ders görememek. Kendin çalışırken doğru düzgün planı oturtamadın mı olmuyor bu iş, görünen o çünkü. :)

* Geçen sene Bahar döneminde tutturduğum düzeni devam ettiremedim bu dönem. Ancak önümüzdeki dönemden itibaren yeniden düzenimi kuracağım inşallah.

* Şöyle diyeyim 2 tane FF'im geldi bu final sonuçlarımda, onun haricinde notlarım güzel. Dehşete düşmem gerekirdi aslında. Ama moral bozmadım, hala pozitifim ve başaracağıma inanıyorum bundan sonrasında da =) "Dehşete düşsem neye yarar ki. Zaten bir bakıma okuma aşkım hala sönmediği için okuyorum. O yüzden 6 senede de bitse olur" diyerek kasmamayı tercih ediyorum. "Olan oldu, yolumuza bakmak gerek" düşüncesi ile, yeni öğretim dönemi planımı daha işe yarar düzeyde yapma hazırlıklarına da giriştim bile... :) Önümüzdeki eğitim öğretim dönemi hepimize hayırlı olsun şimdiden. :)


* Brain Crain'i bilir misiniz? Kendisinin bir piano virtüözü olduğu söyleniyor. Kesinlikle katılıyorum, öyle rahatlatıcı parçaları var ki... Hangi eserini dinlerseniz dinleyin, güzel hisler veriyor size. Daldığınız düşünceler veya hissettiklerinizin ne olduğuna da bağlı tabii ki bu, ancak birkaç şarkısını dinleyince basit eserler gibi geldiği söylense de, bence çok etkileyici... Ben ilk Wind'ı dinlemiştim, o yüzden bu yazıyı Wind parçası ile bitireceğim. Ancak siz Rain'i de dinleyin fırsatınız var ise... :)


Okuduğunuz için teşekkür ederim, Sevgilerimle... :))

* Bu yazıdaki resimler, Google Görsellerden alıntıdır. :)

6 Şubat 2014 Perşembe

Sev de Gel Evladım



Ben bugün sizlerle güzel bir hikaye paylaşmak istiyorum; şiirler kadar böyle ders veren hikayeleri de seviyorum. Sizin de seveceğinizi ve bu konu hakkında düşüneceğinizi zannediyorum... Edebi yazıları okumayı seviyorum, hayatı yaşamak kadar okuyup ders almak da güzel oluyor. Bu sevdiğim edebi hikaye ve şiirler içinde Hz. Mevlana'nın öğütleri, şiirleri ve hikayeleri de var...


Hz. Mevlana Celaleddin Rumi; İslam ve batı dünyasında tanınmış, şâir ve düşünce adamıdır. Hz. Mevlana çoğunlukla öğretici hikayeleriyle ve hayata dair önemli öğütleriyle tanınır. Hayatını okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz... Ruhu Şad, Toprağı bol olsun Hz. Mevlana'nın.


*Resim; Ağustos 2012'de Konya Hz. Mevlana Ziyaretimiz için çekilmiş bir fotoğraf. Yapının bir kısmı o zaman bakımdaydı. Ve resimde ilerdeki bayan benim canım annem. :)

Aslında bu yazıyı Şeb-i Aruz zamanı yazmak istiyordum, ama sınavlardan dolayı herhalde kısmet olmadı. Tam hatırlayamıyorum şimdi, ancak taslaklarda görünce tamamlayıp yayınlayayım artık dedim... :) İyi Okumalar...


Üstte sevdiğimi söylediğim Hz. Mevlana'nın hikayelerinden biri şöyle;

Bir gün bir genç, Mevlananın kapısına gelip ;
_Beni müridliğe kabul buyurun efendim diyerek niyazda bulunur…

Mevlana gence bakar ve
_Hiç aşık oldunuz mu evladım? diye sual eyler.

