5 Ağustos 2013 Pazartesi

Güneş Pişmanlığı


Dünden beri büyük bir pişmanlık içerisindeyim; 2 gün önce, yani bu sezonda ilk denize girdiğim gün, denizden çıkıp "Azıcık güneşten faydalanayım" dediğim ve bu çabam sırasında feci yandığım için... O  ilk güneşin önüne oturduğum an ki aklımı peynir ekmekle yemek istiyorum. :/ Ben beyaz cildimden memnun olan bir insanım, yanmak istememiştim ki? :(

Aman siz sakın ha, böyle bir yanlışa düşmeyin. Ben ettim, siz etmeyin. :) Gerçi bizimki biraz da tam öğlen sıcağında gitmemize bağlı da oldu, özellikle dün... Ama kısaca; Mağdurum da mağdurum yani.


Şöyle Oldu; 

İlk gün güneşin zararsız olduğunu düşünüp, deniz kenarına oturup taşlarla oynadım efendim. Ne olduysa o sırada olmuş ilk zaten, farkında bile değilim. Deniz kenarında, kumsalda taşlarla oynamayı güzel deniz kabukları, istiridye kabukları ve taşlar toplamayı severim. Bir koleksiyon oluşturacak kadar var diyebiliriz. :)


İlk denize girdiğim gün halim böyleydi. Biraz kızarıklığıma rağmen, sezonu açmanın ve denize girmenin mutluluğu vardı üzerimde. :) 

Dün yine denizdeydik efendim. İkinci denize girişimizdi ve hava felaket sıcaktı. İlk gün yandığım yetmemiş gibi, dün kendimi koruma çabalarımla engel olamadım güneşin beni yakmasına. Gölgede bile yanıyordu insan. Bir ara denize girdim tekrar, başım sürekli denizde. Neredeyse tavuzkuşu gibi dolandım denizde. Yani bir yandım ki, sormayın. :)

Akşam geldiğimizde eve, saat 5'e doğruydu sanırım. Soğuk su ile duş aldım, irkile irkile. Ve saçlarımı taramakta epey zorlandık, saç dipim bile yanmıştı. Sonra kıpkırmızı kesildim iyice. Her yerim sızladı ve hala da sızlamakta... Odadan odaya gitmek, yemek yemek, kollarımı hareket ettirmek büyük bir sorundu benim için. Yüz mimiklerimizi kullanamaz oldum, gerginlikten. Aynı şekilde kollarım ve omzumu da hareket ettiremedim. :/


İlk gün geldikten sonra ve dün gece yatmadan önce felan kullandığım ferahlatıcı sprey de etkili oldu beni korumakta. İlk gün denizde çok etkiliydi üstelik. Oriflame'ın Optimals serisinden Yüz Spreyi. Ferahlatıcı özelliğinden dolayı cildime de epey etkisi oldu. Dünkü yangınım esnasında biraz etkisi azalsa da, beni iyi idare etti doğrusu... :)

Akşam yemeğinden sonra yoğurtlandım dün. Yoğurt cidden ateşimi biraz olsun söndürdü. 15-20 dakika beklettik cildimde. Acımasın daha çok diye, kurudukça yeniden sürdüm yoğurdu. Sonuç; en son bıraktım kurudu yoğurt cildimde, gittik direk yıkamaya. Ancak çok güneş geçmiş olacak ki başıma, başım döndü midem bulandı yıkamaya gitmeden öncesinde...  Soğuk su ile yıkadıktan sonra kurumuş yoğurdu, ferahlatıcı spreyimden sürüp yattım.


Sabah kalktığımızda, kahvaltıdaki halim buydu ne yazık ki. Gülmeye çalışıyorum orada, ancak pek belli olamamış gibi. :) Yüz göz şiş halde, belli oluyor mu bilmem...



Sabah kalktığımızda yüzüm şişmiş haldeydi. Anladım ki akşamcı göz kaşınmaları, yüz ağrıları boşa değilmiş. Ve güneşe alerjim olduğuna inanmak üzereyim bu ikinci güneş vakasından önce. (İlkinde Haziran sonunda, güneşten mi baharattan mı olduğunu anlamadığımız bir alerjik durum geçirmiştim. Sanırım o da tahmin ettiğim gibi güneştendi.)