Genç şaşkın bir halde ne diyeceğini bilemez.
Mevlana, müridliğe kabul edilmesi için önce bir kulu sevmiş olması gerektiğini söyler ve genci geri gönderir.
Genç ne yapacağını bilemez bir hal içinde ertesi gün tekrar tekkenin kapısını çalar ve isteğini yeniler.
Mevlana sualinde ısrarlıdır ve genci tekrar geri gönderir.
Üçüncü gün genç dayanamaz ve Mevlanaya bu isteğinin hikmetini sorar.
Mevlana mütebessim bir çehreyle müride döner ve

_Bir kulu dahi sevmekten aciz olan, nasıl yüceler yücesi ALLAHA aşık olmaya yol bulur?
Bir kulun ateşine yanmamış gönül, yüceler yücesinin aşkını nasıl bilsin de yansın?
Sev de Gel Evladım Sev de Gel !


Benim yorumuma geçecek olursak;

Ne de güzel demiş Hz. Mevlana. Bence de bir kulu sevmeyen ve bir kulu sadece yaradandan ötürü sevme tenezzülünü göstermeyen kişi, zalimlik içerir gönlünde. Gönüle sevda düşmezse, anlamaz iyiliklerin anlamını ve sürekli kötülüğe çalışır kalbinin aklı. Kalbinin aklı diyorum, çünkü kalbin de bir aklı vardır ki; çoğu zaman kalbe hüküm geçmez... Hikayeye bu açıdan da baktım ben yani, müridlik için değil yaşamak için de geçerli benim düşüncem yani.

Ben bu hikayeyi çok severim, çok doğru gelir çünkü. Bir kişiyi sevmemiş kişi Allah'ı tam maksadıyla sevemez demiş Hz. Mevlana. Ve çok doğrudur ki, insan çoğunlukla Aşık olunca daha iyi anlar Allah'ın kudretini. Bu bir çocuğa aşktır, bir karşı cinse aşktır, bir anne babaya aşktır. Mutlak ve mutlak bu dünyada aşık olunmalıdır. Ben kimseye aşık olmadım diyen yanılıyordur. Aşk da bizler için, bu dünyadaki diğer güzel şeyler de; hepsi Allah'a biraz daha yönelmemiz için. Bu hikaye bana bunları anımsatıyor işte...

Ancak;

Kötülük yaparak ve birilerinin üzüntüleriyle beslenerek yaşayan kişiler de var bu dünyada, bunları da anımsıyorum aslında sevmek ve severek yaşamak denilince. Bencillikten beslenen, sevse abartılı seven veya sevmeyi tam anlamıyla bilemeyen... Bu kişilere de Hz. Mevlana gibi karşımıza çıktıklarında Sev de Gel Evladım demeli. Sevgiden geçmeyen yol, yanlış yoldur gibime geliyor çünkü.

Sevmekten ve sevilmekten nasibini alamamak diye düşünüyorum fesat katarak düşünmeleri, üzmek için kötü laflar sarfetmeleri. Ve en kötüsü de eline geçen her fırsatı kötü şeyler için kullanma hakkını kendilerinde bulanlar... Pes edilmeyip sevmekten vazgeçilmemeli diyorum bu sebeple, bazı kötülükler sevginin eksikliğinden gelir diye inanıyorum çünkü. Sevmekten korkmamalı... Hz. Mevlana yüce bir şahsiyetmiş, isterim ki onun sabrından edinebilelim hepimiz. Aşırı sabır sahibi kişi olduğumu söyleyemem, ama sabırlı olduğuma da inanıyorum.

İnternetin gelişmesi ile içindeki öfkeyi büyüten nesiller de türemeye başladı. Bazen şöyle düşündüğüm bir gerçek; Teknoloji geliştikçe, insanlık geriliyor. Çünkü sevgimizi dahi uzaktan veya gizli gizli belli etmeye çalışıyoruz. Bunun bir nebze dahi gerçek olmadığını söyleyecek kişi pek tanımıyorum doğrusu...