Sabah kahvaltı öncesinde babam gidip eczaneden bir alerjik durumlar için Jel, ve 2 tane de yanıklar için krem aldı geldi sağolsun, kremler de epey tedavi etmeye başladı şimdiden. :) Önce jeli sürdük, yarım saat sonrasında da yanıklar için 2 kremi karıştırıp sürdük. Kremlerin biri Silverdin, sanırım yanık tedavisinde kullanılan en yaygın ilaçmış kendisi.

Sonuç cildimin sancısı biraz söndü. Ve bugün cildim su toplamaya başladı. Hakkımızda hayırlısı. Annem de yandı bu arada, onun da omuzları daha çok yanmış. Umarım toparlayacağız birkaç güne...

Bu durum ne zaman geçer tamamen bilinmez, ama kesin kararlıyım ki; bir daha ne güneşe çıkarım böyle, ne de korumamı düşük tutarım. Aman ben yandım, siz yanmayın. Bu havalarda çok ama çok dikkat edin kendinize. :)


3 Ağustos 2013 Cumartesi

Antalya'da Sezonun İlk Deniz Macerası...


Antalya'da tatil yeni başladı sayılır, en azından benim için. İlk denizime bugün girdim. Ve önümüzdeki Pazartesi Antalya'ya geleli 2 hafta dolacak... :)

İlk haftamız bahsettiğim üzere temizlik ile geçmişti. Bu hafta annemler 2 kere denize girdilerse de, bana ancak 3. denize girişimizde kısmet oldu deniz sezonunu açmak... :) Tatil güzel geçiyor doğrusu. Yaptığım internette takılmak ve bol bol kitap okumaktı aslında, ta ki bugüne kadar.


Bugünkü deniz sefamızdan bir fotoğraf... :) Yakın planı için aşağıya bakın. :)

Dün engelliler için düzenlenmiş bir plaj araştırmaya gitti babamla dedem. Ondan önceki gün, Lara İncekum Halk Plajında idik aslında. Ancak deniz dalgalıydı epey, ben giremedim. Bir de kumlu deniz olduğu için deniz sürekli bulanıyor ve çok çabuk kirleniyordu. En iyisi Konyaaltı diye düşünüldü. Ve dün Konyaaltında 2 tane engelli yolu yapılmış plaj buldular babamla dedem, sağolsunlar. :)

Bugün o plajlardan birine gittik. Yanlış hatırlamıyorsam 9 numaralı plaj olması lazım. Yanlışsam düzeltin lütfen. Plaja Engelli tuvaleti de konulmuş, duş kabini de... Böyle bir şeyi yapmaları güzel bir şey. Bence birçok bölgede olması gereken bir uygulama bu. Denize 1-2 metre daha yürüme mesafesi kalana kadar, beton yol yapmışlar. Yaptıranın da yapanın da eline sağlık. Ancak yalnız gelen engelli adayları için, sandalyesinden inip sürünmesini gerektiren bir adım, orası ayrı tabii... Denize ulaşılması için geride kalan mesafe de önemli şimdi...



Velhasıl, bugün epey güzel denize girdim. Rahatsızlığım dolayısıyla vücuduma en iyi gelen şey deniz benim için. Küçüklüğümden beri doktorların tek dediği denize götürün, bol bol yüzsün... Aslında bu konuda kışın da bir şeyler yapabilmem iyi olur diye düşünüyoruz. Ancak Hidroterapi almak mümkün olamıyor...

Epey yandım bu arada. Aman siz siz olun, plajda deniz önünde durmayın çok fazla. Acısı sonradan çıkıyor. Derler ya; Tatlı tatlı yemenin, acısı fena çıkar diye... =) Neyse öyle bir atasözü işte, anlayan anladı... Bu gece yatmak biraz zor olacak gibi, kollarım yanıyor. Yananı görür Allah, değil mi? :)


Üstteki fotoğrafın biraz daha yakını... Annem fotoğraf çekiyorum dedi, bende zafer işareti yaparım o zaman dedim. Ortaya, küçüklüğümün haricinde, ilk denizde çekildiğim resmim çıktı. Hayırlı uğurlu olsun. :) 


Bir de küçük kaza geçirdim bugün... :/

Talihsiz bir küçük kaza geçirdik babamla bir de. Bugün denizde kaslarımı çalıştırdığım gibi, en son denize girişimde diz kapağımın altına giren ağrı ile çıkmak istedim. Ancak akşama doğru epey dalga vardı denizde, epey zorlandık çıkarken denizden babamla.

İlk denememizde başarılı olamadık, babam sırtına aldı beni ama dalga zorladı babamı tutamadım. İkinci deneme daha da fenaydı; babamı tuttum ancak kıyıya geldiğimiz esnada büyük bir dalga bize çarpınca, önce babamı yıktı ve o esnada bende sırtüstü denize çakıldım. Ağzım, burnum, kulaklarım su doldu efendim, ki bu fecidir. Ve epey de korktum. Sanırım ucuz atlattık ama... O korkuyla dizimin arkasındaki ağrı da geçti gitti tabii, şok etkisi sanırım. :D

Neyse şükür ucuz atlattık, doğrulamadığımız ve babamla dinlendiğimiz esnada Özbekistanlı bir hemşire yardımımıza koştu annemle beraber. Ben kendime geldikten sonra da güzel bir sohbet başladı tabii ki. Hemşirenin arkadaşının eşi de engelli olunca... :) Her şerde bir hayır vardır işte, uzaktan gördüğüm beyfendi ve yakınları ile tanışıp güzel sohbet etme fırsatımız oldu. Kendi derdine eş değerde kişilerle konuşunca da ayrı rahatlıyor ya insan, öyle oldu işte. :)




İşte bugünkü deniz maceramız, bu yaz sezonunun ilk deniz macerası olarak tarihe geçti. Ve de hem eğlenceli hem de ufak kazanın nazarıyla geçti... :) Denize seferlerimiz, Allah izin verirse burada olduğumuz sürece sürecek... Bugünden sonra biraz daha erken gitme kararı aldık. Bakalım erken kalkmak nasıl olacak benim için. :)


Okuduğunuz için teşekkür ederim, Sevgilerimle... :)

1 Ağustos 2013 Perşembe

Fotoğraflarla 1 Haftam - #9



Geldik bir Fotoğraflarla 1 Haftam yazısına daha... Önceki Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarımı burada bulabilirsiniz... :)


Antalya'ya geleli bu Pazartesi tam bir hafta oldu. Ancak geçtiğimiz haftanın yazısını ancak yazabiliyorum. İnternet bu hafta biraz sorunlu da burada. :) Bu bir hafta içinde neler oldu neler... ? Buyurun... :)


Geçen hafta Pazartesi sabahı, erkenden kalktık ailecek. Ablam da bizimleydi bir gece öncesinden beri. Sabah uyanıp kahvaltımızı yaptıktan sonra manzara böyleydi, pırıl pırıl bir hava... :) Bu manzarayı özleyeceğim, tatile gittiğimiz yer Antalya olsa bile... :)


Ve aynı sabah, evden çıkmadan önceki Kağan'ın görüntüsü de buydu işte. "Ben Gidiyorum" veya "Biz Gidiyoruz" adlı fotoğraf çalışmam. =)


O gün yolculuğumuz saat 12 civarı başlayabildi ancak. Hava epey vurur sıcak olur dedik ama hava gerçekten çok güzeldi o gün. Biraz da yeni arabadan dolayı yolculuğumuz sarsıntısız geçti, ben eskisi kadar rahatsızlanmadım bir uzun yolculuk esnasında. :) 


Ve yolculuk akşam 7'de sona erdi. Kepez tepesinde Annanne-Dede ve Torun görüntüsü böyleydi... :) 


Ertesi gün çektiğim fotoğraf bu da. Dedemin evinin ilerisinde, Atatürk Heykeli var. Antalya'nın simgelerinden biri. Merkez diye de tabir ediliyor, bu Atatürk Heykelinin bölgesi. Geçen sene kenarlarındaki çiçeklendirmelerin çalışmaları vardı, bu sene çiçekler yerlerini almışlar. Tam olarak çekemedim, ancak dalga dalga bir görüntü oluşmuş iç içe. Güzel mi güzel yani... :)


Birkaç haftadır elimde olan kitaptan bu görüntü de, Üstün Dökmen'in-Kelebekler Ve İnsanlar kitabından. Rahatsızlığım dolayısıyla yarım kalmıştı bir süre. Bursa Kitap Fuarından almıştım bu sene, Üstün Dökmen ile de tanışma fırsatı yakalamıştım. :) Ama okuma sırası Temmuz ayında geldi ancak.