Yanlış anlaşılmasın birilerini yargılamak için değil bu yazı, fikirlerim sadece bunlar. Zira etrafımda o kadar insan ilişkileri nedeniyle üzülen ve üzen insanlar görüyorum ki bir süredir, ister istemez üzülüyorum. Mantığımın almadığı şeyler dönüyor etrafımda bazen, gerek başkalarının gerekse de kendi ilişkilerimde... Değişen dünyaya ayak uydurup nasıl bu kadar etkili dönüşler yapabiliriz olumsuz anlamda, bazen anlam veremiyorum işte. Sanki geliştikçe sevgimiz mi azalıyor ne?

Değişmesini istediğim tek şey, iyi anlamda düzelmeler. 

Mesela; sevgisine yalan eklemeden sevebilmeli insan, sevemiyorsa da yaklaşmamalı kimseye can acıtmamalı...

Sevgisini gizlememeli, gizlememeliyiz artık. Bunu ben de yapıyorum elbet. Ama yeri geldiğinde de çok büyük cesaretler gösteriyorum uzun bir zamandır. Uzaktan uzağa bir sosyal platform üzerinden değil, yeniden gerçeğe dönmeli sevgi dolu sözcükler...

Çok dolmuş gibi gözüktüm değil mi bu konuda? Evet biraz doldum tabii. Gördüğüm üzere gerek sevmekten gerekse de teslim olmaktan korkan çok kişi var çevrede. Yalanın bini bir para zamanımızda. Gerçek sevgiyi bulsa da inanamıyor ki insan. Haksız mı peki? Hayır, tabii ki de haksız değil. Günümüzde başkalarının sevgisini kendi çıkarları için kullanan o kadar çok insan var ki; gerilerinde bir enkaz bıraktıklarını bilmeden kırar geçerler kalpleri. Sevseler de gelseler keşke, aslında o zaman anlarlar kırılmanın bıraktığı kalp acısını...


Ve ben tüm bu söylediklerimden aslında şunu demek istiyorum; Sevemeyenin yaptığı acımasızlığa ve kırılan kalbimize takılıp kalmaktansa, seven gönlümüzü kirletmemeye başkaları gibi acımasız olmamaya bakmak lazım. Sevmekten ve kendimize güvenmekten vazgeçersek, acımasız oluruz. "Sev de gel evladım" diyorum kalbimi tüm kıranlara, ki kırdıkları kalbimi toparladım etkileri eskisi gibi değil şükür ki... Kalbimi kırmaya yeltenenlere de aynı şekilde, "Sev de gel" demek istiyorum. :)

Ve Hz. Mevlana'nın şu sevdiğim sözleri ile bitirmek istiyorum bu yazıyı;

Daha yakın gel daha yakın,
Madem ki sen bensin ben de sen,
Niyedir bu senlik benlik?

Biz Tanrı'nın ışığıyız, Tanrı'nın aynası.
Işık ışıktan kaçar mı böyle?
Hepimiz bir tek kişiyiz, bir tek.
Ne diye böyle şaşı olmuşuz?

Haydi şu benlikten kurtul, herkesle birleş.
Kendinle kaldıkça bir damlasın,
Herkesle birleşirsen okyanus...

Hz. Mevlana...


Not; bilmişlik taslamak değildi bu yazıyı yazmaktaki amacım, sadece içimden geldiğince hissettiklerimi ve düşündüklerimi söylemeyi seviyorum. Özellikle de yazmayı seviyorum. Hz. Mevlana'nın öğütlerini önemsiyorum. Diliyorum hepimiz sevgiden geçen yolda bir olabiliriz, Sabırla ve sevgiyle...