 Antalya'ya geldik, 2 günde bitirdim. Resmini çektiğim sayfanın başlığı ve içeriği çok hoşuma gitmişti, Sonlu Olmanın Sonsuz Kederi... Ne güzel bir anlatım değil mi? :) 

Severek okuduğum kitaplar arasına girdi bu kitapta. Yüreğine sağlık Üstün Dökmen... :)


Bu fotoğraf ise 27 Temmuz sabahından, yani doğum günümün sabahından. Sevgili yiğenim (yeğen) sabah erkenden beni tırmıklayarak uyandırdı, ne kadar direndiysem de sonradan uyuyamadım. Bende yataktan kalkmamaya direndim. Aradan 10 dakika geçti ki, annem Kağan'ı uyutup ayak ucuma koyunca pek bir zoruma gitti. :) Sıpa bizi uyutup kendi uyuyor, bir şey de denilmiyor ki Maşallah'dan başka. :))


Bu da doğum günü pozlarımdan biri, kahvaltı sonrasından. Geçtiğimiz hafta 21'imi doldurdum. Aslında 18'imden sonra büyümek sorun gibi gözükmeye başlamıştı. Bu sene dert etmedim ama. 30'a kadar yolu var, yaşlanmaya ne diyeyim. :D


Doğum günü sabahımdan akşamına kadar, o güne ait bir konuşma yapılmadı kimse tarafından. Bende sessizce bekledim birinden biri kutlarsa diye. Ancak süpriz hazırlayabileceklerini de düşündüm bir yandan. Akşamına yengemlerde, yengemin elleriyle yaptığı üstü hindistan cevizli, içi meyveli bir pasta vardı. :) Ellerine sağlık, süprizim çok ama çok mutlu etti beni... :)


Bu da yengemin yiğeni Meryem ile "Bileklik Kardeşliği" adlı fotoğraf çalışmamız. :) Tabii ki Solda duran sağdakine göre tombik kol benim kolum. :) Meryem'in hediyesiydi kolumdakiler, tüm herşey için tekrar teşekkür ederim. :)


Ve doğum günü akşamımdan bir fotoğraf da buydu. Kağan birçok şeyi anlıyor artık. Ve öpmeyi de biliyor, epeydir. Tabii onun öpmesine bazen dişlerini kaşıma eylemi de dahil olabiliyor arada ıssırıyor, o apayrı bir konu. :) Bu görüntü de Kağan'ın beni öpme istemi esnasında babamın çektiği bir fotoğraf. :)

 Ailemle nice sağlıklı ve mutlu yıllar diliyorum yeniden... 

İşte geçen hafta böyle geçti. Burada günler güzel geçiyor, akşamları internet sorunu var biraz. Bazen vodafone internetim bile çekmiyor. Ve tatil hemen hemen yeni başlıyor gibi. Temizlik ile geçti geçen hafta. Bakalım bundan sonrası daha eğlenceli geçecek diye umuyorum. :)

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Ben daha tatildeyim. Bayram da geliyor ne olsa, hepimize iyi tatiller olsun. :) Sevgilerimle...

Doğum Günüm- 2013


Bu Sabah adlı yazımda da yazdığım gibi, 27 Temmuz benim doğum günümdü. O gün ailemden kimseden bir doğum günü kutlaması alamamıştım. Tabii ablam hariçti. :) O yazımı okumak için buraya bakabilirsiniz...

Bir ihtimal de olsa unutmuş olabileceklerini düşünmüştüm ailemin ya, (ki ciddi ciddi "o ihtimal olamaz ya", diye de düşünmüştüm) işte o küçük ihtimal gerçekleşmedi şükür. :)


Buyrun şöyle devam edeyim; o akşam ne oldu? :)

O akşam yengemlere gidecektik. Hem akşam yemeği için hem de haftasonu tatil günleri olduğu için yengemlerde beraber olacaktık, öyle anlaşmıştık. Ama nedense sabah kalktığımdan beri evde o güne dair bir suskunluk vardı, oysa benim tek beklediğim bir kutlama olmuştu en azından. Ama ne yazık ki alamadım o kutlamayı, tarihten bahseden bile olmadı. :)

O gün sustum ve sabrettim bende. Unutmamış olduklarını düşünmek istedim açıkçası. gerisini de kafaya takmamaya çalıştım. Ama 21 yaşımı dolduruyorum, ailem sus-pus. Düşünün ki, yengemle facebook'ta konuşuyoruz o bile kutlamıyor. Anladım ki bir iş var bu işte. :)

Neyse, Akşam hazırlanıp yengemlere gittik. Yengem, dayım ve yengemin yiğeni meryem vardı, doğrusu ortalık normaldi. Yengemin ellerine sağlık, süper bir masa kurmuştu. Yedik kalktık, yengemler çay faslı için mutfağa geçtiler. Yengem, Annem, Meryem, hele hele bazen babam bile mutfağa gidip geldikçe, iyice işkillenip beklemeye başladım bende. Arkadaşlarımla mesajlaşırken ben, uzattılar da uzattılar süreci. Ben hala bir süpriz, olmadı unutmadık diye bir küçük tatlı getirecekler diye bekliyorum. :)



Yengemin yaptığı pastamı, Annem ve Kağan ile üflerken. :) 
Tekrar çok teşekkür ederim hepsine, iyi ki varlar canlarım. :)

Ve bekleyişim saat 22:30'a doğru sona erdi nihayet. Yengem salona girip eliyle ışığı kapatınca ve gülünce anladım başlıyorlar. Ve Meryem elinde beyaz bir pasta ile gelince, yüzüm aydınlandı iyice. Doğum günü müziğini de söylediklerinden sonra, "Nihayet biraz daha bekleseydiniz patlayacaktım." dedim, güldük hep beraber. Meğer daha fazla beklemeyi bile düşünmüşler ama sonra vazgeçmişler, şükür ki :)

O anı her sene yaşayabilirim yani o derece. :) Sevdikleriniz sizin yüzünüz gülsün diye bu kadar organize oluyorlar. Çok müthiş bir şey. İyi ki varlar. :) Çok ama çok mutlu oldum, iyiki varsınız ailem sevdiklerim, iyi ki yanımdasınız. :)

Yengem bana meyveli pasta yapmış, Muzlu kremalı hindistan cevizli... Akşam yemeğinde yediğim çok gelmişti, fazla yiyemememe rağmen. Ama pasta o kadar hafifti ki, tekrar tekrar ellerine sağlık dedim yani... :)


Bir sürü fotoğraf çekindik sonrasında, asıl fotoğraflar yengemin fotoğraf makinesinde kaldı. Tüm fotoğraflarla beraber yazı yazarım demiştim esasında. En azından yengemle beraber de bir fotoğraf koyma düşüncem vardı. Daha sonra yüklerim belki artık. :) Velhasıl dileğimi, (uzun diledim dileklerimi de diyebiliriz), diledim ve mumlarımı da üfledim. Pastamın üzerinde 21 yaşımın simgesi olarak 21 yazıyordu, yengem onu da düşünmüş unutmamak lazım. :)


Kısacası güzeller güzeli bir doğum günü hatıram daha oldu, bu yıl ki doğum günümle. Ve doğum günü gecemde Meryem ile 3 İdiots filmini izleyip sabahladık. Ben film veya sohbet eşliğinde sabahlamayı sevenlerdenim, Meryem de öyle... Nihayetinde nice ailemizle ve sevdiklerimizle geçireceğimiz güzel seneler ve doğum günleri diliyorum yine cümlemize...

Okuduğunuz için teşekkür ederim, Sevgilerimle... :)

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Bu Sabah - (21 Yaş Güle Güle)




Bu sabah Kağan tarafından yüzüm tırmanılanarak uyandırıldımm yine. Bu sıralar bu çok olmaya başladı. :) Ama bıdığa kızılmıyor da. Yataktan kalkmamaya direndim uyanmış da olsam. 