Sevgilerimle... :)


Resimler; Ağustos 2012 yazından, Hz. Mevlana gezimizde çekmiş olduğum görüntülerden. Bal mumu heykelleri ile, sergiledikleri eski eşyalar ile canlandırılmış bir yer sanki Hz. Mevlana'nın müzesi ve bulunduğu yer. Ziyaret etmenizi tavsiye ederim.. :)

4 Şubat 2014 Salı

Bugün Dünya Kanser Günü


Bugün 4 Şubat Dünya Kanser Günüymüş. Ben tüm özel günleri aklımda tutabildiğimi söyleyemem elbette. Ama bu konuda benim de diyeceklerim var doğrusu... Böyle şeylerin özel günlerinin olması; bir nebze hastalık olmaları açısından güzel olmasa da, farkındalık sağlaması açısından hoş bir durum da aynı zamanda. Çünkü Kanser günümüzde epey yaygın bir hastalık oldu, olmaya da devam ediyor...

Kanser hastalığı için grip kadar yaygın olacak derlerdi bir zaman, dedikleri de oldu maalesef... Kanser hayatımızın en büyük dikkat edilmesi gereken unsurlarından biri oldu şimdi. Gerek 3 gerek de 6 ay olmak üzere, kontrollerimizi sık sık yaptırırsak bu hastalığın erken teşhisi ile yenilgi kazanabilecek tarafı olabiliriz diye düşünüyorum. Bu yüzden, bir gün değil her gün bu olguyu dikkate alarak kontrollerimizi yaptırmayı hayatımıza yer edinerek, Kansere savaş açalım.

Bu konuda Sağlık Bakanlığı'nın dünkü konuşmasında önemli birkaç nokta var doğrusu. Doğru bilinen yanlışlar varmış ki, Bunlar;

"Kanser hakkında konuşmaya gerek görülmemesi." Bu sanırım kanser hastalığının çaresi olmadığına inanıştan geliyor biraz da.

"Kanserin hiçbir bulgusu veya belirtisi yoktur." Oysa bu da yanlışmış, pek çok kanser için belirtiler mevcut olabiliyormuş. Ancak dediğim gibi sağlık konularını ihmal etmeyerek düzenli kontroller ve erken teşhisler ile bu belirtilerin kanser olup olmadığı anlaşılabilir.

"Kanser için yapabileceğim hiçbir şey yok." Ve bu da bir diğer yanlış. Günümüzde gelişen tıp ve teknoloji sayesinde birçok kanserin tedavisi özellikle de sık görülenlerin tedavisi mümkünmüş.

"Kanser tedavisi alma hakkım yok." Bu konuda da şöyle denilmiş; "İnsanlar kanıtlanmış ve etkin kanser tedavisini eşit koşullarda ve herhangi bir bedel ödemek zorunda kalmadan alma hakkına sahiptir." Bu da hastalığın tedavi aşamasının belli bir kısmı için geçerli sanırım...

Son olarak diyeceğim şu ki;

Son 5-6 yıl içinde çevremde kaç kişi oldu Kansere yakalanalı; sayamadım. Ancak yarın birgün bizim de başımıza gelmeyecek diye birşey yok, "Önce tedbir sonra tevekkül" demiş atalarımız değil mi? Tedbir'i elden bırakmayalım, kontrollerimizi ertelemeyelim. Hastalarımıza acil şifalar ve hepimize sağlıkla nice seneler diliyorum... :)

Sağlık Bakanlığı'nın Kanser hakkında yaptığı açıklamaların tamamını buradan okuyabilirsiniz.

3 Şubat 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam - #35


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,
Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım için buraya tıklayabilirsiniz. :)

Bakalım bitirdiğimiz hafta nasıl geçmiş? :)


Haftaya bu resmi paylaşarak başlamıştım. Aslında hayata dair, yaşamaya dair güzel eylemler bunlar değil midir? Bunlardan birkaç tanesi oldu mu hayatımızda, yaşamak daha güzel daha anlamlı... :)

Ve bitirdiğimiz hafta çok güzel başladı aslında, bir arkadaşım sağolsun bu hafta başında beni ziyarete gelmişti. :) Gelenim gidenim çok olmaz dediğim anda, şaşırdığım bir ziyaret oldu ve çok da sevindim doğrusu. Teşekkür ederim bu güzel ve ince ziyareti için arkadaşıma... :)