Sonra beni uyandıran Kağan bey, bir baktım ki ayak ucumda. Annem uyutup ayak ucuma da yatırınca pek bi bozuldum. :) Bizi uyandırıp kendisi uyuyor sıpa. Ne yapalım yaşımı başımı almışım, susayım en iyisi dedim bende. Ve an'ı fotoğrafladım... :)


Bugün benim doğum günüm. Parantez içerindeki sayı, doldurduğum yaşım. Bir yaşı daha geride bıraktım bugün. Sabah kalktığımdan bu yana doğum günüm olduğunu evde bilen bir ben varmışım gibi. Sıkıntıdan fotoğraf çektim durdum yine. Saçlarımı da biraz şekillenmiş görünce, Eğlendiririm kendimi dedim yine. Merak ediyorum doğrusu unuttular mı, rol mü yapıyorlar? :)

Resimlerle özetleyecek olursak bugünün sabahını;
 

1.) Saçlarımın şekilli güzelliğine kapılmış ben vardım önce. Ama Antalya'da iken saçlarıma kıyacak olmak canımı sıkmaya başladı azıcık. Allahtan kökü bende. :) 

2.) Annem ve babam 1 haftadır doğum günümden bahsetmiyorlar. Doğrusu unuttular mı diye işkillenmeye başladım. Ben fotoğraf çekerken kendimce, babam geldi; "Yoksa unuttunuz mu baba?" bakışı attım, anlamadı. Ama dedim ya, bakıştı işte. Belki sabrımı deniyorlar, belki de süpriz yapacaklar diye susuyorum şimdilik. :) Yine de unutmadıklarına inanıyorum.

3.) Bugün saçlarımı salıp bir değişiklik yapayım dedim, mavi kurdeleli tacımı taktım. Kahvaltı sonrası da fotoğraf çekinmeyi ihmal etmedim. 

4.) Bugün benim doğum günüm 21'i geride bıraktım. 22. yaşım da uğurlu gelecektir inşallah. Bu da doğum günü çocuğu hali. Tüm gelen; "İyi ki doğdun, İyi ki varsın" kutlamalarından mutlu olmuş bir Didem var bugün yine... :)


Bugün 21 Oldum... Doğum Günü Hislerim... :) 

21 yaşımı da doldurmuş olmanın verdiği garip hissiyat içindeyim sabahtan beri anlaşılacağı üzere. Birçoğu gibi 18 yaşıma kadar büyüme heveslisi olan ben, 18 yaşımdan sonraki yaşlarımı garipsemiştim bu seneye kadar. Ama her yaşın ayrı güzelliği varmış. Kötü hissetmiyorum kendimi artık. 21 oldum, 30'a kadar da sızlanmaya gerek yok diye düşünüyorum. Genciz daha şükür. :)


Doğum günlerime bayılıyorum, bir kutlama yapılsa da yapılmasa da... Her doğum günümde, "İyi ki doğdun, İyi ki varsın" gibi kelimeleri duymak hoşuma gidiyor. Ben içten olduğuna inanıyorum söyleyenlerin. Ve her sene de "İyi ki doğmuşum." diyorum. Annem ve Babamdan oluşuma, dünyaya gelişime, tanıdıklarıma hiç pişman olmadığıma şükrediyorum. 21 yıllık yaşamıma güzel dostluklar ve güzel anılar sığdırdığımı düşünüyorum. Bundan dolayı da mutluyum bugün... :)


Ve bu sene çok öğretici bir sene oldu yine. Yeni sınavlar verdim hastalığımla ilgili ve anladım ki savaşmaktan hiç vazgeçmeyeceğim, vazgeçmeyeceğiz. :) Hayat ince dersler verdi bir de bu sene yine, yapmam ve yapamam dediklerime "yaparsın" diye karşılık verdi. Büyük konuşmamak gerektiğini bir kez daha anladım... :)


Yeni bir yaş, yeni bir fırsat daha demektir. Geçen sene şöyle demişim,

"Her sene doğum günümde yaptığım bir şeydir; geride bıraktığım bir yaşı doldururken boşa yaşayıp yaşamadığımı düşünürüm. Geride bıraktığım yaşımı düşünüyorum da; ne bir pişmanlık var ardımda bıraktığım, ne de tasa… Eğer bilmeden, istemeden, fark etmeden, birini üzdüysem veya kırdıysam; Affola… Ve şimdi yeni yaşıma, Merhaba… :)"

Bu sene de pişmanlık duyduğum olmadı şükür, elimden geldiğince hayatı dolu dolu yaşamaya gayret ettim. Ve bundan sonra da devam edeceğim. Olur ya insanız; bilmeden, istemeden, fark etmeden, birini üzdüysem kırdıysam; Affola... Ve şimdi yeni bir yaşa daha, Merhaba... :)


Sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...