Julia Quinn'in Yüreğe Söz Geçmiyor kitabı, finallere hazırlıklarım dolayısıyla istemeye istemeye yavaş okuduğum bir kitap oldu. Senenin ilk kitabı ve Ocak ayının da tek kitabı oldu kendisi maalesef. Finaller bittikten birkaç gün içinde bitmiş oldu yani... :) Kitap güzel miydi konusuna gelirsek de, Katherine tarzı bir kitap diye almıştım ben bu kitabı. Ama bu daha değişikti Katherine'e göre. Güzeldi, çok severek okudum yanii... :)

Katherine dediğim kitap Anya Seton'un kitabıydı, bundan 1-2 sene önce okumuş ve tarih içerikli kitabı çok sevmiştim. :)


Ocak ayına bu resimle veda ettim. 10 Ocak'ta çektiğim bu fotoğrafı paylaşmam geç olmuş da olsa, ben bu resmimi aslında çok sevdim. Sadece yayınlamak geç vakte kısmet oldu. :) 

Ocak ayını yorumlamıştım bu resimle, benim için güzel geçen bir ay oldu. Dilimi ıssırarak yazıyorum aslında buraya da, nazar değmesinden korkuyorum. Ama şükür ki güzel kararlar alıp uygulama aşamasında da devam ediyorum kararlılığıma. Detaylarını bu hafta ki bir yazımda yazmıştım, Ocak Ayına Dair... Okumak isterseniz, burada. :)


Havalar bir iyi bir kötü gidiyor. Ama bu haftasonu neredeyse balkonlara çıkacaktık. :) Balkonlara çıkmadık ama, gün batımını camdan izledim ben. Zira balkona çıkmak yine de mümkün değil, soğuk bir esinti hakim havada. Aslında kışı tam anlamıyla yaşayamadık bu sene. Umarım havalar normal haline dönerler, çünkü böylesi de iyi değil. Resmen mevsimler değişti canım, neyse hayırlısı... :)


Geçen haftanın fotoğraflarından biri bu fotoğraf da. Geçen haftanın haftasonundan. Kuzumu dün gelirse ablam ve eniştemle bizi görmeye diye bekledik. Ancak kısmet olmadı. Özlem dönemlerindeyiz yine yani. :) Bahsetmiştim değil mi, ya da sözü geçmiştir muhakkak, hayatımızın her dönemi özlem ile doludur bir bakıma. Benim öyle oldu en azından çoğu zaman. Özellikle de ablam üniversiteye gidip gelmeye başladıktan ve okul bittikten bir süre sonra da evlendikten sonra... Ablama hasret duyma durumum birkaç senedir yakınımıza gelmeleri ile dindi şükür. 1,5 sene önce de Kağan katılınca ailemize, Kağan'a özlemimiz başladı biraz ayrı kaldığımızda... :) Ama elbette Allahım sağlık versin de herşeyden önce, yine kavuşuruz zamanı gelince. :)

Not: Kağan'ın Babaannesigil geldi Bursa'ya, Kağan 2 haftadır anne babasıyla evinde kalıyor o yüzden şimdi... Babaannesigil gidince, yeniden kavuşacağız bakalım. :) 


Ve Şubat ayının ilk kitabı. :) Umarım ayın tek kitabı olmayacak bu da, bir önceki ay gibi. :) Finalleri bitirdik, ders düzenini de bu sefer peşin peşin oturtursak, sevdiğim şeyleri yapmaktan vazgeçmek durumunda kalmam. :)

Dün yazısını yazdığım son kütüphaneye eklenen 5 kitabımın içinden bu kitap. :) Açıkçası çok merak ettiğim için önceliği bu kitaba verdim, filmini duyduğum için... :) 

Kütüphaneme eklenen son kitaplarımı yazdığım yazıyı okumak isterseniz, burada. :)

Ve bir hafta daha böylece bitti işte. Güzel bir haftaydı, nice güzel haftalarımız olsun böyle inşallah. 
Mutlu Haftalar diliyorum yeni haftamız için de... :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...